Muzik Kutusu << Geri Dön

Karanfilin Moruna

[ Aydan Öz, Cumhuriyet Dergi 5 Ağustos 2001 ]


"Dünyanın bütün bölgelerinde yapılan müziklere kendimi açık hissediyorum; fakat çok özel durumlar dışında, yine en çok kendi coğrafyamda ve komşu coğrafyalarda yapılan müziği daha iyi özümseyebileceğimi ve daha iyi sonuçlar çıkarabileceğimi hissediyorum" diyor Muammer Ketencoğlu. "Sevdalı Kıyılar" ve "Kumpanya Ketencoğlu" ile bizlere taşıdığı müzikal zenginliğe ve duruluğa yeni bir renk ekledi: "Karanfilin Moruna" ya da "Anadolu Zeybekleri".

Neden zeybekler?
Seçtiğimiz müzik türünün yaşadığımız yöre ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Çocukluğum Ege'de geçmeseydi, bayram sabahları İzmir Radyosu'ndan duyduğum davul zurna sesi ilgimi çekmeseydi; örneğin İzmir'de değil de Adıyaman'da yaşasaydım, o zamanlar Diyarbakır Bölge Radyosu'nda bayram sabahları ne çalınırsa ona fit olacaktım. Yaşanan yörenin çok önemli bir vesile olduğunu söylemeye çalışıyorum. Adıyaman'da yaşasaydım, Yunan, Bulgar, Yugoslav radyolarını da dinleyemeyecektim.
Nasıl ki, Balkan ve Yunan müziği konusunda yaptığım çalışmaların kökeninde, çocukluğumda dinlediğim radyolar ve çeşitli tesadüfler varsa, zeybekler de adım adım, yaşadığım yöreden de kaynaklanarak içime girdiler. Annemin çocukluğumda söylediği zeybekleri, araştırmalarım ve en son albümü yapma aşamasında ona tekrar söyleterek hatırladım. TRT repertuarının zeybek ile ilgili her köşesini taradım. Türkiye'de çeşitli yöreleri hissetmemle ilgili sıralama yaparsak, mutlaka birinci sıra Ege, belki de Trakya olacak. Çünkü Ege ve Trakya folkloru birbiriyle pek çok ortak özellik taşıyor.

Gelelim albümün özelliklerine…
Görece bir kavram ama, her geleneksel müziğin kendi sağduyusu var. Geleneksel müzikler üzerine çalışan bir insan, bu sağduyuyu yitirdiği zaman bilerek ya da bilmeyerek o duygudan kopuyor veya ortaya, başarısız ya da fazlasıyla ticari, dolayısıyla duygu boyutu zayıf bir şey çıkıyor. Zeybekler, benim çalarken en çok mutlu olduğum alanlardan biriydi ve yıllardır Türkçe müzik söylemememle öne çıktım. Özel olarak söylememek değil kuşkusuz, ama beni insanlar daha çok Rumca ve Balkan dillerindeki şarkılarla, araştırma ve çalışmalarımla tanıdılar. Ege ve Trakya folkloru ile hiçbir zaman bağlantımı koparmadım. Uzun bir araştırma sürecinden sonra hem çalgıma hem de sesime en uygun şarkıları seçip bir zeybek albümü noktasına geldim. Çalgıma uygun dedim; bu çok önemli. Çünkü, akordeon zeybek geleneğinde olmayan bir çalgı. Zeybek havalarını akordeonla ilk ben çalmış oldum.
TRT repertuarı, annemden duyup hatırladığım zeybekler, özellikle bana esin veren Germencikli Ahmet Doğan ve Saadettin Doğan; bunlar, baba-oğul ve Ege'de tanıdığım en büyük zurna ustaları. Onların kasetlerini dinledim; albümde onların sesini duyuramadığım için üzgünüm doğrusu. Teknik nedenlerle onlara ulaşamadım. Yine de oldukça başarılı davul zurna üstatları geldiler Menemen'den, iki parça onlar çaldılar. Benim için albümde davul zurna ile çalınmış zeybeğin heybetli duygusunu insanlarla paylaşmak çok önemliydi.
Davul zurnanın dışında, albümde geriye on parça kalıyor. Dokuzunda en az benim kadar emeği olan Cengiz Onural imzası var. Düzenlemeleri birlikte yaptık. Bir parçada da yakından tanıdığımız Mehmet Erenler katılıyor albüme; o da benim için çok büyük bir onur. Ankara'dan alınan o türküyü tesadüfen bir radyo kaydından Mehmet Erenler'in sesinden duydum ve hocaya telefon edip "Bu türküyü, sizin sesinizden albüme almak istiyorum" dedim ve o da bunu gayet olumlu karşıladı.
Hem Menemenli müzisyenlerin hem Mehmet Erenler'in sazı ve sesi hem de bizim Cengiz Onural ile yarattığımız kendi soundumuz aslında bir çeşitlilik, renklilik, mozaik ortaya çıkardı.

Zeybek rebetikoyu, rebetiko zeybeği nasıl etkiledi?
Ben halkların değil, coğrafyaların müziği olduğuna inanıyorum. Dil ve din öğeleri, tabii ki pek çok değişken ekliyor müziğe; ama dilden önce yöre… Doğu Anadolu'da Kürt, Ermeni, ve Azeri müziğinin iç içeliği, Batı Anadolu'da Ege, Rum ve Türk halk müziklerinin iç içeliğine denk düşüyor.
Ege'de, 1920'lere kadar Türklerle Rumların iç içe yaşadığını, sosyal çalkantılarda kader birliği içinde olduklarını biliyoruz. Çakıcı Mehmet Efe, nasıl Türkler tarafından seviliyorsa, aynı zamanda Rum köylerinin de onu pek sevdiğini, Çakıcı Mehmet Efe'ye dair bir değil pek çok Rumca türkü yakıldığını biliyoruz. Bunlar arşivimde kayıtlı. Sakız Adası'nda başka türlü söyleniyor; ama öyle bir müzik ortaya çıkmış ki, bu müzik paylaşılmış ve sıklıkla Rumcasında da Çakıcı'dan bahsediliyor.
Albümün çıkış noktası da "halkların değil coğrafyaların müziği" olduğuna inanmam. Bir yandan Türkçe Ege Zeybekleri ile büyüdüm, onları çok sevdim. Diğer yandan zamanın ve tesadüflerin getirdiği yer, beni belki Türk müziğinden çok daha fazla hakim olduğum Yunan müziği gerçeği ile karşılaştırdı. Zeybek karakteristiklerinin bulunduğu, dünya coğrafyasındaki tek bölge Ege ve çevresi. Albümde de yazdım; Türkiye'de yalnız Ege'de Zeybek olduğu düşünülür; oysa Ankara'dan, Giresun'a, Bolu'ya, Kastamonu'ya, Konya, Eskişehir, Bilecik'e kadar Anadolu'nun pek çok yöresinde zeybek var. Ama çıkış noktasının yine Ege merkezli olduğunu düşünüyorum.
Yunanistan'daki folklorik portreye baktığımızda, zeybek formunun geleneksel müzikte yer aldığı tek bölge, onların Küçük Asya diye adlandırdığı bölge ve Ege Adaları'dır. Adalar içerisinde, zeybek geleneğinin en yoğun olduğu ada Midilli'dir.
Zeybek başlangıç yıllarından itibaren rebetsikonun da önemli bir formu haline geldi. Rebetiko, temelde bir şehir müziği. İzmir'de ve Pire'de ortaya çıkmış; şu andaki konumuz, İzmir'de ortaya çıkan tarafı. Rebetiko mübadele ile Yunanistan'a taşınmış ve önce büyük ölçüde İzmir etkisi taşıyan; sonra yavaş yavaş ve çeşitli etkileşmelerle kendi yolunu bulan bir stil. Rebetikonun içerisinde yeni üretilen, yani bestecisi olan zeybeklerin hem sayıca hem etki olarak son derece önemli yeri var. Yunanistan'da zeybek, Türkiye'de olduğu gibi dar kalıplar içerisinde, sayı açısından sınırlı değil ve formları da kısıtlı kalmamış.
Türkiye'de pek çok nedenle, halk müziğinin diğer formlar gibi zeybek, yenisi üretilmeyen bir form olarak karşımıza çıkıyor. Burada da şehir folkloru tanımıyla karşılaşıyoruz. Türk folkloru bu tanıma oldukça yabancı. Şehirlerde ise türkünün ortaya çıkamayacağı gibi bir düşünce ve türkünün bestelenemeyeceğine dair, "folklorik müzik tamamen anonimdir" saplantısı var. Yunanistan'da zeybek formunun vardığı noktaya bakarak "Zeybekten yola çıkan bir Ege şehir folkloruna giriş yapılabilir mi" diye düşündüm. Biz eninde sonunda şehirli insanlarız, dağda dolaşan zeybekler ya da onlar için yazılmış havalar bu albümde yok. Daha çok aşk temalı, şehir kokusu olan parçalar bulunuyor. Yunanistan'da şehir müziği olarak çoktan kabul ettiğimiz rebetiko müziğinin ve modern zeybeklerin düzenleme anlayışını bizim zeybeklerimize uygulamaya çalıştım. Bir taraftan günümüz insanının duyarlılıklarıyla daha yakın bağlantı kuran Yunan Zeybeği'nden bir şeyler aldım, bu arada da Türkiye'li, Egeli olmanın sağduyusunu da yitirmemeye çalıştım.

Bundan sonra yapmak istedikleriniz…
Yaklaşık iki ay içinde, dinleyici yeni bir albümle buluşacak: "Aydemori"… Doğrudan hiçbir şekilde çeviremeyeceğimiz, Balkan'ı çağrıştıran bir söylem bu. Bu albüm bizim 1996'dan beri Sumru, Brena ve Cevdet ile birlikte Türkiye'de ve yurtdışında verdiğimiz, genellikle "Bir Balkan Yolculuğu" adını taşıyan konserlerden elimizde kalan en keyifli parçalarla oluşturduğumuz bir albüm olacak. Albümde, Balkanlar'ın her tarafından halk türküleri var; büyük ölçüde asıllarına sadık kalınarak çalınmış halk türküleri bunlar. Hem dördümüzün ayrı ayrı sivrildiği parçalar var, hem çoksesli ve enstrümantal parçalar var. Çeşitli konuk sanatçıların katıldığı, klarnette ve trompette Hüsnü Şenlendirici'nin, flütte Tugay Başar'ın, iki ayrı Arnavutça parçada iki Arnavut arkadaşın katıldığı parçaları var. Oldukça renkli bir albüm.