Muzik Kutusu << Geri Dön

Muammer Ketencoğlu ile Müzik Denizi'nde Bir Sohbet

[Rubi Asa, Şalom Gazetesi, 12 Ekim 2005]


Muammer Ketencoğlu ile “Müzik Denizinde” bir sohbet

Muammer Ketencoğlu’na müziği ve müziğinin evrensel sorumluluğu hakkında sohbet etme arzumu bildirdiğimde, müziğiyle tanıdığım, onca zamandır albümlerini biriktirdiğim, radyo programlarını dinlemekten, paylaşmaktan zevk aldığım bir müzisyeni derinden tanımayı planlıyordum...

Oysa kendisi ve eşiyle buluşup Galatasaray’ın göbeğinde Ara Kafe’de çaylarımızı yudumlarken beni alıp sürüklediği müzik evreninden, paylaştığı coğrafyalardan, soluğunu yaşamına kattığı müziğin evrensel değerlerinden, hayattan, kederden, ölümden, sevgiden, sevinçten ve acıdan ne kadar süre sonra çıktığımı, neler paylaştığımı, neler öğrendiğimi ancak bu satırları karalarken farkına varabildim.

Ketencoğlu’yla sohbet yalnız bir müzik serüveni değil, bir yaşam serüveni olmuştu o iki saat boyunca bana. Ne kayıt cihazımın yetmeyen süresi, ne araya giren telefondaki cevapsız çağrılar, ne kafedeki gürültülü ortam bu serüvende engeldi bana.

Muammer Ketencoğlu’nun yaşam öyküsü, duyumsadığım, onu tanıyabildiğim kadarıyla aslında müziğinin kişiliğindeki evrimi ile koşut değerlendirilmelidir. Dünya halklarının özgün müziklerinden ülkemizin yakın coğrafyasına, Balkanlara, Tuna’nın beri yanına, Yunan topraklarına, Latin Amerika’dan, And Dağları’nın tepelerinden Orta Asya steplerine, Moğolistan’ a ,Ermenistan’ a, Anadolu’ya müziğin sınır tanımayan ama tüm insanlığı kucakladığı bir sevgi ile değerlendirilmelidir. Bu sevgi salt bir duygu değil Ketencoğlu’nda; bilginin, görgünün kimliğine kattığı birikim, yaşadığı müzik evrimi ve biz dinleyenleriyle paylaşma yürekliliği gösterdiği cesaretiyle sürüyor.

1964 yılında İzmir - Tire’de doğdu, küçüklüğünden beri görmeyen gözleri yerine duyumsayan, soluklayan yüreği vardı; duyguları yaşamının aynası ve gören gözleri oldu.

İzmir - Bornova, ardından Gaziantep Körler Okulu’ndaki eğitim süreci hep müzikle dolu ve eğitimine katkısı bulunacak öğretmenlerinin yardımlarıyla sürdü. Akordeon artık Ketencoğlu’nun kalemi ve müziğinin özgün dilini anlatmada en sevdiği enstrümanı olmuştu. İskeçe göçmeni müzik öğretmeni Naim Çavuş ile dostluğu ona Mikis Teodorakis’i, Yorgo Dalaras’ı ve daha nicelerini tanıttı. Yıllar sonra Teodorakis’le aynı sahneyi paylaştığında, ardında Naim Çavuş gibi, Tire Bandosu’nda müzik yapan Çek asıllı Yahudi "Despot" müzisyen gibi nice sevgilileri vardı.
Müziğin diliyle duydukları, öğrendikleri, deneyimleri onun duygularıyla birleşince, halkların sevinçleri onun da mutluluğu, kederleri acısı oldu. Böylelikle her toprağın her kültürün müziği onun müziği, onun yaşamını oluşturdu.

Boğaziçi Üniversitesi’nde geçirdiği yıllar ve paylaştığı ortam, müzik kimliğinin gelişiminde entelektüel bir zemin oluşturdu ve ona dünyanın farklı kültürlerinin varlığında yol açmıştır. Önceleri çağdaş Yunan müziği olan Laika ile uğraştı sonraları, zaman içinde Rebetiko ve Balkan müziklerine yöneldi. Sanatçı, çeşitli müziklerin renklerini paletinde yorumlayıp, bizlerle Bulgaristan’ı Kosova’yı, Yunanistan’ı, Makedonya’yı, Bosna’yı, Romanya’yı, Arnavutluk’u dolaşır durur.

"Ayde Mori" bu çalışmaların ürünüdür. Albümünün önsözü yapıtının amacını çok yalın ortaya koyar. "Az gittim,uz gittim, geçtiğim yerlerden türküler topladım. Bir gün öyle bir yere geldim ki, kokusu başka bir yere bırakmadı beni. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladık. Başta yabancıydık birbirimize,sonra dostlarım oldu her biri. Dağlarda özdeş Balkan yurdundan türlü çiçekler derledik ve bunları türlü yerlere taşıdık. O büyüleyici kokuyu başkaları da duysun diye." 1993 yılında yayınladığı ilk kişisel albümü "Sevdalı Kıyılar"ın birgün "Ayde Mori" ile buluşacağı, Muammer’in müzik yolculuğundaki her limanda, ruhuna katkılarının ürününün kanıtıydı.

Köklerini geleneksel Doğu Avrupa müziğinden alan "Klezmer", Ketencoğlu’nun müzik evreninde de yerini bulmuş ve çalışmalarını o yönde de sürdürmüş, dünyanın bu alanda en yetkin topluluklarından "Brave Old World"la birlikte çalmış, birlikte workshop’lar düzenledi. Klezmerin hüzün ile kahkahanın, gurur ile alçakgönüllülüğün, neşe ile acının aynı anda yaşandığı ortamında bulunmak ve ona inanarak müzik yapmak aslında bir yaşam biçiminin, bir dünya görüşünün ifadesidir. Ketencoğlu yapıtlarında Klezmerin o ironik hüznünü bizlere akordeonunun tadıyla sunmakta, o duyguyu her notasında bizlerle paylaşabilmektedir. Araştırmanın, bilgi edinmenin sonu yoktur sanatçı için. Son çalışması İzmir’in kültür mozaiğinin müzik kökleri üzerine; Çeşme’den Alaçatı’ya, Karaburun’a, Foça’ya ait özgün, kırsal müziğin temaları üzerine, Türkçe, Rumca ve Ladino parçalar seslendirecektir. Janet – Jak Esim’in Ladino parçalara katkısıyla da yeni bir albüm oluşturma çabasını sürdürmektedir Ketencoğlu.

Her yöne uzanan sınırsız bir müzik tutkusunu görürsünüz Muammer Ketencoğlu’nda. Bugün artık yoğun bir programla birçok yurt dışı etkinliklerine katılıyor, konserler veriyor, seminerler düzenliyor ve gittiği ülkelerin halklarının özgün müziklerinin araştırılması yönünde de çalışmalarını sürdürüyor.

Brezilya’da tümü Akdeniz ülkelerinden gelen müzisyenlerin oluşturduğu “Akdeniz Orkestrası” ile birlikte, akordeonu eşliğinde verdikleri konser, sanırım dünyanın ne kadar müzikle dolu olduğunun, insanlarının barış ve kardeşlik duygularıyla iç içe yaşamasının ne kadar doğal olduğunun kanıtı olmuştur. Ayağının tozuyla henüz döndüğü Avrupa’nın birçok kentinden sonra 28 Eylül- 1 Ekim tarihleri arasında İsrail-Tel Aviv’de düzenlenen "Uluslararası Özürlüler Sanat Festivali”ne "Bir Balkan Yolculuğu" adlı grubuyla katılarak oradaki müzikseverlerle buluştu.

Yıllar öncesi gazetemiz yazarlarından Sara Yanarocak’la yaptığı ilk söyleşisinden söz etti, uzun uzun dostluğundan, müzik anlayışındaki gelişiminden bahsetti. Robert Schild’in nitelikli müzik zevkinden, kendisine olan yardım ve katkılarından söz etti. Sanatçının yanından bu iki saat içinde paylaşmış olduklarımızın mutluluğuyla ayrılıp, Beyoğlu’ndan Tünel’e doğru yöneldiğimde, etrafımdaki insanlar daha sevgi dolu, daha çok gülümsüyorlarmış ve müziğin evrensel dilinden mutlu ,yaşam sevincini daha çok duyumsuyorlarmış gibi geldi bana...