Muzik Kutusu << Geri Dön

Rodop Türk Folklorüne İlişkin İki Yazı


RODOP TÜRK FOLKLORÜNE İLİŞKİN İKİ YAZI

 1- RODOP TÜRK FOLKLORU'NUN GEÇMİŞİ VE BUGÜNÜ

Müzekki Ahmet

Kaynak: www.balgoc.org.tr

            Bulgaristan coğrafyasında bulunan Rodop dağları mazide bakir ormanlıklarla kaplı imiş. Daha sonraları insan elinin acımasızlığından çoraklaşan bu dağlar asırlık bir tarihe sahiptir. Günümüze kadar korunan taş devri tapınakları, mezar taşları, Bizans kaleleri,  kiliseleri ve manastırlar, Osmanlı devri camileri, tekkeleri, medreseleri,han ve hamamları bu topraklarda çeşitli milli toplulukların beraber yaşam sürdürdüklerini, günümüzde de sürdürmeye devam ettiklerinin, kaderlerinin, amaçlarının bir olduğunun büyük bir örneğidir. Sözü Rodop Türk folkloruna getirmeden önce Rodoplarda yaşamını sürdüren bugünkü Türklerin tarihine ait kısa bilgiler arzedeyim. Bulgaristan Türklerinin tarihi asırlık bir zaman dilimini kapsar, hayli karışık ve bazı anları çelişkilidir. Son tarihi araştırmalara göre Bulgaristan topraklarında Osmanlı hakimiyetinden önce Türklerin mevcudiyetini kanıtlamaktadır. Osmanlı devrinde bu topraklardaki Türk nufusu giderek artmış. Bulgaristan Türk toplumunun oluşması uzun yıllık ve mürekkep bir süreçten geçmiştir. Buradaki Türk topluluğunun temeli Osmanlıların Balkanlara akınından çok yıllar öncesi Orta Asyadan buralara göçeden Türk kabileleri tarafından atılmıştır. Bazı gözlemcilere göre bu kabileler uzun yılar Türk benliğini korumayı başarmış ve daha sonra da buralarını himayesi altına alan Osmalı Türkleri arasına karışmışlardır. Netice olarak Size şunu söyleyebilirim ki, bugünkü Bulgaristan topraklarına,Balkanlara Türkler Osmanlı akınlarından çok yıllar öncesi yerleşmişlerdir.
                Birinci dünya savaşı sonuna kadar o zamanın Mastanlı vilayetinin, şimdiki Kırcali bölgesi nüfusunun hemen hemen hepsini Türk ve müslüman Pomaklar oluşturuyormuş. Savaştan sonra / 1920- 1924 / yılları arası, o günün Bulgar hükümeti, genellikle Kırcali, Momçilgrad, Ardino ve Cebel kentlerine Batı Trakya Bulgarlarının yerleşmesini sağlamış olsada, yine şu an Bizim ilimizde Türklerin sayısı, burada oturan Bulgar,Çingene,Ermeni ve başla azınlıklara kıyasla en fazladır.Türkler genellikle tarımda çalışmakta, tütüncülükle meşgul olmaktadırlar.
                1932- 1935 yılları arasında zamanın gazetecisi,yazarı ve etnografı Mara Mihaylova, Türk ve Bulgarlar arasında bir inceleme yapmış ve topladıklarını "Doğu Rodop Türk ve Bulgar halkının orak ve harmanla ilgili adet ve türküleri", "Doğu Rodop Türklerinin yaşamı", "Kırcaali Efsanaleri" ve "Kırcali'nin geçmişi ve bugünü" adlı kitaplarında toplamıştır. Bir ara sayın Mara Mihaylova soluklanarak "Türk ve Bulgar adet, gelenek ve görenekler nehrine öylesine daldım ki, çıkacağım gelmedi",diyerek ifade etmiş duygularını.
Asırlarca Türk ve Bulgar toplulukları kardeşçe, hoş gönüllülükle burada müşterek yaşamını sürdürmüşler ve halen de sürdürmektedirler. Komşu komşunun dinine,yaşam ve geleneklerine itibar etmekte, toplanıp beraberce eğlenip, bayramını seyranını yapmakta dırlar. Müşterek yaşam, her iki toplumun karşılklı kültür hazinesinin gelişmesine de etki göstermektedir. Bu alanda sayın frofesör Nikolay Kaufman "Ondokuzuncu asrın ortalarında Türk, Bulgar ve Yahudi şehir türküleri" adlı yapıtı bize ilginç bilgiler sunmaktadır.Bunun başka bir örneği de kahvelerden, evlerden, işyerlerinden, tarlalardan gelen çeşit türkü ve muziktir.
Bulgaristan'da Türk etnik kültürünün gelişmesinde devrin Bulgar hükümeti şu veya bu bakımdan etkisini göstermiştir. Gün gelmiş bu kültürün gelişmesi,toplanıp korunması ve nesillere bırakılması için gereken yapılmış,gün olmuş Türk kültürü tamamen red edilmiş ve yok edilmesi için savaşılmıştır.
                Yirminci asrın ellinci yıllarını, Bulgaristan Türk kültürünün Lale devri diye adlandıra biliriz. Bu dönemde Türk bölgelerinde yeni okullar açıldı, kültür merkezleri oluşturuldu. 1951/1952 ders yılında Kırcaali ve Razgrad da Türk pedagoji okulları faaliyete başladı.Yine bu dönemde Türk basınının gelişmesine olanak sağlandı. "Yeni Işık", "Eylülcü Çocuk", "Halk Gençliği" gazeteleri, "Yeni Hayat" mecmuası ve başka dini içerikli basın yayımlanmaya başladı. Türkçe radyo saatleri fazlalaştırıldı.1952 yılı başlarında Şumnu Türk Estrat tiyatrosu faaliyete girdi.Ertesi yıl Haskovo ve Razgrad tiyatroları kuruldu.1957/1958 ders yılında bu Tiyatrolara eleman hazırlamak maksadı ile Sofya Yüksek Tiyatro okulu yanında iki yıllık bir kol açıldı.Sözkonusu üç tiyatro köy ve kentlerde verdikleri temsiller vasıtası ile Bulgaristan Türk kültürünün gelişmesinde önemli rol oynadı. Türk Dramaturjisi,dansı ve türküsü gelişme sağladı.Yurt çapında ve yurt dışında da anılan Kadriye Latif, Bayse Arif, Ahmet Yusuf, Cemil Şaban, Ahmet Tütüncü, Vasviye Şaban ve başka türkücüler yetişti.
                Doğruyu söylemek gerekirse sosyalist devrimin başlarında 1948-1950 yılarında Türk folkloru "Şilveli Şilveli" türküsü ile başlar "Oğlan oğlan güzel oğlan" türküsüyle son bulurdu.Bu türküler şefi Kirkor Kirkorov olan kurucu erler ansamblının ana türküleriydi. Daha sonraki yıllarda yeni türküler araştırıldı,bulundu ve Türk folkloru zenginleştirildi.
Sosyalizmin daha sonraki döneminde Türk folkloruna da el konmağa başlanıldı ve onların Yeni hayatı aksettirmeleri istemi gündeme getirildi.Türk halk müziği yerine sosyalist düzeni öven Bulgaristan Türk yaratıcılarının bestelenmiş metinleri söylenmeğe başlandı.Bunun neticesi olarak bugün halk türkülerinden,o devirde bestelenmiş türküleri ayırmak hayli güç.Çünkü onlar halk müziği melodisine uydulularak bestelenmeğe çalışılmıştır.
1990 yıllından sonra, önce Kırcaali de,daha sonra da başka bölgelerde Türk kültür merkezleri yeniden kuruldu.Türk Folkloru önüne çekilen set kaldırıldı. Folklor toplulukları,grupları,dans ekipleri kuruldu. Söz konusu topluluklara öncelikle 8 ve 18 yaş arası gençler katılmaktadır. Türk folklorunun asıl kaynağı sayılan daha yaşlı nesil bu topluluklar dışında kaldı. Bunun esas nedeni Türk kültüne getirilen 30 yıllık yasaktır.
Türk folklor toplululkarının buluşma yeri,etkinliklerini sergileme alanı, her yıl tertiplenen Kırcaali Balkan Türk folkloru festivali, Krumovgrad ışıkları, Ardino ve Cebel folklor gösterileridir. Bu etkinliklerde Kırcaali Ömer Lütfi Kültür Derneği" yanındaki Kırcali Türk folkloru ekibi, Krumovgrad, Gorna kula, Tokaçka, Ardino,Cebel ve başka topluluklar ad yapanlardandır.
                1993 yılı, geşmişin boralı yılarının enkazı altından Ömer Lütfi Kültür Derneği çıktı. Kırcaali'den bir grup aydın, kültür ocağı kurma girişim komitesi meydana getirdi.Kurucular toplantısına 50 den fazla münevver katıldı.Bunların çoğu eski okuma evi azalarıydı.
Genel olarak Ömer Lütfi Kültür Derneği 1946 yılı kurulmuş. Önce bir kulüphane gibi faaliyete başlayan dernek, bağışlanan kitap,dergi,gazeteler sayesinde kütüphane meydana getirmiş.Daha sonra tambura folklor ekibi,dram terkibi ve amatör türkü grupu kurulmuş.1950 yıllarında önemli Türk kültür ocağı haline gelen dernek etrafta konserler vermeğe başlamış, çeşitli kültür etkinliklerine katılmış.1953 yılı Rujdi Şükrü'nün yönettiği tambura grupu Sofya ulusal festivale katılmış ve birinciliği kazanmıştır.
1960 yılı il komunist parti komitesi kararı ile Ömer Lütfi Kültür Derneği kapatılmış. Arşivi yok edilmiş,edevatı yamalanmış, kitapları il kütüphanesi raflarında maf olmuş.
Temeli 1940 yılı atılan kültür derneğinin ilk ismi Yıldız imiş. Buraya ilk kitap bağışında bulunan ve ikinci dünya savaşında cephede şehit düşen Ömer Lütfi olmuş. Bu nedenle de yönetmenliğin 1946 yılı aldığı kararla, derneğin adı Ömer Lütfi olmuş. Yönetim kuruluğuna da Emin İdriz,Halil Faik,Leylâ Hüseyin,Şaadi İbrahim ve başkaları seçilmiş.Maali kaynak sağlamak maksadı ile yönetmenlik beyaz helva üretip satmaya başlamış ve kazanılan parayla müzik aletleri alınmış.Tiyatro ekibi ve mandolin grupu kurulmuş.Sonra da gruplar Kızanlık,Eski Zağra, Stanımaka ve Bulgaristan'ın başka kent ve şehirlerine turneye çıkmış. 1958 yılında dernekleri birleştirmek bahanesi ile Ömer Lütfi Derneği Avitsena Derneği ile birleştirilmiş ve onun kolu haline getirilmiş.İki yıllık bir faailyetten sonra da 1960 yılı tamamen kapatılmış.
                Komunist devrin çöküp,yurtta demokrasinin yerleşmeğe başlamasından sonra bu haksızlık ortadan kaldırıldı.Yıllarca horgörülen Ömer Lütfi Kültür Derneği faaliyetinin canlanması için yeni ufuklar açıldı,Rodop Türklerinin kültür ocağı yeniden canlandı, faaliyete geçti. Türklerin kendi kültürlerine, Dünyaya açılan penceresi oldu.
Bizde, Türk folklor toplulukları programlarını şu şekilde icra etmektedir :
Türkü ekipleri ekseri tek sesli veya çok seslidir.Bir sırayı oluşturur. Onların önünde saz ekibi yerini alır ve daha önde de dans grubu. Böylece müzik eşliğinde türküler söylenir,danslar oyananır.Bu Kırcaali ve Krumovgrad ekiplerine has olan biçimdir. Bazı defa danslardan sonra solo ve beraber türküler okunduğu da görülür.Sahnede Türk adet ve geleneklerin sergilenmesine seyrek rastlanır. Jılti bryak topluluğu Hıdrellez oyununu,Golyamo Kamenyane ekibi de Kına gecesi adetini canladırdı sahnede.Genel olarak içra biçimi şu şekildedir : Türkü ekibi, yarım ay biçimi sahnede yerini alır ve türkünün nakaratını okur,icracı önde oyunu ile asıl türküyü söyler.Bu biçim içra şeklinin yüksek sanat değeri olmasa da izleyicileri tatmin eder, beğenini kazanır. Topluluklar genel olarak kendi programlarına yerli türküleri alma cabası içindedirler. Rumeli türküleri- Arda boyları, Alişim, Yusufum, Debreli Hasan ve başkaları çınlatır etrafı ekiplerin konser vakitleri.Bunlar arasında Türk televizyon ve radyolarında söylenen türküler ve danslar da bulunur.
Son yıllarda dans grupları bölgede büyük rağbet görmektedir. Bu ekipleri yöneten kişiler temel olarak vidyo bandına alınmış oyunlardan faydalanmaktadırlar.
Müzik tolulukları genel olarak akardyon,klarnet,saz, darbuka ve davuldan oluşur.Geçmişe kıyasla keman, ud, zurna eşliğinde söylenen türküler yoktur.Ekseri sazlar elektroniktir.
Son yıllarda Bulgaristan'da etnik grupların kendi kültürlerini geliştirme yönünde yeni ufuklar açıldı, gereken oğlanaklar sağlandı.Son hükümet programında, azınlıkların kültürü, Bulgar ulusal kültürünü zenginleştirmekte, ona renk vermekte olduğundan,onların kültürünü geliştirip korumalıyız,diye yazılı. Bunun en yeni örneği açılmakta olan Kırcaali ve Razgrad Türk tiyatrolarıdır.Gelecek ders yılında bu tiyatrolara eleman hazırlamak maksatıyla Yüksek Tiyatro okuluna,Türk öğrencileri kabul olunacaktır.Tertiplenen Bölgesel ve ulusal amatör sanat topluluk gösterileri,yetenekli gençlere hazırlık kursları da, yeni gelişimin müspetliğinin bir delilidir.Bir çok gencimiz-yüksek okul öğrencisi,uzman Türk folklorunu incelemekte,Asırlık Rodop dağlarında Türk folkloru yeniden şahlanma aşamasına katkı sağlamaktadırlar.

2- GELENEKLERİMİZ- DOĞU RODOPLARDA DÜĞÜNE DAVET ŞEKLİ

Mustafa BAYRAMALİ
Kırcaali

Kaynak: www.balgoc.org.tr

 

Koca geçenlerde dostlardan biri elime bir düğün davetiyesi sıkıştırdı. Baktım oğlunu evlendiriyor. Biraz konuştuktan sonra ayrıldık. Başı gaileli adamın. Bir sürü irili ufaklı insan ağırlayacak. Ne de olsa tatlı bela… Yalnız kalınca davetiyeye kaydı gözüm. Cicili bicili. Genç evlilerin adları,düğün günü,yeri ,yazılı. Bunu böyle görünce koca geçmişteki bizim Ardino (Eğridere) yöresinde yapılan düğün davetleri geldi akılma. Bir ki gün hep tırmaladı dimağımı. Aklımda kalanları Kırcali'nin en yaşlılarından Rüstem Rufat'la paylaştım. Beni dinledi,dinledi de : "Çok iyi gelmiş aklına. Yaz da nesillere miras kalsın, eski gelenek ve göreneklerimiz. Düğüne davet şekli benim çocukluğumda da ayni idi" diye beni destekledi. Şimdi olduğu gibi o zamanlar da genellikle pazar günleri olurdu düğünler. Düğün denince çalgı gelir akıla. Çalgıcılar ekseriyetle köye öğle üstü ulaşırlardı. Ekip genellikle iki zurnacı( klarinetçi )ve iki davulcudan ibaretti. Düğün evi kapısına gelir gelmez zurnalar kılıflarından çıkarılır,davullar da omuzlanırdı. Arkadan şöyle hoş bir düğün havası çınlatırdı etrafı. Hava bittikten sonra çalgıcılar içeri alınır, yemeklenirdi. Akşama vakit varsa biraz istirahat edilir, yorgunluk giderilirdi. O zamanlar Kırcaali'den köylere kadar otobüs,otomobil yoktu. Üç-beş saatlik yol yaya geçilirdi. Soluklanıp,akşam yaklaşınca çalgıcılar arasında köy ikiye bölünürdü. Zurnacının biri,davulcunun biriyle köyün alt tarafını, diğer ekip de köyün üst tarafını boylardı. Dağların güneye bakan yamaçlarına yayılmış köyün ilk evinde ve son evinde hemen hemen ayni zamanda çalgı başlar,ortalık bayram havasına bürünürdü. Çalgıcılar her haneye bildikleri türkülerden birer parça çalarlar ve "Yarın Ahmet ağanın düğününe buyurun", diye bağırarak ev halkını düğüne davet ederlerdi. Buna karşılık da evden biri çıkar gönlünden ne koparırsa bir ki para hediye verirdi. Bu böyle devam ederdi ev ev ,iki ekip birbiriyle karşılaşınca. Köyün çocukları da arkaya takılıp zurnacının ne biçim dudak şişirdiğini,davulcunun tokmağa nasıl davulun tam göbeğine vurduğunu seyrederlerdi. Düğüne davet işi akşamın karanlığı ile son bulur, arkadan çalgıcılar derhal yemeğe davet olunur,biraz soluklanırlardı. Zira onları gecenin çetrefilli yanı bekliyordu. O gece köyün ortasına düz bir yere ateş yakılır,(buna külhan denirdi) genellikle erkekler irili ufaklı dolanır, çalgı çalınır,oyunlar oynanırdı. Arada bir Araplar gelir kendi hünerlerini gösterilerdi. Arap denilenler komşulardan birileriydi. Çeşitli kıyafetler giyip,küçük komik sahnecikler canlandırırlardı. Artistler biri erkek,diğeri kadın kıyafetiyle o da erkekti. Ekseriyetle kız kaçırmalar ele alınırdı. Eğlence böyle devam ederken kayınlar gelirmiş veya kayıncılar karşıya ateş yakmış, bu onların köye yaklaştıklarına bir işaretti, sözleri duyulunca çalgıcılar ekibi,hiç olmazsa ikisi, hemen onları karşılamağa giderdi. Sonra da düğün sahipleri ve çalgıcılar misafirlerle ilgilenmeğe başlardı. Kayın bölüğü denilen misafirler kız tarafının bütün yakın hısım akrabası,konu-komşusuydu. Öyle sayı filan yoktu. Gelebildikleri kadar gelir,dolarlardı oğlan evinin bir ki odasına. Sonra da başlarlardı şımarmağa,"şunu isteriz bunu isteriz" diye. Zaten onlar gelir gelmez salatalar bir sini üzerine konur,rakı şişeleri yuvarlanmağa başlardı yerde. İsteyen alır açar içerdi,içebildiği kadar ve şişeler dönmeğe başlardı ortalıkta. Kafalar çakırlaşınca tutunurlardı, "Daha rakı isteriz,şu rakıyı isteriz,bunu isteriz", diye. Hane sahibi ertesi günün korkusuyla istenileni yapardı. Şayet kayınların keyfi olmazsa,ertesi gün alay gelinsiz dönebilirdi. Bir defasında kayın bölüğünden zebanenin biri tutturmasın mı "Viski isterim", diye. O zamanlar adını duyan vardı ama viski gören yoktu. O,da herhalde yalnız adını duyanlardandı. Ev sahipleri çırpınmağa başladılar "Şimdi ne yaparız,ne bu viski", manasında. Köy yerde dükkan filanda yok. Olsa bile viski bulunmaz.Bu arada oğlan tarafından olan birinin bir şeytanlık aklına gelir ve : "Getirin hoşaf suyu, der. Hoşafı bir şişeye doldurur ve ona rakı ekler. Sonra da "Alın size Viski bulduk ",diye sunar misafirlere. Kayınların keyfi daha da artar " Viski içiyoruz", diye. Bu böyle devam ederdi sabahlara kadar. Böylece bütün köy halkı düğüne davet edilmiş olunurdu. Nerede kaldı o eski günler !...Fıkır fıkır insan kaynayan o dağlar !…