Muzik Kutusu << Geri Dön

Yenilgi Tanımayan Yalnızlık [ Marmara Gazetesi, 3 Mayıs 1995 ]


Rober Haddeciyan/3 Mayıs 1995-Marmara Gazetesi,İstanbul

Yenilgi Tanımayan Yalnızlık
Türkçesi: Pakrat Estukoğlu

Muammer Ketencoğlu adı artık hiç yabancı değil okurlarımız için. Tüm halkların yanısıra Ermeni halkının da müziğine gönderdiği samimi ilgi ile çoktan hepimizin yüreklerini fethetti o. Bu âmâ Türk sanatçısı düzenlediği konser ve programlarda ermeni türküleri ve müziğine geniş yer vermektedir. Onun bu ilgisi maddi çıkar beklentilerinden kaynaklanmıyor. Tam tersine bu ilgi belli bir yüreklilik ve siyasi cesaret gerektiriyor.

Muammer Ketencoğlu ile bugüne kadar şu veya bu konser esnasında hep ayaküstü sohbet edebilmiştik. Kendisi bu sohbetlerde birçok kereler gazetemizi ziyaret etmek istediğini söylemişti.Nihayet onun bu dileği,üstelik beraberinde bir müjde getirerek gerçekleşti.Ermeni müziğine adanmış bir kaset hazırlamıştı ve kaset yakında piyasaya çıkacaktı. Belki de Türk müzik ortamında ilk kez, böylesi ciddi bir kaset müzikseverlerin beğenisine sunuluyordu. Ketencoğlu yazarlarımızdan Hagop Aslanyan ve sanatçının yakın dostu Sarkis Seropyan sanatçıya ermeni müziğine ait dokümanlar sağlamak bakımından sürekli yardımcı olmuş kişilerdir.

Fakat Ketencoğlu'nun Ermeni müziğine karşı sevgisi ve ilgisi nasıl oluşmuştur? Kendi anlatımına göre Ermeni müziği ile ilk karşılaşması 1984 yılında tesadüfen Liz Saryan'ın plağını dinlemesi ile olmuştur. Bu çok etkilendiği plağı ilk kez Ortaköy'de dinlemiştir. 1971 yılında Aras Plakçılık tarafından piyasaya sürülmüş olan bu plağı hemen kasede kaydetti ve incelemeye başladı. Daha sonra taverna müziği düzeyinde birkaç şarkı buldu ama bunlara fazla ilgi göstermedi. O düzeyli müziğe sevdalıydı ve meyhane müziği ile ilgilenmiyordu. Liz Saryan'ın bu çalışması ile ilk karşılaşmasından sonra Ermeni müziği ile yakınlaşması arasında yaklaşık on yıllık bir boşluk olmuştu. Bu boşluğun sebeplerinden biri de Ermeni bir dostu olmayışı, dolayısıyla kendisi ile Ermeniler ve onların müziği arasında bir köprü kurulamamasıydı. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden Norayr Daduryan ile tanıştı ve ondan birkaç Ermenice plak edindi. Bunların arasında Tatul Altunyan'ın Ermenistan'da basılmış ve Türkiye'de tıpkı basımı yapılmış Halk Şarkıları seçkisi de vardı. Bu seçkideki şarkılar muhteşem bir koro tarafından seslendiriliyordu ve çok etkileyiciydiler. Öyle ki Muammer bu müziğe kayıtsız kalamazdı.

Ketencoğlu anlatımına devam ediyor: "Geçen yıl güzel bir rastlantı ile Sarkis Seropyan'ı tanıdım. Sarkis Çerkezyan adlı bir dostumuz daha vardı,toplanıp ermeni müziği ile ilgili konuştuk. Ben gerçekten çok etkilenmiştim. Bu müzik bana Azeri müziğini anımsatıyordu. Böylece Sarkis Seropyan pekçok plaklar vererek mutlandırdı beni. Zincirimdeki Ermeni halkaları çoğaldı, enginleşti.Programlarımı hazırlamadan önce Sarkis'e danıştım. Sayat Nova korosundaki arkadaşlarla da unutulmaz saatler yaşadım. İçinde Ermeni müziğinden de örneklerin bulunduğu konserler düzenledim. Bu müzik için iyi bir dinleyiciydim. Tek zorluğum sözcükleri anlamayışımdı. Ancak halk müziğinin sözcüklere gereksinimi yoktu. Kelimeler olmadan da etkileyiciydiler."

"Yıllardan beri Rumca söylerim. Beni dinleyen sayısız Rum Rumca bildiğimi sanıp benimle Rumca konuşmayı denerler. Rumca bilmediğimi söylediğimde de inanmazlar. Oysa dili bilmemek o dilde şarkı söylemeye engel değildir."

Muammer Ketencoğlu'nun plak üreticisi olan bir dostu var, Hasan Saltık. İlerici, candan bir yoldaş. Yaşamın fırtınalarından geçmiş, cebinde meteliği olmadan sıfırdan başlayıp belirli bir yere gelmiş. Ancak sade alçak gönüllü, köylü kökenli, coşkun kişiliğini hiç kaybetmemiş.

"O da Unkapanı Plakçılar Çarşısındandı. Ama paraya yenilmedi, seviyesini korudu."diye sürdürüyor Muammer Ketencoğlu.

"Onun için önemli olan piyasaya çıkardığı kasetin kalitesidir ve bu amaca ulaşmak için de hep doğru insanları seçer. Nitekim Hasan bana güvendi ve halk müziklerinden oluşan bir dizi yapmayı kararlaştırdık. Bugüne kadar bu alanda ciddi bir çalışma yapılmamıştı. Hatalara düşmeden gerçekleştirmeliydik."

O günlerde Hasan Saltık Ermeni müziğine ait bir Cd edinmişti. Bundan etkilenerek Ermenice kasete dizide öncelik verilmesini istiyordu.

"Muhtemelen ilki Ermenice kaset olacaktı. İlk etapta beş halkın müziğini yayınlamayı kararlaştırdık. Bunlar Ermeni,Gürcü,Azeri,Orta Asya Türk halkları ve nihayet Yahudi müziğine yakın kabul edilen Klezmer müziği idi."

Ketencoğlu bu çalışmayı gerçekleştirebilmek için geçen yaz işe koyuldu. Yaz boyunca çalıştı,veriler topladı. En zoru Orta Asya müziğini oluşturmaktı. Bu halklar kısmen Asya müziğinden kopmuş ve muhtelif yönde yabancılaşmışlardı.

Ermeni Halk Müziği hakkında yazılı kaynaklar bulmakta da güçlük çekti. Ancak daha sonra Rusya'da yayınlanmış ve Gomidas'ın eserlerini içeren bir plağın kapağında geniş bilgiler buldu. Bu yazıyı tercüme ettirdi. Onlardan yararlandı ve kendi kişisel duygularını da ekleyerek bir inceleme meydana getirdi. Bu çalışma ermenice kasetin kapağında yer alacak. Bir saat süreli kasette yirmi şarkı bulunacak ve kaset 15-20 Mayıs tarihlerinde piyasaya çıkacak.

Bu parçaların seçimini hangi değer yargılarıyla yapmıştı?
"Müzikolog gözüyle inceledim parçaları. Şarkı önce neyi ifade ediyor, neyin temsilcisidir, ne tür enstrümanlar kullanılmıştır, enstrümanların yanı sıra parçalar ne karakter gösteriyorlar, tarımı mı anlatıyorlar ,köylü türküleri midir, çalışma mı anlatırlar, koral müziğin ne gibi örnekleri var? Bu tür çalışmalarda şöyle bir tehlike vardır: Her halkın kendisini simgeleyen popüler parçaları vardır. Bu parçalar o halkın kökünü yansıtır, kökenini izah eder. Fakat o kadar çok kullanılmışlardır ki zaman içinde aşınırlar. Bu aşınmış parçalardan kaçınmalıydım. Aynı zamanda ucuz seçimlerden de uzak olmalıydım. Halka hoş görünmek için kendi doğrularımdan fedakarlık yapamazdım. İşte bu kaygılarla belirli bir denge sağlamaya çalıştım."

Muammer Ketencoğlu son derece coşkuludur bütün bunları anlatırken. Halkların müziğinden ve kardeşliğinden bahsettiğinde siyah gözlüklerinin gerisindeki kapalı gözlerinden sanki ışık ve umut fışkırıyor. Bizler onun sözlerini dinlerken yüreklendik ve bu ülkede böyle harika gençlerin hiç de az olmadıklarını bir kez daha fark ettik. Onlar dar görüşlülüğün sığlığını aşmışlar ve tüm insanları kapsayan evrensel değerlere ulaşmışlardır. O duyarlılıklar sayesindedir ki halklar arasındaki farklılıklar onları birbirinden ayıran unsurlar olmaktan çıkıp tam tersine onları birbirine yaklaştıran, birbirine karşı sevimli kılan etkenler olurlar.

Bu idealist gençler bu olgunluğa nasıl ulaştılar? Muammer Ketencoğlu İstanbul gibi bir metropolde doğmuş değildi. O 1964'te Tire'de doğmuştur. Ailesi de nihayet kırsal kesimde yaşayan insanlardır. Muhtemelen de evlatlarının Rumca veya Ermenice şarkılar söylemesinden hoşnut olmayacaklardır. Rumca şarkı söylemenin neredeyse yasaklanmış olduğu bir dönemde o çoktan Rumcayı incelemişti ve şarkılarını söylüyordu. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde psikoloji derslerine devam etti. O tarihte zaten folklorun çok büyük bir yelpazesine yüreğini açmıştı. Daha sonra önünde maceralarla dolu bir meslek açıldı. Kapılarını her tür müziğe açan ve bunları "Gökyüzünün Yedi Rengi" diye ifade eden bir meslek. İşte bu meslek bu özveriydi, başka halkları da anlamaya ve sevmeye yönelik bu gayretti Muammer'i bugüne kadar getiren. Aradığı sıcak ortam burasıydı. Kibarca bizimle karşılaşmasından ve sohbetimizden duyduğu memnuniyeti ifade etti. Acaba yumuk gözleriyle görebildi mi ki, bizim de gözlerimizde ona karşı ne kadar çok sevgi ve şükran var.

Arkadaşlarının kolunda gazetemizden ayrılırken yakında tekrar geleceğini ve bizden yeni plaklar, dokümanlar isteyeceğini tekrarlıyordu.