Muzik Kutusu << Geri Dön

Eski'nin Muammer Ketencoğlu ile röportajı

[ 2001]


 
ESKİ: Balkanlar, Ege'nin iki yakası, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Kafkaslar, Anadolu… Bütün buraların haritasını müzikle çıkarmak gibi zorlu bir işin üzerindesin yıllardır… Seni halkların yürek tınılarında dolaştıran nedir?

M.K.: Varmaktansa yolculuğun, bulmaktansa aramanın güzelliği üzerine çok şey söylenmiştir. Belki biraz bundan! Ancak büyük ölçüde hepimizin içinde evrensel olarak var olan haz duygusu ve mutlu olma isteği olsa gerek. Yıllardan beri kendimi yollara, dağlara, denizlere vurdum. Yeryüzünün türlü yerlerine dağılmış sayısız halkın tarihsel kimliğini halk türküleri ile nasıl ifade ettiğini kavramaya çalıştım. Ya da gerçeküstü bir yaklaşımla, dünyanın her yerinden bıkıp usanmadan kır çiçekleri topladım. Beni en çok hangisi mutlu ediyor, hangi halkların yılların imbiğinden süzülmüş birikimini insanlara sunduğunda daha çok mutlu oluyorlar, kulak yordamıyla bunu anlamaya çalıştım. Az değil çok gittim dere tepe… Fakat bir gün, bir yerde mutlaka ve mutlaka demir atmak gerekiyordu. Ne demeli; Sanki bazı eğilimler daha çocukken kendini hissettirmeye başlıyor. Ben de dayımın, çocukluğumda dinlediğim ve politik bilinçlenmemi de borçlu olduğum Balkan ve Yunan radyolarının İskeçe göçmeni biricik öğretmenimin adım adım adeta yazgı gibi götürdüğü noktaya, kürkçü dükkanına geri döndüm. Sorunuzda belirttiğiniz coğrafyada daha detaylı yolculuklar, gittikçe daralan dairelerin içindeki türlü kesitler bende merak uyandırmaya başladı. Her ne kadar bugün de aniden dünyanın olmadık köşelerine sıçrayıversem de (Her türlü sınırdan hoşlanmadığımdan olsa gerek) benim için oksijeni en bol olan bu coğrafyaya dönüyorum. Neşesi ve hüznüyle; ironisi ve övgüsüyle müzikal bir pencereden, daha doğrusu Balkan ve çevre coğrafya halklarının bin yıllardan bu yana ürettiği müzikal birikimin çerçevesinden kavrayarak öğrendiklerimi dileyenlere sunmaya gayret ediyorum.

ESKİ: Şimdi de, "Karanfilin Moruna" ve "Ayde Mori" ile günlerdir çınlıyor kulaklarımız… "Karanfil" çocukluğumuzdan bugünlere derin izlerle kıvrım kıvrım… Şimdi ise üzerleri tozlanmış türküler… Ne diyorsun?
M.K.: Evet, bu iki albüm de çocukluğumla doğrudan bağlantılı önce bayram sabahları duyduğum davul zurna ile çalınan Zeybek Havaları, annemin annesinden öğrenip bana söylediği Efelik ve Sevda Türküleri, sonra da zaman içinde Ege ve Trakya folkloruna karşı artan yoğun tutkum. Zorlamasızca ama kaba bir taklitçi olmaktan özenle kaçınarak, Yunan Zeybekikoçunun bugün geldiği ileri noktayı bizim türkülerimize uyarlamak için duyduğum derin istek ve her zaman yanımda olan belki de albüme benden çok fazla katkısı olan sevgili Cengiz Onural'ın eşsiz yoldaşlığı "Karanfilin Moruna"yı ortaya çıkardı. Hem türkülerin arkaik ve kalıcı olan tadını, hem de 21. yy'da yaşadığımız gerçeğini; Hem tek sesli müziğin doğulu son derece zengin anlatım olanaklarını, hem de Yunan şehir müziği çoksesliliğinin destekleyici rengini "Karanfilin Moruna"ya katma çabası içinde oldum. Ege merkezli Zeybek Havaları'nın kendiliğinden kuşku götürmez kardeşliğini arayışlarımla yeniden vurgulamayı istedim.

"…karşı karşı evimiz
yeni düştü serimiz
bu seviler bizdeyken
çatlar ölür birimiz…"

(Vakti zamanından Bulgaristan'dan sökün eyleyip, Ege'nin tüm coğrafyasına hızla yayılan ve TRT repertuarına Çanakkale'den geçen tutkulu bir sevda türküsü "Karyolamın demiri" ya da "Yandım Ayşem")

Yine çocukluğumda dinlediğim, Balkan radyolarının büyüleyici tadıyla başlayıp dünyaya yaptığım müzikal tanıma yürüyüşlerinin Balkanlı olanlarından kalan kocaman açlık, Balkan Halklarının tüm duygularının kendimi sirenlerin çağırdığı denizcilere benzetecek kadar yalınlığı, özdeşleşmeye alabildiğince olanak tanıması… İşte "Ayde Mori" albümünü ortaya çıkaran nedenlerin kimileri. Bu albüm bir grup çalışması. 1997-2000 yılları arasında Türkiye ve yurtdışında yaptığımız konserlerden kimi türküleri içeren bir seçki. Brenna, Sumru ve Cevdet; adına "Bir Balkan Yolculuğu" dediğimiz şürekanın üç elemanı. Ayırmadan bütün Balkan halklarının seslerini duyurmaya çalıştık bu albümde.

"Nehirden gelen çoban kızlar
kazak örer dağlardaki erkekleri için
özgürlük diye haykırırlar
alınlarında ay yıldız taşıyan erkekleri için
örelim kardeşim örelim kazakları
ince değil daha kalın örelim
üşümesin karda erkeklerimiz"

(Güney Arnavutluk'tan partizan direnişine uyarlanan Tosk lehçesinde eski bir halk türküsü)

ESKİ: Zeybeklerin Hatay'dan Giresun'a, Konya'dan Rumeli'ye yaygınlığı üstüne ne söyleyeceksin?
M.K.: Kanımca kökü arkaik zamanlara dek götürülebilecek olan Zeybek Havaları oturaklı ve duygu yoğunluğu güçlü yapılarıyla Akdeniz'de Silifke ve Kıbrıs'a, Karadeniz'de ise Giresun'a kadar özellikle Yörük kültürü ile bağlantısı yüzünden önce dağlarda sonra da şehirlerde geniş bir coğrafyada yaygınlık kazanmıştır. Zeybek Havaları başlangıçta Ege-Rum folklorunün Yunanistan'a taşınmasıyla, sonraları Rebetiko'nun gelişmesiyle Yunanistan'a atlamıştır. (Hatta denilebilir ki Anadolu'dan daha çok ilgi görmüştür.) Aynı zamanda Bulgaristan'a ve Arnavutluk ortalarına dek yayılmayı başarmıştır. Bu arada yeniden belirtmek gerekirse Zeybeğin yaygınlaşmasında temel itici güç Zeybek müziğinin o yoğun ritmik ve melodik gücüdür.

ESKİ: Zeybekler, Ege'nin iki yakasında barış ve kardeşliğin sesi olması gerekirken, şoven duygularla bencilce, kıskançça ayrı ayrı sahiplenilmesini aşabilecek miyiz?
M.K.: Bu soruya hem bireysel hem de toplumsal açıdan iki ayrı soru sorarak yaklaşabiliriz: Hala hakça düzen için ne kadar umutluyuz. Ya da insanın anlamadığı dillerdeki şarkıları dinlememe eğilimini, bireyin müzikal önyargılarını aşıp aşamayacağını? Bu soruyu aydınlatmaya yönelik bölük pörçük yargılarımı paylaşmak isterim: Konu kültür ve müzik olunca dünyada saf bir kültür ve saf bir müzikal gelenek olduğunu iddia etmeyi saçma buluyorum.

Yeryüzünde insanoğlunun ürettiği her şeyin ama her şeyin ve kuşkusuz dünyanın müzik kültürünün hepimize ait olduğunu düşünüyorum. Saflığın aksine kültürleri belirleyen biricik ilkenin etkileşim olduğuna inanıyorum. Rumlarca ve Türklerce pek çok sevilen "Çakıcı Mehmet Efe" ile ilgili melodinin yine Rumca ve Türkçe versiyonunun sürüyle bulunuşu basit ama en çarpıcı örneklerden biridir. Ya da yüzyıllardan beri devam eden ayaklanmaların destansı hikayelerini öne çıktığı Makedon "Hayduk Şarkıları"nın zamanındaki İstanbul Saray Müziği'nin etkisini büyük oranda içermesi de yine şaşırtıcı bir durumdur. Müzik hiçbir zaman politikanın tepeden inme yargıları ile muhatap olmamıştır. Su kendi yolunu buluyorsa, o da kendi yolunu öylesine doğal ve rahat bulmuştur.

ESKİ: "Ayde Mori"de Balkan halk ezgileri yer alıyor. Mikromilliyetçiliğin körüklenmesiyle birbirine kırdırılan halkların ortak duyarlılığını öne çıkartıyorsun. Halkların kardeşliğini yeniden kurmada ezginin anlam ve gücü üstüne neler söyleyeceksin?
M.K.: Öncelikle müziğin başka oluşumlara, politik yeniden biçimlenmeler dahil olmak üzere bir destek kimliği taşımadığını düşünüyorum. Müziğin kendine özgü bir dili vardır ve o dile kendini açan, önyargısızlık sınavını geçebilen insanlar için savaş sözcüğü çoktan sözlüğün dışına çıkarılmıştır. Şarkıları diline ve kaynağına bakmasızın duyguları ile dinleyen dinleyiciden kanımca milliyetçi çıkmaz. Dolayısıyla müziğin birleştiriciliğinin ya da gücünün duygusal boyutu politik gerçeklik dünyasının mantıksal düzeyinden daha yukarıdadır. Başka bir deyişle güçlü bir melodi politik mesaj içeren (politikayı dar anlamda kullanıyorum) ve genellikle de basit olan melodilerden çok daha fazla etki gücüne sahiptir. Ama bu güç toplumu ne kadar dönüştürür bilemiyorum. Ancak bireyi bambaşka dünyalara taşıyacağından eminim.