<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>muammer &#8211; Muammer Ketencoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.muammerketencoglu.com/tag/muammer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muammerketencoglu.com</link>
	<description>Akordeon Ustası, Araştırmacı, Halk Müziği Toplayıcısı ve Şarkıcı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Oct 2019 22:22:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>

<image>
	<url>https://mlldkvqwhqys.i.optimole.com/-ffNICPEZTA/w:32/h:32/q:auto/http://www.muammerketencoglu.com/wp-content/uploads/2019/09/cropped-muammer-ketencoglu-logos.png</url>
	<title>muammer &#8211; Muammer Ketencoğlu</title>
	<link>http://www.muammerketencoglu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tuna’nın beri yanı O’ndan sorulur</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/tunanin-beri-yani-ondan-sorulur/</link>
				<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 07:30:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[ketencoglu]]></category>
		<category><![CDATA[muammer]]></category>
		<category><![CDATA[o]]></category>
		<category><![CDATA[tuna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wptr/?p=1954</guid>
				<description><![CDATA[Ali Rıza Özkan 29 Haziran 2015, 09:54 Akardeon ile özdeşleşmiş, Türkiye ve Balkan müziğinin vazgeçilmez ismi Muammer Ketencioğlu, yeni albüm hazırlıklarını ve müziğine dair sorularımızı yanıtladı. Ketencioğlu, “Müzik bitmez işleyiş, biçim ve müziği dinleyişimiz yenilenir” diye konuştu Muammer Ketencoğlu akordeon ile ülkemizde özdeşleşmiş bir müzisyen. Coğrafyamızın müzikal mozaiği çalgısında tınılara dönüşür ve kardeşlik sıcağı ile [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Ali Rıza Özkan 29 Haziran 2015, 09:54 Akardeon ile özdeşleşmiş, Türkiye ve Balkan müziğinin vazgeçilmez ismi Muammer Ketencioğlu, yeni albüm hazırlıklarını ve müziğine dair sorularımızı yanıtladı.</p>
<p>Ketencioğlu, “Müzik bitmez işleyiş, biçim ve müziği dinleyişimiz yenilenir” diye konuştu Muammer Ketencoğlu akordeon ile ülkemizde özdeşleşmiş bir müzisyen. Coğrafyamızın müzikal mozaiği çalgısında tınılara dönüşür ve kardeşlik sıcağı ile sarar dinleyeni. Dünyanın herhangi bir yerinde Türkiye ve Balkan müzikleri dinletisi varsa, Muammer oradadır. Haziran direnişinin kayıplarından Ali İsmail Korkmaz’la özdeşleşen Mağusa Limanı ezgisi isyan günlerinde bir ağıt/destana dönüşmüştü. Şimdi, yeni bir albüm hazırlığı içindeyken, evine misafir olduk ve söyleştik. Nasıl oldu da, onca çalgı dururken akordeonla buluştun?</p>
<p>1951 yılında Halkevleri Demokrat Parti iktidarı tarafından kapatılınca, demirbaşları da çevredekiler kapıp götürmüş. Bir nevi yağmalanmış, yani. 1973 yılında kendisi de müzisyen olan dayım işte o Halkevinden kalan bir akordeon getirdi bana. O zamanlar tütüncülük yapıyorduk. Tütün tarlalarında kendi kendime çaldım. Daha sonra, Bornova Körler Okulu’nda öğretmenlerim tarafından müziğe yönlendirildim. Zamanla benimle bütünleşti. Çalgımı çok seviyorum. Ona sarıldığımda aşk ile açıklayacağım bir durum ortaya çıkıyor. Rebetika ile başladı Dünya müziği alanında yetkin çok az sayıda insandan birisin. Belki de en önde gelen müzisyensin. Farklı geleneksel müziklere talep Batı’da sanki yeni bir müzik tarzı yaratmış gibi, katılır mısın? Üniversite yıllarımdan beri farklı halkların müziklerini dinliyorum, araştırıyorum. Müziklerinde ortak ve farklı yanları anlamaya çalışıyorum. Bizde de, Rebetika müziğinin yaygınlaşmasıyla birlikte, farklı müzikleri dinleyen kesim oluştu. ‘95’te 4 kasetlik “Halklardan Ezgiler” başlığı ile bir seri yayınladım. Orta Asya, Gürcistan, Ermeni ve Azeri halk müzikleriydi. 2 tane de Rebetika derlemesi yayınladım. Bu albümlerden önce Türkiye’de dünya müziği albümü yayınlanmamıştı, sanırım?</p>
<p>Aras yayınevinin çıkardığı Tatul Altunyan Ensemble ve Liz Sarian plakları vardı, sadece. 93’te Hasret Gültekin Pros Echos adında bir Rebetiko grubu ile birlikte konserler yapmıştı. Sen iyi bilirsin. 2000’lerden sonra, kitle iletişim araçlarındaki devrimsel değişiklikle birlikte dünya müziği artık her yerde. Şimdi, insanlar her türlü müziğe hemen ulaşıyor. Ben kendi alanımı ‘dünya müziği’ olarak tanımlamıyorum. Dünyadan geleneksel müzik diyorum. Dünya müziği (world music) olarak anlaşılan şey, 3. Dünyanın egzotik ezgilerini alıp Avrupa dinleyicisinin kulağına uygun hale getirdikleri müziğe dünya müziği diyorlar. Şimdi bizde de farklı halkların şarkılarını söyleyen sanatçılar var. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da gerçek zenginlik ve vitrin oluşturma farkı var. Yani, bir çok sanatçı arkadaş albümlerine bir tane şurdan, bir tane buradan Anadolu mozaiğini göstermek için parçalar koyuyor. Ama, bu çalışmaların çok büyük bir kısmında hakkının verilmediğini düşünüyorum. O mozaiği gerçek köklerine sadık kalarak ortaya çıkaran albümler çok az sayıda. Daha çok güzel bir vitrin oluşturma kaygısı ön planda, diyebilirim. Bir başka dilde şarkı söylemek yalnızca telaffuz becerisiyle bitmiyor. O halkın müzikal alışkanlıklarını hissedebilmeniz gerekir, söylerken. Radyo programları blogda Bayağı uzun zaman oldu dünya müzikleriyle ilgili radyo programı yapıyorsun. 1995 sanırım, Türkiye’nin en uzun soluklu radyo programlarından birisini yapıyorsun. Evet, Kasım 1995’de başladım. Açık Radyo kurulduğundan beri Tuna’nın Beri Yanı adlı programı yapıyorum. Bazan bir bölgeden, bazen bir enstrümandan, bazen bir şarkıdan veya bir şarkıcıdan, bazen eski kayıtlardan oluşan, kendi içinde zengin kılmaya çalıştığım bir program. Çok değerli ustalar konuğum oldu. Jak Esim’den, Birol Topaloğlu’ndan tutun, Goran Kovaçeviç’e kadar konuklarım oldu. Müzikle sınırları aşıyoruz. Sınırlar bize göre değil. Bana hayatta heyecan veren, dünyada sıkıntılara dayanmaya yardım eden çok az şey var. Birisi müzik, diğeri de kitaplar. Şimdi, radyo programlarını yayınladığım bir blog açtım. İlgilisi, tunaninberiyani.blogspot.com adresinde eski programları dinleyebiliyor. Brezilya’ya kadar gidip konser verebilen çok az sayıda müzisyenimizden birisin. Nasıl başarıyorsun, bunu?</p>
<p>Benim konserlere çağrılmamdaki en önemli neden müziğe enternasyonalist yaklaşmamdan kaynaklanıyor, diye düşünüyorum. Örneğin, Avrupa’ya çok konser daveti alıyorum. Yunanistan başta olmak üzere, bir çok Balkan ülkesi, Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa’ya gittim ama, orada beni davet edenler ya sendikalar, ya da çok kültürlülüğü önemseyen enternasyonal dayanışma kuruluşları oluyor. Müzikal olarak da “benim yurdum dünyadır, kuran da kurtaran da dünyayı insanlardır” parolası ile yaşadığım ve çok farklı dillerde şarkılar söylediğim için davet aldığım kitle örgütleri de enternasyonalist duruşu belirgin kuruluşlar oluyor. Brezilya’dan, Hindistan’dan aldığımız davetlerde hem atölye çalışmaları yapıyorduk ve hem de konser veriyorduk. İsviçre’nin Zürih kentinde ünlü Moods jazz kulübünde çaldık. Yeni bir albüm çalışmasına başladığını duydum. Evet, Şubat ayında stüdyoya girdim. ‘Sandığımdan Rumeli Türküleri’ olacak başlığı. 79 dakika kadar, 19 – 20 eser olacak. Önceden olduğu gibi, ya hiç söylenmemiş, ya da çok az bilinen türkülere yer vereceğim. Bütün Balkan coğrafyasından Türkçe türküler var. Bulgaristan, Makedonya, Prizren/Kosova, Türkiye Trakyası, son olarak da Gagavuzlar. İki Gagavuz ezgisi var, biri dans diğeri sözlü bir türkü. Muammer Ketencoğlu ve Balkan Yolculuğu olarak yapacağız albümü. Belki elimize aldığımız son albüm olacak… Müzik bitmez Albüm yapma isteğini değil, CD’nin ortadan kalkmasını kastediyorsun, sanırım… Aynen. Müzik bitmez. Ama, işleyiş biçimi değişecek herhalde. Müziği dinleyiş biçimimiz de değişecek. Albümde konuk müzisyenler de var. Bulgaristan göçmeni, görme engelli genç bir arkadaşımız var. Harika okuyor. Albümde sesini kendisini araştırıp bulduğu bir türküde dinleyeceğiz. Yıllarca Balkan Yolculuğu ekibimizin değişmez solisti Sumru Ağıryürüyen bu albümde gene olacak. Ayrıca, Şule Kocaman Saraç, Selda Koçak Uzuntaş, Sakip Songelen, Hüseyin Yavaş. Ekibimiz İzmir’li, çünkü İzmir’de büyük bir Makedonya göçmeni nüfus var ve müzik kültürü çok canlı olarak devam ediyor. Eğer zaman yeterse, Zeybek Yolculuğu topluluğumuzun da bu albümde bir türkü ile yer almasını istiyorum. ‘Ne için sanat üretiyoruz kaçınılmaz soru’ Sanatçı ve müzisyen olarak Türkiye’de ve dünyada var olmak nasıl bir şey?</p>
<p>Şunun altını çizmek isterim. Dünya çok sıkıntılı. Bir taraftan siyaset ve ekonomi çökmüş durumda. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, şiddetin yaygınlaşması, iklim değişikliği. Gerek savaşlar ve gerekse iklim değişikliği yüzünden göçlerin tetiklenmesi… Nüfus artışı oranında nitelikli sanat ürünlerine talebin artmayışı… Bütün bunları beraber düşününce sanatçının ne yapıyorum, kimin için varım, kimin için sanat üretiyorum sorusunu sorması kaçınılmaz oluyor. Bugünkü dünya, sanatçıyı marjinalize eden bir dünya. Yalnızca müzisyeni değil, yazarı da, sinemacıyı da kapsıyor, bu sıkıntı.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Muammer Ketencoğlu ile İki Yakanın Müziği</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/muammer-ketencoglu-ile-iki-yakanin-muzigi/</link>
				<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 07:29:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[iki]]></category>
		<category><![CDATA[muammer]]></category>
		<category><![CDATA[müziği]]></category>
		<category><![CDATA[yaka]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/wptr/?p=1951</guid>
				<description><![CDATA[Muammer Ketencoğlu ile iki yakanın müziği “Rembetiko şarkıları, Türkiye&#8217;de ve Yunanistan&#8217;da benzer zamanlarda ortaya çıkan ve mübadele ile birleşen, yekvücut olan Türk ya da Yunan olmaktan çok Egeli şarkılardır.” Ege’nin iki yakasının ortak dilidir Rembetiko. Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan halkların acı, aşk, hüzün ve isyanına tercüman olan bu müzik türü aynı zamanda nesilden nesile aktarılan [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Muammer Ketencoğlu ile iki yakanın müziği</p>
<p>“Rembetiko şarkıları, Türkiye&#8217;de ve Yunanistan&#8217;da benzer zamanlarda ortaya çıkan ve mübadele ile birleşen, yekvücut olan Türk ya da Yunan olmaktan çok Egeli şarkılardır.” Ege’nin iki yakasının ortak dilidir Rembetiko. Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan halkların acı, aşk, hüzün ve isyanına tercüman olan bu müzik türü aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir kültür ve yaşam biçimidir. İzmir Atina arasında bir köprü kuran bu kültürün dünyadaki en yakın takipçilerinden biri de Tireli Muammer Ketencoğlu’dur. Akordeonun yanı sıra Rembetiko, Batı Anadolu folkloru ve Balkan müziğindeki ustalığıyla da tanınan Ketencoğlu, rembetikonun akordeonunu çalarken en çok bütünleştiği müzik olduğunu söylüyor.</p>
<p>“Bu müzik benim Egeli yanımı ortaya çıkarıyor” diyen Ketencoğlu ile rembetikonun İzmir müzik geleneğindeki yeri üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. ARA SPOTLAR: Muammer Ketencoğlu rembetikoyu Ege’deki çok kültürlü müzik geleneğinin ayrılmaz bir parçası olarak nitelendiriyor. Rembetiko, Türk ve Rum öğeleri harmanlanmış Ege coğrafyasını kapsayan bir rahiya oluşturmuştur. Mübadele yıllarında İzmir&#8217;den göçen çok sayıda rembetiko besteci, icracı ve şarkısı Yunanistan&#8217;da adeta bir İzmir müziği patlaması oluşturdular. Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?</p>
<p>Bu yolculukta rembetikonun yeri ne oldu? 1964’de Tire’de doğdum. Çoğu müzisyende olduğu gibi müzik çocukluğumda başattı. Dinlediğim Yunan ve Balkan radyoları, dayımın trompetinin büyülü sesi, ilk ve ortaokuldaki değerli müzik öğretmenlerim müzik yolculuğumun temel taşlarıdır. Bugün Ege, Balkanlar ve Kafkasya’daki halk müziği gelenekleriyle ilgili çalışmalar yapıyorum. Ege’deki çok kültürlü müzik geleneğinin ayrılmaz bir parçası olan rembetiko ile 20. yüzyılın başlarında yapılan kayıtlarla karşılaştığım 1988’den bu yana hem araştırmacı hem de icracı olarak tutkuyla ilgiliyim. Bu müzik benim Egeli yanımı ortaya çıkarıyor. Yoğun bir bağlılıkla dinliyor ve çalıyorum. Rembetiko akordeonumu çalarken en çok bütünleştiğim müziktir.</p>
<p>Bugün dünyada Yunanistan yeraltı müziği olarak tanınan rembetikonun doğuşu ve gelişimi ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?</p>
<p>Kanımca yeraltı müziği tanımı kısmen doğrudur. Öncelikle rembetiko müziği bir şehir müziği geleneğidir yani çoğunlukla bestecisi ve söz yazarı bellidir. Rembetiko kültürünü temsil eden Rebetler de dürüstüğü ve erdemi içeren Zeybeklerdekine benzer birçok etik kuralı yaşamlarının kılavuzu olarak kabul ettiler. Bu müzik türü iki coğrafyada birbirine yakın zamanlarda doğmuştur. 1850&#8217;lerden sonra İzmir&#8217;in yoksul Rum mahallelerinde doğup kafe amanlarda icra edilirken Pire’de işçiler, gemiciler ve mahkûmlar arasında doğup esrar da çekilen içkili mekânlar olan tekkelerde icra edilmeye başlanmıştır. İzmir’deki gelenek alaturka karakterdeydi ve klasik kemençe, ud, kanun, keman, kaşık ile seslendirilir şarkıları çoğu zaman kadın şarkıcı söylerdi. Besteler Anadolu makamlarına bağlı olarak yapılırdı. Pire’de ise basit melodilere dayalı şarkılar 1930’lara kadar gitar ve mandolinle çalınır şarkıları da çoğunlukla erkek şarkıcı seslendirirdi.İzmir’den çok ünlü rembetiko müzisyenleri yetişmiştir başlıca besteciler arasında Panagiotis Tundas, Vangelis Papazoglu, Dimitris Sempsis ( aynı zamanda çok önemli bir kemancı dır.) Kostas Rukunas (aynı zamanda çok büyük bir şarkıcı dır) ve Kostas Karipis sayılabilir. Şarkıcıların başlıcalarından anımsatmak gerekirse Rita Abaci, Marika Papagika, Kostas Nuros ( bir nevi gazel olarak tanımlayabileceğimiz amane ustasıdır) gibi isimleri verebiliriz. Mübadele yıllarında İzmir&#8217;den göçen çok sayıda rembetiko bestecisi, icracısı ve şarkıcısı Yunanistan’da adeta bir İzmir müziği patlaması oluşturdu. Zaten İzmir kokusu taşıyan bu şarkılara Zmirneyiko da denir. 1930’lardan sonra Zmirneyko şarkıları yavaş yavaş etkisini yitirmiş buzukinin rembetikoda başat olmasıyla birlikte İzmir’in alaturka rembetikolarıyla Pire’&#8217;nin yalın ve külhani şarkıları bir potada eridi. Bu dönemden sonra ortaya çıkan şarkılar klasik rembetiko dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde buzuki, gitar, curanın akrabası bağlama ve akordeondan oluşan topluluklar son derece yaygındı. Makam terminolojisi aynı bizim kullandığımız gibidir. Rast, uşşak, nihavent, kürdi, hicaz, hüzzam kullanılan başlıca makamlardır. Şarkıların konu yelpazesi son derece geniştir. Aşk, ayrılık, gurbet gibi evrensel temaların yanı sıra bitirimleri, karmaşık alt kültür ilişkilerini ve hatta kedileri anlatan şarkılar vardır. Rembetikoyu halkların değil coğrafyaların müziği olarak tanımlıyorsunuz neden? Rembetiko şarkıları, Türkiye’de ve Yunanistan’da benzer zamanlarda ortaya çıkan ve mübadele ile birleşen, yekvücut olan Türk ya da Yunan olmaktan çok Egeli şarkılardır. Şarkılar çok büyük oranda Yunanca seslendirilse de müziğin kendine bakıldığında (gerek ritmik yapılar gerekse makamsal yapılar) bu ortaklık net olarak anlaşılmaktadır. Bu yüzden rembetiko birçok müzik geleneği gibi saf değildir. Türk ve Rum öğeleri harmanlanmış Ege coğrafyasını kapsayan bir rahiya oluşturmuştur. İzmir’e olan doğal ilginizin sonucu bir ilk niteliği taşıyan albümünüzden söz eder misiniz? Kayıtları yaklaşık iki buçuk yıl süren İzmir Hatırası isimli albümüm 2008 başında yayınlandı. Albümün alt başlığınını “Eski İzmir&#8217;den Türk, Rum ve Yahudi Türküleri” olarak koydum. 1922 öncesi İzmir’in çok kültürlü yapısını göstermeye çalışan bu albüm ,alanında bir ilktir. Albümde 40 müzisyen yer aldı. Bunların birçoğu alanında tanınmış isimler. İlk olmanın sorumluluğu büyüktü. Bu yüzden albüme oldukça hacimli bir kitapçık hazırladım. Doğrusu çok olumlu eleştiriler aldım. Albüm dünyanın çeşitli müzik kütüphanelerinde yerini aldı. İtalya’da Padova Üniversitesi’nde ve Almanya’da Bremen’de  eski İzmir müziğiyle ilgili açıklamalı dinletiler ve atölye çalışmaları yaptım. Ayrıca ,Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve mübadele yılları İzmir’inde geçen “Sevgili Hayat” adlı oyunun müziklerini yaptım.</p>
<p>Müziğin barışçıl rolü kültürler arasındaki ilişkilerde yeterince etkin kullanılıyor mu sizce?</p>
<p>Müzikle insan sevgisi ve barış arasında kuşkusuz doğrudan bir bağlantı var. Kulağını çeşitli müzik geleneklerine açan bir dinleyicinin etnik ve kültürel ön yargılara pirim vereceğini hiç düşünemiyorum. Bizim dışımızdaki halkların müziklerini dinleyerek onlara yaklaşmış oluyoruz. Onların duygulanımlarını çok daha derinlemesine kavrıyoruz ve burada yalınlığı ve saflığıyla öne çıkan halk müziklerinin önemli bir rolü var. Benim çeşitli söyleşilerde aktardığım bir sözüm var; “türküleri yüreğiyle dinleyen biri, adam öldüremez!” Dünyadaki vahşi ortamda bu slogan kulağa azıcık sürreal gelse de biz müzisyenler buna inanmaz, bunun için çalışmazsak var olamayız.</p>
<p><!-- /wp:html --></p>
]]></content:encoded>
										</item>
	</channel>
</rss>
