Muzik Kutusu << Geri Dön

Türkü Seven, Öldürmez!

[ Aktüel Dergisi 15-21 Nisan 1999 ]


Dünyayı müzikle görüp algılayan bir insan o. Özellikle Balkan müziği konusunda hem araştırmacı hem de icracı yönüyle tanınıyor. Ulusların değil coğrafyaların müziği olduğuna inanıyor. Aktüel'in armağan kaseti "Kosova için Barış" seçkisini hazırlayan Muammer Ketencoğlu, müziğin barışçı misyonunu anlattı.

Bakmak ve görmek arasında doğru orantılı bir ilişki yoktur her zaman. Kimisi bakar ama görmez, "bakarkör"dür. Kimisi ise bakmaz, bakamaz, doğuştan bu yetiye sahip değildir ama "bakmadan görür". Göz gerekli değildir onların, yürekleri ile duyar, kulakları ile görürler. Muammer Ketencoğlu böyle özel yeteneklere sahip kişilerden biri işte.
Balkanlar'dan bomba seslerinin, çığlıkların yükseldiği şu günlerde binlerce kişiden çok daha iyi görüyor Kosova'da olanları. "Türkü dinleyen, türkü seven öldürmez" diyor. "Dil bilmezseniz ne dendiğini anlamazsınız ama müziğin dili ortaktır, onu bilirseniz tüm dünya sizindir."
Balkan müziği ve folkloru konusunda uzmanlaşmış olan Ketencoğlu, Aktüel'in Kosovalı mülteciler için başlattığı kampanyaya inanılmaz bir özveri ve hızla hazırladığı "Kosova İçin Barış" seçkisi ile katıldı. Kalan Müzik ve Açık Radyo'nun da katkılarıyla ortaya çıkan bu armağan kaset için seçtiği türkülerden birinde, toprağından ayrılmak zorunda bırakılan Latif Ağa soruyor: "Yaren, bir daha bu kadar güzel bir şehir bulabilecek miyiz, bulsak bile sevebilecek miyiz?" Tıpkı bugün aynı soruyu soran binlerce zoraki göçmen gibi.
Ketencoğlu, türkülerle büyüttüğü dünyasını, müziğin barışçı misyonunu icracı yönünü ve yeni projelerini anlattı.

"Dilin bittiği yerde müzik başlıyor"

Albümün sunuş yazısında "türkülere gerçekten kulak veren insan, insan öldürmez" diyorsunuz türküler size bu son savaş için neler söylüyor?
Bu çalışmaya katılan Makedonyalı bir arkadaşım dün tarihi, müzisyen gözüyle özetleyiverdi: "Tarih boyunca her zaman kim güçlü ise, güçsüzü ezmeye çalışmış, insanlar güçlendikçe anlaşılamayan bir yıkıcılık ve zarar verme güdüsü de güçleniyor." Şimdi güçlü olan Sırplar, diğer insanların kendini savunma imkanları daha kısıtlı ama her savaşın iki tarafı var ve kazananı yok"

Haklı, haksız savaş ayrımından öte, tüm savaşlara karşısınız…
Savaşta iki taraf da mağdur oluyor; kazanan yok. Dünyanın bütün müzikleriyle ilgilendim. İnsanın ruhuna sözcüklerden çok daha hızlı intikal eden bir işle uğraşıyorum. Müziğin kendisi, insanın düşmanlığını, insanın daha çok elde etme isteğini kesinlikle reddediyor. Balkanlar'da pek çok etnik kökenden insan yaşıyor; dinler, milliyetler farklı ama ortak bir müzik dili var.

Müzikte din ve milliyet farkı yerine ortak bir damardan mı söz ediyorsunuz?
Kesinlikle. Dilin getirdiği farklılıkları bir yana koyarsak, ulusların değil coğrafyaların müziği vardır diye düşünüyorum. 1965'te yapılmış bir kayıt koydum albüme. Üç şarkıcı söylüyor: Biri Yahudi, biri Hırvat, biri de Müslüman Boşnak. Bir çoban şarkısı söylüyor üç ayrı millet ve üç ayrı dinden insan. Bunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Bir yerde güzel bir melodi çıkmışsa, onun sıcaklığı kısa zamanda çevreyi sarıp sarmalıyor. İşte "Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı" türküsü. Anadolu'da 1915'ten sora yaygınlaştığında, kısa sürede Makedonya'da Makedoncası yapılmış; Arnavutlar da aynı parçayı yapmışlar. Hatta Yunanistan'ın Trakya bölgesinde de yine aynı şarkı var. Bu tesadüf değil. Bir melodi ve tema beğeniliyor ve artık o bölgenin, o coğrafyanın ortak malı oluyor. Müziğin öyle bir dili var ki, önyargıları çekip atıyor. Dilin bittiği yerde müzik başlıyor. Bu yüzden müziğin tek bir dili vardır ve müzisyenin milliyeti yoktur.

Bu seçkiyi hazırlarken yeniden dinlediğiniz yüzlerce Kosova, Bosna ve Makedonya türküsü, söz, müzik size ne anlattı?
Elimizdeki bir folklor albümü olduğu için öncelikte aşk, sevda konuları, gurbet, şakalaşmalar, güzel kızlara, delikanlılara yapılmış atıflar var ki, bunlar halk müziklerinin değişmeyen temalarıdır. Ama Makedonya ve Arnavut folkloründe vatan sevgisi çok önde. 10 şarkıdan altı-yedisi memleket sevgisi ile ilgili. Özellikle Kosova'yla ilgili şarkılarda oradaki sıkıntıları, acıları çok net hissetmek mümkün. Dilini bilmediğim halde seçtiğim altı şarkının üçünün Kosova'nın sıkıntılarından söz ettiğini anlıyorum. Ağıt ve aynı zamanda halk müziğinde koçaklama dediğimiz, yüreklendirici temalar taşıyan türküler bunlar.

Türkülerde bugüne bir gönderme var mı?
"Latif Ağa Yola Koyuldu" diye bir şarkı var. Latif Ağa yareni Süleyman ile birlikte şehirden ayrılmak zorundadır. Yarenine sorar: "Üzülüyor musun bu güzel toprakları bıraktığın için, gitmek zorundayız aklımız burada kalıyor, acaba bu kadar güzel bir şehir bulabilecek miyiz? Bulsak bile sevebilecek miyiz onu" diye. Bugün şehrini toprağını terk eden yüzbinlerce Arnavut da aynı şeyleri hissetmiyor mu?

"Yurtdışında daha çok konser veriyorum"

Sırada hangi projeler var?
Türkiye'de benim yaptığım müziğe denk organizasyonlar kolay kolay bulunmuyor. Baktım da, bir yıl içinde yurtdışında Türkiye'dekinin iki katı konser vermişim. Milliyetçiliğe karşı bir insanım. Dünyanın her tarafındaki halkın müziğine kucağımı açmış, o müzikleri insanlara sunmaya çalışan bir insanım. Ama genel kitle kültürü buna fazla izin vermiyor. Önyargılar aşılacakken güçleniyor. İnsanı biraz umutsuzluğa düşüren bir ayrıntı bu. Türkiye'de çok fazla konser yapamıyorum ama sanıyorum, haziran ayında Boğaziçi Festivali'nde "Ege ve Balkan Türküleri" konseri vereceğiz. Dergi piyasaya çıktığında ise Hollanda'da olacağım.

Az üretme gibi bir tercihiniz mi var yoksa fazla mı mükemmeliyetçisiniz?
Bu yalnız mükemmeliyetçiliğimden ileri gelmiyor. Aynı zamanda, şimdiki müzisyenlerin moda deyişiyle öyle "her şeyi bırakıp stüdyoya kapanmak" gibi bir lüksüm yok. Yaşamak için ucu ucuna bir denge kurmak zorundayım. Önümüzdeki günlerde yeni albümün kayıtlarına başlayacağım. Az bilinen ama Ege duygusunu çok açık olarak ortaya koyan zeybeklerimiz var. "İzmir'in Kavakları"nı herkes biliyor. Ben daha az bilinen zeybekleri araştırdım, kendi yörem olan Tire'de söylenen iki özel zeybek buldum. Ayrıca Bolu ve Ankara'dan da zeybek var.

İcracılık mı, araştırmacılık mı; en çok hangisi sizi heyecanlandırıyor?
Birbirinden ayıramam. Araştırmazsanız kimse önünüze malzeme getirip koymuyor. Araştırıyor, sonra da o malzemenin içinden size en uygun olanları seçip seslendiriyorsunuz. İkisini hiç ayırmadım ama bestecilik konusunda çok çekingenim, şimdiye kadar iki tanecik bestem var.