Muzik Kutusu << Geri Dön

Balkan müziği geniş bir oluşum

[Yalçın Çetinkaya, Yeni Şafak, 23 Ocak 1999 ]


Muammer Ketencoğlu, akordeon çalıyor. "Alaylı" bir etnomüzikolog. Değişik ülkelerin halk müziklerine ilgi duydu. En başta çağdaş Yunan Müziği (Laika) ve Rebetika ile tomurcuklanan bu ilgi, Balkan müziği ağırlıklı bir temele oturdu. Muammer Ketencoğlu'nun eski ve yeni Rumca şarkılardan oluşan ilk albümü, Kalan müzik yapımı olarak "Sevdalı Kıyılar (Latremmena Akroyalia)" 066, yılında, hazırladığı ilk Rebetika seçkisi ise 1994 ve 1996 yıllarında yayınlandı. Ayrıca Klezmer Müziği'nin Öncüleri adlı seçkisi de yine Kalan Müzik tarafından 1995'te yayınlandı. Halen, Kalan Müzik'in yapımını üstlendiği "Halklardan Ezgiler" başlıklı kaset dizisinin sorumluluğu yürütüyor. Muammer Ketencoğlu, 1993'ten başlayarak Yeryüzünün Rengi adıyla, birçok müzisyeni bir araya getiren ve her yıl yeni bir repertuarla yinelenen, kendisinin de yer aldığı konserler düzenliyor.

Muammer Ketencoğlu'na göre son zamanlarda yükselen, türkü değil "para"dır ve bu "Türkü modası" da gelip geçicidir. Müzisyenin seçtiği türün, öncelikle kendi zihinsel beklentilerine denk düşmesi gerektiğine inanan Ketencoğlu'yla severek yorumladığı müzikler üzerine konuşmaya çalıştık.

Balkan ezgileri, kendisini kolayca hissettiriyor ve ayırt edilebiliyor. Onu bu kadar kolayca ayırt edilir hale getiren özellikler nelerdir?
Öncelikle kavramsal düzeyde de olsa Rumeli Türk Müziği ile Balkan Müziği kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. Balkan Müziği, kuşkusuz Rumeli Türk Müziği'ni de kapsayan, bunun yanı sıra pek çok halkın ve küçücük etnik grupların renkliliklerini kattıkları koca bir oluşumdur. Sizin de söylediğiniz gibi yeryüzünün ürettiği müzik birikimlerinin içinde kendini hemen belli eden, hem melodilerinin hem de bunları yorumlayış biçimlerinin çok net karakteristikleri olan bir müzik geleneğidir Balkan Müziği. Bu özel oluşumun temelinde kabaca, geçmişi Hıristiyanlık öncesi döneme dek giden Slav geleneğiyle Bizans ve Osmanlı'dan eklenen öğelerin bir bileşimini buluruz. Binlerce yıldır doğudan batıya, batıdan doğuya göçlerin yaşandığı Balkan coğrafyasında çeşitli halkların içiçe girmesi özel bir nüfus dağılımı ortaya çıkarmış ve dolayısıyla çeşitli müzikal manzaralar oluşmuştur. 14. yüzyıl sonrasında Hindistan'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan da Balkanlar'a göçen müzisyen Romanlar başta Anadolu başta olmak üzere pek çok halkın müziğini kısa zamanda öğrenmişler ve yaşam tarzları gereği öğrendiklerini Balkanlar'ın her yerine yaymışlardır. Kuşkusuz bu göç hareketi zaman zaman batıdan doğuya da gerçekleşmiş, dolayısıyla, örneğin bir Roma ezgisini de Anadolu'ya getirmişlerdir. Sonuç olarak Slav geleneği yine Pagan özellikler taşıyan Yunan öğeleri ve Osmanlı ile Bizans'ı kapsayan Anadolu renkleri özgün bir etkileşim ile bugün Balkan Müziği dediğimiz zengin müzik birikimini oluşturmuştur.

Balkan Müziği'nin Osmanlı Müziği'ni etkileyip etkilemediği konusunda sizce neler söylenebilir?
Balkan Müziği ve Osmanlı Müziği'nin her ikisi de karşılıklı olarak birbirlerini etkilemişlerdir. Halk türküleri kendiliğinden önyargılı ve ırkçı olamayacakları için, insanlara etkileyici gelen her müzikal tema, etnik kökenine bakılmaksızın benimsenmiş, benimseyenler bu türküler üstüne kendi dillerinde sözler yazmışlardır. Özellikle Balkan coğrafyasında yaşayan müslüman etnik gruplar bu anlamda çok önemli bir köprü işlevi görmüşlerdir. Bu sayede pek çok Anadolu gezisi Bosna'da, Makedonya'da kendi dillerinde söylenmiş ve kimi Makedon, Arnavut ve Boşnak ezgileri de Anadolu'ya taşınmıştır. Genel olarak kır kültürünün hakim olduğu Balkanlar'da, kökü Orta Asya ve Bizans'ı kapsayan, görece olarak çok daha disipline olmuş ve makamsal yapısının zenginliği ile öne çıkmış Osmanlı Müziği derin izler bırakmıştır. Kimi halklar bu etkilerin biraz daha dışında kalmıştır. Bulgarlar, Hırvatlar ve Sırplar gibi. Örneğin Bulgarlar göz önüne alındığında, işgalci statüsünde olan Osmanlı'dan olabildiğince uzak durulmuş müzik açısından bakıldığında Osmanlı'ya karşı pek çok isyancı (hayduk) türküsü doğmuştur. Ya da daha çocukken ailelerinden koparılıp Yeniçeri ocağına sokulan oğlanlar Arnavut analarına Osmanlı karşıtı pek çok ağıt yazdırmışlardır. Sonuç olarak bunlar da Osmanlı'nın neden olduğu etkilerdir. Osmanlı sarayından yetişen Balkan kökenli müzisyenlerin yörelerinden getirdikleri ezgileri Osmanlı müziğine yedirmekleri durumu kuşkusuz söz konusudur. Ancak bunu algılayabilmek biraz daha güçtür. 14. yüzyıl ortalarından itibaren Balkanlar'a yerleştirilen Türk boylarının hem beraberlerinde getirdikleri ezgileri, hem de birlikte yaşadıkları halkların müzik gelenekleri ile bezenmiş yeni üretimleri, Rumeli türkülerinin ikili karakterini oluşturur.

Balkan müzikleri kadar Orta Asya folklorik müzikleri de ayrı bir zenginlik. Klasik Osmanlı Müziği'nin tüm bu coğrafyaya ait müziklerin biçimlendirdiği bir müzik türü olduğu görüşü yaygın. Bu konuda sizin düşünceleriniz neler?
Orta Asya'dan göçerek Anadolu'ya yerleşen Türkler'in getirdikleri zengin bir bozkır müziği geleneğinden kuşkusuz söz edilebilir. Bu etkiler günümüzde bile Anadolu'nun pek çok yöresinde, özellikle de hala göçer ya da yakın zamanda yerleşik hayata geçmiş Türkmen boylarının yaşadığı yörelerde, -Teke bölgesi, Toroslar, Alevi müzik kültürü- açıkça görülür. Oysa genel olarak sarayda biçimlenen Osmanlı Müziği'nde Orta Asya göçebe kültürlerinin izlerini bulmak epeyce güçtür. Zaman içinde Uygur ve Özbek Klasik Müziği'nin kimi etkilerinden teorik olarak söz edebilsek bile, Osmanlı'nın pek çok öğesini pek de değiştirmeden sahip çıktığı Bizans'ın bu konuda çok daha fazla etkiye sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü kanımca müzik geleneklerini oluşturan, ait oldukları etnik kökenden çok, zemin yani yaşanılan coğrafya ve türlü etkileşimlerdir.

Cumhuriyet döneminin müzik politikası olarak, halk müziklerinin Batı müziği tekniğiyle armonize edilerek yeni ve çağdaş bir müzik oluşturulması yoluna gidildi. Otantik halk ezgilerinin bu şekilde bir uygulamayla armonize edilmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Çok iyi şeyler düşünmüyorum. Anadolu'da derleme çalışmaları pek çok komşu ülkeyle karşılaştırıldığında oldukça geç başlamış. Bölgesel ayırımlara göre yapılan sınıflamalar ve genel teorik çatı yine son derece geç oluşmuş. Ayrıca günümüzde bile çoksesliliğin tekseslilikten daha üstün olduğu düşüncesi müzikte aydınlığın simgesi olarak algılanmaktadır. Anadolu müzik geleneğinin Batı normlarıyla evrensellik adına çoksesli hale getirilmesi genel olarak türkülerimizi kendilerine özgü duygularından arındırmış, "Orda bir köy var uzakta" sembolüyle kendini gösteren kentli algılayışına malzeme sağlayan araçlar haline getirmiştir. Zengin Klasik Batı Müziği geleneği bizim için ancak yaratıcılığımızı besleyen son derece önemli bir kaynak olarak algılanmalıdır. Bu yalnız müzik için değil, tüm Batılılaşma serüveni için de aynıdır. Türkülerimizin kendi özgün ses aralıklarını koruyarak çoksesli hale getirilmesi yolunda daha oldukça uzun yolumuz var.

Türkiye'de "Türkü"nün yükselişe geçtiği söyleniyor. Bir araştırmacı olarak, gerçekten türkünün yükselişe geçtiğini söyleyebilir misiniz, bu yükseliş sahici bir yükseliş midir?
Türkiye'de kendini tekrar eden pop müzik açmaza düşmüştür. Genellikle müzik bilmeyen müzik üreticileri medyanın ve türlü rastlantıların yarattığı atmosfer içinde bir yerlerden para kokusu almıştır. Yani aslında yükselen, türkülerden çok zaten uzun süredir yükselmiş değerlerimizden olan "para"dır. Türkülerin hak ettiği ciddiyet, titizlik ve ağırbaşlılığı bu moda eğilimde bulmak oldukça güçtür. Birkaç istisna dışında geçici bir eğilim olduğunu düşünüyorum. Halk müziğine emek veren ustaların yaratıcılıkları hem geçmişte vardı, hem de devam edecek. Öte yandan otantik haliyle her geçen gün halk müziğinin daha az dinlendiğini de kabul etmek durumundayım. Ancak bu, türküleri daha çok insan dinlesin diye, onları deforme etme haklarını kimseye vermez. Üstelik sanatçının işi halkın müzik beğenisini olduğu gibi benimseyip nabza göre şerbet vermekten çok, halk müziği estetiğini inceltmektir.

Halk müziklerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Özellikle Doğu toplumları için bir genelleme yapmak gerekirse, her geçen gün Batı müziği ve kültürünün baskınlaştığını görüyoruz. Batı müziğinin kendisi dışında, toplumların kendi özel şartlarında ortaya çıkan geçici popüler türler de önemli bir kitleyi kucaklar olmuştur. Bir halk müziği tutkunu olarak otantik haliyle bu ortamda halk müziğinin ayakta kalabilmesinin şartlarının yavaş yavaş ortadan kalktığını düşünüyorum. Öte yandan her kesimin kendi kültürünü oluşturma olanaklarının her geçen gün daha arttığını da söylemeliyim. Yani bir yandan hakim kültürler içinde halk müzikleri genel olarak kan kaybettiyse de, öte yandan bu konuda özel çalışmalar yapan müzisyenlerin ve yapımcıların geçmişe göre çok daha geniş imkanları var. Asıl olan, insanın bir tutkusu olması ve onun için çaba göstermesidir.

Balkanlar için "çok kültürlü bir bölge" ifadesi, sanırım uygun olur. Balkan müziğinin kökeninde ne var? Çok kültürlülüğün oluşturduğu çok katılımlı, çok unsurlu bir müzik olduğu söylenebilir mi?

Balkan müziğinin kökenindeki öğeleri daha ayrıntılı sıralayalım isterseniz.
a) Yunanistan'da Arnavutluk'ta, Slavlar'ın yaşadığı her yerde -6.yy'dan itibaren Bulgarlar'ın da kısa sürede adapte olduğu- hakim olan bir kır kültürü, kapalı toplum özellikleri birbiriyle çok da ilgili olmayan çeşitli köy müziği gelenekleri ortaya çıkarmıştır. Folklorün müzik dışındaki diğer özelliklerine de bakılarak değerlendirme yapıldığında bu geleneklerin Hıristiyanlık öncesine dek uzandığı görülmektedir. Balkanlar'ın her yanında türlü türlü çoksesli söyleme geleneği bulunur ve her yörenin kendine özgü makamsal karakteristiği ve çalgıları vardır. b) Göçer Romanlar, Balkanlar'ın çeşitli bölgelerine yayılmış, türlü müzik geleneklerini kısa zamanda öğrenmiş, bunları taşımış, yaymış, dönüşüme uğratmış ve birbirleriyle karıştırmışlardır. Dolayısıyla Balkan müziği diye görece homojen bir kavramdan söz ediyorsak bu kısmi standartlaşmayı büyük ölçüde Romanlar'a borçluyuz. Örneğin II. Mahmut sonrasında yaygınlaşan Osmanlı askeri bandoların dan hareketle Romanlar'ın oluşturduğu ve yalnızca Roman Müziği değil, pek çok halkın müziğini icra eden nefesli çalgı grupları Balkan Müziği'nin Batı tarafından en egzotik bulunan olgularındandır. c) Yüzyıllardan beri hem ekonomik hem de kültürel anlamda baskın konumda bulunan Bizans, Osmanlı ve Türkiye müzik konusunda Romanya, Tuna ve ötesine dek çok büyük izler bırakmıştır. Balkanlar'ın her yanında Anadolu makamlarına rastlanması, pek çok çalgının kimi değişikliklerle transferi, yine Osmanlı fasıl geleneğine dayanan çalgı gruplarının oluşması, Makedonya'daki çalgı grupları gibi; Balkan halklarının kendilerine özgü ses aralıklarının yanı sıra yalnızca Doğu ve Anadolu'ya özgü olan ses aralıklarına rastlanması -Yunanistan'ın kimi bölgeleri ve Kuzey Arnavutluk- Balkanlar'ın her yerine yayılan Bektaşiler'in tanıttığı derviş ve tasavvuf müziği kültürü hemen aklıma gelenler. d) Özümsenmiş bir müzik kültürüne sahip olan Balkan halkları son yüz elli yıl içinde yaygınlaşan klarinet, akordeon, keman, kontrbas, gitar ve mandolin gibi yeni çalgıları kısa zamanda kendi geleneklerine adapte etmişlerdir. Bunda da Romanlar'ın önemli bir paya sahip olduğunu belirtmeliyim. Bu adaptasyon son yüz elli senede zengin bir şehir müziği geleneği oluşmasına yol açmış, kimi açılardan farklılıklar gösterse de Balkanlar'ın her yanına yayılmış bir şehir müziği geleneği yaratmıştır. -Eski şehir şarkıları, Makedonca "Starogratski"-. Yunanistan'da bu durumun karşılığı başlangıçta mübadelenin etkisiyle yaygınlaşan Rebetiko daha sonra da çağdaş kent halk müziği diyebileceğimiz Laiko'dur. e) Çoğunluğu sosyalist sürece dahil olan Balkan ülkelerinin hem bugüne dek oluşmuş müzikal birikimi koruma hem de bu birikim üzerine yepyeni stiller yaratma amacı taşıyan yoğun devrimsel çabası bugünün Balkan Müziği'ne ve dahiyane müzisyenlerin ortaya çıkmasına çok uygun bir zemin hazırlamıştır. Köy köy dolaşılarak halk türküleri toplanmış, sınıflanmış ve teorisi oluşturulmuştur. Devletin özendirmesiyle kurulan pek çok topluluk, halk müziğini öğrenmiş, korumuş ve geliştirmiştir.