Muzik Kutusu << Geri Dön

HALKLARDAN EZGİLER 4

ERMENİ HALK MÜZİĞİ, 1995






02.KARNİ KÖY DANSI
03.ANDUNİ
05.HOROVEL
06.TIRVIRALEN KALİS EK
09.MOGATS ŞUGA
10.ŞALAHO HALK DANSI
15.KAMANÇA
17.NAZE NAZ
19.YERKİR İNTS HAMAR

KÜÇÜK BİR TARİHSEL DEĞİNME
"Türkülere bir dünya insanı olarak bakabildiğimizde, onların insanların birbirine olduğundan çok daha kaynaşmış olduklarını görürüz."

Daha ilk çağda birçok Doğu Anadolu ve Kafkas Halkının kaynaşmasıyla oluşan Ermeni Halkı, ülkelerinin konumu yüzünden sürekli işgal ve savaşlara tanık olmuştur. Zaman zaman bağımsız krallıklar kurmuşlar, zaman zaman da bir çok komşu devletin egemenliği altında yaşamışlardır. Daha milattan önceki yıllarda hem kültür hem müzik açısından kayda değer bir ilerleme gösteren Ermeniler bize Hıristiyanlık öncesi Pagan kültürü, toplumsal hayat ve tarım faaliyeti üzerine fikir edinebileceğimiz fazla sayıda şarkı ve eser bırakmışlardır.
Çalgılarıyla resmedilmiş müzisyen kabartmaları ve heykelcikleri bize ulaşan en eski kayıtlardır. M. S. 1. yy.'dan itibaren ilerlemesini artıran müzik sanatında yavaş yavaş profesyonel halk ozanlarına rastlamaya başlarız. Ancak tarım hayatına ve çalışma etkinliğine dair iş şarkıları yani horoveller ve pastoral denen doğa şarkıları bilinen en eski halk müziği formlarıdır. Konum, cinsiyet ve yapılan müziğin özelliğine göre sınıflandırılabilecek olan halk ozanlarının başında kendilerine Kusan ya da Aşuğ diyen müzisyen şairler gelir. Bunların dışında vibasanlar (anlatıcılar), çaynarguslar (profesyonel ağlayıcılar) ve vartzaklar (kadın şarkıcı ve dansçılar) putperest ayinlerde ve toplumsal hayatla ilgili her yerde tiyatro sanatıyla etkileşim içinde özel bir öneme sahiptirler. Bu müzisyenler ARA KEĞETSİK (Güzel Ara) gibi antik destanlardan, doğal afetleri anlatan şarkılara değin bir çok konuda yazılmış halk ezgileri bıraktılar.

301 yılında Hıristiyanlığın kabulü ile gitgide müzikle, dindışı halk müziği birbirinden kesin çizgilerle ayrıldı. VII. yy.'da başlayan iki yüzyıllık Arap egemenliği ciddi bir kültürel düşüş süreci yarattıysa da birtakım yeni doğu öğelerinin kültürle kaynaşması da söz konusu olmuş, Kusan sanatı doruğuna ulaşmıştır. Bu dönemin şarkılarında ortaçağa özgü kahramanlık öyküleri, şövalyece aşkları, yönetime yergilerini açıkça buluruz. Ayrıca XVI. yy.'a dek korunabilen Kladzor ve Tatev üniversitelerinde öğretilen disiplinlerden biri de müzik ve notasyondur.
XVII. yy.'da yaşanan Osmanlı-İran savaşları dünyanın dört yanına yoğun bir Ermeni göçüne sebep oldu. Bu göçler esas olarak göç etmek zorunda kalmış insanların acı ve yurt özlemlerini anlatan andunileri (Ermenice'de yuvasız demektir) ortaya çıkardı. Yine aynı yıllarda 1664'te ilk Ermenice notalı türkü kitabı yayınlandı. XVII. yy. büyük halk ozanı üç ayrı dilde (Ermenice, Gürcüce, Azerice) yazdığı şiirlerle ölümsüzleşen Sayat Nova'nın kazandırdığı büyük yapıtlar ve o güne dek kendi içine kapalı kalmış Ermeni müziğinin dışa açılması yönünden son derece önemlidir. Özellikle 1828'de Doğu Ermenistan'ın Rusya'ya bağlanmasıyla müzikal dışa açılma artmış, Ermeni müziğinde klasik batı müziğine karşı derin bir ilgi oluşmuştur. İstanbullu Ermeni besteci Dikran Çuhacıyan (1839-1898) Ermeni klasik müziğinde özellikle senfonik müziğin temellerini atmıştır. Halk şarkılarını batı çok seslilik kurallarına göre armonize eden ilk besteci Kara Murza'dır (1853-1902). Bunların dışında Makar Yekmalyan (1855-1905), Alexander Sfendiyaryan (1871-1928) ve Armen Dikranyan (1879-1950) (özellikle Anuş adlı halk operasıyla tanınır.) kayda değer adlardır. Ancak Ermeni halk müziği açısından en önemli köşe taşı çok yönlü müzik adamı, besteci, derlemeci, düzenlemeci, öğretmen ve koro şefi rahip GOMİDAS'ın yaptıklarıdır. Gomidas, halk müziğini aslına dokunmadan düzene koyup teorisini oluşturarak aynı zamanda Ermeni klasik müziğinin temeline yerleştirmiştir. Ermenistan ve Anadolu'da dolaşarak binlerce türkü derleyip notaya almış, bir süre İstanbul'da bulunmuş, 300kişilik bir koro kurup (Kohtan Korosu), yönetmiştir. Gomidas'ın çalışmaları üretken olduğu zamanın talihsiz kısalığına karşın Ermeni müziğine yepyeni bir görünüm kazandırmıştır.

Özellikle 1940'dan sonra başta Tatul Altunyan olmak üzere bir çok müzik adamı devletin de desteğiyle kurdukları halk şarkı ve dans topluluklarıyla Ermeni halk müziğini bütün dünyaya tanıttılar. Bir ekol olarak yaygınlaşan sade çok seslilik tavrı dünyada ve Ermenistan'da kendini üreten canlı bir halk müziği geleneğinin yaşıyor olduğunu bilmek insanı bir süre için de olsa umutlandırıyor doğrusu...

Yaşanan bir çok toplumsal yıkıma karşın özgün kültürel kimliğini alabildiğine zenginleştirerek koruyan Ermeni halk müziği esas olarak tek-seslidir. Halk müziği son iki yüzyılda kilise müziğinin getirdiği çok-seslilik alışkanlığı ve klasik batı müziğiyle etkileşim sayesinde kendine özgü çok-sesliliğe kolayca evrilmiştir. Doğaldır ki Ermeni türküleriyle Azeri, Kürt ve Türk müziği arasında yadsınmaz bir yakınlık bulunur.
Elinizdeki seçkiyi olabildiğince temsil edici bir çalışma olması kaygısıyla hazırladım. Bir yandan küçük örneklerle halk müziği çalgılarını tanıtmayı amaçlarken, diğer yandan eski halk müziği formlarından günümüz yorumlarına uzanan bir portre oluşturmaya çalıştım. Türk dinleyicisine ilk kez "Merhaba" diyecek olan bu türküler gecikmiş bir dostluğun filizlenmesine küçücükte olsa bir katkıda bulunur umarım. Bu alanda yapılacak yeni çalışmalara özendirmesi dileğiyle...

MUAMMER KETENCOĞLU 19.1.1995