Muzik Kutusu << Geri Dön

İrfan Gürdal ile söyleşi


İRFAN GÜRDAL İLE SÖYLEŞİ

Yerleşiklik ve göçebelik kültürlerinin kaynaştığı yer;

Özbekistan müziğine genel bir bakış

Muammer KETENCOĞLU: İsterseniz Özbekistan'daki etnik dağılım ve geleneksel müziğin kategorilerini konuşalım.
 
İrfan GÜRDAL: Özbek Müziğinin coğrafyasını bu günkü Özbekistan'la sınırlandırmak, oldukça eksik bir yaklaşım olur. Geleneksel Özbek müziğinin sınırları Özbekistan'dan başka başta Afganistan, Tacikistan, Kazakistan, eski Horasan bölgesi olarak kısmen Türkmenistan ve İran'ın doğusuna kadar uzanmaktadır. Timur döneminde devlet sınırları İdil(Volga)den Hindistan'da Ganj nehrine, Tanrı dağlarından İzmir ve Şam'a kadar genişlemişti. Bugünkü Uygur Özerk bölgesi olan Doğu Türkistan'da 15inci yüzyıl başlarında kurulan Kaşkar-Turfan hanlığı da Taşkent'le çok yakın ilişki içindeydi. Türkleşen ve Müslümanlaşan Moğolların da aynı coğrafyanın halkına karıştığını da hesaba katarsak bu kültürün oldukça zengin bir etnik altyapısı olduğunu söyleyebiliriz. Bütün bu tarihi ve sosyal yapıyı göz önüne alarak bugün Özbek müziği diye adlandırılan müzik kültürünün Orta Asya konar-göçer Türk kültürüne İslam, Moğol, Fars ve Hint kültürlerinin de etkileriyle şekillenmiş çok katmanlı bir müzik kültürü olduğu düşünülebilir.

Geleneksel Özbek müziğini kabaca üç kategoride değerlendirebiliriz. Birbirlerinden çok kesin çizgilerle ayrılmamakla birlikte bunlar, Makam müziği diye adlandırılan klasik Özbek müziği, Halk müziği ve destan müziğidir.

Muammer KETENCOĞLU: Özbek halk müziğinin karakteristikleri, öne çıkan formları ve bölgesel farklılıkları ile ilgili kabaca neler söylersiniz?

İrfan GÜRDAL: Aslında başlıbaşına bir Özbek halk müziğinden söz etmek pek de kolay görünmüyor. Çünkü örneklerin bir çoğu Uygur, Türkmen ve Kazaklarda da yaşatılmakta. Ancak bölgenin geleneksel icra tavrından söz edilebilir. Özbek müziğini Orta Asyanın diğer Türk müziklerinden farklı kılan yanı konar-göçerlerin müziklerindeki bireysellikten ve serbestlikten uzaklaşarak daha disiplinli bir ritmik ve melodik yapıya sahip oluşudur. "Koşuk" ya da "aşule" diye adlandırılan türküler genellikle başından sonuna kadar sabit bir usülle icra edilir ve tekrarlanan melodiler içerir. Birden fazla kişinin aynı anda icra edebileceği bir biçimde yaratılmış olmalarının yerleşik kültürle yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Bir başka icra özelligi de yoğun gırtlak nağmeleriyle ve glisandolarla ( bir sesten diğerine kayarak geçme özelliği) süslenmiş olmasıdır.

Halk müziğinin bir türü olarak da değerlendirebileceğimiz destan müziği "bahşı" denilen ozanların bir ya da birkaç çalgı eşliğinde halk hikayelerini müzikle anlatmalarıdır. Destan müziğinde her şiirin kendine mahsus bir müziği bulunmaz. Belli müzik kalıplarına birçok şiir uyarlanabilir. Yani melodik repartuar sözel olana göre daha sınırlıdır. "Gorogli" (Köroğlu), "Behram ve Gülendam", "Güzelhan ve Mahmudcan", "Tahir ve Zühre", "Aşık Garip ve Şahsenem", "Necep Oğlan" en bilinen Özbek destanlarıdır. Özbek halk müziği, Buhara Semerkant gibi tarihi şehirlerde ve civarında biraz daha makamsal ve ağdalı iken Afganistan'ın kuzeyinde ve Horasan'da daha sade köy müzikleri şeklinde ortaya çıkmaktadır. Harezm bölgesinde ise gerek müzikal yapı gerekse lehçe olarak Azerbaycan ve Türkmen müziğine yakınlık dikkat çeker. Özbekistan'da yaşayan Karakalpak'ların müziklerini de aynı grupta değerlendirebiliriz. Hazar Denizinin doğusunda yaşayan Karakalpaklar Azeri ve Özbek kültürleri arasında bir noktada yer alırlar.

Muammer KETENCOĞLU: Biraz da Özbek geleneksel müziğinin çalgılarından sözedelim. Aslında bu çalgıların pek çoğu Türki olsun ya da olmasın komşu bir çok halk tarafından kimi değişiklikler göstererek kullanılır.

İrfan GÜRDAL: En yaygın çalgı Dutarla başlayalım. Çalgı ismini Farsça du=iki ve tar=tel sözcüklerinden alır. Parmakla çalınan dutar, iki telli olup telleri ipekten yapılmaktadır. Dut ağacından yapraklar halinde imal edilen armudi biçimli bir teknesi ve yine dut ağacından kapağı vardır. Genellikle dörtlü veya beşli akordlanır. Oktav ve unison akordlandığı da görülür. Sesi yüksek değildir. Perdeler kromatik sıra ile yerleşmiştir. Teller tek tek çalınamayacağı için iki sesli çalışı zorunlu kılar.

Rübab veya Kaşkar rübabi adiyla da anilan çalgi, yaklaşik 90 cm uzunlugundadir. Eskiden teknesinin koç kafatasindan yapildigi rivayet edilir. Günümüzde dut agacindan yapilmakta ve tekne ile sapin birleştigi yerde iki boynuz figürü bulunmaktadir.
Tanbur, üç metal telli Özbek klasik müzik çalgısıdır. Formu dutara benzerse de daha ince ve uzundur. Teknesi dut, kapağı ladindir. Akordu çalınacak makama göre değişir. Sağ elin işaret parmağına takılan "nahun" adındaki metal bir mızrapla çalınır. Yayla çalındığı da olur.
Çeng, Özbeklerin günümüzde çeng adıyla andıkları çalgı, bir çeşit santurdur. Ondört grup teli vardır. Pesdeki iki grup ikişer diğerleri ise üçer telden oluşur. Teller, diyatonik sıra ile yerleşmiştir. Zahme ile vurularak çalınır.
Giccak, yaylı bir çalgı olan giccak, en yaygın Özbek halk çalgılarından biridir. Eskiden üç telli olan giccak, dörtlü aralıklarla akordlanırken günümüzde tel sayısı dörde çıkarılmıştır. Akord sistemi çalıcıya göre değişmektedir. Küremsi bir ağaç teknesi ve 40- 45 cm boyunda silindirik bir sapı vardır. Göğüs, deriden yapılır. Sol diz üzerinde dik tutularak çalınır.
Sato, dört teli bulunan, yaylı çalgıdır. Oval ve fazla derin olmayan bir teknesi ve uzun bir sapı vardır. Sap üzerinde ağaçtan perdeleri bulunan çalgıda melodi tek telle çalınır. Göğüs ağaçtandır ve üzerinde iki delik bulunur. Giccak gibi diz üzerinde dik tutularak çalınır.
Nay, nefesli Özbek Halk çalgısıdır. Aslı kamıştan yapılmakla birlikte ağaç ve metal olanları da vardır. Altı deliği bulunur ve bu delikler diyatonik nota sırası ile yerleşmiştir. Yani diyez ve bemollerin atlandığı bir diziye sahiptir. Üfleme deliği yan flütte olduğu gibidir.
Kuşnay, birbirine bağlı iki kamış naydan ibaret olup, bunlara ses çıkaran dil eklenmiştir (kuş=koş=çift). İki kamışa birden üflenerek çalınır. Yaklaşık 20- 25 cm boyundadır. Yedişer deliklidir. İki oktav ses aralığını çıkarabilir.
Balaban, Özbekistan'ın Harezm bölgesinde yaygın bir üflemeli çalgıdır. 25- 30 cm boyunda ağaçtan yapılmış silindirik bir gövdesi ve buna eklenen kamış bir dili vardır. Yedi üstte bir altta olmak üzere sekiz deliklidir.Bu çalgıya Azerbeycan'da da yaygınlıkla rastlanır ve Anadolu'daki meyle yakın akrabadır.
Ağaç üflemeli çalgılardan biri olan Surnay, yüksek sesli bir açık hava sazıdır. Form ve işlev olarak zurna ile aynıdır.
Karnay, 1,5- 2 metre boyunda metal borudan yapılan nefesli çalgıdır. daha çok ritmik temalar çalar.
Doyra (Daire), (Def ) 30- 45 cm çapında ağaç kasnak üzerine gerilmiş deve veya sığır derisinden yapılan ritim çalgısıdır. Kasnağın iç yüzeyine metal halkalar yerleştirilmiştir.

Muammer KETENCOĞLU: Bir seçkinci müzik geleneği olarak Klasik Özbek Müziği ile ilgili temel bilgilere değinebilir miyiz?

İrfan GÜRDAL: Makam müziği de denilen klasik Özbek müziğindeki makam sözcüğünün bizdeki makam sözcüğü ile aynı şeyi ifade etmediğinin altını çizmek gerekir. Özbek ve Uygur müziğinde makam bir ses dizisini ve seyir özelliklerini belirlemekle kalmayıp aynı zamanda ezgileri belli olan büyük formları ifade eder. Makamları halk müziğinin diğer türlerinden ayıran en önemli özelliği onların büyüklüğü ve çok bölümlü oluşudur.

Her makam "müşkilat" (çalgisal olarak icra edilen) ve "nasr" (sözlü icra edilen) olmak üzere iki bölümde icra edilir. Müşkilatin "tasnif", "gerdun", "muhammes", gibi bölümleri, nasrin da "serehbar", "terane", "telkin", "ufar"(raks)gibi bölümleri vardir.
Klasik Özbek makam müziğine halk müziğinin yoğun bir şekilde etkisi gözlenirken, makam müziğinin de halk müziğine az da olsa etkileri gözlenmektedir.
Özbek müziğinde şeşmakam denilen altı ana makam şunlardır: "Büzrük", "Rast", "Neva", "Dügah", "Segah" ve "Irak"

Muammer KETENCOĞLU: Özbek halk müziğindeki yirminci yüzyıl ve modernizmin etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?

İrfan GÜRDAL: Özbekistan'ın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine dahil olması ile başlayan süreç müzik üzerinde oldukça yoğun bir etki göstermiştir.Resmi kanallarca Suni bir Özbek milli müziği yaratılma çalışmaları, aslında Kazak, Türkmen ve Tacik'lerin müzikleriyle yakın olan Özbek müziğinin bazı yönlerini öne çıkarmak ve bazı yönlerini geri plana itmek yoluyla birtakım değişikliklere yol açmıştır. Örneğin bu tesirlerin dışında kalan Afganistan Özbeklerinde dutarın küçüğü olarak bilinen ve kullanılan "zilçe" adlı çalgı Özbekistan'da ortadan kalkmış, Kazakistan'da "dombıra" adıyla mili çalgı olarak ön plana çıkarılmıştır. Çalgıların standartlaşması, konuların kısıtlanması ve yönlendirilmesi, Müzik eğitiminin disiplinize edilmesi gibi etkiler bir takım değişimlere de neden olmuştur. Bu standartlaşma ve eğitim sonucunda yüksek performanslı icracılar ve besteciler yetişmiş ancak halk müziğinin rengarenkliği biraz ortadan kalkmıştır. Özbek müziğinde bütün bunlardan daha etkili ve yoğun bir değişim ise Özbekistan'ın bağımsızlığa kavuşması sonucunda Türkiye ve batı dünyası ile tanışmasıyla başlamıştır. Diğer eski Sovyet ülkelerinde olduğu gibi Özbekistan'da da arabesk ve pop müzik geleneksel müziğin önüne geçerek yaygın bir tüketim malzemesi haline gelmiştir. Bu değişime yozlaşma da diyebiliriz.

İRFAN GÜRDAL
1966 yılında Erzincan'da doğdu. Lisede öğrenci iken Ordu ili Musiki Derneği'nde koro elemanı olarak görev yaptı. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'ne girdi ve 1986 yılına kadar öğrenciliğinin yanısıra Üniversite Halk Müziği Topluluğu'nda müzik çalışmalarına devam etti. 1987 yılında üniversiteyi bitirdi ve Kültür Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Korosu sınavını kazanarak, saz sanatçısı olarak göreve başladı.
1991 yılında Ali Özaydın ve Cem Gürdal ile birlikte İpekyolu Türk Müziği topluluğunu kurdu. Dünyada Türkçe konuşulan tüm bölgelerin müziklerini araştıran ve icra eden topluluk ile yurt içi ve yurt dışında birçok konserler gerçekleştirdi.
Anadolu dışında yaşayan Türklerin geleneksel müzikleri ve çalgı aletleri konularında birçok araştırmalar yaptı, 200'ün üzerinde türkü derledi.
9-15 Temmuz 1993 tarihlerinde Güney Sibirya'daki Tuva Türklerinin boğaz havaları ile ilgili araştırmalar yaptı, 15-30 Temmuz 1993 tarihlerinde Kazakistan'da halk çalgılarını ve halk çalgıları orkestralarını inceledi.
20-30 Mayıs 1995'te Türkmenistan'ın Aşkabat ve Merv bölgelerindeki aşık müziklerini araştırma imkanı buldu ve çoğunluğu Teke Türkmenlerine ait birçok aşık havası derledi. Türkmenistan Devlet Konservatuarı hocalarından Prof. Ata Kutlumuradov'dan "dutar"ın çalım teknikleri hakkında bilgiler aldı ve bu bilgiler ışığında Anadolu'da tezenesiz saz çalma tekniğine yeni vuruşlar kazandırdı.
Uluslararası sanat ve el sanatları fuarlarında, topladığı Türk halk çalgılarını sergiledi ve bu çalgıları tanıtıcı nitelikte konserler verdi.
Aralık 1999'da Kültür Bakanlığı Devlet Türk Dünyası Müziği Topluluğu'nun sanat yönetmenliğine getirildi. Bu toplulukla yurt içi ve yurt dışında çok sayıda konserler hazırladı ve yönetti.
Kazakça, Türkmence, Kırgızca ve Özbekçe bilen, Gürdal, halen Devlet Türk Dünyası Müziği Topluluğunun sanat yönetmenliği görevinin yanı sıra H.Ü. Devlet Konservatuarında etnomüzikoloji mastırı yapmaktadır.