Muzik Kutusu << Geri Dön

Theodarakis ve Ketencoğlu'ndan Şarkılar Dinlediniz...

[ Söz Dergisi, 5 Ekim 1996]


14 Eylül... Livadhia Antik Tiyatrosu

"Theodorakis ve Ketencoğlu'ndan Şarkılar Dinlediniz..."

Muammer Ketencoğlu ile SÖZ'ün ilk sayılarında görüşmüştük. Aradan neredeyse bir buçuk yıl geçmiş. Yunanista'a gidip döndükten sonra Mikis Theodorakis ile aynı sahnede çalıp söylediğini işitince doğrusu merak ettim. Haklı olarak heyecanlıydı. Görüşelim, dedim. Bana telefonla detaylı olarak evini tarif etti. İtiraf edeyim ki Sevgili Muammer'in görmez olduğunu bildiğimden biraz sıkıldım, utandım...
Müzikhal gibi küçük evine girdiğimde, "Müziğin geldiği yere geç, geliyorum" diyerek imgeler dünyasıyla beni hemen tanıştırdı. Şarkıların olduğu yere geçtim. Kasette, başka bir dilden "Niksar'ın fidanları" çalıyor... Kim söylüyor, diyorum; iki ünlü şarkıcının adını söylüyor... Herhalde yeni yaptılar Makedonyalılar.
Makedonlar disk basmaya başladılar, diyor, adlarını söylüyor ve ekliyor: "İkisi de yaşlı sanatçılar, önemli şarkıcılar"...

Miniminnacık müzikhalde beni gezdiriyor. Ve başlıyor rehberlik yapmaya:
Şurada Rus plakları başlıyor... Buralarda Bulgarlar başlıyor, şuraya kadar devam ediyor... Burada Romanya başlıyor. Devam ediyor, şuraya kadar. Burada Macaristan başlıyor... Daha sonra Çingene, Sloven, Arnavut, Makedon... Plak kalmadığı için Makedon plağım daha az. İşte Sırp, Boşnak hepsi var... Devam ediyoruz... Burada Orta Avrupa başlıyor. Almanya, Alp Havzası... Yahudi müziği; Yidiş ya da Sefarat, ikisi de var... Sonra İspanya, Latin Halk Müziği... Şurada daha kenarda Çin, Laos, Vietnam... Bunların tümü halk müziği... Şurada Orta Asya başlıyor, şuraya kadar devam ediyor. Buradan Azerbeycan başlıyor... Şuraya kadar devam ediyor... Burada biraz Çerkez gruplarının müzikleri var.. Gürcü müziği var bol bol, Abaza müziği de... Hem Kırım'dan hem Kazan'dan Tatar müziği var...
Ve en son şurada biraz Ruhi Baba'lar var...
Bölümlerin arasına koyduğu işaretler dikkatimi çekiyor... Oralara gelince parmaklarıyla "es" yapıyor ve başlıyor izahata...
Bunlar da disklerim... Tümü kategorilenmiş... Şuralar tamamen Bulgaristan... Epey toparladım. Asya Avrupa karışık. Burası İrlanda. Burası Bulgar ve Makedon. Şurası tamamen Yunanistan... Altta Yahudi müziği var. Çoğunlukla Klezmer...
Sol taraf yine karışık..
Bazılarını süt kutularına koyarak kategorileştirmiş. "Ayırmam kolay oluyor. Hayatta sekmez. Elimi attığımda anında bulurum" diye ekliyor...
Kasette "Niksar'ın fidanları" çalıyor...
Müziğin geldiği yerdeyiz...
Müzikalde...
Müzikhaldeyiz...
Önce müziği kapatıyoruz... Sessizliği bozuyorum:


Aslında çok genel bir şey söylemek gerekirse Türkiye'de medyaya mal olamamış sanatçıların bir yazgısı olarak, her şey çok yavaş ilerliyor. Benim hayatımdaki gelişmeler de öyle. Ama yine de bir hız artışı var. 95'in son bölümü benim hızımı kesen sıkıcı gelişmelerle doluydu, ama uzun sürmedi...
Kaset olarak Rebetika-3, disk olarak da Rebetika-2 adıyla bir derleme yayınladım en son. Bir ay önce piyasaya çıktı. Bu çalışmada İstanbul ve İzmir'den Yunanistan'a götürülmüş ya da o tarzda bestelenmiş İstanbul ve İzmir türküleri toplandı. Rebetika-4 yine ağırlıklı olarak İzmir tarzı dediğimiz daha çok, yerleşik deyimle klasik Türk müziği çalgılarıyla- o deyim de tartışma götürür, klasik deyim bu, bu Türk müziği midir, Anadolu müziği midir, Bizans müziği midir tartışılabilir- bildiğimiz alaturka müzik çalgılarıyla icra edilir, Batı normlarından çok Anadolu normlarına uygun icra edilmiş bir çalışmaydı... İkinci de Rebetiko müziğinin en önemli boyutunun Pire'de alt kültür içinde gemiciler, ağır işçiler, hamallar arasında gerçekleşen " Manfa" ürünlerini bir araya getirmeye çalıştım. Pire tarzı bize biraz daha uzak, ama duygu açısından yepyeni zenginlikler sunacak bir tarz. Şimdi Rebetika-3 veya disk Rebetika-2 adıyla yayınlanan bu çalışma da mecburen İzmir ve İstanbul şarkılarından oluşan bir seçki oldu...
Bunun iki nedeni var; biri benim de içime sinen bir neden; burada yıllar yılı beraber yaşadığımız insanların götürdükleri veya buradaki müzikten etkilenilerek yazılan şarkıların daha çok bilinmesi, buradaki düşmanlık duygularını, uzaklığı belki bir parça anlar ve insanları müzik yoluyla bir parça daha yakın kılar diye düşündüm... İkinci neden de dinleyici Rebetiko'nun annesi veya kaynaklarından biri diye söyleyebileceğimiz bu tarzla yetinmek istedi... Daha sonraki Rebetiko tarihi bestecilerini ve tarihini o kadar benimsemedi nedense... Kulak alışkanlıkları, müzikal önyargılar, çeşitli nedenler...

Rebetiko başlı başına senin öncelikli alanın... Bu gidişle rebetikoyla ihtiyarlayacaksın...
Benim için son bir buçuk senenin en önemli olaylarından biri Yunanistan'a yaptığım iki seyahat... 1996 oldukça bereketli geçti: Bir Bulgaristan, iki Yunanistan seyahati yaptım.
Mart sonunda Nisan başında Halsinki Yurttaşlar Derneği'nin Yunanistan'daki şubesiyle beraber, Türk- Yunan ilişkilerini, daha çok akademisyenlerin ve medyanın gözünden değerlendiren bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya ben de- kendilerine rica ederek- müzisyen olarak katıldım. Çok hoş tanışıklıklarım oldu.
Yunan halk müziğini araştırma konusunda en önemli kişilik olan, hem şarkıcı hem de araştırmacı Dhomeha Samiyu ile röportaj yaptım, böylece kendisini çok daha yakından tanıma imkanım oldu. Samiyu, Bayındır'dan annesi zamanında göçmüş, babası esir olarak iki sene sonra değişim sonucunda gitmiş, Anadolulu bir ailenin çocuğu... Ekim 25'te onu Cemal Reşit Rey konser salonunda izleyeceğiz...
Yıllardan beri rebetiko dinledim, rebetiko ile ilgilendim, halk müziği benim için ikincildi. Hem nisan seyahatinde hem de sonraki seyahatte halk müziği konusunda çok malzeme topladım.
İlk seyahat benim için bir başlangıçtı. Daha sonra İvi ile gerçekleşen beraberliğimiz ve özellikle Cengiz'in de aramıza katılması sesimizi Yunanistan'a da duyurma konusunda cesaretimizi arttırdı. Bir takım girişimlerde bulunduk. Haziran ayında Atina'ya 150km. uzaklıktaki Livadhia şehrinin belediye başkanı bir toplantı için İstanbul'a gelmişti. Kendisine ulaştık, tanıştık ve ne yaptığımızı anlattık. Büyük bir ihtimalle bu seneki festivallerine konuk olabileceğimizi söyledi.
Ağustos ortasında çağrımız geldi, çok yoğun provalar yaptık. İşin en inanılmaz taraf, 14 Eylül'de gerçekleşecek konserin, büyük besteci ve yorumcu usta Mikis Theodorakis'in 70. doğumgünü için düzenlenmiş özel bir konser olmasıydı. Şaşırtıcı bu duyguyu günlerce algılayamadığımı bile söyleyebilirim. Sonuçta çok iyi bir organizasyon bizi bekliyordu.
Konser öncesinde rüzgara rağmen insanlar arasında çok sıcak bir hava vardı. Çok ilgililerdi. Konser iki bin kişilik bir anfitiyatroda yapılıyordu.
Otelde Theodorakis'le tanışma imkanım oldu. Kendisine müzikal hediyelerimi sundum. Arkasından konser alanına gittik çok yoğun bir ilgi vardı. Theodorakis'in üç yeni şarkıcısı vardı. Vasilis Lekkas, Petros Gaetanos ve Alexia...
Önce onlar çıkıp üçer dörder şarkı söylediler, arkasından bize sıra geldi... İlk şarkıdan itibaren seyirci bizi hayrete düşürecek kadar sıcak bir ilgi gösterdi. Birkaç İstanbul türküsüyle başladık.

Hangileriyle başladınız?
Mesela "Mendilimin yeşili"

Annemin şarkı sandığında olan "Aman doktor" şarkısı mı?
Evet... Bu Yunanistan'da bilinen ve sevilen bir şarkıdır. Tabii bunlara da dikkat ederek repertuarımızı seçmiştik. Bu bölümü Cengiz'in kemençesi ve benim bendirimle çaldık...

O da ne? Öğrene öğrene gidelim...

Klasik Türk müziğinde ve Tasavvufta kullanılan vurmalı bir çalgı. Ondan sonra Türkçe zeybekler çaldık buzuki ve akordeonla, ben söyledim. Arkasından da birkaç rebetiko şarkısı. Bu şarkılar seyircinin yoğun katılımıyla söylendi. Yani masal dünyası gibi bir şey bugün benim için bunları hatırlamak. Arkasından Theodorakis için seçtiğimiz beş şarkıyı söylemeye başladık.
Theodorakis'in müziğini belirleyen iki çizgi var; politik şarkılar ve bir de çağdaş kent şarkıları. Biz daha çok ikinci repertuarından şarkılar seçmiştik. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde Yedikule Zindanları'nda da söylediğim, "Yağmurlu yoksul mahalle" şarkısına gelindiğinde şarkıcılardan Vasilis Lekkas koşarak sahneye geldi ve bize katıldı. Arkasından orkestra da katıldı, böylece son üç şarkıyı bütün müzisyenlerle çaldık ve söyledik. Bölümümüz bittiğinde gerçekten sarhoş edici bir alkış tufanı yaşadık. Bir sanatçının özellikle kendi konseri için böyle söylemesini genel olarak yadırgamak lazım ama, bunu yaşadım...

"Fazla alçakgönüllü olma sonra sahici sanırlar" denir ya...
Bölümümüz bittiğinde Theodorakis bizi tekrar kutladı. Konserin en son bölümünde ise Theodorakis, bildiğimiz o coşkulu şarkılarını orkestra eşliğinde söylemeye başladı. Bildiğimiz bölümlere geldiğinde de tereddütsüz koşup şarkılara katıldık. Böyle sıcak bir atmosferde şarkıları bitirdik... Rastlantıya bakın, yemekte usta karşıma düştü ve uzun bir sohbet imkanımız oldu. Öncelikle ben kendi maceramı anlattım. Çok ilgilendi ve ayrıntılı sorular sordu. Kendisini nasıl duyduğumu, Yunan müziğini nasıl değerlendirdiğime dair görüşlerimi söyledim. Konserimizi çok beğendiğini söyledi ve iki şeyi vurguladı. Bu işi severek yaptığımızı hissetmiş ve de profesyonelce yaptığımızı...Bizim merak için üç beş Yunanca şarkı söyleyen bir yorumcu olarak değil de işini sindirmiş bir müzisyen olarak çaldığımızı hissetmiş. Bundan sonraki organizasyonlarda biraraya gelme umudunu da ekledi.Zannediyorum bir takım organizasyonlarda yine birlikte olacağız.
Bu arada ben Kıbrıs'a dair düşüncelerimi, üzüntülerimle birlikte ifade ettim, sınırların kalkmasıyla ilgili düşüncelerimi anlattım. Kıbrıs'ın Türk tarafına her sene gittiğimi, tamamen Rumca şarkılardan oluşan konserler verdiğimi anlattım. Temmuz ayında tek başıma gitmiş, Lefkoşa'da ve Magosa'da konserler vermiştim. Özellikle Lefkoşa'da yaptığımız konser çok başarılı olmuştu... Theodorakis'e mümkün olursa Rum tarafına da gidip konserler vermek istediğimi anlattım. Sıcak bir duygu ve iletişimle ayrıldık...

İlginç bir rastlaşma provokasyonların eşiğinde oluyor...
Maceramı da anlatırken şunları söyledim: Devletler uzun zamandır bireyi temsil etmenin dışına çıkmışlardır. Güç odakları ve yönlendirenler, bizleri temsil etmeyen, yabancılaşmış yapılar haline gelen devletlerdir. Buralara çok takılmadığımı da söyledim. Çünkü benim duruşum öncelikle bir sanatçı duruşu. Müziği seviyorum, bunu hissediyorum ve hiçbir Yunanlıyla alıp veremediğim yok, ben kendimi ayakta tutabilmek için buradayım ve bu müziği yapıyorum. Tabii benim yaptığım, insanların, halkların birbirine uzaklığını azaltacak bir çalışma. Müzik yoluyla böyle bir katkı sağlamaya çalışıyorum. Ben öncelikle bu müziği seviyorum. Öteki sonuç, doğal olarak, yaptığımın politik bir sonucu. Yani ben müzikten politikaya varıyorum, politikadan müziğe değil. Tersi yaklaşımlar da var... Ben öncelikle müzik yapmak istiyorum. Müziği içimde hissederek insanlara sunmak istiyorum. Arkası zaten geliyor. Müzik bakışlı bir çıkışım, müzik çıkışlı bir bakışım var. Kendisine bunları anlattım.
Aslında bir taraftan şunları da düşünmüyor değilim. İnsanların birbirini gerçekten acımasızca boğazladığı bir ortamda benim yaptığım çok mu pervasız... Aykırı ve hayalci miyim? Son çözümlemede gerçekten benim içimden gelen bu. Yani bütünün politik dinamiklerinin çok dışında gibi görünüyor. Elbette Türkiye ile Yunanistan arasındaki iniş çıkışlar, kıpırdanışlar politik açıdan beni ilgilendiriyor, üzüyor, etkiliyor; fakat müziğime olumlu ya da olumsuz anlamda etkisi olmuyor.

Kendi alanının önceliklerini anlamak ve yaşam tarzı olarak içselleştirmek anlaşılır bir şey...
Ben müzikten etkileniyorum ve insanlara bu etkiyi yaymak istiyorum. Benimki biraz masalsı dünya olabilir. Sanatın özünde biraz bu var...

Theodorakis neler söyledi?
Theodorakis çok konuşmadı, dinlemeyi tercih etti ve biraz önce söylediğim üç noktaya dikkat çekti. Ben Güney Kıbrıs'ta konser vermek istediğimi söylediğimde "sizin gibi insanlar kurtarıcıdır" diye bir cevap verdi.

Zülfü Livaneli'den söz açıldı mı?
Zülfü Bey'in selamlarını götürdüm. O kadar...

Yakın geçmişi ve şimdiki zamanı biraz konuştuk...Gelecek zamanlarda neler tasarlıyorsun?
Konserler değişik mekanlarda devam ediyor. Benim 93'ten beri yaptığım Yeryüzünün Yedi Rengi çalışması bu sene ilk kez 15 Nisan'da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde gerçekleşti. Bu seneki ana temamız" Kafkasya'dan Balkanlar'a Halk Türküleri" Bu isim biraz Osmanlı edebiyatı gibi oldu ama müzikal bir bakışla konulan bir başlık...
Bundan sonra ne var... Halklardan Ezgiler çalışmasında dört yeni ürünü çıkardıktan sonra yeni albümüme yönelmek istiyorum. Onların başlıkları, Bulgaristan Halk Müziği, Boşnak Halk Müziği, Abhazya Halk Müziği ve İran'dan klasik ve halk müziği örneklerini içeren "İran Geleneksel Müziği" adıyla bir derleme. Şimdiye dek hep derlemeler yaptım, bu arada biraz kendi sesimi duyurayım diyorum.

Şarkı gele, diyerek şarkıların olduğu yerden ayrılıyorum...