Muzik Kutusu << Geri Dön

Gökyüzünün Yedi Rengi

[Janet Barın, Ani Malatyalı, Pandoranın Kutusu, Mart 1996 ]


Doğrular vardır hayatta. İnsan aklının aradığı, ölçüp biçtiği, tarttığı doğrular. Çoğunluğun düşüncesi ile -ya da düşüncesizliği ile- bağdaşmazmış. Ne gam! O doğrular, kendi sevdalarını yaratır. Görmeden de duyabilirsin. Arar, bulur, sunarsın bize; güzel insanların tutkularını, sevdalarını, sevdalarını. Bazen bir Polonya türküsü olur, gelirsin odamıza. Bazen Orta Asya steplerinde bir çobanın kavalı. Bazen Makedonya'da bir düğün şarkısı. Bazen Kafkasya'da bir halay.

Senin emeğin ile, senin çaban ile, dünyanın her köşesinde dostlar ediniriz. Severiz o türkülerdeki gelini, o türkülerdeki çobanı. Görmesek bile gözümüzün önünde canlandırırız Marsilya'daki balıkçıyı, Kafkas steplerinde halay tutan gençleri. Bunları bize sen yaşattınsa, borçluyuz sana. Sevdanı paylaşarak, insanların dostluğunu yücelterek, bu uğurda yazarak-çizerek ödeyeceğiz borcumuzu.

Muammer'i tanıtmak amacıyla başlayan satırlar, duygularımızın yoğunluğunda ifadesini böyle buldu.

24 Ocak çarşamba günü saat 10:45'te Taksim'de; Mihran, Rupen, Natali ve Talar ile buluşarak Muammer Ketencoğlu'nu ziyarete gittik. Vaktinden geç orda olmamıza rağmen Muammer abi hazır değildi. Kendisi hazırlandıktan sonra bizi içeri davet etti.Ve o andan itibaren yoğun bir telefon trafiği yaşanmaya başladı. Ev,altı kişiyi ağırlayacak derecede büyük olmamasına rağmen, bir kişi için ideal. Muammer abinin hareketleri oldukça rahattı. Bu durum, ilk kez böyle bir röportaj yapan bizlerin heyecanını yatıştırdı.

BİZ:Kaç senedir akordeon çalıyorsunuz?
M.K.: Vallahi akordeonu elime almam başka, severek çalmam başka. Elime almam 1972 yılında oldu. Ama severek ve profesyonelce sekiz senedir çalıyorum.Yaptığım müziği de akordeona uygun buluyorum.

M.K.: Peki bir dergi çıkarmak nereden aklınıza geldi?(Görüldüğü gibi buradan itibaren röportj tersine dönmüştür! Soruları M.K. soruyor.)
BİZ: Bilirsin Muammer abi, gençlerin en büyük ihtiyacı duygularını ifade etmek. Uygun olan her yolu deneyeceğiz. Bunlardan biri de dergi. Okulumuzda bu amaca yönelik panolar var. Bu nedenle yarın başka bir sınıf duvar gazetesi çıkarırsa şaşmamalı. Çünkü dediğimiz gibi, kendimizi ifade etmek büyük bir ihtiyaç.

M.K.: Siz isteklisiniz. Farklı şeyler yapmak istiyorsunuz. Bu çok hoş birşey.Yeni gençliğin durumunu genel olarak pek beğenmiyorum. Herhalde siz de beğenmiyorsunuz? (Gülüşmeler). Gençlik sosyal konulara biraz kafa yoracağına konulara uzak duruyor. Yani düşünmek zor geliyor insanlara. O yüzden yaptığınız çok hoş.

BİZ:Kaç senedir radyo programı yapıyorsunuz?
M.K.: Radyo programı yapmaya 93 Eylül'ünde başladım. Önce Hür FM'de çalıştım. Küçük bir ara ile geçen sene Ocak ayına kadar devam ettim. Ondan sonra araya birkaç ay girdi ve Mavi Radyo'ya geçtim. Halen orada devam ediyorum.

BİZ: Gözleriniz görmüyorken akordeonu nasıl böyle iyi çalabiliyorsunuz?
M.K.: Bu konuda konuşmaktan çekinmeyin. Çünkü insanlar ellerinde olmadan binbir türlü sıkıntı yaşarlar. Kalıcı özürlülük olabilir. Ama ben, bunlardan kaçmakla, üstünü örtmekle kurtulacağımıza inanmıyorum. Herşeyden önce insan kendisi ile barışık olmalıdır. Akordeon çalmanın veya müzikle ilgilenmenin gözle ilgisi yok. İlkokuldan başlayarak, iyi bir müzik eğitimi aldım. Hem zaten iyi müzisyenler çalarken ellerine bakmazlar. Çünkü işiniz müzikse 7-8 yaşından itibaren günde 5-7 saat oturup çalışıyorsunuz. Bu kadar yoğun çalışmanın sonucu refleks oluşuyor ve artık göze ihtiyaç kalmıyor.Benim,müzik yaparken görme ihtiyacım olmadı.Zaten,genel olarak,görmeyen insanlardan daha çok müzisyen çıkıyor.Çünkü bizler, dinlemeye ve duymaya önem veren insanlarız. Görmeyenlerde müziğe karşı küçük bir parıltı varsa hemen ortaya çıkıyor. Fakat her görmeyen, benim elde ettiğim şansı da yakalayamıyor.

BİZ: Çünkü onlar kendilerini hayattan soyutluyorlar.
M.K.: Sizin dediğiniz de doğru. Fakat o işin başka bir boyutu. Görmeyenler için yeterli miktarda okul yok. Okuduğu halde kendini soyutlayan insanlar da var, evden çıkmıyorlar. Ya da aileleri onları saklıyor, onlarla görülmekten korkuyorlar. Farklı bir toplumda yaşıyoruz. Cahil insanların sayısı çok fazla ve gitgide de artıyor. Ben şanslıydım. Nota öğrendim. Çaldığım parçanın notasını yazabilirim veya tesadüfen elime nota geçerse, onu çalabilirim. Ama özellikle Anadolu'da kulağı çok iyi olan, bir duyduğunu hemen kavrayabilen insanlar var. Mesela Aşık Veysel. Biliyorsunuz, bugüne ismi gelmiş biri.

BİZ: Sizin havaalanında bir anınız varmış. Anlatabilirmisiniz?
M.K.: Yazın Kıbrıs'a konsere gidiyorum.Tabii, normal olarak gümrük çıkışına refakatçi bulacaklar bana."Sizi birkaç dakika bekleteceğiz,arkadaş geliyor" dediler. Aralarında "Sandalye" falan diye birşeyler konuştular. Sonunda indik aşağıya "Buyurun, sandalyeniz" dediler. "Ne sandalyesi?" dedim. Tekerlekli sandalye getirmişler. Aynı hata dönüşte de yapıldı. Kendimi tutamayıp bağırıp çağırdım. "Görmemekle yürüyememeyi nasıl bir tutabilirler?" diye sordum. "Gelin,yolu tarif edin ben sizi götüreyim" dedim.

BİZ: Radyo programlarınızı nasıl hazırlıyorsunuz?
M.K.: (Arşivini gösteriyor). Her problem kendi çözümünü de beraberinde getiriyor. Arşivimi kategorilere ayırdım. Arşivimde Yunan, Bulgar ve Kafkas müziği ağırlıkta.

BİZ: Kasetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
M.K.: Yaklaşık yedi tane kasetim var. İlki benim akordeon çaldığım "SEVDALI KIYILAR". Arkasından "REMBETİKO 2"yi derledim. Geçtiğimiz Haziran ayında ise beş tane kasetim birden çıktı. Bunların dördü "HALKLARDAN EZGİLER" diye bir dizidir. Bu dört kasetin bir tanesi de Ermeni halk müziği. Bunu çok zorlukla hazırladım. Bir diğeri Azerbaycan halk müziği. Dördüncü kasette ise; Orta Asya'dan Kırgız, Kazak ve Özbek halklarının müziklerini bir araya getirdim. Şimdi, bu dizinin devamı olarak üç kaset daha hazırlamayı düşünüyorum.

BİZ: Neden daha çok Kafkas ve Balkan müzikleri?
M.K.: Radyo programında aslında dünyanın her tarafına uzanıyorum. Geçen hafta pazar günü programımda Arap dünyasından müzikler çaldım. Ancak ben daha çok Kafkas ve Balkan müziğini seviyorum.

BİZ: Akordeonunuzun markasını öğrenebilir miyiz?
M.K.: Rus malı çok sevdiğim bir akordeonum var.

Sohbetimiz böyle son buldu. Yolda; mutlu olmak ve başarıya ulaşmak için bildiğimizi sandığımız yolun tamamen yanlış olduğunun farkına vardık. O gün öğrendiğimiz en önemli nokta, koşullar ne kadar kötü olursa olsun, insanlar için her zaman ikinci bir şans, bir çıkış yolu olduğu idi.
Siz ne dersiniz!