Muzik Kutusu << Geri Dön

Muammer Ketencoğlu ile Tuna'nın Beri Yanından Anadolu'ya Düğün Müzikleri

[Ekrem Pehlivan, Beyaz Duvak Dergisi, Temmuz 2006]


Az gittim,uz gittim, geçtiğim yerlerden türküler topladım. Bir gün öyle bir yere geldim ki, kokusu başka bir yere bırakmadı beni. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladık. Başta yabancıydık birbirimize,sonra dostlarım oldu her biri. Dağlarda özdeş Balkan yurdundan türlü çiçekler derledik ve bunları türlü yerlere taşıdık. O büyüleyici kokuyu başkaları da duysun diye.” Ayde Mori adlı albümünün önsözünden.

Muammer Ketencoğlu ile bir görüşme yapıp bunu sizlerle paylaşmak konusunda bir süredir çabamız vardı. Tüm dünyadan geleneksel müziğe kalbini açan Muammer Ketencoglu gerçek bir halk müziği araştırmacısı ve sanatçısı. Evindeki arşivi görüp dilinizin tutulmaması mümkün değil. Zaten bu konudaki birikimlerini Açık Radyo'da çarşamba günleri 13.00 -14.00 arasında “Tunanın Beri Yanı” adlı bir programla dinleyicileri ile paylaşıyor.

Biz onun geleneksel halk müziği içindeki düğün müzikleri,  çalgıları ve düğüne bakışını Deniz Hanım ile gerçekleştirdiği evlilik törenini kısacası her şeyi konuştuk. Muammer Ketencoğlu ayrıca uzun bir süre düğün müziği icra etmiş. Müthiş bir deneyimi ve birikimi var. Düğününde ğanadolu, balkan, kafkas müziklerinden gerçek bir seçki isteyenlere duyurmayı görev biliyoruz. Onun akardeonu, sesi, soluğu ve birikimi özel günlerinize gerçekten farklılık getirebilir. O her ne kadar seçici davransa da siz Beyaz Duvak okurları için özel bir şeyler gerçekleştireceğine inanıyoruz.

Halk müziği ile olan ilgim çocukluktan itibaren gelişti. Özellikle ilköğretim sırasında çok değerli öğretmenlerimiz oldu. Müziğin temel bilgilerini aldık onlardan. Lise eğitimi ile birlikte bir düğün orkestrasında çalmaya başladım. Düğün müzisyenliğine aralıksız sekiz dokuz sene devam ettim. Klavye, org çaldım. Üniversite yıllarında çeşitli ülkelerin halk müziğine ilgi duydum. Farklı farklı müziklerle ilgilenirken gördüm ki halk müziği hayatı en yalın anlatan müzik. Katkısız, açık ve hiçbir karmaşaya yer bırakmadan insanların duygularını sözcük veya müziğe yansıttığını düşünüyorum. Ben konuşmalarımın neredeyse tamamına “Başlangıçta müzik vardı” diyerek başlıyorum. O müzik de tabi ki halk müziğiydi. Sonradan ortaya çıkan müzik türleri başta batı klasik müziği ve caz dahil olmak üzere halk müziğinden kaynaklanmışlardır. Böyle bir bilinç aydınlanması ile ben dünyanın neresinden olursa olsun halk müziğini dinlemeye başladım. Üniversitenin long play koleksiyonu buna başlangıç oldu. Kişisel çabalarımla değişik ülkelere giden arkadaşlarıma toplattığım malzemelerle ve özellikle 89 dan sonra da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte benim de ekonomik koşullarımın görece olarak iyileşmesiyle evime bir pikap aldım. O dönemde inanılmaz sayıda plak geldi İstanbul’a. Edinebildiklerimle geniş bir halk müziği arşivine sahip oldum.

Kendimi en yakın hissettiğim ve ifade edebildiğim alanda bir şeyler yapmaya çalıştım. Bu konuda ağırlıklı olarak çalıştığım alan dardan genişe doğru gidersek öncelikle Anadolu ve balkanlar, biraz daha genişlersek Kafkasya’ya kadar uzanıyor. Belirtmeye gerek yok ki bu sınırlar dünyanın öteki ucuna kadar gidiyor. Başta Latin Amerika olmak üzere dünyanın değişik müziklerine ve kültürlerine kalbimi açık tutmaya çalışıyorum. Dinlediğim ve yaptığım müziğin merkezinde hep Balkanlar oldu. Dönüp dolaşıp kürkçü dükkanım olan Balkanlar’a döndüm.

Halk müziğinin içerisinde düğün müziğinin yeri nedir sizce?

O zaman düğünlerin anlamından söz ederek başlamam gerekir. Düğünleri ailelerin doğum günü olarak adlandırıyorum. Düğünlerin dünyanın her yerinde törensel anlamları vardır. Geleneklerimizde, içimizde sembolik ama büyük bir anlamdır bu. Düğünü en çok üç-beş günlük törenlerle biten bir gelenek ama insanların genellikle bir defa yaşadığı önemli bir olgu olarak görüyorum. Aileler tarafından da ayrıca çok önemsenen, aynı zamanda çatışma ortamına vesile olan bir olgu...

Farklı kültür ve çevrelerden gelen her aile düğüne farklı bir nitelik ve anlam yüklüyor. Anlaşmazlıklar çatışmalar doğabiliyor, düğünler eninde sonunda hangi taraf güçlü ve baskınsa onun isteklerini karşılayan bir hal alıyor.   Müziğe geldiğimizde; Anadolu’da, Balkanlar’da  ve genel olarak bütün dünyada o kadar zengin bir düğün müziği ve gelenekler çeşitliliği var ki bırakın dünyayı bir ülkenin içinde bile coğrafyaya ve topluluklara bağlı olarak değişen bir çok düğün geleneği ve adeti var. Bunlar aslında yazılabildiği kadar folklorik araştırmalarda ve antrepolojik çalışmalarda yer almış. Dine, dile, etnik kökene, yaşam tarzına ve toplumsal tabakalara  bağlı gruplaşmalar yaşanıyor. Göçlerle ve endüstiyel gelişmeyle bu gruplaşmaların gelenekleri bir yandan da değişmiştir. Birçok savaş ve çatışma ile değişen nüfus yapısı  ve harita da düğün geleneklerini etkiliyor. Aslında 20. yüzyıla kadar değişmeyen gelenek açık hava düğünlerinde kendini gösteriyor. Hala bu geleneği sürdürmeye çalışan gerek Balkanlar gerekse de Anadolu’da bölgeler var. Sanayinin ve şehir hayatının gelişmesiyle düğünler daha çok kapalı alanlara ve salonlar hapsoldu. Gece  onikiden sonra müzik yapma yasağından tutun şehir hayatına özgü birçok kısıtlamalar düğünlerin yapısını belirlemeye başladı. İnsanların bir arada yaşamasından kaynaklanan zorunlulukların  bir çok geleneğin de sonunu hazırladığını görüyoruz.  Düğün salonlarını şehirleşmenin geleneklere etkisi olarak görüyor ve bir çeşit hapishane diyorum onlara.

Açık havada yapılagelen düğünler genellikle 3-4 gün sürebiliyor ve türlü türlü aşamalardan geçiyordu. Anadolu ile Balkanlar arasındaki  bir farklılığa değinmek istiyorum: Balkanlar’da genellikle kadın erkek ayrımı yaşanmazken Anadolu’da kadınlar ve erkekler ayrı ortamlarda eğleniyorlar. Genellikle erkekler açık havada eğlenceyi, kadınlar ise kapalı yerlerdeki eğlenceyi tercih ediyor. Trakya’ya doğru geldiğimiz zaman göçmenlerin ağırlıklı olarak yerleştiği bölgelerde kadın erkek arasındaki kaçgöç durumunun daha az olduğunu görüyoruz. Bu bölgelerde hala kadınlı erkekli sokak düğünlerine rastlayabiliyoruz. 

Anadolu’da açık hava çalgıları olan davul ve zurna düğünlerin vazgeçilmez çalgılarıydı yakın zamana kadar. Kapalı mekanlarda yapılan düğünlerde  ise bağlamayı ve darbukaağırlıklı çalınan sazlardı. Kadın eğlencelerinde kadınlar ellerine ne geçirirlerse ( tava, tepsi, şişe, kaşık vb.) onları türkülerine eşlik eden ritim saz olarak kullanırlardı. Yirminci yüzyılla birlikte incesaz dediğimiz keman, cümbüş ve klarnet düğün sazları olarak kullanılır oldu. Balkanlar’da en eski düğün çalgısı ise gaydadır.  Romanların Balkanlar’a göçüyle birlikte zurnanın yavaş yavaş gaydanın yerini aldığı biliniyor. Balkan düğünlerinde ve diğer eğlencelerinde  önceleri küçüklü büyüklü gaydalar çalınırken Roman müzisyenler davul ve zurnanın ağırlığını arttırmışlardır.

20. Yüzyıl başlarında teknolojinin gelişmesiyle birlikte düğünlerde kullanılan bazı çalgıların açık havada dinlenmeye uygun hale getirildiğini görüyoruz.  Açık havada çalgıların birçoğunu duyurma sorunu yaşanır. Bu nedenle davul her zaman elverişli bir çalgı olagelmiştir.

1920’lerden başlayarak düğünlerde gramofonlar da kullanılmaya başlanmış. Bunu sesi yükseltmeye yarayan hoparlörler takip etmiş. Tam burada cümbüşten söz etmek gerekir. Zeynel Abidin Cümbüş 1930’larda yaptığı bu çalgı ile  belki farkında bile olmadan düğünlerdeki ses duyurma sorununu büyük ölçüde çözmüş.  Ortasına deri ilave ederek saza müthiş bir ses sağlamış. 1980’lere kadar cümbüş yalnız Anadolu’da değil Ortadoğu ve Balkanlar’da önemli bir çalgı olmuş. Yine benzeri bir durum Romanya’da şöyle gerçekleşmiş: Kemana, ses çıkaran bölgesinden yukarı doğru genişleyen bir boru eklenerek sesin artması sağlanmış. Bu borulu keman kırklı yılların Romanya’sında düğünlerin vazgeçilmezi olmuş. Düğün sazlarında en önemli gelişme akordeonun keşfiyle yaşanmış. 1830’larda yapılan  akordeonun bütün dünyada yaygınlaşması çok kısa sürmüş. 19. yüzyılda dünyanın her yanında büyük, küçük, düğmeli, klavyeli birçok çeşidi ortaya çıkmış. Her müzik geleneği kendine uygun normlarda akordeon türü geliştirmiş. Akordeon ile aynı anda hem melodi hem armoni çalınabilmesi onu diğer düğün çalgıları arasında hep üstün kılmış. Bu dönemlerde başta klarnet, saksafon ve trompet olmak üzere nefesli çalgılar da fabrikalarda yapılmış ve yaygınlaşmış. Nefesli çalgıların yaygınlaşmasında modern askeri bandoların rolü çok büyük.  Fiyatlarının ucuzlaması birçok müzisyenin bu çalgıları rahatlıkla edinip öğrenmesine olanak sağlamış.

Anadolu ve Osmanlı açısından bakarsak mehteran bölüklerinin yerini alan askeri bandoların kurulması köylerde de küçük nefesli çalgı topluluklarının oluşmasına yol açmış. Askerliği sırasında bandoda çalmayı öğrenen gençlerin öncülük ettiği birçok grup kurulmuş. Düğünlerde dört beş müzisyenden oluşan bu bandoların boy gösterdiğine özellikle Ege’de ve Trakya’da tanık oluyoruz. Balkanlar’da ise  ağırlıklı olarak çingenelerin daha büyük nefesli çalgı toplulukları oluşturduğunu biliyoruz. 

Bulgaristan, Yunanistan ve Macaristan’da bu nefesli çalgıların yanısıra gayda hep önemi sürdürmüş. Daha önce de belirttiğim gibi o bölgelerin düğünleri çok şenlikli geçer. Sabahlara kadar süren düğünlerde müzik önemli ögedir.  Anadolu’da yapılan düğünlerde Balkan düğünlerindeki bu görkemi göremiyoruz.

Anadolu’da dinsel ve geleneksel yaklaşımlar nedeniyle müziğin günlük yaşamda çok önemli bir yer bulamadığını düşünebiliriz. Çocukluğumda Ege’de:”Dünyanın en kötü mesleği çalgıcılık; o da elinde bulunsun”, derlerdi. Müzisyenlik ancak aç kalma tehlikesinde yararlı görülen bir meslekti.  Çingenelere karşı duyulan önyargılarda da bu görüşlerin etkisinin olduğunu düşünüyorum. 13.yüzyılda Hindistan’ın Rajasthan bölgesinden dünyanın birçok yerine göç eden Romanlar gittkleri yerin kültürüne ve müziğine kısa sürede uyum sağlayarak müzikte başat oldular. Müzik yaparken ufukları çok geniş ve yaratıcı olan Romanlar bitmez tükenmez enerjileriyle düğün müziği alanında önemlerini koruyorlar. Romanlar için müzik bir meslek dalı olmuştur her zaman. Belki de Romanların dışında müziği gerçek bir meslek olarak gören bir başka topluluk olmadığı için bu böyledir. Balkanlarda ise durum biraz daha farklı. Orada çingene olmayan topluluklardan da kendi müzik geleneklerini yaşatan müzisyenler çıkmıştır. Şimdilerde ise konservatuarlar ve müzik eğitimi geliştikçe farklı durumlar ortaya çıkıyor. Müzisyenlik bir meslek olarak artık kabul görüyor.

Kayıt teknolojisi, radyo ve televizyonun yaygınlaşmasıyla düğün müziğinde hem ülkesel hem de küresel standartlar yavaş yavaş oluşmaya başlıyor. 60 –70’li yıllarda düğünlerde artık plaklar çalınmaya başlanıyor. Samanyolu ve La Comparcita olmadan düğün olmuyor. Ve kuşkusun düğün salonları olgusu... Köylerden  kentlere göç sonucu düğün mekanı bulmada çekilen güçlükler ve kentleşmenin doğurduğu düğün adetlerini sadeleştirme zorunluluğu düğünleri salonlara taşımıştır. Günlerce süren, bol adetli ve kalabalık düğünler artık bir kerede her aşamanın hızlıca yaşandığı, yoğun ve ekonomik salon törenlerine dönüşmüştür.

Artık göçmen mahallelerindeki kural dışı durumlar dışında sokak düğünleri neredeyse  yapılmaz olmuş. İzmir’de Çamdibi’nde Makedon ve Boşnak göçmenlerin yaşadığı bölgede her hafta üç beş sokakta bir düğüne rastlayabilirsiniz. Hala az da olsa eski nefesli çalgı topluluklarının yer aldığı, tüm sokağı kaplayan horaların tepildiği saatler süren düğünler yaşanıyor. 

Popüler müziğin baskınlaşmasıyla düğünlerde halk müziğinin varlığı yavaş yavaş azalıyor. Düğünlerde icra edilen halk müziği ise aslından uzak, klavye kullanımı ile dokusu bozulmuş, sadece sözleri eskiye ait, toplama, ucube bir tür halini almış. Ne yazik ki bu durum tüm dünyada böyle.Tabii istisnai durumlar her zaman mevcut.  Bugün genel olarak  düğünler mekansal ve müzikal açıdan tek tip haline gelmiştir.

Düğün Müzisyenliği

Eskiden düğün müzisyenliği dünyanın en zor mesleklerindendi. Saatlerce insanları memnun etmeye çalışırdınız. Olaylar, kavgalar çıkardı. İsteği yerine getirilmeyen düğün davetlilerinin çıkardığı olaylarda ölen müzisyenler olduğunu biliyorum. Çok geniş bir repertuarınız olmalı idi. Egeli bir düğün müzisyeninden Karadenizli bir davetli bir istekte bulunduğunda bu karşılanması zor bir istek olurdu. Radyolar ve plaklar düğün müzisyenlerine geniş repertuar sağlayan kaynaklar oldu. Sonraları düğün müzisyenliği büyük ölçüde klavyeye yönlendi. Her türlü ritim ve melodinin kolaylikla çıkarıldığı klavye yerini şimdilerde düğünlerde çalınmak üzere hazırlanan mini disklere bıraktı.Düğün müzisyenliği dünyanın en zor mesleklerinden biri iken fazla çaba gerektirmeden yapılan teknik bir iş halini aldı.

Bazı İlginç Düğün Adetleri

Buradan biraz geriye giderek ilginç bazı geleneklerden söz etmek istiyorum. Düğün geleneklerinin çeşitliliğinden bol bol bahsettik. Bu çeşitlilik hayalimizin dışına taşan noktalara kadar da gider. Birkaç özel örnek anlatmak istiyorum. Örneğin kuzey Yunanistan’da Epir bölgesinde düğün müzikleri genellikle alabildiğine hüzünlüdür. Hatta düğünler “miroloi” denen ağıtlarla başlar. Bir kısım insanlar simsiyah giyinerek dansederler. Buradan Trakya folklöründe de yer alan “kara guna” yani “kara elbise” oyununun ortaya çıktığını da düşünüyorum. Onun dışında bambaşka bir bölgede Kafkasya’da akordeonun yaygınlaşmasından sonra Pşine denilen küçük el akordeonunu genellikle kızlar çalardı. Düğünlerin değişmez hediyelerinden birisidir Pşine denen bu müzik aleti. Damat mutlaka geline bir pşine hediye eder. Bugün bu geleneğin  sürdüğünden kuşkuluyum.

Benim yine dikkatimi çeken bir gelenek Trakya’da ve Ege‘de ahretlik denen bir olgunun olması. Ahretliğin gelinin her anlamda desteği olarak düğünde önemli bir rolünün olduğunu görüyoruz. Bunlar renkli düğün adetlerinden küçük kırıntılar.

Polonya ve Ukrayna’da ise  bu bölgede yaşayan Yahudiler arasında bir gelenek var. Bir düğün eğlendiricisi veya idarecisi seçiliyor. Bizde de zaman zaman adı konmadan bunun uygulandığı durumlar var. Ege’de eşbah( eğlendiren, şakayı seven, muzip) sıfatıyla ün salmış kimseler bu görevi doğal olarak üstlenirler. Düğünün belirli bir düzen çerçevesinde yapılmasını sağlarlar. Bu Polonya’da ve Ukrayna’da ise önceden belirlenmektedir. Sıra kimde ise onu dansa kaldırmak bile o kişinin görevleri arasındadır. Düğündeki sorunları da anında çözmektedirler. Temel olarak bu kişilerin görevi adetleri aksatmadan, doğru biçimde uygulatmaktır.

Günümüz düğünlerinde  organizasyonu yürüten profesyonellerin  bu durumla bağlantısı yok tabii.

Düğün Müzikleri Üzerine Kişisel Görüşler

Bence düğün bir gösteri ve gösteriş aracı olmamalıdır. Birbirini seven iki insan bir aile oluşturmak amacıyla bir araya geliyor. Öncelikle duygusu, kimliği olan bir düğün kurgulamak gerekir. Anımsandığında derinlikli bir duygu bırakan bir tören düzenlemek... Düğünde farklı kültürel yapıdan gelen iki aile, gelin ve damadın arkadaşları ve akrabalar var. Muhtemelen çok da benzer olmayan tercihleri de göz önünde bulundurmak gerekiyor. İşin zorluğu da tam burada. 

Günümüzde teknik imkanlarla çok güçlü bir düğün müziği tablosu oluşturulabilecek durumdayız. Canlı müzik giderek uzaklaşılan bir olgu. Bence canlı müzik çok önemli düğünlerde. Kayıttan bir Harmandalı çalındığında istekliler oynabilir ancak aynı parça ikinci kez istendiğinde yine aynı kaydı çalacaksınız. Oyuncular kayıttan gelen müziğe hapsedilmiş olurlar.  Oysa Harmandalı’yı canlı olarak her seferinde bambaşka çalarsınız, siz oynayana göre çalarsınız. Böyle olunca müzik ve dans tek düzelikten çıkar, kişilik ve gerçeklik kazanır.

Farklı beğeniler dünyasında müzik seçimi yaparken düğündeki herkesi memnun eden seçimler yapmak gerekiyor. Gelini, damadı, aileleri, davetlileri göz önünde bulundurarak yapılan seçimler o düğünü yalnız gelin ve damat için değil tüm katılanlar için unutulmaz kılacaktır kuşkusuz.   Şöyle  düşünen çiftlerin olduğunu biliyorum: “Bu bizim düğünümüz, biz ne istersek o olmalı.” Bence bu sağlıklı bir yaklaşım olmaktan uzak.  Çünkü düğün kişisel bir kutlama değil, herkesi içine alan, kucaklayan bir eğlence ve olabildiği kadar herkesi memnun edecek çözümler aramak da düğün sahiplerinin ödevi. Diyelim davetlilerin bir kısmı Karadenizli bir kısmı Orta Anadolulu. Gelin ve damat ise caz müziğinden hoşlanıyor. Ve düğünlerini kurgularken ağırlıklı olarak caz müziğini seçiyorlar. Böyle bir düğün geldikleri yöreye ait halk oyunlarından bildiklerini oynamak isteyebilecek davetlilerin üç- dört saat boyunca masada oturmaları anlamına gelmez mi?  Tabii bu noktada düğün müziği kurgusunda anahtar kavram “denge”dir.  Geçmiş zamanlardaki saflık ve kendiliğindenlik artık yakalanamaz. Eski düğün ortamlarının bugün oluşabileceğini ve düğün müziklerinin icra edilebileceğini düşünmüyorum açıkçası ama yine de iyi bir ön çalışma ve sezgi ile katılımcıların çoğunu memnun edebilecek bir orta yol yakalanabilir. Düğünlerde maliyet hesabı yapılırken müzisyenler ve ses sistemi için ödeme kalemleri nedense genellikle en sona bırakılıyor. Bu da pek çok müzikal düğün faciasına yol açıyor.

Eski düğün müziklerinden sonuna kadar faydalanabiliriz. İyi araştırıp iyi kafa yorup iyi bir çözüm bulabiliriz. Bir defa yaşanan bir şey için insanların bu maliyetten kaçınmamaları gerektiğini düşünüyorum.

Düğünlerin bir organizasyona bir davete dönüştürülmesi konusunda neler söyleyeceksiniz? Toplumsal bir alan olma ve iletişim geliştirme özelliklerini hala koruyorlar mı sizce?

Alt gelir gruplarında salon düğünleri pasta börek, limonata organizasyonuna dönüşmüş durumda. Hem kötü düzenlenmiş ses sistemleri hem de son derece kötü icra ve seçimlerle düğün müziği icra ediliyor. Diğer yanda ise pahalı seçimlerle yapılanların rüküşlük sınırına gelip dayandığı örnekler ortada. Bence her iki türlüsü de düğün olgusunun temel mantığına aykırı.  Yapılan bir düğünde ideal olan şeyin orada bir kimlik ortaya çıkarmak olduğunu söylemiştim. Katılanlara o duygulu anın yaşatılması gerektiğine inanıyorum. Bu sadece popüler müzikle olmaz. Disko ortamlarına benzer bir ortamda dinlenebilecek müziklerin sıralanması ile de olmaz. Daha araştırmacı, daha özenli olmalıyız. Geldiğimiz yörelerin geleneklerine kulağımızı açmamız lazım. Giysilerimize gösterdiğimiz özenin bir kısmını tüm düğün boyunca dinleyeceğimiz, dans edeceğimiz müzik için de gösterebiliriz.

Biz düğünümüzü açık havada yaptık. Nikah töreninden sonra eşimle birlikte seçtiğimiz Balkan müzikleri çalındı. Çok sevdiğimiz insanlar bir aradaydı. Farklı milletlerden müzisyen arkadaşlarımız gönüllerinden geçen şarkıları birbiri ardına sahne alarak çalıp söylediler. Çalınan parçaların tümü neşeli parçalar değildi hatta tersi oldu biraz; nedense daha hüzünlü parçalar seçmişler. Arkadaşlarımızın söylediği türlü dillerden şarkılar herkeste duygu yoğunluğu yarattı. Bu arada ben de kendi düğünümde birkaç tane de olsa türkü söylemeden duramadım. Sevincin ve hüznün yoğun yaşandığı hiç sıradan olmayan unutulmaz bir gün yaşadık. Zaman zaman ağladığımız anlar oldu. Oniki adalardan Yunanca bir düğün şarkısı (vals)  eşliğinde eşimle dans ettik. Gece ilerledikçe halay, zeybek ve  karşılamalar birbirini izledi.  Çok dilli, çok kültürlü ve çok duygulu bir düğündü bizimkisi. Modern hayatın zorlukları ve bir sonraki günün işgünü olması nedeniyle belirli bir saatten sonra bazı misafirlerimiz ayrılmak zorunda kaldı. Sabahlara kadar devam eden düğünler sadece hayallerimizde artık.

Sizin düğün müzikleri konusundaki özeninizi biliyoruz. Bu konuda özel günlerini farklı kılacak bir şeyler yapmak isteyen düğün sahiplerine bir program sunmak, yardımcı olmak ister misiniz?

Bir reçete veya düğün menüsü hazırlamak gibi bir şeyse ben bunu yapamam.

Gerçekten farklı ve düzeyli bir şey yapmak istiyorum ama bu konuda yardıma ihtiyacım var diyenleri kastettim.

Aslında böyle bir işe girişmek büyük sorumluluk. Benim sağduyuma, birikimime ve kimliğime güven duyacak birileri ortaya çıkarsa bunu tabii ki düşünebilirim. 

Geleceğe dair öngörüleriniz nelerdir? Nereye doğru gidiyor düğün müziği veya gelenekler?

İki durumdan söz edebiliriz: Yoksulluk ve olanaksızlığın belirlediği kaçınılmaz sonuçlar. Bu zorluğu yaşayanlar için düğün belki de bir hayal.  En hafifinden, en kolayından bu konu çözülecek. Bir de belli gelir düzeyine sahip, hayata farklı bakan, açık görüşlü kesimin yapabilecekleri..  Bu kesim özenli davranırsa çok renkli, unutulmaz düğünler gerçekleşebilir.

2000 yılıydı sanıyorum özentileri olmayan gerçek bir kır düğününde çaldığımı hatırlıyorum. 89’ dan beri düğünlerde çalmadığım halde bu heyecanlandırmıştı beni. Düğünlerde benim müziğimi olduğu gibi duymak isteyen insanlar olduğu zaman kabul ediyorum çalmayı.  Popüler istek ve yaklaşımlara ise yanıt vermiyorum. Hayata zamanlar üstü yaklaşanlar ulaşıyorlar bana, düğünümüzde yarım saat sizi dinlemek istiyoruz diyorlar veya sizin seçeceğiniz parçalardan oluşan bir bölüm istiyoruz diyenlere de yardımcı olmaya çalışıyorum. Ben konserlerimde olduğu gibi böyle özel toplantılarda, düğünlerde de hep farklı programlar hazırlıyorum. Aynı radyoda çalıştığımız bir arkadaşım Arnavut kökenli bir kızla evleniyormuş. 20-25 dakikalık Arnavut düğün müziğini anlatan şarkılar seçer misin? dediler. Tabii ki dedim seve seve.

Muammer Ketencoğlu ile yaptığımız bu görüşme sizlerin benzer konularda ihtiyaçlarınıza cevap verecek bir sonuçla bitti. Düğünlerinize, onun ruhuna sahip çıkın. Düğünlerinizi özenle planlayın. Müziğini birlikte ve ihtiyaçlarınıza, geleneklerinize göre seçin. Bir düğün planlarken geleneklerinizin size verdiği mesajları görmezlikten gelmeyin.