Muzik Kutusu << Geri Dön

Bir Müzik Gezgini; Ketencoğlu [ Söyleşi: Yasin Kayırtar, Evrensel Kültür Dergisi, Kasım 2007]


Bir Müzik Gezgini; Ketencoğlu

Söyleşi: Yasin Kayırtar

Evrensel Kültür Dergisi, Kasım 2007

Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Birkaç cümleyle bir müzisyenin müziğini tanımlaması hiç de kolay değil kuşkusuz. Ancak   müziğimin bazı temel özelliklerini anlatabilirim. Öncelikle çalıştığım alan geleneksel müzik alanı. Çabalarım ve şansımın yardımıyla, dünyanın dört bir yanından geleneksel müziklerle yoğrulan bir gençlik döneminin ardından; bugün bu kocaman geleneksel müzik harmanının kah orasında kah burasında dolaşan bir müzik gezginiyim. Gezdiğim yerlerin çoğunu  artık bu yaşımda yakından tanıyorum. Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar uzanan coğrafya benim ilgimi en çok çeken bölge. Dünyanın geleneksel müziğine katıksız bir saygı ile bağlıyım. Ama aynı zamanda batı normlarında bir çalgı olan akordeonu çalıyorum ve yirmibirinci yüzyılda yaşıyorum. Yani kaçınılmaz olarak bir yüzüm de bugüne bakıyor. İşte geleneksel müzikle çalgım ve müzikal eğilimlerim arasında özel bir noktada yer alıyorum.

Üç tane farklı tarza sahip topluluk kurdunuz, bunlardan bahseder misiniz?

 “Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu” olarak Batı Anadolu’nun iki kültürlü müzik geleneğini 1997’den bu yana sahneye taşıyoruz. Batı Anadolu’da yüzyıllarca beraber yaşamış Türkler’in ve Rumlar’ın türkülerini benzerlik ve farklılıklarıyla birlikte müzikseverlerin beğenisine sunuyoruz. Türkiye’de ve yurt dışında bu topluluğum ile pek çok festivale katıldık. 8 Kasım Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda seyirciyle buluşacağız.

İkinci topluluğum “Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu” adını taşıyor. Bu topluluğuy 2005 yılında kurdum. 17 kadın sesini biraraya geitrdiğim bu projede topluluğumla Anadolu’nun her yanından “kadın ağzı” olarak  nitelenen kadın türkülerini seslendiriyoruz. Türkülerin aynasında Anadolu kadının göz ardı edilmiş gizli kültürel yaşamına günümüzden bir ışık tutmaya çalıyoruz. Konserlerimizde dinleyenlerimizle çok sıcak bir iletişim ortaya çıkıyor. Üçüncü topluluğum ise “Balkan Yolculuğu”. Balkanlar’ın her yanından halk şarkıları ve dans havaları seslendirdiğimiz bu topluluğumun “Ayde Mori”adındaki ilk albümü 2001 yılında yayınlanmıştı.  Geçtiğimiz Temmuz ayında ise “Balkan Yolculuğu” albümünü yayınladık.

Son albümünüz “Balkan Yolculuğu”, adından da anlaşılabildiği gibi bir müzikal gezinin sonucu. Bu yolculuk nasıl ve neden başladı?

1997 yılında “Yeryüzünün Yedi Rengi” başlığıyla düzenlediğim ve çeşitli kültürlerin müzisyenleriyle seyirciyi buluşturduğum konserler dizisinin ardından kurulan dostluklar Balkan Yolculuğu topluluğunu doğurdu. Zamanla kimi üye değişiklikleri oldu.Sumru Ağıryürüyen ve Rahmi göçmen’le devam ettiğimiz yolculuğa klarnet ustası Aytunç Nevzat Matracı’nın 2000 yılında katılması topluluğa çok büyük renk kattı. Repertuarımıza yüzlerce şarkı aldık ve pek çok ülkede konserler verdik. Çeitli konser kayıtlarından oluşturduğumuz “Balkan Yolculuğu” albümünü, bir trafik kazası sonucu yitirdiğimiz klarnet ustası Aytunç Nevzat Matracı anısına yayınladık. Albümde Türkçe, Bulgarca, Yunanca, Makedonca ve Arnavutça şarkılar yer alıyor.

Balkanlar, evvel ahir savaş ve yıkımın, halklar arası boğazlaşmanın hüküm sürdüğü bir coğrafya. Müzik çalışmalarınızın ortak kültürel kodlara sahip Balkan Halklarının arasındaki dostluğa katkı sağlayabileceğini düşünüyor musunuz?

Amacımız, gayretimiz, en içten dileğimiz sanatımızla dostluğa ve barışa katkı sağlayabilmek, kültürler arası iletişimi güçlendirmede bir köprü olabilmek. Ancak silahlar her zaman şarkılardan daha güçlü. Medya, politikacılar, aşırı milliyetçilik, bizim ilmek ilmek ördüklerimizi bir anda darmadağın edebiliyor. Evrensel değerlere bağlı bir sanatçı olarak  yine de görevimiz doğru bildiğimiz yolda sonuna kadar ilerlemektir. Zaten başka türlüsünü yapabilmemiz de olası değildir.

Balkan müziğine yönelik arşivlik araştırmalar yapmaktasınız. İzlediğiniz yöntemi bizimle paylaşır mısınız? Arşiv çalışmasının zorlukları nelerdir?  Bu birikimlerinizi kitaplaştırmak, bir kaynak haline getirmek gibi bir fikriniz var mı? Mesela Balkan müziği tarihi.

1990’lardan bu yana ağırlıklı olarak Balkan coğrafyasından olmak üzere tüm dünyadan halk müziği toplamaktayım. Bugün, oldukça geniş ve ülkemizde  benzeri olmayan bir arşiv oluşturdum. Arşivimi kendi repertuarım için, radyo programlarında dinleyiclerle paylaşmak için kullanıyorum. Onlardan yararlanarak bazı yazılar da yazıyorum. Arşivcilikte en büyük sorun ekonomik. Gücünüz kadar toplayabiliyorsunuz. Birikimlerimi kitaplaştırmak gibi bir düşünce içinde değilim. Çünkü ben öncelikle müzisyenim hem de yaptığım işin arka planına, ayrıntılarına hakim olmak isteyen bir müzisyenim. Ancak yazılarımı merak eden okurlar sitemde bulabilirler.

Küreselleşme süreci sizce halk kültürlerine nasıl yansıyor? Halkların müzikal algısını tek tipleştirdiğinden bahsetmek mi doğru yoksa halkların birbirlerinin kültürel zenginliklerini keşfetmesini sağladığı söylenebilir mi?

Her iki durum da yaşanmakta. Küreselleşme bir  yandan kitle kültürü üretimine bağlı olarak  milyarları benzer beğenilere kolaylıkla yönlendirebiliyor. Öte yandan internet ve cd üretiminin eskiye oranla kolaşlaşması yüzünden olanakları olan ya da olanaklarını zorlayan sanatseverler için inanılmaz bir hazine sunuyor. İyi bir araştırmacı, farklı müzikleri merakla inceleyen biri için herşeye kolaylıkla ulaşmak mümkün. Bu yüzden eskiye göre farklı kültürlerden insanların birbirine ulaşması, müzik dilini ve kültürünü öğrenmesi çok daha kolay.

Etnik müzik bir hayli revaçta dünya çapında. Geleneksel birçok müzik türü ya da müzikal sentezlemeler piyasaya etnik olarak sunuluyor. Sizce piyasa, etnik kelimesine anlamının dışında mı yaklaşıyor? Buradan bir pazar yaratma çabası mı söz konusu olan? Bu çabaların etnik müziklere olumlu katkıları var mı sizce?

Çoğunlukla “etnik müzik” ya da “dünya müziği” ( world music) olarak tanımlanan akım 1980’lerden sonra ortaya çıktı. Genel olarak batı müziğinin kendi kendini tüketmesinden kaynaklanan boşluğu doldurmaya yaradı bu akım. Günümüzde çok büyük bir pazar haline geldi. Çoğunlukla geleneksel müzik sağduyusundan yoksun çalışmalar bu etiketle piyasa yerini aldı. Etnik müzik kavramı egzotik müzik kavramıyla örtüşüyor, asıl geleneğin kendisiyle değil. Ancak çok özenilmiş, arka planı iyi hazırlanmış çalışmalar da yapılmıyor değil. Ayrıca bu çalışmalar, bu konuda daha ciddi emek sarfeden sanatçıların kendini duyurmasına da bir şekilde katkı sağlıyor. Basit bir örnek; eğer Goran Bregoviç albümleri büyük bir başarı sağlamasaydı Balkan müziği icra eden yüzlerce grubun çalışmalarını biz müzik marketlerde göremezdik.

Ülkemizde küçük bir azınlık iyi, kaliteli, emek verilmiş üretimlerden beslenirken, halkın büyük bir kısmı daha kolay ulaşılabilen popüler işlerden besleniyor. Bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz? Sizce değişebilir mi bu tablo?

Bu tablo acı ve insanı karamsarlığa sürükleyen bir tablo. Kitleler yalnızca ekonomik nedenlerle kaliteli müzikle buluşamıyor değiller. Medya gibi kitlelere kültür sunan kurumlar, yerel yönetimler, sıradan insanı sanat ve kültürle buluşturma durumundadır. Ama bunun yerine nedense hem en pahalı hem de en kolay olan seçenekler sunuluyor. En azından belediyelerin bu konuda daha duyarlı hareket etmesini; halkı düzeyli, kaliteli işlerle bulusturmayı kendine görev edinmesini diliyorum.

Son olarak yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Kasım sonunda 2007 yılının ikinci albümünü yayınlıyorum; “İzmir Hatırası”. İzmir’in 1922 öncesi çokkültürlü yaşamına müzikal bir gönderme amacıyla bu albümü hazırladım. İzmir’den derlenmiş Türkçe, Rumca ve Yahudi İspanyolcası türkülerden bir demeti biraraya getirdiğim bu albümde benimle birlikte amatör, profesyonel kırk müzisyen çalıştı. Örneğin; Janet ve Jak Esim, Hüsnü Şenlendirici, Giota Mihalevi, Derya Türkan, Murat Aydemir, Göksel Baktagir, zeybek topluluğum üyeleri ve adını saymadığım pek çok müzisyen. Albümde bir kadın ağzı İzmir türküsü olan Mendilim Ucuna Sakız Bağladım Sakız türküsünü Kadın Sesleri topluluğum seslendirdi. Albümün kayıtlarını ve düzenlemelerini müzisyen dostum Cengiz Onural ile gerçekleştirdik. Yarı belgesel nitelikte bu çalışma beni so derece heyecanladırıyor. Bu albümüm yayınlanınca pek de vakit kaybetmeden nicedir istediğim bir solo akordeon albümü kaydetmek niyetindeyim.