Muzik Kutusu << Geri Dön

Nikos Papazoğlu: Vardar'dan Esen Rüzgar Seni Aldı Götürdü..

Derleyen ve çeviren: Dimostenis Yağcıoğlu


NİKOS PAPAZOĞLU: VARDAR’DAN ESEN RÜZGÂR, SENİ ALDI, GÖTÜRDÜ...

Derleyen ve çeviren: Dimostenis Yağcıoğlu

Senin için nasıl bir anma yazısı yazayım be Niko? Sana nasıl vedâ edeyim? Ve nasıl başlayayım bu yazıya? Herşeyden önce, izin ver, sana tekil şahısta hitap edeyim. Tıpkı öndört yaşımdayken, ilkgençliğimin bütün kaygısızlığının verdiği cüretle, seni ilk görüğüm o gün yaptığım gibi...

İçimde bir şey düğümleniyor... Şarkılarınla tavernacıklarda büyüdüğümüz, o zamanlar, tıpkı aşk gibi sonsuz, bitmez-tükenmez zannettiğimiz şarap ve müziklerinle sarhoş olduğumuz, sen bağlamacığını çalarken sabahlara kadar dans ettiğimiz o geceleri her hatırladığımda daha yoğun bir biçimde hissediyorum içimdeki bu sıkışıklık duygusunu...

> class="MsoNormal"

Neredesin şimdi Niko? Yoksa Rasulis orada yeni bir albüm hazırlıyor da seni de mi çağırdı?

Çok kişi katıldı cenaze törenine.... Çoğu senin için şarkı söyledi, bazıları ağladı, diğerleri içindeki hüznü dışa vuramadı, başkaları da evlerine kapanmış halde seni sessizce andı...

Bu akşam bu yazıyı yazarken alt başlıklar kullanmayacağım. Alt başlıkları etiketlere benzetiyorum. Sen kimseye etiket yapıştırmadın.

* * *

Doğma büyüme Selânikli Nikos Papazoğlu, bundan 63 yıl önce doğdu. Ender bulunan bir ideolojik ve sanatsal hassasiyetin kılavuzluğunda, hayat yolculuğunda tutarlı bir yol izledi.

İlk şarkılarını, küçük bir stüdyoda, 60'lı yıllarına sonlarında kaydeder. Bunlardan bazılarını Olympians pop grubunun solisti Pashalis söyler. Pashalis askere gittiğinde, bir ara grupta onun yerini Nikos alır.

Yetmişli yılların başlarında, onu Almanya'da, Zealots grubunda, hemen sonra da Milano'da, müziğini Avrupa'da tanıtmaya ve lanse etmeye çalışırken buluyoruz.

Yunanistan'a 1976 yılında döndükten bir yıl sonra Papazoğlu, Manolis Rasulis ve Dionisis Savvopulos'la tanışır. Bu üç müzisyen birlikte “Aharnis – Mezarlıktan dönen Aristofanis” isimli tiyatro oyununun müziğini bestelerler. İki sene sonra, yine üçü birlikte, ama bu sefer Nikos Ksidakis'i de aralarına katarak, yeni Yunan müziği'nin en önemli albümlerinden birini hazırlarlar: “I Ekdhikisi tis Yiftias” (Çingeneliğin İntikamı). Papazoğlu, Selânik kentinin aşağı Tumba semtinde, “Ağrotikon” isimli stüdyosunda, yetmişli yılların sonundan başlayarak ve yirmi sene boyunca, yeni nesil müzisyenlerimizin çoğunu etkilemiş olan o müthiş şarkılarını yaratacaktır. Bütün stüdyo çalışmalarını orada kayeder ve “Stongili Dhiski” (Yuvarlak Plaklar) etiketiyle yayımlar. 1983 yılında “Haratsi” (Haraç) isimli muhteşem albümü çıkar. Bu albümde Nikos, rock müziğini keyif ve ustalıkla çalınan küçük bağlamayla [bağlamadaki – bunun Tğrkçe karşılığı cura olabilir], elektro gitar ve çelloyu buzukiyle evlendirir. Ve mutlu evliliklerdir bunlar. Böylelikle Yunan müziğinde yeni bir düzlem yaratır. Bu albümle birlikte Yunan müziğinde “Papazoğlu akımı” veya “Selânik ekolü” doğar. O albümün şarkıları, Avğustos, Idhrohoos (Kova), Lemoni stin Portokalia (Portakal ağacında limon), Haratsi, Karyatidha (Karyatis heykeli), Stala-stala (damla damla), Me to trağudhi (şarkıyla), Efhi (dilek), Hthes Vradhi (dün akşam), Perasa Etsi (öyle uğradım), Htipai Tilefono (telefon çalıyor), Yunan müzikseverlerin gönlünde temelli bir yer edinir.

Kendi kişisel albümlerinin yanı sıra, Papazoğlu, 1979'da Rasulis ve Ksidakis'in “Dithen” (Sözümona), 1984'te Dionisis Savvopulos'un “Rezerva” (Yedek) ve daha sonra “Zito to Elliniko Trağudhi” (Yaşasın Yunan Şarkısı) isimli albümlerinde de yer alır. Ayrıca, 1986'da Rasulis'in o çok sevdiğimiz ve meşhur “Pote Vudhas, Pote Kudhas” (Bazen Buddha gibi sakin ve düşünceli, bazen meşhur futbolcu Kudhas gibi hareketli ve atılgan) albümünde aynı adlı şarkıyı yorumlayarak onu ölümsüzleştirir. Unutulmaz Manos Hatzidakis'le 1988 yılında “Sto Sirio İparhune Pedhia” (Sirius yıldız kümesinde çocuklar var) albümünde birlikte çalışır. Yine Rasulis'le ama onunla birlikte Hristos Nikolopulos ve Pashalis Terzis'le de “Oli diki mas imaste” (Hepimiz bizdeniz) ve tekrar Rasulis'in “Skorpia 1” (Dağınık parçalar 1) adlı albümünde Ğlikeria ile işbirliği yapar.

Papazoğlu, bu arada kendi kişisel albümlerini çıkarmaya da devam eder. 1986'da Meso Nefon (Bulutlar vasıtasıyla), 1991'de de Synerğa (Alet edevat) albümleri yayınlanır. Aynı yılın Eylül ayında, Likavittos açık hava tiyatrosunda verdiği konserin canlı kayıtlarından oluşan albümü Epitopios İhoğrafisi (Yerinde Kayıt) dinleyicilerle buluşur.

Nikos Papazoğlu, yukarıda sözü edilen sanatçılara ek olarak, Horodhia Eyeu (Ege Korosu), Lizeta Kalimeri, Nena Venetetsanu, Manolis Lidhakis, Katerina Siamanda, Sarağuda Yasemi ve daha birçok değerli isimle de birlikte çalışma fırsatı bulur. Sokratis Malamas, Thanasis Papakonstandinu,  Orfeas Peridhis, Melina Kana gibi birçok yetenekli müzisyenin ve Mikres Periplanisis gibi grupların ilk adımlarını atmalarına yardımcı olur.

1995 yılında son çalışması “Otan kindhinevis pekse tin purudha” (Tehlikede olduğunda klaksonu çal) çıkar.

* * *

Layık olduğu gibi yaşadı, Nikos Papazoğlu; arzu ettiği gibi yaşadı. Karısı ve iki çocuğuyla, o güzelim çiftliğinde. Atlarıyla ve çiçekleriyle konuşurdu. Yalnız iyi dostlarıyla birlikte içer, her gittiği yerde geleneksel şarkıları, türküleri kaydeder, ama Yunanistan'ın birçok bölgesini, özellikle de unutulmuş bölgeleri kapsayan, her yaz düzenlediği ve ona eşlik eden müzisyenlerin oluşturduğu “Loksi Falanga” (Eğri alay) grubuyla gittiği konser turneleri dışında, Selânik civarından ayrılmazdı.

Birçok kişi için bir öğretmendi Nikos Papazoğlu – kendisi böyle nitelemelerden hiç hoşlanmazdı – müziğe çok az insanın gösterdiği kadar saygı gösterdi ve onunla riske atılmaktan çekinmedi. Röportaj vermekten, televizyon programlarına çıkmaktan, çok esaslı bir sebep olmadığı sürece, kaçınırdı. Kendi reklamını yapmaktan hoşlanmayan özelliğiyle müzik dünyasında ender bulunan bir karaktere sahipti.

Biz geride kalanlar, “Sti Roğmi tu Hronu” (Zamanda oluşan bir çatlakta) gibi, “Ena ki ena” (birebir) gibi, “O monahos o anthropos” (yalnız adam) gibi, “Fisikse o Vardaris” (Vardar rüzgarı esti) gibi, “Kalimera” (günaydın) gibi, “İne arğa” (şimdi artık geç) gibi, “Apopse siopila” (bu akşam sessizce) gibi, “Den ime piitis” (şair değilim) gibi, “Nikterino A ve B” (Gecesel A ve B) gibi, “Omos eğo” (lakin ben) gibi, “Matia mou” (iki gözüm) gibi, en şefkate muhtaç ve kırılgan anlarımızda ruhumuza dokunmuş, ruhumuzu okşamış şarkılarını söylemeye devam edeceğiz.

“Müzik eğitim ve kültürümüzde -- eğer buna öyle denebilirse -- bir karmakarışıklık hakim ve bu karmakarışıklık hem bestelediğimiz müzikte, hem de önümüze konan seçeneklerde, zorunlulukların ve kolaylığın özümüze koyduğu zorlayıcı ikilemlerde, bir taraf tutmak zorunda kaldığımız durumlarda kendini belli ediyor. Her halükarda, hangi kararı alırsak alalım, hangi seçeneği seçersek seçelim, kendimizin, benliğimizin bir kısmına ihanet ediyoruz, çünkü “biz”i birbirinden farklı, birbirine zıt unsurlar oluşturuyor. Sevgi, farklılıktan daha güçlü bir şeydir; mesele müziksel karşıtlıklarımızı, ki bunlar hepimizin içindeki karşıtlıklardır aynı zamanda, uzlaştırarak sentezlemek ve karışık ve meşru bir müzik türü oluşturmaktır.”

Niko'muza ‘güle güle’ diyoruz...

Nikos Papazoğlu hakkında çıkan iki makaleyi* harmanlayan ve dilimize kazandıran Dimostenis Yağcıoğlu’na sonsuz teşekkürlerle..
Muammer Ketencoğlu

* Ta Nea gazetesinde 17 Nisan 2011'de yayımlanmış makale  ile  Epohi gazetesinde 25 Nisan 2011'de yayımlanmış İoanna Skantzeli imzalı makale