Muzik Kutusu << Geri Dön

İZMİR HATIRASI

2008






01.Uçun Kuşlar ~ Fly, You Birds
02.Mendilimin Ucuna Sakız Bağladım Sakız ~ I Tıed Mastıc to my Handkerchıef
03.Hicaz Taksim ~ Tanbur Solo
04.Esma
05.İzmir Üçlemesi ~ Smyrna Trilogy
06.To Salvari ~ The Shalwar
07.Alt'ay Oldu Ben bu Dağı Aşalı ~ It's been Sıx Months Sınce I Crossed thıs Mountaıns
08.Hürmüz Hanım ~ Ms. Hurmuz
09.Muhayyer Taksim ~ Kemenche Solo
10.Milo Mu Ke Mandarini ~ My Apple, My Mandarın
11.Segah Taksim ~ Trumpet Solo
12.Üç Kemerin Dibeği ~ The Mortar of the Three Arches
13.Alma Miya ~ My Love
14.Şu İzmir'den Çekirdeksiz Nar Gelir
15.To Dervisaki ~ The Dervısh
16.Gökçen Efe'm ~ Gokchen the Hero
17. Yalo Yalo ~ From Coast to Coast

 

Müzisyenler, Vokaller

Muammer Ketencoğlu: akordeon, vokal
Cengiz Onural: gitar
Erdem Şentürk: ud, vokal
Baki Kemancı: keman
Hüsnü Şenlendirici: klarnet, trompet, davul
Murat Aydemir: tanbur, lavta
Derya Türkan: kemençe
Göksel Baktagir: kanun
Orhan Osman: buzuki, baglama
Rahmi Göçmen: vurmalı çalgılar
Umut Sel: kontrbas
Engin Aslan: bağlama, divan sazı
Bora Ebeoğlu: vokal
Deniz Ketencoğlu: vokal
Hüseyin Tuncel: vokal
İvi Dermancı: vokal
Jak Esim: vokal
Janet Esim: vokal
Mithat Arısoy: vokal
Panagiota Mihalevi: vokal
Serap Çağlayan: vokal
Stelyo Berber: vokal
Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri : Aslı Demir, Aslı Kurt, Aslıhan Özel, Ayşenur Akman, Ceren Tügen, Çiğdem Üz, Deniz Ketencoğlu, Ebru Çayır, Fatoş Teymur, Hilal Ak, Işık Özdemir, Şule Kocaman Saraç, Tülay Merev, Ümran Serhan, Yasemin Yurduşen, Delal Seven    

Ketencoğlu'nun albümlerini sipariş etmek için tıklayınız.

İZMİR HATIRASI

Sunuş

İzmir Hatırası 1922 öncesi İzmir'ine kısa bir yolculuk. Ancak bu yolculuk boyunca, bu dönemde sokaklarında yankılanmış onlarca dilden yalnızca üçünü duyacaksınız: Türkçe, Rumca ve Yahudi İspanyolcası (Ladino). Eski İzmir'i eksiksize yakın düşleyebilmeniz için çokkültürlü bir türkü geçidi sizleri bekliyor.
İlçe ve köyleriyle geniş bir alana yayılan İzmir'den Türkçe türküleri seçerken türlü kaynaklardan yararlandım: Annemden öğrendiğim türküler, TRT Türk Halk müziği repertuvarı, Ali Fuat Aydın'ın derlemeleri ve kimi taş plak kayıtları. Albümde yer alan dört İzmir Rum şarkısını, dinlediğim yüze yakın şarkıdan seçmek oldukça güç oldu. İzmir Yahudi halk şarkıları konusunda ise Jak Esim imdadıma yetişti. Onun doksanlı yıllarda yaptığı derlemelerden daha mükemmel bir kaynak olamazdı. Böylece daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış iki Yahudi halk şarkısı albümü taçlandırdı. Tam burada albümün beşinci parçasına, benim verdiğim adıyla İzmir Üçlemesi'ne değinmek gerekir. İzmir Üçlemesi adeta bu albümün bir özeti; Türkçe, Rumca ve Yahudi İspanyolcası'nda söylenen ve birbirine çok benzeyen ezgilerin birer kıtasını birleştirerek özgün bir kolaj oluşturdum. Annemden öğrendiğim "Alt'ay oldu ben bu dağı aşalı" adlı türkünün sevgili eşim Deniz tarafından seslendirilmesi albümü benim için daha değerli kılıyor.
Yaptığım ısrarlı araştırmalara karşın İzmirli Ermenilere ve levantenlere ait tek bir örneğe bile rastlayamadım. Ermeni kökenli İzmirli büyük sanatçı, udi, şarkıcı ve besteci Markos Melkon Alemşeryan'ı da anmak istedim ve onun sesiyle ünlenen Rum şarkısı Dervisaki'ye bu çalışmada yer verdim. 1895'te İzmir'de doğan Markos Melkon Alemşeryan, Ermeni asıllı olmasına karşın çokkültürlü İzmir ortamında yetişmesine bağlı olarak 1920'den sonra Amerika'da Türkçe ve Rumca geleneksel örneklerden oluşan yüzlerce taş plak kaydetmiştir.
Bir senelik zorlu ama bir o kadar da heyecan verici kayıt aşamasını Nezih Öztüre ve Cengiz Onural'la beraber omuzladık. Kırka yakın profesyonel ve amatör müzisyenin çoşku dolu içten katkısı, insanın kendiyle mücadelesi, insanın başkalarıyla mücadelesi, küçük kırgınlıklar, Feriköy'den Üsküdar'a taksi yolculukları... Kayıt aşaması öncesinde aday türküler üstüne yakın dostlarla yapılan düşünce alışverişleri; etrafı portakal ağaçlarıyla çevrili bir Narlıdere evinde Ali Fuat Aydın'la yaptığım deşifre çalışmaları, Mithat Arısoy'un onlarca parçayı kemanıyla çalıp benim için kaydettiği kaset... İşte bu albümdeki yoğun emekten eksikliğe mahkum yansımalar...
Sesi ve kokusuyla kalbimde yeri çok büyüktür İzmir'in. Çok küçükken Tire'den İzmir'e sabah beş treniyle yapılan ve günler öncesinden sabırsızlıkla beklenen yolculuklar... Sokak satıcıları, sayesinde mutluluğun zirvesine çıktığım hayatımın ilk çalgısı Kemeraltı'ndan alınan oyuncak kemanım... Çocukluğumun en güzel günleri Bornova Körler Okulu'nda geçti. Münevver öğretmenim sayesinde hayata, Bayram öğretmenim sayesinde müziğe bağlandım. İlk kez on bir yaşındayken Efes Oteli'nde sahneye çıktım. Ama ille de Karşıyaka vapuru! Ailemle yaptığım her İzmir yolculuğunda ne yapar eder kendimi o vapura bindirtirdim. Haşlanmış mısır aldırır, koçanını da denize savururdum. Mısır koçanı ile denizin buluşma sesi çok hoşuma giderdi. Bu yüzden büyümekteyken beni besleyen o yaşlı şehre daha önce hiç sunulmamış bir hediye bırakmak istedim.
Eski İzmir'in çokkültürlü yaşamı üstüne çok şey yazıldı. Ancak bugüne dek binlerce yıllık bu koca şehrin önümüze serdiği zengin ve karmaşık müzik geleneğini bize bütünlüklü olarak sunan kitaplar ya da albümler ne yazık ki yayınlanmadı. İzmir Hatırası'yla bu tür bütünlüklü çalışmalara bir başlangıç yapmak istedim. Bu albümün yazılarıyla ve özenle hazırladığım on dört türküsüyle bir ilk adım çalışması olmasını amaçladım. Katkıda bulunan müzisyenleri de albümün bu çokkültürlü ve özgün yapısına uygun olarak özenle belirledim. Artık bundan sonra söz müziğin... Yüzyıllardan beri benzerlik ve farklılıklarıyla beraber İzmir'de yaşamış Türkler'in, Rumlar'ın ve Yahudiler'in anlattıklarına kalbini açma sırası sizde. Gavur İzmir'i kucaklama sırası sizde. İyi dinlemeler...
Muammer Ketencoğlu
7 Eylül 2007, İstanbul

Muammer Ketencoğlu


Akordeon ustası Muammer Ketencoğlu Türkiye'de çağdaş sanatçılar arasında Rebetiko, Batı Anadolu Folklorü ve Balkan müziğinde en tanınmış isimdir. Ketencoğlu, geleneksel müzik alanında dünya ölçüsünde oluşturduğu kariyeri ile uluslararası düzeyde aranan bir sanatçı haline gelmiştir.
1964'te İzmir'de doğdu. Öğrenim gördüğü körler okullarında iyi bir müzik eğitimi aldı. Akordeon, piyano ve bateri çaldı. İlk albümü "Sevdalı Kıyılar"ı 1993'te, Rebetiko müziği ile ilgili hazırladığı seçkileri de 1994 ve 1996 yıllarında yayınladı. Ermeni, Gürcü, Azeri ve Orta Asya geleneksel müziklerini içeren dört ayrı kasetten oluşan ve etnomüzikolog kimliğini ortaya koyan "Halklardan Ezgiler" dizisini 1995'te yayınladı.
Köklerini Doğu Avrupa geleneksel müziğinden alıp Amerika'da gelişen Klezmer müziği ile ilgili seçkisi "Klezmer Müziğinin Öncüleri" ise 1995'te dinleyiciyle buluştu.
1996'dan başlayarak hem Ege'den Türkçe ve Rumca halk türküleri, zeybekler ve İzmir tarzı rebetikolar icra ettiği “Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu” hem de “Bir Balkan Yolculuğu Topluluğu” ile Türkiye'de ve yurt dışında pek çok etkinliğe katıldı. 2005 yılında eşzamanlı yürüttüğü projelerine bir yenisini ekledi ve Anadolu'dan kadınlara özgü
gizli kalmış kültürü ortaya koyan kadın ağzı türküleri seslendirmek üzere “Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu”nu kurdu.
Batı Anadolu geleneğindeki zeybek havalarından oluşan albümü "Karanfilin Moruna"yı Nisan 2001'de, Bir Balkan Yolculuğu Topluluğu’yla kaydettiği "Ayde Mori"yi Eylül 2001'de, "Balkan Yolculuğu" albümünü ise Temmuz 2007'de dinleyiciyle buluşturdu. Çeşitli uluslararası toplama albüm projelerinde eserleri yer aldı.
Dünyanın her yanından geleneksel müzikle ilgili yazıları değişik gazete ve dergilerde yayınlanan sanatçı, 1995'ten bu yana her hafta Açık Radyo 94.9'da "Tuna'nın Beri Yanı" adlı programı hazırlayıp sunmaktadır.

 

İzmir Türk Halk Müziği

İzmir ili coğrafi konumu nedeniyle büyük ölçüde zeybek kültürünün etkisi altında kalmıştır. Zeybeklik, kökeni, etimolojisi hakkında araştırmacılar tarafından birbirinden farklı görüşler ileri sürülen; kendine özgü kültürüyle varlığını sürdürmüş ilginç bir kurum olarak karşımıza çıkar. 16. yüzyıldan başlayarak özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, Osmanlı İmparatorluğu'nun idari, siyasi, ekonomik ve sosyal yönden çöküşe geçtiği dönemde, otorite boşluğu, toplumsal eşitsizlikler nedeniyle zeybekliğin tüm Batı Anadolu'da yaşama alanı bulduğu bilinmektedir.
Özellikle 19. yüzyıldan başlayarak Batı Anadolu'da toplumu derinden etkileyen zeybekler, Ege'nin müzik, halk oyunu ve giysi geleneğinin bugünkü temelini oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte misyonunu tamamlayan zeybeklik kurumu ortadan kalkmışsa da onun yüzlerce yıllık kültürel birikiminin ürünü olan zeybek ezgileri ve oyunları bugün her vesileyle icra edilmektedir. Zeybek oyunlarının birçoğu solo niteliklidir; doğaçlama olarak sergilenirler. (Zeybek bir oyun türü olarak daha çok tek kişilik oyun biçiminde kendini göstermekte, ancak toplu oynanan zeybek oyunlarının varlığına da zaman zaman rastlanmaktadır.) Zeybek ezgilerinin çoğunluğu ise ağırdır ve ritmik yapı bakımından aksaktır. Tempolarına göre veya birim olarak 2'lik, 4'lük ve 8'lik notaların kullanılmasına göre ağır, ağırca ve kıvrak zeybekler olarak sınıflandırılabilirler.
İzmir'de rastlanan zeybek ezgileri incelenecek olursa, ses sahası açısından genelde bir oktavın üzerinde bir sahanın kullanıldığı, karar sesi olarak makamsal yapıları itibarı ile Rast, Dügah ve Segah perdelerinin ağırlıklı olduğu görülür. Ezgiler genellikle yanaşık seslerle üretilmiştir. Bu nedenle ikili aralıklar büyük önem taşır. Usul olarak ise 9 zamanlı aksak usullerden 3+2+2+2, 2+2+2+3 ve 2+2+3+2 bireşimli olanlar yaygındır. Ağır zeybeklerde üçlü grup daha çok başta yer alırken, tempo arttıkça üçlü grup sonda yer almaya başlar. Sözel eşliğin sıklıkla görülmediği ağır zeybeklerde oyun eşliği esnasında gecikmeli bir icra şekli ortaya çıkar. Ayrıca oynak adı verilen 3+2+2+2 bireşimli, hareketli ve yumuşak oyun figürlerine uygun 9/4 ve 9/8'lik usullerdeki zeybeklere kadın zeybeği denir. Kadın zeybeklerinin sözlerinde sevgiliye övgü, pişmanlık ve sevgiliyle alay etme temaları hakimdir. Zaman zaman ritmik yapı ile zıtlık oluşturan bu durum folklorun eğlence işlevi ile birlikte yerel alışkanlıklar ve tavır ile açıklanabilir. Doğal olarak tüm türküler yöre halkının işitmeye, icra etmeye alıştığı ritmik yapılara bürünerek karşımıza çıkacaktır.
İzmir'de zeybek oyunlarına davul-zurna (daha çok açık alanlarda), bağlama ailesi, kaval, kabak kemane ve adına ince çalgı denilen keman, ud ve darbukadan oluşan çalgı topluluklarının eşlik ettiği görülmektedir. Ancak özellikle 20.yüzyılın başından itibaren Bergama ve Ödemiş dolaylarında klarnet, trompet ve saksafon gibi nefesli çalgılar zurnanın yerini almıştır. (Bergama'da 1906 yılına kadar yalnız davul-zurna çalındığı, ancak davul-zurna çalınmasının o zaman kaymakam olan Kemal Bey tarafından yasaklandığı, bunun üzerine davul-zurna yerine klarnet, trompet, zilli davul vb. çalgıların Bergama'ya girdiği söylenmektedir. Öte yandan önceleri askeri bandolarda kullanılan klarnet, daha sonra zurnanın çalınışındaki zorlukların bertaraf edildiğini gören mahalli müzisyenler tarafından da benimsenip kullanılmaya başlanmıştır.) Belli başlı mahalli zurna icracıları merkezde Tepecik'te (Burada hayatlarını devam ettiren müzisyenlerin atalarının aslen Selanik'ten geldikleri, Muğla-Fethiye ve Denizli-Acıpayam üzerinden İzmir'e geçtikleri anlatılmaktadır.), Menemen ilçesinde Ulukent beldesinde, Torbalı ilçesinde ise Çaybaşı beldesinde bulunmaktadırlar.
Bölgede zeybek ezgilerinin yanı sıra güvende, bengi, semah ve mengi gibi yine oyunlara eşlik eden ezgiler, belli olaylar üzerine yakılmış ağıtlar ile gurbet havalarına da rastlanır. Kurgu, figür, ritm, ezgi, karakter ve giysi açısından zeybek oyunları ile benzerlikler taşıyan güvende ve bengi ağır zeybeklere kıyasla daha hızlı icra edilir. Öte yandan genellikle zeybek oyunları solo icra edilirken güvende ve bengi toplu oynanır. Önceleri yalnızca davul-zurna eşliğinde oynanan güvende ve bengi oyunları, son zamanlarda icra ortamının şartlarına göre klarnet ve davul eşliğinde de oynanmaktadır.
Geleneksel müzikleri yönetsel sınırlarla sınıflandırmak mümkün değildir. İzmir ilinin, komşusu olduğu illerin özellikle sınır kesimleriyle ortak, belirli kültürel özelliklere sahip bölgelere ayrıldığı söylenebilir. Kent merkezindeki çokkültürlü yapının yanı sıra kuzeyde Bergama, Menemen, batıda Karaburun, güneyde Menderes, Torbalı, Tire ve Ödemiş ilçeleri kendilerine özgü kültürel farklılaşmalarla ön plana çıkarlar.  
Bergama, Kemalpaşa, Doğançay, Altındağ, Bademler, Uzundere, Narlıdere, Naldöken, Bayındır-Yakapınar gibi merkezlerde yaşayan Tahtacı Alevileri, müzik, giyim-kuşam ve ritüele dayalı oyunlarıyla İzmir'deki kültürel yapıya farklı bir renk katarlar. Semahlarında ise diğer bölgelerde yaşayan Tahtacı Alevilerinin semahlarında da görülen karar perdesi değişimi ayırt edici özellik olarak karşımıza çıkar. Çoğunlukla üç bölümlü olan tahtacı semahlarında, I.derece (Dügah) olarak başlayan karar perdesi, ikinci bölümde III.dereceye (Çargah), üçüncü bölümde ise IV.dereceye (Neva) dönüşmektedir. İki bölümlü olanlarda ise karar perdesi değişimi çoğunlukla I-III ve I-IV şeklinde gerçekleşir. Bu semahlarda usul değişimi çok ender görülür. Tahtacı semahları tipik olarak aksak ( 9/8) usulündedir. Yine dikkat çeken bir başka husus, bitiş cümlesinin serbest şekilde söylenmesidir.
Geleneksel halk müziği açısından oldukça zengin bir il olan İzmir'de bugüne değin birçok derleme, araştırma, inceleme yapılmış ve yayınlanmıştır. Bunların bir bölümü doğrudan İzmir iline yönelik çalışmalardan, bir bölümü de daha genel çalışmalar içinde yer alan bölümlerden oluşur.              
Geleneksel halk müziği ürünlerinin derlenmesi konusunda ilk somut çalışmalar 1920'li yıllardan itibaren gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu alanda ilk derlemenin büyük bir olasılıkla İsmail Hakkı Bey tarafından yapıldığı sanılıyor.
İzmir yöresi halk müziğini belirleme ilk önemli derleme çalışması 1925 yılında Seyfettin ve Sezai Asaf kardeşlerin Darü'l-Elhan (İstanbul Belediye Konservatuarı) tarafından Batı Anadolu'ya gönderilmeleri üzerine gerçekleşmiştir. Toplanan ezgiler 1926 yılında Yurdumuzun Nağmeleri adlı kitapta notalarıyla birlikte yayınlanmıştır.
Darü'l-Elhan'ın düzenlediği gezilerden, 1927 yılında yapılan ve Yusuf Ziya Demircioğlu, Ekrem Besim, Muhiddin Sadak ve Ferruh Arsunar'ın katıldığı ikincisinde İzmir ve Ödemiş'e de uğranmıştır. (İzmir'in karışık bir merkez olması nedeniyle anılan ekip İzmir merkezinde türkü toplamayı düşünmemiştir. Öte yandan Manisa'daki hapishanede bulunan eski bir zeybekten İzmir'in çeşitli ilçelerine ait 10 kadar ezgi alınmıştır.) 1926-1929 yılları arasında Darü'l-Elhan tarafından Anadolu'da gerçekleştirilen dört gezinin sonucunda bir kısmı da İzmir'den toplanan 850 türkü ve ezgi Anadolu Halk şarkıları ve Halk Türküleri adı altında 15 defter halinde yayınlanmıştır.
Ankara Devlet Konservatuvarı tarafından 1938'de yapılan ve iki grup halinde devam edilen ikinci araştırma gezisinde, Ferit Alnar başkanlığında Cevat Memduh Atlar, Halil Bedii Yönetken, Tahsin Banguoğlu ve teknisyen Rıza Yetişen'den oluşan I. tetkik grubu İzmir ili dahilinde 29 vokal, 19 çalgısal, 35 eşlikli olmak üzere toplam 83 ezgiyi belirlemiştir. Bunlardan 80'i kırık hava, 3'ü uzun havadır. Ankara Devlet Konservatuvarı tarafından 1937-1952 yılları arasında düzenlenen dokuz derleme gezisinde Anadolu'dan 10.000'e yakın ezgi derlenerek kaydedilmiştir.
Türk Folklor Derneği tarafından 1952'de İzmir-Narlıdere dolaylarında yapılan araştırma ile Tahtacı Alevilerinden dan 40 kadar ezgi plağa alınmıştır.
Günümüze kadar geçen süreçte bireysel ve kurumsal olarak derleme çalışmaları devam etmiştir. Özellikle Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuvarı ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü bünyesinde derlemelerin daha sistemli bir şekilde gerçekleştirilmesi sağlanmış, İzmir ili başta olmak üzere Ege Bölgesi'ne ilişkin ezgi ve oyun dağarcığı, basılı, sesli ve görüntülü olmak üzere yayınlanmıştır.
İzmir yöresine ait TRT Türk Halk Müziği repertuvarına giren eser sayısı; 62'si sözlü kırık hava, 35'i çalgısal oyun havası ve 2'si de uzun hava olmak üzere toplam 99'dur.
İzmir kaynaklı Türk halk müziğine emek vermiş bazı müzisyenleri burada anmak gerekir:
İcracılar ve kaynak kişiler:
A. Zurnacılar: Merkez Tepecik'ten Bekir Onur, İsmet Okyay, Yılmaz Okyay, Seyfi Sezer; Menemen Ulukent'ten Mehmet Ündev, Yıldıray Kılkışlar; Torbalı Çaybaşı'ndan İbrahim Ceylan.
B. Klarnetçiler ve trompetçiler: Bergama'dan Ergün şenlendirici, Hüsnü şenlendirici, Hasan Gözetlik, Ferit Benli; Ödemiş'ten Mehmet Övek, Tire'den Ali Rıza Su, Çingene Yaşar (Yaşar Öztüren).
C. Bağlamacılar: Uzundere'den Ali Tutkaç; Kemalpaşa Çınar'dan İsmail Kuloğlu; Bayındır Yakapınar'dan Muharrem Üney; Ödemiş'ten Avni Güler, Hüseyin Fil.
Derlemeciler:
Muzaffer Sarısözen, İsmet Egeli, Yılmaz İpek, Talip Özkan, Durmuş Yazıcıoğlu, Salih Urhan, Ahmet Günday, Altan Demirel, Ali Fuat Aydın, Hüseyin Yaltırık.
Tüm derlemeler sonucu geleneksel halk müziği alanında oldukça önemli bir hazine ortaya konmuştur. Ancak bu yayınların büyük bir bölümü yalnızca yöresel belirlemeleri içermekte, halk ezgilerinin ezgisel ve ritmik yapıları, türleri, çalgıları, icra biçimleri açısından sistemli ve çözümlemeli bilgiler sunamamaktadır. Bununla beraber dönemin sınırlı olanaklarıyla yapılan bu belirlemelerin günümüzde yapılacak çalışmalara temel oluşturması bakımından önemli bir işlevi yerine getirdiği de gözardı edilmemelidir.
Ali Fuat Aydın
şubat 2007, İzmir

Kaynaklar

1. KARADEMİR, Abdurrahim. Zeybek Dansları. Halkbilimi Araştırmaları 1. Kitap. İstanbul-2003; KARADEMİR, Abdurrahim. Dünden Bugüne Zeybekler ve Oyunları. Efeler. Haz. Ersal YAVİ. Aydın-1991; AVCI, A.Haydar. Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi. İstanbul-2004; AVCI, A. Haydar. Zeybeklik ve Zeybekler-Bir Başkaldırı Geleneğinin Toplumsal ve Kültürel Boyutları. Hückelhoven-2001; YETKİN, Sabri. Ege'de Eşkıyalar. İstanbul-1996; ÖZTÜRK, O. Murat. Zeybek Kültürü ve Müziği. İstanbul-2006; AKDOĞU, Onur. Bir Başkaldırı Öyküsü - Zeybekler - Tarihi-Ezgileri-Dansları. İzmir-2004; KELEŞ, Tuncay. Anadolu Kültüründe Zeybekler. Gaziantep-1998; YAVUZ, B. Galip. Zeybekler - Tarihçeleri, Özellikleri, Türküleri ve Ödemiş Zeybekleri. İzmir-2006; YAVİ, Ersal. Efeler - Kökenleri-Eylemleri-Töreleri-Dansları-Giysileri. Aydın-1991
2. AKDOĞU, Onur. Bir Başkaldırı Öyküsü - Zeybekler - Tarihi-Ezgileri-Dansları. İzmir-2004.
3. ÖZTÜRK, O. Murat. Anadolu Semah Müziklerinin Başlıca Özellikleri Üzerine Gözlemler. 1. Alevi-Bektaşi Müzik Kültürü Sempozyumu. Ankara-2005
4. MİRZAOĞLU, F. Gülay. "Güdüşlü'nün Çeşmesi": Bir Türkünün Yaratılış Hikayesi Bağlamında Tema, İcra ve Müzikal Yapı. Türkbilig 2003/5:86-93. Ankara-2003; MİRZAOĞLU, F.Gülay. Bir Kahramanlık Dansı: Balıkesir Bengisi. Türkbilig 2004/7:101-108. Ankara-2004
5. ALTINAY, F. Reyhan. Cumhuriyet Döneminde Türk Halk Müziği. İzmir-2004

İzmir Rum Halk Müziğinin Özellikleri Üzerine Notlar

İzmir, binlerce yıldır, Rumlar için bir refah ve mutluluk şehri, bir çekim merkezi olarak algılanmıştır. Yirminci yüzyıl başına dek, Yunanistan'dan, Ege adalarından, Anadolu'nun içlerinden gerçekleşen istikrarlı Rum göçü, Batı Avrupa ile kurulan kültürel ilişkiler ve Osmanlı Türk kültürüyle gerçekleşen kaçınılmaz etkileşim; İzmir'deki Rum halk müziği geleneğinin zenginliğinin ve karmaşıklığının temel üç nedenidir. Adalardan taşınan neşeli şarkı ve danslarla Anadolu'nun daha içlerinden getirilen ağırbaşlı balatlar ve zeybekler bu geleneğin farklı iki yüzünü temsil eder. 14. yüzyıldan başlayarak yanyana yaşamaya başlayan Türkler ve Rumlar'ın makam ve ritim benzerliklerine dayanan bir gelenek oluşturduklarını söyleyebiliriz. Ancak bu konuyu her iki dilde de söylenmiş az sayıda şarkı ile kavramaya çalışmak oldukça kolaycı ve duygusal bir yol olur. Çünkü her iki müzik geleneğinde de etkileşim kavramıyla açıklayamayacağımız, kültür ve dil farklılıklarından kaynaklanan pek çok özgün halk müziği formu bulunmaktadır.
İzmir'deki Rum halk müziği geleneğini "kıyı bölgesi", "iç bölgeler" ve "İzmir şehir müziği" alt başlıklarında inceleyeceğim.
Kıyı Bölgesi:
İzmir ve çevresi Rum folkloruyla ilgili kaynakları incelediğimizde, Türkçe'de bölge adı olarak tam karşılığı bulunmayan Eritrea'nın oldukça baskın olduğunu görüyoruz. Çeşme, Alaçatı, Urla, Seferihisar ve Karaburun'u kapsayan bu bölge, 1910'lara dek tarımda en yeni üretim tekniklerini kullanan zengin bir tarım toplumunu barındırmakla birlikte, yanı başındaki İzmir'de olup biten kültürel ve günlük hayata dair yenilikleri de izleyen çağdaş bir görünümdeydi. İç Ege'yi de kapsayan ve Rumlarca "Küçük Asya" olarak adlandırılan coğrafya içinde sayıca en çok türkü ve dans, Yunanistan'da, Eritrea denen bölgeden giden göçmenlerden toplanmıştır.1907'den başlayarak pek çok etnomüzikolog gerek doğrudan Eritrea'dan, gerekse Yunanistan'a göçmüş Eritrea göçmenlerinden pek çok türkü ve dans ezgisi kaydetmiş, notaya almıştır. Kıyı bölgesinin müzik kültürü, adalardan zaman içinde gerçekleşmiş göçler ve yine adalara coğrafi yakınlıktan ötürü İzmir'i diğer bölgelerine kıyasla ada müzik kültürüyle akrabadır. Bundan ötürü Ege adalarında olduğu gibi, şarkılara, özellikle de dans havalarına keman ve santur eşlik eder. Ayak figürlerinin baskın olduğu balo, dansçıların birbirine mendillerle tutunarak oynadıkları ağır sirto, eller serbest olarak ada havaları tarzında neşeli şekilde oynanan hızlı bir sirto olan alestika, ağır ya da hızlı kasap havaları, yüz yüze oynanan karşılamalar ve kuşkusuz zeybekler bölgenin başlıca dans ve şarkı repertuvarını oluşturur. Keman ve santurdan daha da yaygın olarak, şarkılara tümbeki ya da tumbi dedikleri, bildiğimiz dümbelek ya da tava (tavades) eşlik ederdi. Hatta izleyicileri eğlendirmek için maskaraların da sık sık getirildiği büyük şenliklerde tepsi de ritim sazı olarak kullanılırdı. Toprak dümbelekler genellikle Eritrea'da yapılır, zaman zaman da Menemen'den getirtilirdi.Bölgede konu ve form itibariyle pek çok çeşit şarkı bulunur; eski sınır boyu ve akıncı şarkıları (Akritika) , bilinen halk şarkıları temalarında uzun hikayeli şarkılar, düğün şarkıları, ağıtlar, ninniler, çocuk tekerlemeleri, aşk şarkıları ve dini takvimle bağlantılı şarkılar. Bir Alaçatı "Ballo" su olan "Ela na se Filiso" (Gel Seni Bir Öpeyim) şarkısına eşlik eden dansta, herkes "tapsi" ya da "tümbelek"le bu şarkının ritmine katılır, bütün gece süren eğlence boyunca dans edilirdi. Bu arada çocukken annemden duyduğum ninninin, Eritrea göçmeni Cleonike Tzoanaki'nin (Bölgenin müziğini günümüze taşıyan en son amatör müzisyendir; dümbeleği ve sesi ile pek çok kaydı bulunmaktadır.) sesinden kaydedilmiş bir ninni ile aynı ezgiye sahip olduğunu yıllar önce şaşkınlıkla fark ettiğimde içim ısınmıştı. Eritrea şarkılarında mitolojik ve pagan ögelere oldukça sık rastlanır. Kadınlar arasında düzenlenen çeşitli toplantılarda doğaçlama mani söyleme geleneği vardı. Eritrea'da Paskalya Salısından yaz gelene dek sürdürülen "lembi" (kayık) geleneğine göre gençler ağaç dallarından sarkıttıkları urganlardan yaptıkları bir salıncakta sallanırken halk şarkıları söylerlerdi. Aşk, okul, bahar, kahramanlık şarkılarının yanı sıra dönemin popüler şarkıları da lembi sırasında söylenirdi.
İç Bölgeler:
İzmir'in iç bölgelerinde, yapılan incelemelerin daha az olmasına karşın Ege'ye özgü zeybek havalarının kıyı bölgelere göre daha baskın olduğunu söylemek olasıdır. İzmir'in kıyıdan uzak kasaba ve köylerinde, hem sayıları daha az olan, hem de İzmir geleneğinden doğal nedenlerle daha uzak düşen Rumlar, hayatın her alanında Türklerle çok daha yoğun etkileşime girmişlerdi. Türkler ve Rumlar yine büyük ölçüde birlikte yarattıkları Ege'nin müziğini; ağır karakterli balatlar ile zeybek havalarını beraber kucakladılar. Her iki toplumun kendi zeybek havalarının yanı sıra kimi zeybekler hem Türkçe hem Rumca söylendi. Bazı eski zeybek havaları Rumca sözler yazılarak Zmirneiko (Zmirneiko, İzmir kaynaklı halk türküleri, şehir şarkıları ve Rebetikonun ilk dönemde bestelenmiş örneklerini kapsayan bir kavramdır.) dağarcığına girdi. Çok bilinen örnekleri bir kenara bırakırsak, örneğin "Ben susadım, su isterim" sözleriyle başlayan Aydın zeybeği, "Emathapos i se mangas" adıyla en sevilen İzmir Rum şarkıları arasına girmiştir; hatta bugün bile sevilerek icra edilmektedir.
Mübadele sonrasında İzmir Rum halk şarkıları ile ilgili ilk derlemeler, Yunanistan'da 1928'de temelleri atılan Küçük Asya Araştırmaları Enstitüsü tarafından 1930'lu yılların başında yapılmıştır. Melpo ve Octave Merlier tarafından kurulan bu enstitü, Anadolu'nun her yanından göçen Rum mübadillerden yüzlerce türkü toplamıştır. Ardından 50'li yıllarda Simon Karas'ın çalışmaları ve 70'li yıllardan itibaren şarkıcı, araştırmacı Domna Samiu'nun ve Likeon Hellenidon kurumunun yaptığı derlemeler hem İzmir hem de genel olarak Anadolu Rum halk şarkıları ile ilgili doyurucu bir kaynak oluşturmuştur.
İzmir şehir şarkıları:         
İzmir şehir şarkılarıyla ile ilgili bilinen ilk derleme Fransız besteci, etnomüzikolog Louis-Albert Bourgault-Ducoudray (1840-1910) tarafından 1870'de yapılmıştır. Toplanan elli kadar şarkının kimi Eritrea'dan ya da Aydın'dan İzmir'e geçmişse de büyük kısmı köklü bir şehrin oturaklı havasını ve kültürel tamamlanmışlığını gösteren özelliktedir. Bildiğimiz Osmanlı sazları eşliğinde söylenen ve 1924'ten itibaren bütün Yunanistan'ı fetheden rebetiko şarkılarının öncülü idi bu eski İzmir şehir şarkıları. Bir yanıyla Eritrea'da olduğu gibi kaygısız ada havalarının neşesini taşırken diğer yanıyla dokunaklı Anadolu duyarlılığını içeren ikili bir nitelik gösteriyordu. Burada Tabakanyotiko formundan da söz etmek gerekir: Kabaca sanatlı gazeller olarak nitelendirebileceğimiz bu form, sonradan amane olarak adlandırılacak gazellerin öncülüdür. Mübadele ile başta Midilli olmak üzere çevre adalara taşınmıştır. 1920'den önce yüzbinlerce Rum'un yaşadığı bu renkli şehir hayatında aklımıza gelen ve gelmeyen her ayrıntı bir aradadır. Bu yıllarda İzmir'de pek çok profesyonel müzik topluluğu bulunmaktaydı. İç Ege'den taşınmış köy türküleriyle, şehirli kimliği baskın sanatlı şarkılar; büyüklük, dekor ve sattıkları içki türlerine göre adları değişen mekanlarda akşamüstlerinden başlayarak çalınıp söylenirdi. 20. yüzyıl başında belki de İstanbul'dan daha yaygın olarak görülen ve Estudiantin (Öğrenciler) olarak adlandırılan müzik toplulukları çok yaygınlaştı. Pek çok mandolin ve gitardan oluşan Estudiantin toplulukları, daha çok Avrupa'da o günlerde sevilen şarkı ya da ezgileri çalarlar ya da benzeri etkileri taşıyan popüler Rumca şarkılar seslendirirlerdi. Zaman zaman halk ezgilerini taş plaklara kaydetmiş olsalar da genel olarak bu grupların seçkinci beğeniyi temsil ettiğini söyleyebiliriz.
Özetle, yüzyıl başında İzmir'de Türk, Rum, Ermeni, Yahudi, Levanten ve çingene müzisyenlerin birlikte boy gösterdiği, hayal edilmesi kolay olmayan çok zengin bir eğlence hayatı ve gelişmiş bir müzik kültürü vardı.
Pek çok İzmir şehir şarkısı, çok sevilen Türk ezgileri ve bazı halk türküleri, aşağıda sayacağımız birçok İzmirli müzisyen tarafından hem mübadeleden önce hem de mübadele ile Yunanistan'a taşınmıştır. 1924 yılında taş plak endüstrisinin Yunanistan'a gelmesiyle kısa zamanda Zmyrneiko adı verilen İzmir havaları büyük beğeni topladı. Başta İzmirli müzisyen Panagiotis Tundas ve İstanbullu Kostas Skarvelis olmak üzere birçok Anadolulu Rum müzisyen, plak endüstrisinde kilit noktalarda görev aldılar; Columbia, His Master's Voice gibi ünlü şirketlerde müdürlük ve müzik danışmanlığı yaptılar. Bu durum onlara Yunanistan'daki müzik beğenisini doğrudan belirleme olanağı sağlıyordu. Bu sayede İzmir tarzı Rebetiko furyası 1935'lere kadar sürdü. İzmir tarzı rebetiko şarkılarının İzmirli unutulmaz bestecilerinden bazılarını burada analım: Evangelos Papazoglu, Panagiotis Tundas, Kostas Rukunas, Kostas Karipis, Stefanos Vezos, Konstantinos Nuros.
Şimdi iki halkı birbirinden koparan, anımsanması dehşet verici, unutulması güç olayların üzerinden yıllar geçmişken İzmir müziği, Yunanistan'da, Türkiye'de olduğundan daha canlı. 20.yüzyılın başından bu yana İzmir Rum şarkıları Yunan müziğinin evriminde önemli rol oynamıştır.
Yunanistan'da Yeni İzmir'de, Yeni Efes'te, Yeni Foça'da, Yeni Halikarnas'ta, Yeni Menemen'de ve Yeni Eritrea'da onlarca yıldır faaliyet gösteren göçmen derneklerinden yetişen amatör, profesyonel birçok müzisyen, gitgide farklılaşan müzik beğenilerine karşın, İzmir dans havalarını ve şarkılarını sahnelere taşıyor. Eminim bazı gençler, uduyla eski Anadolu türküleri söyleyen Andonis Anagnostu'nun (1919-1985) sesiyle köklerini arıyorlar ve bazı kadınlar çocuklarını annemin bana söylediği ninniyle uyutuyorlar.
1990'lara kadar kökü Anadolu olan Rum halk türkülerini adeta unutmuştuk. Bu yıllarda ülkemizde rebetikonun keşfedilmesi sayesinde bazı İzmir şarkıları da günümüz Türk dinleyecisine ulaşabildi. 1995 ve 1996 yıllarında Kalan Müzik'ten yayınladığım iki Rebetiko seçkisinde (Rebetika, Rebetikea II) çok sayıda İzmir tarzı rebetiko örneğine yer vermiştim. Bu şarkılar pek çok Türk müzisyeni tarafından konser salonlarında ve tavernalarda icra edilmeye başlandı. Bu albüm Gavur İzmir algısının içini doldurmayı, 1922 öncesinin çokkültürlü İzmir'ini anımsatmayı ve yaşatmayı amaçlamaktadır.
Muammer Ketencoğlu
22 Ekim 2007, İstanbul

 

İzmir Yahudi Tarihi ve Müziği

Yahudilerin, Anadolu'nun Ege Bölgesi'ndeki varlığı İ.Ö. 1. yüzyıla dayanır. Bu döneme tarihlenen belgelerden, Yehuda'nın Roma himayesindeki kralı Horkanus'un, Küçük Asya'nın Roma valisi Donabella'ya bir mektup yazarak orada yaşayan Yahudiler için bazı haklar talep ettiği; bunun üzerine de valinin, Asya'nın en önemli kenti Efes yönetimine bu talepleri bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu belgelerden o dönemde Dinar, Edremit ve Bergama'da Yahudi topluluklarının yaşadığını anlıyoruz.
Selçuklu döneminde Anadolu'da çeşitli yerleşim yerlerinde Bizans zulmünden kaçarak Selçukluların daha yumuşak siyasetine sığındıkları anlaşılan Yahudi topluluklarının varlık gösterdiği biliniyor. Avram Galante'ye göre; Milas kentinde bulunan, üzerinde İbranice yazıların olduğu Ortaçağa ait mezar taşları ve Gümüşlü'de bulunan Çıfıt Kalesi, Selçuklu dönemindeki Yahudi yaşamına dair folklorik verilerin varlığını işaret eder.
Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk yıllarında Anadolu'da 1600 yıldan beri yaşamakta olan Yahudi topluluklarından birçoğu, Anadolu'nun Bizans'tan Türklere geçtiği ilk yıllarda çıkan savaşlar sırasında diğer halklarla birlikte göç etmiştir. Tarihçi Slomo Rozanes'e göre bu dönemde gerçekleşen göçlerin ardından Osmanlı hükümdarları, bir ilerigörüşlülük göstererek savaşlar sırasında kaçan halkların ve özellikle de Yahudilerin geri dönmelerini sağlamışlardır. Yahudilerin ticaret, sanayi, maliye, idare, sanat ve bilim alanında yetişmiş iş gücünün kuruluş aşamasındaki imparatorluğun temellerinin sağlamlaştırılmasında yararlı olacağı görüşü bu kararın alınmasında önemli bir etken olmuştur.
I. Mehmet zamanında (1413-1421) İzmir imparatorluk topraklarına dahil edilmiştir. Rozanes'e göre sonraları önemli bir merkez haline gelecek olan İzmir'de, o sıralarda fazla Yahudi yaşamıyordu. Yahudi toplulukları diğer Osmanlı kentlerine olduğu gibi İzmir'e de yerleşmeye başladılar. 1492'de İspanya'dan kovulan İberya Yahudilerinin önemli bir bölümü Osmanlı'ya sığındı. II. Beyazit bu Yahudiler ile çok zengin bir kültür birikiminin taşınacağını düşünmüş ve düşüncelerinde yanılmamıştır. Yahudiler, Osmanlı topraklarında önemli sanayiler kurdular, özellikle top ve silah imalatında Osmanlı ordusunun en önemli desteği haline geldiler. Tekstil, boyama ve dokuma konusunda yetişmiş iş gücü birçok yenilikleri de beraberinde getirdi. Ayrıca Türk devletine ilk kez matbaayı soktular. İspanya'da iken yüksek görevlerde bulunmuş olanlar derhal saraya alındılar ve Osmanlı maliye ve dış işlerinde söz sahibi oldular. Tıp doktorları da önemli görevlerde bulundular.
İberya Yahudilerinin Ege'ye göçü öncelikle Manisa, Tire, Urla gibi kentlere olmuştur. 16. yüzyılda İzmir henüz küçük bir yerleşim merkezi idi. 17. yüzyılda önemli bir liman kenti haline gelince Avrupalıların İzmir'e olan ilgisi artmış, kısa zamanda buraya konsolosluklar açılmıştır. O yıllarda yabancı dil bilen Yahudiler simsarlık, toptancılık, konsolosluk ve gümrük idarelerinde tercümanlık gibi görevler almışlardır. 1493'te David ve Samuel ibn Nahmias kardeşlerin İstanbul'da kurdukları İbrani matbaasından sonra, 17. yüzyılda Yona Ben Yaakov Eskenazi İstanbul matbaasının bir şubesini de İzmir'de açmış ve bu matbaada İsrail, Rodos, Mısır ve Irak Yahudi toplumlarından gönderilen önemli el yazmaları basılmıştır.1728'de ilk Türk matbaası kurulduğunda harfler bu matbaanın dökümhanesinde hazırlanmıştır.
17. yüzyıl İzmir'in en parlak dönemidir. Bu yüzyılda birçok düşünür ve din adamı yetişmiş; kentin Yahudi nüfusu hızla çoğalmış; tüccar, sanayici ve özellikle tıp doktorlarının sayısı artmıştır. İzmirli Yahudi tüccarlar Balkanlar'dan Uzakdoğu'ya kadar birçok ülke ile ticari ilişkiler kurmuşlar ve imparatorluk ekonomisine önemli katkılarda bulunmuşlardır. 1688 yılındaki deprem ve Sabetay Sevi olayı İzmir'deki Yahudi toplumunun çöküşünü hazırlayan iki önemli etkendir. Özellikle sahte mesih Sabetay Sevi olayı imparatorluğun ticari damarlarını tıkayan önemli bir etken haline geldi. Sevi'nin en coşkulu günlerinde toplum bundan etkilendi, ticari ve sosyal faaliyetler durma noktasına geldi. Yahudi cemaati kararsızlık içinde gelişmelerin sonucunu beklemeye koyuldu. Sevi, İzmir'den uzaklaştırıldıktan sonra cemaat yaşamı bir ölçüde normale döndü ve akım tamamen sona erdikten sonra ekonomik ve sosyal yaşam eskisine dönmeye başladı.
17. yüzyılda Selanik ve İstanbul Yahudi toplumu genel duraklama havasına ayak uydurmaya çalışırken İzmir, bir "sanayi ve ticaret patlaması" yaşamıştır. Birçok merkezden Yahudi ailesi, daha verimli bir yaşam için İzmir'e göç etmiştir.18. yüzyılda da devam eden bu gelişmelerin yanısıra Yahudi toplumunun belirli bir bölümünün sefalet içinde olduğu, kötü yaşam koşulları, salgın hastalıklar ve yangınların toplum üzerinde olumsuz etki yarattığı tarihçiler Aron Rodrigue ve Ester Benbasa tarafından dile getirilmiştir.
Türkiye'de Yahudi gazeteciliği daha çok Ladino dili yönünde gelişmiş ve yükselmesi de toplumun bu dili konuştuğu döneme rastlamıştır. 20. yüzyılın ortalarında Türkçe'nin Yahudiler arasında yaygınlaşması ile ülkedeki Ladino basını gerilemiştir. Ladino dilindeki ilk süreli yayın İzmir'de 1842'de çıkan "La Buena Esperansa" adlı dergi olmuştur. Daha sonraları bunları İstanbul'da çıkan dergi ve gazeteler takip etmiştir.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Yahudiler Türklere sadık kalmış, kurumları, resmi temsilci ve yöneticileri Türk çıkarlarına göre hareket etmişler ve Yunanlılar'la işbirliği yapmaktan kaçınmışlardır. Trakya ve Batı Anadolu'daki Yunan işgali sırasında, bu bölgeleri Yunanistan'a ilhak ettirmek isteyen Rumlar, Yahudilere çeşitli baskılarda bulunmuşlardır. İzmir ve Ege'nin işgalinde Türkler ve Yahudiler arasında görülen dayanışma ve ortak tutum son derece değerlidir. İzmir, Söke ve Bergama'da bu dayanışmaya örnek teşkil edecek birçok olay gerçekleşmiştir. Savaşın ardından birçok kent ve kasaba harap olmuş, iktisadi alt yapı yok edilmişti. Yunanlılar çekilirken köy, kasaba ve kentleri yakıp yıkmışlardı. Yaklaşık on beş bin Yahudi bütün varlığını ve evlerini kaybetti ve İzmir'e sığındı. Tümüyle bölgeden ayrılmış olan eski Aydın, Nazilli ve Denizli Yahudi halkı savaştan sonra hiç geri dönmediler. Manisa, Tire, Milas, Turgutlu ve Bergama'da ise küçük Yahudi toplulukları kalmıştı. Evsiz barksız kalmış ve İzmir'e sığınmış olan on beş bin Yahudi okul, havra ve sokaklarda sefalet içinde barınmak zorunda kaldı. Belli bir kısmı ise deniz aşırı ülkelere göç etti. Geriye kalanların toparlanmaları zaman aldıysa da bölgeden Ermenilerin ve Rumların ayrılması ile ticaretin orta kesiminde doğan boşluktan yararlanarak 1920 ve 1930'larda Türkiye'nin iktisadi hayatında önemli bir rol almayı bildiler. O yıllarda 40.000 olan İzmir Yahudi nüfusu (El Tiempo gazetesinin gayri resmi kayıtlarına göre) günümüzde 1700 civarındadır. Bugün, Türkiye'nin sosyo-ekonomik gelişimiyle birlikte, Yahudiler yalnız ticaret alanında değil teknoloji, bilim ve sanat alanında da önemli bir yere sahiptirler.
İzmir Yahudileri'nin dili, Türkiye'nin diğer bölgelerindeki Yahudilerin büyük kısmının konuştuğu dil olan Ladino veya bir başka deyişle Judeo-Espanyol'dur. Bu dil İberya'dan günümüze taşınabilmiş ve yüzyılardır korunabilmiş olan antik İspanyolca temeline dayanan özgün bir dildir. Ladino dilinde söylenen şarkılar Sefarad kültürünün en önemli ögelerindendir. Romans geleneği, taşınan kültürel değerlerin en belirgin olanıdır. Bu gelenek yüzyıllar boyunca kulaktan kulağa aktarılarak ve beraberinde farklı lezzetleri de oluşturarak günümüze ulaşmıştır. Bu çalışmada örneğini sunduğumuz "Alma Miya" adlı şarkı romans geleneğine aittir. Ortaçağ döneminin romansları günümüzde İspanya'da hemen hemen unutulmuş olmasına karşın, Yahudiler bu kültürü kendi öz kültürleri gibi özümsemişler ve geleneklerine olan bağlılıklarından kuşaktan kuşağa aktararak günümüze gelmesini sağlamışlardır. Bu romanslar geleneksel İspanyol halk baladlarına verilen adla "Romancero" olarak tanımlanırlar. Epik şiirleri andırsalar da, aslında müzik eşliğinde söylenen kısa dramatik anlatılar ve hikayeler bütünüdür. Bu hikayeler genellikle saray hikayeleridir ve prenslerin, şövalyelerin aşk serüvenlerini konu edinir. Genellikle tek bölümlük ezgisel nakaratlardan oluşan Ortaçağ romanslarında, şarkıların ezgisel yapısından çok hikayesinin ön plana çıktığı görülür. Bu yönü ile devamlı tekrar eden ve dinleyeni bu tekrar ile adeta hayaller alemine sokan bir ruha sahiptirler. Bu yapılanmadan dolayı, annelerin söylemeyi tercih ettiği ninniler hep Sefarad romansları olmuştur. Tarihsel süreçte elbette bu romanslar da göç ettikleri yörelerin kültürlerinden etkilenmiş ve albümdeki Alma Miya adlı romansta olduğu gibi farklı niteliğe bürünmüştür. Bu çalışmanın ikinci Sefarad şarkı örneği olan "En Este Mundo" ise bir kantika örneğidir. Kantika, İspanya kökenli olmayıp toplumun yaşadığı yörelerden etkilenerek oluşturduğu veya Ladino diline uyarladığı şarkı formudur. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere aynı ezgi bu bölgelerde yaşamış birbirine yakın kültürler tarafından farklı farklı dillerde seslendirilmiştir.
Sefarad müziğinin kökensel özellikleri ile ilgili ancak 1900'lü yılların başında yayınlanmış taş plak kayıtlarından fikir edinebiliriz. Bu tarihten önceki müzikal yapı ile ilgili tüm görüşler nazari olmaktan öteye gidemez. Bu taş plakların pek çoğu günümüze ulaşmıştır. 1905'teki ilk Sefarad plak kaydını gerçekleştiren Hayim Yapacı Efendi'den yaklaşık 20 yıl sonra, yaptığı kayıtlarla görkemli bir ses tekniğine sahip olan İzmirli İshak Algazi gelir. İshak Algazi, Sefarad dünyasındaki en önemli hazanlardan* biridir. Gerek Yahudiler gerekse Müslüman Türkler tarafından takdir edilen ve beğenilen Algazi'nin hayatının büyük bölümü Türkiye'de, son dönemi Uruguay'da geçmiştir. 1889'da İzmir'de doğmuş, 19. yüzyılın ikinci yarısında Alliance okullarının açılması ile yetişen aydın kuşak içinde yer alan İshak Algazi, hem Yahudi dini müziği hem de Türk müziği eğitimi görmüştür. Genç yaşında Portekiz Sinagogu'nun korosunda yer almıştır. Bu koro Edirne Maftirim* korosu gibi çalışıp maftirim eserleri icra ederdi. Kantor* Algazi, din dışı müziklerle de adından söz ettirmiş ve dönemin en önemli Türk müziği icracılarının arasında yer almayı başarmıştır. Atatürk tarafından da beğenildiği ve kendilerine birkaç kez müzik icra ettiği söylenmektedir.
Sefarad şarkıları yıllarca birçok etnomüzikolog tarafından derlenip belgelenmiştir. Bu çalışmaları yapanların en önemlilerinden biri hiç şüphesiz bu topraklarda doğmuş olan İsac Levy'dir. 1919'da Manisa'da doğmuş olan Levy, derlediği şarkı ve romansları dört ciltlik bir eserde, dini şarkıları da on ciltlik bir eserde toplamıştır. Bu şarkıları bizzat yorumlamıştır da. Levy, İsrail'de yayın yapan Kol İsrail Radyosu'nun Ladino bölüm direktörlüğünü uzun yıllar üstlenmiştir. 1977 yılında Kudüs'te ölen araştırmacı Levy, bu ezgileri birçok şarkıcının yorumlamasını teşvik ederek bu kültürün unutulmamasını sağlamıştır.
İzmir ve çevresinde yaşamış önemli Yahudi müzisyen ve besteciler; Haham Yontov Danon, Hahambaşı Avram Aryas, Elia Levi, İshak Barki, Jack Mayesh, Hayim Alazraki, Santo şikar, (Bülbül) Salamon Algazi ve İshak Algazi'dir.
Jak Esim
Temmuz 2007, İstanbul

Kaynaklar

1. Galante Avram, "Türkler ve Yahudiler" Tan Matbaası 1947, Aki Yerushalayim dergisi
sayı 13-14, 1982 ve sayı 34-35, 1987,
2. Ventura Avram, "İzmir Yahudileri", Evrensel Gazetesi, 22 Nisan 2006
3. Levi Avner, "Türkiye Cumhuriyeti'nde Yahudiler" İletişim Yayınları,1996
4. Yetkin Çetin, "Türkiye'nin Devlet Yaşamında Yahudiler" Afa Yayınları, 1992
5. Sharon Moshe Sevilla, "Türkiye Yahudileri Tarihsel Bakış" Kudüs İbrani Üniversitesi, 1984

 Dipnotlar

*Hazan: Sinagog'daki duaların ezgili olan bölümlerini okuyan din adamı.
*Kantor: Hazan sözcüğünün Yidiş dilindeki karşılığı.
*Yidiş: Avrupa, Amerika ve Asya'da 3,5 milyon'dan fazla Aşkenaz Yahudisi tarafından konuşulan, Cermen kökenli dil.
*Maftirim: Klasik Türk Müziği'nin nota, usül ve kuramlarına göre bestelenmiş İbranice Tasavvufi ilahilere verilen adıdır.

Teşekkürname

Bu albümün oluşmasına katkı sağlayan Nezih Öztüre, Öztüre Holding A.Ş., Hasan Saltık, Cengiz Onural, Ali Fuat Aydın, Altan Demirel, Besim Dalgıç, Bora Ebeoğlu, Cenk Erdoğan, Cenk Güray, Cleoniki Tzoanaki, Charles Howard, Domna Samiu, Erdem şimşek, Georges Andres, İvi Dermancı, Judith Frangos, Jak Esim, Janet Esim, Münevver Ketencoğlu, Mithat Arısoy, Önder Kütahyalı, Özlem Yaşayanlar, Sefa Akseki, Stelyo Berber ve Tarık Övünç'e; sesleriyle, sazlarıyla albüme emek veren tüm müzisyen arkadaşlarıma; beni bir yıl süresince stüdyoya taşıyan meçhul taksi şöförlerine ve her aşamada bana destek olan sevgili eşim Deniz'e en içten teşekkürlerimle...

Muammer Ketencoğlu'nun Albümleri

Balkan Yolculuğu ~ The Balkan Journey, Kalan Müzik, 2007
Ayde Mori, Kalan Müzik, 2001
Karanfilin Moruna ~ To the Purple Carnation- Anatolian Zeybeks, Kalan Müzik, 2001
Sevdalı Kıyılar ~ Latremena Akrogalia, Kalan Müzik, 1994



İLETİŞİM:

resmi web sitesi: www.muammerketencoglu.com e-posta adresleri: muammer@muammerketencoglu.com

muammerketencoglu@gmail.com

yapım: Kalan Müzik yapımcı: Muammer Ketencoğlu
düzenlemeler: Muammer Ketencoğlu, Cengiz Onural
kayıt ve mix: Cengiz Onural, Stüdyo Aria Üsküdar, Eylül 2006 - Ekim 2007

mastering: Bora Ebeoğlu
İngilizce çeviri: Özlem Yaşayanlar
editörler: Judith Frangos, Charles Howard,
Tarık Övünç, Deniz Ketencoğlu

Muammer Ketencoğlu'nun fotoğrafları:
Orhan Cem Çetin, Mithat Çınar

grafik tasarım: Burcu Kayalar
baskı: FRS