Muzik Kutusu << Geri Dön

Notaların Işığına Adanmış Bir Ömür [ Evrensel,15 Kasım 1998]


Funda Yılmaz - Evrensel - 15 Kasım 1998, Pazar

"Notaların ışığına adanmış bir ömür"

İSTANBUL- O, notaları yoluna ışık tutmuş bir sanatçı. O notaların aydınlattığı yollardan geçerken, halkların kardeşlik duygularını ve barış umutlarını, kendi yüreğinden etrafa saçarak yürüyen bir sanatçı. Ve O, saçtığı tohumları, tüm halkların bu yolda yürüttüğü mücadeleye katkıda bulunacağını bilerek, teriyle sulamaya devam eden bir sanatçı: Muammer Ketencoğlu.
"İçli sevda türküleri, çaresizlikle kuşatılmış ninniler, ağıtlar, doğa türküleri ve iç gıcıklayıcı şakalaşmalar… İşte bir zamanlar bunlar vardı; ve savaşlar… Ve savaşlar, hem o zamanlar, hem de şimdi var; üstelik bütün türkülere karşı da adı konmamış bir savaş var. Nicedir unutur olduk bu yüzden onları. Oysa onlar kardelen çiçekleri gibi gizli gizli hayatlarını sürdürüyorlar. Belki geçmişe göre biraz daha zahmetli bir eşelemeyle çıkıverecekler toprağın yüzüne."

Kardelen çiçeği türküler
Kardelen çiçekleri, üzerlerini örten karın erimesi için soğukların bitip güneşin bir an önce toprak anayı ısıtmasını beklerler, geçmek bilmez kış ayları boyunca. Karlar erimeye başlayınca da dağların yamaçlarından gülümserler doğaya. Baharı, yenilenmeyi, özgürlüğü müjdelerler. Büyük bir sabırla verdikleri mücadeleyi haykırırlar tüm dünyaya…
Hakların acılarını, sevinçlerini, özlemlerini dile getirdikleri türküler de, Ketencoğlu'na göre birer kardelen çiçekleridirler. Ve onlar Muammer Ketencoğlu'nun yüreğinden taşan sıcaklıkla ısınıyorlar nicedir. Yine onun çabalarıyla, zahmetli bir eşelemeyle toprağın yüzüne çıkıveriyorlar yavaş yavaş.
Muammer Ketencoğlu'nun bu çabası çocukluk yıllarında radyo başında geçirdiği zamanlarda başlar ilk olarak. İzmir Tire'de oturmaları Yunan ve Balkan radyolarını da dinlemesine olanak sağlar. Radyo başında uyanan ilgi, trompet çalan dayısının, bir gün elinde bir akordeonla çıkıp gelmesiyle başka bir hal alır. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarında gerek okul korolarında vokal yaparak gerekse okul orkestralarında org ve bateri çalarak sürer müzikle içli dışlılığı Ketencoğlu'nun. 'İlk kulak ağrım' dediği Yunan müziğine sevdalanması ise ortaokul müzik öğretmeninin etkisiyle olur. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi olarak İstanbul'a geldiğinde ise artık farklı bir kimliğe bürünür bu aşinalık.
"Tire gibi bir taşra ortamında beğenilerimi estetik bir bütünlüğe sokamıyor ve bunun üzüntüsünü çekiyordum. Düğün müziği yapıyordum mesela. Üniversiteye başladığımda, kendim gibi insanları buldum. 70'lerdi ve bir sürü şey hisseden o insanlar grubuna dahil olmuştum ben de… Edebiyat, politika ve sosyal bilimler konularında bir sürü kitap okuyor, Marksist literatürü tarıyordum."

Bitmez tükenmez arayışlar
Üniversite yıllarındaki bu kültürlenme süreci, Ketencoğlu'nu bitmez tükenmez arayışlara sürükler. Müziğinde de kaçınılmaz bir politik anlam aramasına yol açar. "Bir arayıştı bu ve çok değişik aşamalardan geçti; Borges'in labirentlerinde dolaşır gibi. Japon müziğinde konakladı, Latin Amerika müziğine uğradı. Yani folklor müziği içinde de ne istediğini, ne aradığını bulmaya, anlamaya çalışma mücadelesiydi bu... 1987'den sonra dedim ki; mizacıma, zihinsel beklentilerime denk düşen tarz Yunanistan ve Balkan kökenli müziktir."
Müzikal tarzın belirlenmesi ve gidilecek yolun çizilmesiyle kendi duyarlılıklarına yakın insanların bulunması uğraşı birleşir ve "Sevdalı Kıyılar"da dolaşmaya başlar Ketencoğlu. Uğraşı boşa gitmez tabi. 1993 yılından itibaren grubuyla, "Yeryüzünün Yedi Rengi" adıyla verdikleri konserler devam ederken, 1996 Eylül'ünde yolu bir büyük ustayla kesişir.

Büyük ustayla tanışma
"Ağustos başlarında Atina yakınlarındaki Livadia Kasabası Belediye Başkanı'ndan Thedorakis'in 70. yaş günü ile ilgili düzenlenecek özel konsere bir davet aldık. 14 Eylül gecesi konser öncesinde Büyük Usta ile tanışıp elini sıkma imkanı buldum ve Türkiye'den götürdüğüm armağanları sundum… Konserde söylediğimiz Türkçe şarkılar ve rebetikolara şaşılası derecede coşkulu bir dinleyici katılımı oldu… Türk Yunan ilişkilerinin bütün olumsuzluklarına karşın o gece insan doğasında olan dostluk eğilimini ve müziğin bu eğilimi ne denli güçlendirdiğini bir kez daha capcanlı yaşadık. İki komşu ülkenin sanatçıları tarafından atılan bu görkemli adımın arkasının geleceği ümidindeyim."
Ayrıca, Bulgaristan'da Bulgar halk müziği şarkıcısı Penka Pavlova ile aynı sahneyi paylaşır. Birçok bürokratik engelleri aşarak Kıbrıs'ı güneyinde düzenlenen barış konserinde 7 bin kişiye seslenir.
"Buradan genel bir noktaya gelmek gerekir kanımca… Aslında müzik yoluyla birbirini tanımayan, hatta birbirine düşmanlık duyguları besleyen komşu halklar arasında köprüler kurma çabasındayım. Bu öncelikle müzikal bir tavırdır, sonra da kuşkusuz politik bir tavır."
Muammer Ketencoğlu, yurtiçi ve yurtdışında verdiği konserler ile katıldığı festivaller ve yine 1993 yılından bu yana yaptığı radyo programlarıyla kardelen çiçeklerini teriyle sulamaya devam ediyor.
Her çarşamba Açık Radyo'da (94.9) saat 12:30'da "Tuna'nın Beri Yanı" adlı bir program hazırlayan Ketencoğlu, müzik dinleyicileri hakkındaki görüşlerini ve radyo programları aracılığıyla ne amaçladığını ise şöyle açıklıyor:
"Korkunç bir medya patlaması yaşıyoruz. Bu, genel olarak kendine verilenle yetinen ortalama bir müzik dinleyicisi yaratırken, diğer taraftan, çok farklı müzikal renkler dünyanın dört bir yanına çok daha hızlı ulaşabiliyor. Ve artık zaman, kendini sorgulayan insanın medyanın oluşturmaya çalıştığı kültürü yadsıyarak kendi kültürünü yaratma zamanıdır… Özelde ülkemize coğrafi olarak yakın olan ülkelerin, genelde de tüm dünyadan halk müziğinin bugünkü müziği oluşturan en temel miras olduğunu düşünüyorum. Ve yapmaya çalıştığım şey, el yordamıyla da olsa, bu dev mirastan küçük küçük parçacıklar sunmak. Onlar yüreklerde yaşsınlar diye…"

Zengin bir arşiv
Yıllardır titizlikle yapılan araştırmalar, özellikle Balkan müziği konusunda hayli zengin bir arşivin ortaya çıkmasını da sağlamış. Rumca şarkılardan oluşan 'Sevdalı Kıyılar' kasetini 1993'te yayınlayarak bu dev mirasın ilk parçacığını sunmuş. Halklardan Ezgiler Antolojisi kapsamında hazırladığı Ermeni, Azerbaycan, Gürcistan (İbirya Özkan'la birlikte), Orta Asya Tür Cumhuriyetleri Halk Ezgileri, kasetlerinin yanı sıra, 'Klezmer Müziğinin Öncüleri' başlıklı seçkisi 1995'te yayınlanmış. Rebetiko 1-2 adlı CD'lerde ise 1920'lerden 1955'e kadar uzanan dönemden taş plak kayıtları seçilmiş. Bugünlerde Ege Zeybeklerinden oluşacak albümünün kayıtlarıyla uğraşıyor. İşte bütün yaptıkları ve yapacaklarıyla Ketencoğlu'nun 'kardelen çiçeklerine' verdiği haklı emek ve bizlerle paylaştıkları…
"Müzikle kendimi anlatmak istiyorum. Müzikal anlamda dünyanın pek çok yöresinde gezinerek topladığım türlü renkleri özellikle de Balkanlar'dan topladıklarımı kendi olanak ve sınırlarım çerçevesinde insanoğluyla paylaşmaya çalışıyorum. Müziğin kendi diliyle insanın içinde yarattığım sıcacık duyguları, sözcüklerle ve zorlama görkemli müzikal portrelerle yollanacak barış mesajlarından daha üstün ve kendime daha yakın görüyorum."