Muzik Kutusu << Geri Dön

Yeryüzünün renkleri

[ Mustafa Kurt, Cumhuriyet Dergi 14 Haziran 1998 ]


Balkan müziğini yorumlayan ve arşiv oluşturan Muammer Ketencoğlu, "Dünyanın pek çok yöresinden özellikle Balkanlar'dan türlü renkleri, topladıklarımı kendi olanak ve sınırlarım çerçevesinde insanoğluyla paylaşmaya çalışıyorum" diyor. Gözleri görmeyen Ketencoğlu müziğin dilini en etkili barış mesajı olarak tanımlıyor.

Muammer Ketencoğlu 1986 yılına kadar popüler müzikle uğraştı. 1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde başladığı eğitim sırasında değişik ülkelerin halk müziğine ilgi duydu. Başlangıçta Çağdaş Yunan müziği (laika) ve Rebetika ile başlayan bu ilgi, yıllar içerisinde genişleyerek Balkan müziği ağırlıklı bir temele dayandı. Özellikle 1989'dan sonra folklor araştırmaları üzerine yoğunlaştı. Akademik nitelikli olmaktan çok, dikkatli bir araştırmacı duyarlılığıyla yürüttüğü bu çalışmalarla hem kendi repertuarını zenginleştirdi, hem de dünyanın dört bir yanından müzik ve belge içeren çok kapsamlı bir arşiv yarattı.


Eski ve yeni Rumca şarkılardan oluşan ilk albümü, "Sevdalı Kıyılar" (Latremmena Akroyalia). 1993 yılında, hazırladığı iki Rebetika seçkisi ise 1994 ve 1996 yıllarında yayınlandı. Ayrıca köklerini geleneksel Doğu Avrupa Yahudi müziğinden alan "Klezmer Müziğinin Öncüleri" başlıklı seçkisi 1995'te ulaştı dinleyicilerine. Halen Kalan Müzik'in yapımını üstlendiği "Halklardan Ezgiler" kaset dizisinin sorumluluğunu yürütüyor. Çoğunlukla, Ketencoğlu seçmelerinden oluşan dizi, belli bir ülke veya bölgenin geleneksel müziğini tanıtmayı amaçlıyor. Muammer Ketencoğlu, 1993 yılından bu yana Hür FM, Mavi Radyo gibi birçok özel radyoda çalıştı. Şu anda Çarşamba günleri Açık Radyo'da 13.30'da başlayan "Tuna'nın Beri Yanı" programında Balkan müziği sunuyor.
Müziğin alabildiğine ticarileştiği günümüzde, müzisyenin seçtiği türün, öncelikle kendi zihinsel beklentilerine denk düşmesi gerektiğine inanan Muammer Ketencoğlu'nun, her zaman severek yorumladığı müzik, Yunan ve Balkan Müziği. 1993'ten başlayarak "Yeryüzünün Yedi Rengi" adıyla, birçok müzisyeni bir araya getiren ve her yıl yeni bir repertuarla yinelenen, konserler düzenleyen Muammer Ketencoğlu ile Balkan müziği üzerine konuştuk:

Balkan müziği diye bir kavramdan söz edebilir miyiz?


Kuşkusuz söz edilebilir. Özellikle geleneksel müziklerde halklardan çok, etkileşim ve coğrafyanın belirleyici olduğunu düşündüğüm için, Karadeniz kıyılarından, Çek topraklarına dek uzanan coğrafya içinde onu diğer bölgelerden ayıran bir Balkan müziği gerçeğinden net olarak söz edebiliriz. Balkan müziği dediğimiz olgunun temelinde, Slav, Anadolu, Yunan, Arnavut ve Rumen müzik geleneklerinin, Balkanlar'ın her bölgesinde değişiklik gösteren çeşitli etkileşim dereceleriyle ortaya çıkan kültürel ve müzikal karşım da yatmaktadır.


Kırsal müzik, bölgelere göre ciddi değişiklikler gösterir. Oysa şehirlerde ortaya çıkan müzik geleneğinde Balkanlılık olarak adlandıracağımız ortak ritmik ve melodik yapılara rastlanır. Ortaklık demek tüm Balkan coğrafyasına yayılan homojen bir müzik geleneği demek değildir kuşkusuz. Bölgelere özgü değişikliklerle birlikte ritmik, makamsal ve üslup açısından bir akrabalıktan bahsediyorum yalnızca. Ritmler çoğunlukla canlıdır ve dünyanın hiçbir yerinde burada olduğu kadar asimetrik (aksak) ritm yoktur. Ayrıca bizdeki uzun hava geleneğini çağrıştıran makamsal ama serbest icra edilen şarkılara -örneğin Romanya'da Doina'lar- sıkça rastlanır. Melodiler doğdukları kaynağın çeşitliliği ile bağlantılı renklilik gösterir. Köy müzik geleneklerinin dışında genel olarak Balkan ve Anadolu müziğinin akraba müzik gelenekleri olduğunu söyleyebiliriz.

Balkan müziği ile ilgilenmenizin kökeninde ne gibi etkenler var?


Öncelikle çocukluğumda, İzmir'de yaşamam, Yunan ve Balkan radyo istasyonlarını dinlememe imkan veriyordu ve Balkan ezgilerini inanılmaz derecede büyüleyici buluyordum. Bu ilgim sürmekle birlikte kaynak problemi yaşadığım için üniversite yıllarına dek beslenemedi. Bu yıllarda Balkan müziği de dahil olmak üzere dünyanın kaynak bulabildiğim her köşesinin halk müzikleriyle önyargısız bir yakınlaşma sürecine girdim. Latin Amerika'dan Moğolistan'a dek el yordamıyla da olsa insanlığın bugüne kadar yarattığı halk müziği birikimini kaba hatlarıyla kavramaya çalıştım. Yıllardır daha az ilgi gösterdiğim akordeonu bir daha bırakmamacasına kucaklamamla da bağlantılı olarak, kürkçü dükkanına, çocukluğumda beni sarmalayan o dünyaya dönüverdim. Ama dünyanın tüm coğrafyalarının müziklerine kapılarımı hiçbir zaman kapatmadım. Çünkü müzisyen olarak beni en çok mutlu eden alanı bulmak zorundaydım. Ve bugün Balkan müziği ile ilgili oldukça kayda değer bir koleksiyona sahibim.

Türk ve Balkan müziği arasında nasıl bir etkileşim var?


Özellikle Türk sözcüğü yerine Anadolu sözcüğünü kullanmak istiyorum. Çünkü Türk müziği diye adlandıracağımız müzik de birçok etkileşimin ürünü, saf değil. Ayrıca etkileşimlerde Anadolu müziğinin merkezinde yer almasını da kabul etmiyorum. Oranları tam olarak tartamasak da etkilerin karşılıklı olduğunu düşünüyorum.


Anadolu müziği ile en yoğun etkileşime Yunan müziği girmiş. Anadolu'da yaşayan bir buçuk milyon Rum, yüzyıllardan beri paylaşılan ortaklıkları, Anadolu'nun katıksız renklerini mübadele yıllarında Yunanistan'a götürmüşler. Bulgaristan'la görece olarak daha az etkileşim söz konusu. Çünkü Bulgaristan yakın bir zamana dek kırsal ve kapalı kimliğini korumuş. Yine de Bulgaristan ve Makedonya Türkleri, Türkiye Trakyası'nın şarkılarındaki makamsal ve üslup özellikleriyle açıkça görebileceğimiz köprüler kurmuşlar.


Bulgaristan'ın Pirin bölgesi ve Makedonya halk şarkılarında ve özellikle de şehir müziğinde Anadolu makamlarını sıklıkla bulurken, Türkiye Trakyası'ndaki şarkılarda da hem ritmlerde hem de melodilerde Slav ve Arnavut rengini bulabiliriz.
Makedonya şehirlerinde Osmanlı fasıl geleneğinden etkilenen 'çalgiya' tarzından da söz etmek gerekir. Arnavutluk'un kuzeyi ve Kosova bölgeleri de Anadolu müziği ile yoğun bir etkileşim içine girmiştir. Melodik yapılardaki benzerliklerin yanı sıra, Batı müziğinde bulunmayan koma sesleri Anadolu müziğinde görüldüğü gibi hemen hemen aynen kullanılır. Yine Osmanlı zamanında Arnavut müzik geleneğine adapte edilerek çalınan sazdan ve bir çeşit cura diyebileceğimiz çifteliden (çift telliden gelir) de bahsetmeliyiz. Aynı şekilde Bosna'da "Sevdalinka" dediğimiz aşk şarkılarına saz eşlik eder.


Makamsal benzerlikler olmakla birlikte Sırp, Rumen, Hırvat ve Macar müzik geleneklerinde Anadolu etkisini biraz daha zor buluruz. Bütün bu etkilerin karşılıklı olarak Balkan coğrafyasında yayılmasında göçer Romanların son derece ciddi bir katkısı olduğunu da ısrarla belirtmeliyim.

Türk müziğinde olamayıp da Balkan müziğinde olan farklı öğeler var mı?


Elbette. Balkan müziği, Anadolu müziğinin bir çeşit devamı değil. Hem şehir hem de özellikle köy müziği geleneğinde bölgeden bölgeye değişiklik gösteren kendine özgülük ve zenginliklerle doludur. Sofya yakınındaki Şop dağı, Güney Arnavutluk, Makedonya köylerinde yaşayan çok seslilikle Anadolu müziğini bağdaştırmak oldukça güçtür. Hatta müzik gelenekleri hem birbiri ile hem de Anadolu müziği ile ilgisizdir.


Bunun dışında genel olarak Balkan toplumlarına baktığımızda, müziğin Anadolu'da olduğundan çok daha yerleşik, çok daha özümsenmiş ve günlük hayatın içine girmiş olduğunu görüyoruz. Coğrafi alanın küçüklüğüne göre son derece zengin ve köklü bir müzik geleneği ortaya çıkmıştır. Zaman içinde;örneğin, Bulgaristan Trakyası köy şarkılarında, Hıristiyanlık öncesi pagan izlere açıkça rastlanır. Özellikle Balkan toplumlarının yaşadığı sosyalist süreç hem yaşayan halk müziğinin toplanıp korunması hem de devralınan birikim üzerine yeni bir halk müziği geleneği inşa edilmesi açısından büyük kazanımlar sağlamıştır.

Balkan müziğine Türkiye'de ilgi var mı?


Son on beş yirmi yıldır Batı'da üçüncü dünyanın halk müziğine karşı çok yoğun bir ilgi var. Bulgaristan başta olmak üzere, Balkan müziği ile ilgili seviyeli ve kalıcı ürünler ortaya çıkarma çabaları görüyoruz. 


Yani bir yandan elektronik çalgı ve efektlerle Avrupalı kulağına uydurulmuş sözde folklor çalışmalarıyla, dünyanın en olmadık köşesinden gelen halk müziği birikimini, alabildiğince saflığı ve donanımıyla CD'lerde yan yana bulabiliyoruz. Ülkemizde ilk başta, temelde ticari bir kaygının yattığını söylemeliyiz. Bregoviç'in müziğinin Balkan müziği temel kavramından çok Sırp, Makedon ve Romanların müziğini temsil ettiğini söylemek yerinde olur. 


Bregoviç'in yaptığı müzik dışında eğer para kokusu alan pop sanatçılarının birden hücum edip çalıp çırptığı şarkıları saymazsak, bu konuya ciddi bir ilginin varlığından söz etmek güç. Yeniden belirtmeliyim ki Bregoviç Türkiye'de sevilmese belki bu röportaj yayımlanmazdı.

Şu anda ne gibi projelerle uğraşıyorsunuz?


"Yeryüzünün Yedi Rengi" topluluğu ile nadiren verdiğim konserler, Sumru Balıkçıoğlu ile yaptığım ikili çalışmalar ve bu ikiliye sevgili Brena ve Cevdet'in eklenmesi ile oluşan Balkan müziği grubunun çalışmaları ve Şükriye Tutkun'la verdiğimiz konserler dışında iki aşamalı ve iki albümlü bir projeyle ilgileniyorum. Bunlar zeybeklerden ve Rumeli türkülerinden oluşacak iki ayrı albüm. Önce çalgıma, sesime ve duygularıma uygun zeybeklerden oluşturacağım albüm var sırada. Albümü sevgili Cengiz Onural'la birlikte kurgulayıp hazırlıyoruz.

Müziğinizle ne anlatmak istiyorsunuz?


Kendimi anlatmak istiyorum. Müzikal anlamda dünyanın pek çok yöresinde gezinerek topladığım türlü renkleri özellikle de Balkanlardan topladıklarımı kendi olanak ve sınırlarım çerçevesinde insanoğluyla paylaşmaya çalışıyorum. Müziğin kendi diliyle insanın içinde yarattığım sıcacık duyguları, sözcüklerle ve zorlama görkemli müzikal portrelerle yollanacak barış mesajlarından daha üstün ve kendime daha yakın görüyorum.