Muzik Kutusu << Geri Dön

Bu Şarkıların Bin Yıllık Hatırası Var

[Fulya Özlem Zaman- Cuma Ertesi Eki, 9 Şubat 2008]


Muammer Ketencoğlu, son albümü İzmir Hatırası’yla hem etnomüzikoloji ilmine yararlı bir eser daha hediye ediyor, hem de Türk, Rum ve Yahudi türküleri ile eski İzmir’in toplumsal belleğimizdeki fotoğrafını tamamlıyor. Ketencoğlu, “Albümün Yunanistan’da daha fazla dinleyene ulaşması için gayret gösteriyorum.” diyor.

Ketencoğlu, bu albümde mübadele öncesinde İzmir’in nasıl bir yeri olabileceğine dair tarihsel kaynaklarla desteklenmiş, müzikal bir hatıra fotoğrafı sunarken, kendi çocukluğunun İzmir’ine, vazgeçemediği Karşıyaka vapuruna ya da okul yıllarına da nostaljik bir selam veriyor. Daha şimdiden ilk baskısı tükenen albümün, yeni baskısı bu hafta yapılıyormuş! Herkesin internetten albümleri indirdiği bir dönemde, bu başarı üzerine iki kez düşünmeli bence.

İzmir Hatırası, Türkiye’de çok sevildi. Yurtdışından, özellikle Yunanistan’dan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Bu soruyu yanıtlamak için biraz erken, ama şimdiye dek son derece olumlu ve heyecan verici tepkiler aldığımı söylemeliyim. Rumlar için İzmir’in önemi, ona atfettikleri değer, sözcüklerle anlatılmaz. Bu yüzden albümün Yunanistan’da daha fazla dinleyiciye ulaşabilmesi için büyük gayret gösteriyorum.

Çok gıpta edilen bir Balkan ve Yunan müzikleri arşiviniz var, nasıl oluşturdunuz?

Büyük bir tutkuyla oluşturdum arşivimi. Ancak arşivim sadece Balkan ve Yunan müzikleri ile sınırlı değil; dünyanın aklınıza gelen ya da gelmeyen her köşesinden saf geleneksel müzik örnekleri içeriyor. Ağırlık tabii ki Balkanlar’dan Orta Asya’ya uzanan bölgede. Toplayıcılığımın geçmişi üniversite yıllarına kadar gider; yurtdışına giden ahbaplara ısmarlamalar, okul kütüphanesindeki folklorik uzunçalarlardan yapılan kayıtlar, müzmin sahaf gezilerinden bulduklarım, sonraları kendi yurtdışı yolculuklarımda edindiklerim, radyolar ve alan kayıtları yayınlayan kurumlarla kurduğum ilişkiler, koleksiyoncu yabancı dostlarla alışverişler vs.

Janet-Jak Esim’den Hüsnü Şenlendirici’ye kadar birçok müzisyen albümünüzde yer alıyor. Bu isimleri, bu projede bir araya getirmek zor olmadı mı?

Zor olmadı doğrusu. Hiçbirini bu albüm sırasında tanımadım, hepsi yıllar öncesinden tanıdığım ahbaplarımdı. İstisnasız her biri coşkuyla gelip çalışmama omuz verdiler. Kayıt sürecinde de büyük bir şevkle ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştılar. Örneğin “Milo Mu Ke Mandarini” adlı türküyü seslendiren Yunanlı şarkıcı Panagiota Mihalevi bu kayıt için ta Midilli adasından kalkıp geldi. Hüsnü Şenlendirici çocukluğundan beri çok iyi bildiği “Üç Kemerin Dibeği” adlı zeybeği büyük bir tutkuyla yorumladı, o parçada hem klarnet hem trompet hem de davulları kendisi çaldı. “İzmir Üçlemesi”nin son kıtasını Rumca olarak hep beraber seslendirmeye karar verdiğimizde daha önce hiç Rumca şarkı söylememiş olan Janet ve Jak Esim birer öğrenci titizliğinde şarkının Rumca telaffuzunu çalışıp heyecanla seslendirdiler...

Köksüzlük kültürümüzün her alanına siniyor

Albümleriniz için, özellikle de ‘İzmir Hatırası/Smyrna Recollections’ için yaşayan, soluk veren bir arşiv çalışması diyebiliriz. Popüler kültürün çabuk tüketilen kültür nesnelerine karşın böyle çabuk tüketilemeyecek çalışmalar yapmak nasıl bir duygu?

Popüler kültüre ait olmamak bilgiyle ve araştırmayla donanmış yüreğinizin sesini dinlemekle mümkün oluyor. Benim çalışmamda ticari albümlerin alışıldık soundunu arayanlar hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Ben bir geleneksel müzik tutkunuyum. Köksüzlüğün kültürün her alanına sindiği günümüzde her çalışmamla bu duruma itiraz ediyorum. Sanayileşen, modernleşen dünya geleneksel müziğin yaşam alanını iyice daraltmışken hiç olmazsa bugüne dek üretilmiş olanları derleyip toparlayıp olabildiğince asıllarına sadık kalarak yorumlamak benim için en büyük görev ve sorumluluk. Bu yüzden yaptığım çalışmaların günlük tüketim alışkanlıklarına uyup uymaması beni ve dinleyenlerimi ilgilendirmiyor. Birçok müzisyenin de aynen benim gibi düşündüğünü iyi biliyorum. Benim şansım Kalan Müzik gibi gölge etmeyen bir müzik şirketi ile çalışmam.

Buna bir Rembetiko albümü diyemeyeceğimizi; çünkü Rembetiko’nun bestelenmiş şarkılardan, bu albümün ise anonim halk şarkılarından oluştuğunu söylemiştiniz. Biraz açar mısınız Rembetiko ile folk şarkıları arasındaki farkı İzmir müziği geleneği açısından?

En kısa tanımla bestelenmiş şehir müziği olarak nitelendirebileceğimiz Rembetiko müziğinin başlangıcı İzmir’in alaturka karakterli anonim Rum şehir ve köy şarkılarına kadar uzanır. Oysa İzmir Rum türküleri kırsal özelliklidir ve dünyadaki tüm halk müziği geleneklerinin ortak özellikleri olan saflığı ve yalınlığı içinde barındırır. Ben İzmir Hatırası’nda daha da eskiyi temsil etmesi bakımından Rumca şarkıların dördünü anonim halk müziği örneklerinden seçtim. Bir beste olan To Dervisaki’yi ise albüme koymamın iki nedeni vardı: Hem İzmirli büyük Rembetiko bestecisi Evangelos Papazoğlu’nu anmak hem de bu şarkıyı meşhur eden İzmirli Ermeni kökenli udi, şarkıcı, besteci Markos Melkon Alemşeryan’ı anımsatmak...

Size bu albümde de koro olarak eşlik eden, kurmuş olduğunuz “Kadın Sesleri Topluluğu”ndan bahseder misiniz biraz? Nasıl oluştu? Düzenli bir araya gelip çalışılıyor mu? Konser veriyor musunuz birlikte?

Anadolu’da halk müziğinde kadın ağzı olarak adlandırılan bir türkü çeşidi olduğunu bilirdim. 2005 sonunda bu koroyu oluşturdum ve Anadolu’nun her yöresinden kadın kültürünü temsil eden, kadınlar tarafından yakılan ve yorumlanan türküleri seslendirmeye başladık. Bunlar ninniler, kına havaları, eğlenceli, mizahi türküler, mutfak, iş, tarla türküleri ve delikanlılara yakılmış sevda türküleri... Bir yandan yoğun bir repertuar çalışması yaparken diğer yandan düzenli provalar yapıyoruz. Bazı türkülerde türkünün dokusunu bozmayacak basit çok seslilik denemeleri de yapıyorum. 2006’dan bu yana pek çok konser verdik, televizyon programlarına katıldık. Küçük kayıt denemeleri yaptık. İzmir Hatırası’nda onların varlığı benim için çok önemli. Bu topluluğumla mayıs ayında Cemal Reşit Rey konser salonunda vereceğimiz konser dahil olmak üzere birçok sahne çalışması gerçekleştireceğiz. En yakın konserimiz ise 29 Şubat Cuma gecesi Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde olacak.