Muzik Kutusu << Geri Dön

Çatalca'daki Halk Müziği Geleneğine Tarihsel Bir Bakış [16 Kasım 2009]


ÇATALCA’DAKİ  HALK MÜZİĞİ GELENEĞİNE TARİHSEL BİR BAKIŞ

Muammer Ketencoğlu

16 Kasım 2009, İstanbul

Tüm Trakya’da sevilen Rumeli köy türküleri ve şehir şarkıları Çatalca’da da büyük bir tutkuyla sevilip yorumlanmaktadır. Kasap havaları ve karşılamalar bölgenin belirleyici halkoyunu türleridir. TRT repertuarında İstanbul’dan derlenmiş pek çok türkünün derleme notlarında ilçe ya da yöre tanımlaması bulunmadığından Çatalca ve yöresi kaynaklı türküleri ayırt etmek oldukça güçtür. Bu alandaki ciddi boşluk yüzünden yerel tarihçilerin, etnomüzikologların, derlemecilerin ve müzisyenlerin Çatalca, Silivri ve civarı  halk müziği hakkında yapacakları her çalışma eşsiz değerde olacaktır.

Günümüzde Çatalca’nın yaşayan halk müziği geleneği Trakya bölgemizin etnik ve kültürel çeşitliliğinin küçültülmüş bir örneği gibidir. Ayrıca bölge, Patriyotların ihmal edilmiş müzikal renkliliğiyle beraber düşünüldüğünde, son derece değerli ve özel bir halk müziği dokusuna sahiptir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle son döneminde Çatalca’da Türklerin, Rumların, Ermenilerin,Yahudilerin ve Müslüman Çingenelerin bir arada yaşadığını biliyoruz.

Halk müziği pratiğine dışarıdan baktığımızda en az dört dilde şarkılar söylendiğini ve kimileri ortak olan dans havalarının bulunduğunu anlıyoruz. Bu dönemde ve belki de bugün de müzik geleneğinin hemen hemen aynı etnik çeşitliliği içeren Silivri ile çok büyük bir benzerlik gösterdiğini de söylemek mümkün. Bu bölgede müzik hayatını toplum olarak müziksever Rumlar ile bütün Anadolu’da olduğu gibi Trakya’da da müzisyenlik işini adeta toplumsal bir iş bölümü ile devralmış olan çingeneler idare etmekteydi.  İstanbul’un merkezinde olduğu gibi  Rumların Çatalca ve Silivri’de de müzikli eğlenceleri sirto ve kasap dansları dillere destandı. Klasik Türk müziğimize büyük katkıları olmuş efsanevi Silivrili müzisyen kardeşler Yorgo ve Aleko Bacanos’u anmadan geçmeyelim. Bölgede derlenen ve 1950’lerde ünlü şarkıcı Roza Eşkenazi tarafından da plağa kaydedilen Silivri sirtosunun sözlerine yer verelim:

Silivri Sirtosu

“Sütle şeker gibi tatlı senin kara, büyük gözlerin
Sana olan aşkım yakıyor beni
Ah, acıyla dolu kalbim
 
Sen oyna sevdiğim ben de söyleyeyim
Sana Mayıs çiçekleri vereyim
 
Altın bir kanaryasın sen
Deliye döndüm güzelliğinden
Işıksın ruhuma aşkım sen
Benim olmazsan ölüp gideceğim”

Bu şarkı bugün de Yunanistan’da sevilerek söyleniyor ve eğlencelerde aranan bir dans havası olmaya devam ediyor.

Hem İstanbul şehir merkezine hem de İsrail’e gerçekleşen göçler yüzünden bugün Çatalca’da yaşayan bir Yahudi kültüründen söz edemesek de geçmişte İspanya’dan getirdikleri romansların yanısıra Yahudilerin Türk etkileri taşıyan şarkılar da söylediklerini biliyoruz. Mas Ariva adlı bu şarkı Çanakkaleli kadın şarkıcı Berta Aguado’nun sayesinde tüm dünyaca tanınmaktadır:

Mas Ariva

“Daha yukarıda daha yukarıda
 Silivri diyarında
Orada balıkçılar vardı
Atasözlerini avlayan
 
Üç kişi ata biniyordu
Ve büyük bir tozbulutuydu
Arkada bıraktıkları
Geldiler nehrin yakınlarına
 
Başladılar onu yıkamaya
Görmek için ne çıktığını
Açtılar kilitleri, bir duka altın çıktı
Kralın oğluna benziyordu
 
Eğer diri getirebilseler
Önemli kişiler olacaklardı
Yok ölüsünü getirirlerse
Saygılar sunulacakmış
 
Hollanda’dandı gömleği
Yastığıysa sırmalı ve incili
Parmağında ise bir yüzük
Zengin olmaya muktedirdi”

Mübadele ile Çatalcalı Rumlar Yunanistan’a gitmek zorunda kalırken yerlerine Kuzey Yunanistan’ın Vodina bölgesinden yine Rumca konuşan müslüman Patriyotlar gelmiştir. Atatürk’ün onlar için hemşehri ya da vatansever anlamında kullandığı Patriyot sözcüğü günümüzde de bu topluluğu ifade etmek için kullanılmaktadır.  Böylelikle Çatalcalı Rumların Yunanistan’a götürdüğü pek çok şarkı ve dansın yerine Çatalca’ya Kuzey Yunanistan’dan bambaşka bir müzik geleneği taşınmıştır. Yine aynı dönemde Çatalca’ya yerleştirilen Selanik göçmeni çingeneler Patriyot şarkı ve danslarını ya biliyorlardı ya da kısa zamanda öğrendiler. Bugün de bu şarkı ve dansların en otantik haliyle yaşamasına vesile oluyorlar.  Patriyot şarkıları bize yepyeni ufuklar açtı. Alışmamış kulakların  ilk  duyuşta biraz yadırgayabileceği yepyeni bir tınıydı bu. Yunanistan’ın Vodina bölgesinin bu müzik geleneği bir yandan Arnavutluk sınırındaki Epir bölgesine komşu olması nedeniyle pentatonik ögeler içerirken öte yandan yer aldığı Makedonya bölgesinin genel etkilerini de barındırıyor. Patriyot şarkıları büyük ölçüde bugün Yunanistan’ın Grevena şehri ve çevresindeki şarkılarla benzerlik göstermektedir.

Lozan Mübadilleri Vakfı gönüllülerinin 2007’de yaptığı derleme çalışmasına dek Patriyotların geleneksel müziği ile ilgili ülkemizde ciddi bir çalışma yapılmamış idi. Bu yüzden pek çok şarkının kayda alınamadan unutulup gittiğini söyleyebiliriz. Lozan Mübadilleri Vakfı’nın 2009’da yayınlanan “Meriç’in İki Yakasından Ezgiler” adlı cd çalışmasında ilk kez  Patriyotlara ait şarkılar yer almıştır. Bizi Yunan halk müziğinin ifade biçimlerine, ana temalarına yaklaştıran bu Patriyot şarkıları ezgileriyle olduğu gibi sözleriyle de ufkumuza yepyeni dünyalar serer.

Çingenece ise bu bölgede Türkiye’nin hiçbir yerinde olmadığı kadar yaşayan bir dildir ve az da olsa çingenece dilinde şarkılar hala söylenmektedir. 

Yazımızı Çatalca’dan derlenmiş ve 40- 50 sene önce yaşanmış bir olay nedeniyle yakılmış bir ağıtla bitirelim:

Orhan’ın Ağıdı

Birgün benim yanımda
 Feriha’yı duttular
Ben onu gurtarırken
Sol yanımdan vurdular

Anne anne kalksana
Lambaları yaksana
Yaralı Orhan geldi
Çaresine baksana
 
Portokal limon ağacı
Aceledelim hacı
Sol yanımdan vuruldum
Yok mu bunun ilacı
 
Mezar mezara bakar
İçinde Orhan yatar
Orhan’ın nişanlısı
Mezara çiçek atar”