Muzik Kutusu << Geri Dön

Meriç'in İki Yakasından Ezgiler [ 1 Kasım 2008]


MERİÇ’İN İKİ YAKASINDAN EZGİLER

A- TÜRKİYE TRAKYA’SINDAN EZGİLER

Muammer Ketencoğlu, 1 Kasım 2008

İstanbul

Tarih boyunca Trakya bölgesi sayısız halka vatan olmuştur. 14. yüzyıl ortalarında Bizans İmparatorluğu’ndan devralınan kültür birikimi ile Osmanlı kültürü, farklılıkları ve uzlaşmalarıyla yanyana yaşamıştır. Önce 1877- 1878 Osmanlı- Rus savaşı ( 93 harbi), ardından Balkan savaşları ve mübadele nedeniyle yaşanan karşılıklı çok büyük boyutlu göçler, bölgenin demografik yapısını temelden değiştirdi. Trakya’nın bugünkü nüfus yapısının şekillenmesinde 1950’de yapılan bir anlaşma ile Yugoslavya’dan göç ederek Trakya’ya yerleştirilen Türklerin, Arnavutların, Boşnakların ve  müslüman Makedonların da büyük bir rolü olduğunu eklemeliyim. Çeşitli dönemlerde Bulgaristan’dan göç eden çok sayıda Türk Trakya’ya da yerleşmiştir. Çeşitli dönemlerde Bulgaristan’dan göç eden çok sayıda Türk Trakya’ya da yerleşmiştir.  Sonuç olarak Türkiye Trakya'sında bu gün yerlesiyle beraber Balkanlar'ın hemen her yerinden gelen Türkler, Arnavut, Pomak, Boşnak, Makedon, Ulah kökenliler ve elbette Çingeneler birlikte yaşamaktadırlar. Her ne kadar ilgisizlik, uygulanan kültür politikaları ve modern yaşam tarzı yüzünden dönüşüme uğrayıp standartlaşsa da Trakya, Türkiye’nin en canlı ve renkli kültür mozaiğine sahip olan bölgelerinin başında yer alır.

Trakya, Balkan müzik kültürünün ve yaşam tarzının doğudan batıya coğrafi olarak başladığı yerdir. Çoğu göçmen olan ve türlü yerlerden gelen bu insanların en önemli ortak paydası “Balkanlı” olmaktır. Zengin halk müziği geleneğindeki ritimlere ve ezgisel yapıya genel olarak baktığımızda, Trakya bölgesi Balkanlar’ın küçültülmüş bir kopyası olarak algılanabilir. Kökenleri bakımından son derece çeşitlilik gösteren karmaşık bir folklor geleneği hala yaşamaktadır. Bölgede 9/8’lik ve 7/8’lik ritimde şarkılar ve oyun müzikleri çoğunluktadır. Bunun yanı sıra 5/8’lik, 4/4’lük, 2/4’lük, 11/8’lik ve 3/8’lik ritimlerde olanlar da az değildir. Akademisyenler karmaşık güreş müziğinin ritmik yapısıyla ilgili aralarında hala anlaşamamışlardır. Yüzyıllardır devam eden güreş etkinliklerine her zaman eşlik eden davul ve zurna, aynı zamanda Trakya köy müzik geleneğinin en eski ve tipik çalgılarıdır.

20. yüzyıl başından itibaren klarinet büyük bir hızla zurnanın yerini doldurma eğiliminde olsa da zurna önemini ve sevilirliğini halen korumaktadır. Kaba zurna olarak adlandırılan Trakya zurnası, Anadolu’daki diğer zurna çeşitlerinden her bakımdan daha olanaklı bir halk çalgısıdır. Efsane zurnacı Lüleburgazlı Küçük Hasan’ı ve Ahmet Özden’i burada anmadan geçemeyeceğim. Köylerde kapalı mekanlarda yapılan düğün ve eğlencelerde genellikle saz çalınır. Trakya’nın her yanına dağılmış Alevi- Bektaşi köylerinde müzik ve semah her zaman ibadetin vazgeçilemez bir parçası, hatta kendisidir.

Hoşgörüye dayalı Bektaşi inancını ve geleneklerini günümüzde de yaşatan bu köylerde birçok aşık ve zakir denen bağlama grupları bulunmaktadır. 14. yüzyıldan sonra Balkanlar’a yerleştirilen yörüklerle bazı Türk boyları Horasan ve Anadolu’dan götürdükleri kültürü yüzyıllarca korumuşlardır. Aynı zamanda Balkanlar’da birlikte yaşadıkları halkların müzik gelenekleriyle de kaçınılmaz olarak etkileşime girmişlerdir. Bu yüzden hem arkaik özellik taşıyan Bektaşi türkü ve semahlarında hem de genel olarak Trakya köy türkülerinde ritimlerde, ezgisel yapıda ve icra biçimlerinde Slav ve Arnavut etkisi açıkça görülmektedir. Günümüzde Türkiye Trakyası’nda çalınıp söylenen türkülerin büyük bir çoğunluğu göçlerle beraber Balkanlar’ın içlerinden Trakya’ya taşınmıştır. Halk kostümleri de bu ayrıştırılamaz etkileşimi açıkça yansıtır.

Trakya şehir müziği geleneği oldukça eski ve karmaşıktır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında İstanbul’dan Romanya’ya uzanan geniş bölgede büyük şehirlerde ortaya çıkmış, yine İstanbul’dan giden hanende ve sazendeler tarafından geliştirilmiştir. Çoğu anonim olan bu şehir şarkıları usta bir besteci elinden çıkmışçasına zengin ezgiler ve güçlü güftelere sahiptir. “Rumeli türküleri” olarak adlandırdığımız bu gelenek geniş bir ses aralığına dayanır ve çalmak ve söylemek özel ustalık gerektirir. Rumeli türküleri, Makedon, Arnavut ve Boşnak şehir müziği geleneklerini derinden etkilemiştir. Özel bir olgu olarak “Çalgiya” müzik tarzını ele alalım: Çalgıya müziği 19. yüzyılın ikinci yarısında Üsküp ve Ohri şehirlerinde görülmeye başlandı. Aynı Rumeli türkülerinde olduğu gibi keman, ud, kanun ve sonraları klarinetin bulunduğu çalgı gruplarınca icra edilip hep birlikte meşk tarzında söylenen çalgiya şarkıları Rumeli türkülerine öykünmeden daha öte bir yapıdaydı. Makedonca, Arnavutça, Sırpça, Çingenece, Yahudi İspanyolcası ( Ladino) ve Türkçe olarak seslendirilen bu şarkılar, Rumeli türkülerinin temel özelliklerini taşısalar da bu gelenekte olmayan makam ve ritimleri de içeriyorlardı. Rumeli türküleri bugün de Trakya ve Balkanlar’da düğünlerin, eğlencelerin ve konserlerin en temel ve sevilen repertuarını oluşturmaya devam ediyor.

Çingene müzisyenler, Trakya müziğinin tartışmasız en temel ögeleridir. Dünyanın birçok müzik geleneğinde olduğu gibi Trakya müziğinde de icrada ve geleneği geçmişten bugüne aktarmada her zaman en önemli rolü oynamışlardır. Onlar bunu toplumlarında yaygın olan mesleklerden biri gibi görseler de yaptıkları bunun çok ötesindedir. Bölgenin müzik kültürünü koruyan, aktaran ve icra eden biricik müzisyen topluluğu çingeneler olagelmiştir. Yaşanan büyük tarihsel göçlerden bağımsız olarak yakın zamana dek Trakya ve Balkanlar’da sürekli yer değiştiren göçer çingeneler, bölgenin müzik çeşitliliğini iyi öğrenmişler ve günümüze taşınmasına büyük katkı sağlamışlardır. Ayrıca elinizdeki kayıtlarda yer almasa da çingenelerin Türkiye’de nüfusça en kalabalık oldukları Trakya’da kendi eski müzik gelenekleriyle Türkiye’deki müzik eğilimlerini harmanladıkları özel bir Trakya çingene müziği geleneğinden rahatlıkla söz edebiliriz.

Türkiye ve Yunanistan Trakyası’ndan derlenen halk şarkılarının ve dans havalarının yer aldığı bu iki CD’lik çalışmada oldukça özel ve değerli kayıtlar bulacaksınız. Modern yaşamın gitgide hapsettiği bu paha biçilmez hazinenin parçalarını toplamak için köylerde ve şehirlerde dolaşıp kayıtlar yapan KEMO ve Lozan Mübadilleri Vakfı’nın gönüllü çalışanlarına sonsuz teşekkürler... Kayıtların dinlenebilir hale gelmesi için bize stüdyolarını açan Açık Radyo yöneticileri Ömer Madra’ya ile Jak Kohen’e ve ses teknisyeni Volkan Artunç’a teşekkürler...En büyük gönül borcumuz ise bu çalışmada seslerini duyduğumuz amatör, profesyonel folklor yaratıcılarına ve icracılarınadır.