Muzik Kutusu << Geri Dön

Kırım Folkloru ve Halk Müziği Hakkında 4 Yazı [ Yrd. Doç. Dr. Zekeriya BAŞARSLAN ]


Kırım ve Türkiye Halk Müziklerinin
Etkileşimi ve Karşılaştırılması

Yrd. Doç. Dr. Zekeriya BAŞARSLAN *

  Kırım; Karadeniz'in kuzeyinde neredeyse dört tarafı denizlerle çevrili denebilecek bir yarımadadır. Kuzey Karadeniz'de yer alır.

Türkiye ise, Güney Karadeniz'i oluşturur. Gerek deniz yoluyla gerekse Romanya, Bulgaristan üzerinden ya da Kafkaslardan Türkiye ile yüzyıllarca süren birliktelikler yaşanmıştır.

Osmanlı arşivlerine göre 1700'lü yılların sonunda Kırım'dan Anadolu'ya göçen 500.000 kişiden 300.000 'i Anadolu'ya ulaşmıştır.

Zaten Rus belgelerine göre; 1774-1783 yılları arasındaki 9 yılda karışıklıklar yüzünden memleketini terk ederek Türkiye'ye sığınan halkın 200.000 ile 300.000 arasında olduğu belirtilmektedir .

Yalnızca 218 yıl önce Türkiye'ye göç eden 300.000 Kırımlı olduğu ve sonraki yıllarda bu göçün sürdüğü düşünülürse Türkiye'de Kırım kökenli azımsanamayacak bir nüfus olduğu düşünülebilir. Böylece özellikle Türkiye'deki etkileşim kaçınılmaz olmaktadır.

Gevheri Kırım'da 1650 ? Yılında doğdu 1716'da İstanbul'da vefat etti . Ortak halk şairleri arasında yer alır.

Ortak çalışmaların büyük bir bölümü klasik Türk Musikisinin içinde yer almıştır.

Klasik Türk Müziğinin etkisi halk ezgilerini çalanlara da yansımış, taksim ve peşrevler oluşturularak düğün(toy)lerden önce çalınmıştır .

Komalı sesler Kırım Müziği'nde görülmemektedir. En azından nota yazımlarında.

Türkiye'de notalandırılan Kırım asıllı ezgilerde ise iki komalık si bemol kullanılmıştır. TRT Repertuarına giren Boztorgay ve yayınlarda yer alan Türkiye'deki köylerde derlenen ezgilerde bu görülmektedir.

Türkiye'de; Yıldız Ayhan, Nesrin Sipahi, Nezahat Bayram, Zekeriya Başarslan, Ulvi Kırımlı, Rahmi Oruç Güvenç, Müjgân Akcollu, Akbikey, Filiz Tram, Şükriye Tutkun, Yasemin, Gurup Laçin, ve adını şu anda sayamadığımız kişiler; plak, kaset, TV, radyo v.b. yayın yolu ile Kırım Müziği'nin Türkiye'de yayılmasına katkıda bulunmuşlardır.

Kırım ve Türkiye halk çalgıları temelde benzer çalgılardır. Kaval, Çubuklu Davul, Dare, Saz, Santır, dümbelek (ikili ve çubuklu), Zurna, Tulum Zurna, Kemançe, Kırım halk çalgıları olarak gözükmektedir. Günümüzde ise bu konu üzerinde durulması gereken bir olgudur.

Göçler ve yaşama mücadelesi sonucu aradan geçen yıllar Kırım halk çalgılarından uzaklaşılmasını ve batı çalgılarının yerleşmesini sağlamıştır.

Oysa bu çalgıların yanında halk çalgılarının da işlevini yerine  getirmesi gerekmektedir. 1991 yılında Kırım'da gerçekleştirilen İsmail Gaspıralı Konferansı'nın son gününde Akmescit (Simferopol) Müzikal Tiyatrosu'nda düzenlenen konserde bağlama ve orkestra eşliğinde Kırım ezgilerini seslendirdim. Türkiye'den getirdiğim bir bağlama'yı Kırım Ansamblı yetkililerine sahnede takdim ettim. Bu bağlama çok uzun yıllardır Kırım'da görülmeyen çalgımızın yeniden yeşermesinin başlangıcı olarak Kırım Müzik
Tarihi'ne geçti.

Kırım ve Türkiye'de varyantları olan ezgileri incelediğimizde:

'Kok Koz Bayar' adlı yır 'Yanra Kaytarma'  kitabında 4/4 'lük usulde fa'dan başlıyor, re'de karar veriyor. Hiçbir değiştirme işareti almıyor.

Eskişehir'de derlenen aynı ezgi 4/4'lük usulde ince do'dan başlıyor, la'da karar veriyor. Si bemol 2 değiştirme işareti alıyor . Ezgi içinde triyole var, Kırım'daki ezgide yok. Eskişehir'de derlenen ezgi 'Köy Aldında Kök Saray' başlığını alıyor. Kırım'daki yırın son sözü başa geçmiş. Kırım Tatar Yırları  kitabında Kurban Bayram Gecesi türküsü 2/4 lük usulde fa diyez, do diyez, sol diyez, arızalı fa diyez'de başlayıp çıkıcı-inici özellik gösteren ve fa diyezde karar veren bir yırdır.

Elif Dedim Be Dedim adlı türkü Kırım'da, usulsüz serbest olarak uzatmalı notalı yazılmış. Kalın si ile başlıyor, mi ile sona eriyor. Çıkıcı-inci özellik gösteriyor. Ezgi içinde re diyez ve sol diyez var. Son kısmında küçük notalarla bağlantı müziği olarak yazılmış bölüm ¾'lük ölçü ile başlayıp 4/4'lük, 2/4'lük, 3/4'lük ve 4/4'lük olarak son buluyor.

Oysa, Eskişehir'de derlenen 'Elif Dedim Be Dedim' türküsü 9/8'lik olarak yazılmış. Si bemol ve mi bemol değiştirme işaretlerini almış. Si sesinden başlıyor, inici-çıkıcı-inici seyirle 're'de karar veriyor.
Kırım'da;

'Elif dedim be dedim aman
Yarem sana ne dedim
Akan sular mürekeb olsa
Yazılmaz benim derdim' olan sözler

Türkiye'de; 'Elif dedim be dedim (aman)
Kız ben sana ne dedim?
Kuş kanadından kalem olsa(aman)
Yazılmaz benim derdim' sözleri değişiklik gösteriyor.

Yine ortak türkülerden; Gidin Bulutlar, Konma Bülbül, Sabahın Seher Vaktında, Osman Paşa v.b. yırlar yer almaktadır.

'Kırım Tatar Yırları' kitabında 79 türkü başlığı ile ezgiler yer almaktadır. Bunlardan; Aydagül, Kınalı Parmak, Şu Yalta'dan, Yüksek Minare, Karga, Üç Karanfil, Yazga çıksam, Kalaylı kazan, Dagdan Endi Bir Kuzu, Çipiyim, Elmas gibi yırlar Türkiye'de bilinmektedir.

Eskişehir Bölgesi Türküler l  adlı kitapta 5 türkü Eskişehir  il sınırları içinde yerleşmiş Kırım kökenlilerden derlenilmiştir. Sekırıp Şıktım Bahşaga, Körünmüysün Közüme, Al Atayım Men Bir Taş, Kıymazım, Yarimin Şapkası bu türkülerin isimleridir.

Yine Kırım'da 6/8'lik usulde yazılmış si bemol ve mi bemol değiştirme işaretlerini almış, fa sesinde başlayıp sol sesinde karar vermiş olan Bostorgay isimli yırın değeri en küçük notası sekizliktir. İlk üç notası ise fa, sol, la'dır. 

Oysa TRT repertuarında yer alan Boztorgay adlı türkü 2 komalık si bemol almakta, mi sesinden başlayıp la sesinde karar vermekte, en küçük nota değeri onaltılık olmakta, ilk üç notası ise; mi, mi, fa diyez olarak başlamaktadır.

Yine TRT repertuarında, Kınalı Parmak Cez Tırnak, Kırımdan Gelirim adlı türküler de yer almaktadır. Muzaffer Sarısözen'in Emin Bektöre'den Eskişehir'de 5.7.1949 yılında derlediği Ağır Oyun (Ey anaylar, anaylar), Kaytarma Havası, Horan, Varirac, Sözsüz Kaytarma , geçen yıllar içinde gerekli şekilde yayınlarda kullanılamamıştır.

Kırım oyun havalarının çoğuna tür olarak verilen ad olan Kaytarma ilk bölümü dokuzlu tartımı ve figürleriyle iyiden iyiye bir zeybek oyunudur. Yedili bölüm tam bir Karadeniz havası'dır. Üçüncü bölüm ise karşılamayı andırır.Trakya, Giresun ve Ordu oyunlarını düşündürür .

Kırımlı kızlar İstanbul türkülerinden de öğrenerek çalıp söyleyip oynarlardı. Robert Lach'ın Kırımlı tutsaklardan notaya alıp Viyana'da bastırdığı defterlerde bu İstanbul havalarından da vardır . 

Kırım Halk Müziği'nde usulleri incelediğimizde:

Asan Refat'ın hazırladığı Kırım Tatar Yırları kitabındaki notalarda birinciliği %17.92'lik bir oranla 7/8'lik ölçüler, ikinci büyük yüzdeyi ¾'lük ve değişmeli ölçüler birlikte, üçüncü %12.90'lık yüzdeyle 4/4'lük ve %11.82 ile 9/8'lik ezgiler yer alıyor. Böylece bu kitaptaki notalara ve ölçülere göre; en çok 7/8'lik ezgiler kullanılmış. En az kullanılan ölçüler ise %0.71 ile 5/8'lik ezgilerdir.

Yahya Şerfedinov'un Yanra Kaytarma kitabındaki notalarda ise %25.08'lik yüzdeyle değişmeli ritimli 70 ezgi bulunmaktadır. İkinci %23.65'le 6/8'lik 66 ezgi, üçüncü %20.78'le 2/4'lük 58 ezgi sıralanmaktadır. En az kullanılan ölçüler 2/2, 7/16, 8/8 ve 9/4'lük ezgiler %0.03'lük oranla birer ezgi
bulunmaktadır. En çok kullanılan ölçüler değişmeli ritimlerdir. Daha sonra %23.65'le 6/8'lik ve %20.78'le 2/4'lük ölçülerdir.

Asan Refat'ın kitabında en çok kullanılan 7/8'lik ölçü, Yahya Şerfedinov'un kitabında 4.sırada görülmektedir. Asan Refat'ın kitabında %0.71'le en az kullanılan ölçü, Y.Şerfedinov'da %2.86'ya yükselmektedir.

A.Refat'ta 4/8'lik, 2/2'lik, 3/8, 7/16, 9/4'lük ezgiler bulunmamaktadır.

Türkiye'de TRT Repertuarından karışık olarak seçilen türkülerin usulleri incelendiğinde:

123 türküden 29'unda 4/4'lük, 27'sinde 9/8'lik, 25'inde 2/4'lük usuller kullanılmıştır.

En az kullanılan usuller l'er tane ile ¾'lük, 7/4'lük, 8/8'lik, 12/8'lik ve 18/8'liktir.

Bu konuma göre en çok kullanılan usul 4/4'lük olmaktadır.

Ardından 9/8'lik ve 2/4'lük usuller gelmektedir.

Yüzdelerle ifade edecek olursak: %23.57 ile 4/4'lük en büyük yüzdeyi, %21.95 ile 9/8'lik ikinci büyük yüzdeyi, %20.32 ile 2/4'lük üçüncü yüzdeyi göstermektedir.

Kırım ve Türkiye Halk Müziklerinin usulleri karşılaştırıldığında:

Kırım Ezgilerinde Toplam 628 ezgiden 110 unda değişmeli usuller görülmektedir. Bu ezgiler %17.51'lik bir yüzde elde etmektedir.

Türkiye'de ise incelenen 123 türküde kullanılan usullerde 6 değişmeli %4.87'lik bir pay almaktadır.

Kırım'da sıralamada l. olan değişmeli üsullü yırlar ve kaytarmalar Türkiye'de 5.sıraya gelebilmektedir.

Kırım ezgilerinde 99 ezgiyle %15.76 pay alan ve 2.durumdaki 6/8'lik ezgiler Türkiye türkülerinde ancak 6.sırada yer almaktadır.

Kırım Müziğinde en çok olan diye bilinen 7/8 lik ezgiler 3.sırada ve 93 yırla veya kaytarmayla %14.80'lik bir pay elde edebilmiştir.

Türkiye türkülerinde 7/8'lik ezgiler 5/8'lik ezgilerle %3.25 pay elde ederek 7.sırada gözükmektedir.

Kırım müziğinde %13.05'le 4.sırada olan 2/4'lük ezgiler, Türkiye'de 3.sırada %20.32'lik pay almışlardır.

Türkiye'de halk müziğinde %23.57 ile birinci sıradaki 4/4'lük ezgiler Kırım'da %8.75 ile 7. sıradadır.

Türkiye'de %21.95'le 2. durumdaki 9/8'lik usuller Kırım'da %10.50 ile 5.durumdadır.

Türkiye'de %11.38'lik yüzde ile 4.sırada olan 10/8'lik ezgiler Kırım'da görülmemektedir.

Böylelikle ilk 4'e giren 2/4'lük ezgiler en çok ortak kullanılan usuller olmaktadır.

Kırım ve Türkiye'de ezgileri (Türküler-Yırlar-Kaytarmalar) karar seslerine göre karşılaştırdığımızda:

Kırım Müziğinde %25 ile l.durumda olan re kararlı ezgiler Türkiye'de %3.25'le  4.durumdadır.

Kırım'da %22.32 ile 2. sıradaki mi karar Türkiye'de %1.62 ile 6.sıradadır.

Kırım'da %17.55'le 3.sırada olan sol kararlı ezgiler Türkiye'de %2.43'le 5.sıradadır.

Türkiye'de %78.86 ile l.sıradaki la kararlı ezgiler Kırım'da %7.14 ile 5.sıraya girebilmektedir.

Türkiye'de %7.31'le 2.sıradaki do karar Kırım'da %6.84'le 6.sıradadır.

İki coğrafi bölgedeki ilk 5 içinde birleşen yalnızca re ve la kararlı ezgilerdir. O da ancak sıralama farklarıyla olabilmektedir. Bunun bir nedeni de Kırım Müziğinin farklı tonlarda çalınma alışkanlığının yaygın olması, buna karşılık Türkiye'deki halk ezgilerinin belirli karar seslerinde yoğunlaşması olarak gözlemlenebilir.

Bu konular üzerindeki çalışmalarım devam etmektedir. Ezgi sayıları daha geniş kapsamlı olarak ele alınacak ve sonuçlar ayrıca ilgili yerlerde duyurulacaktır.

Kırım ve Türkiye müzikleri kökeninden gelen akrabalık ve dostluk ilişkileriyle, gelişen ekonomik, kültürel ve sanatsal yaklaşımlarıyla gelecekte daha da yakınlaşacaktır.

NOT: 14.05.1998 Türk Müziği Dernek ve Vakıfları Dayanışma Konseyi'nin düzenlediği Türk Müziğinde Eğitim Sempozyumu'nda bildiri olarak sunulmuş, Kültür Bakanlığı'nın yayınladığı  5.İstanbul Türk Müziği Günleri kitabında yayınlanmıştır.

 

Kırım ve Tatarlarının Türkiye'deki müzik hayatına etkileri. Müzik ve sanat dünyasındaki Kırım Türkleri

Yrd. Doç. Dr. Zekeriya BAŞARSLAN

Kırım Tatar Türkleri Kırım Hanlığı'nın Osmanlı İmparatorluğu'na bağlanması ile bir çok alanda işbirliğine gittiler. Kırım atlıları Osmanlı'nın yanında savaşıyor, eğitim görüyordu. Müzik ve sanat alanındaki gelişmeler de bundan ayrı tutulamazdı. Bir kısım aydınlar geliyor eğitim görüyor, bir bölümü de Kırım'a geri dönüyordu.

Gerek Anadolu'da kalan gerekse Kırım'da yaşayan, Türkiye'deki müzik hayatına etki eden kişileri elde edebildiğimiz kadarı ile tarihsel sıra içinde sizlere sunmaya çalışacağım.

Abdullah Kırımî, (Kırım, ?-  İstanbul, 1590), Türk hattat. Özellikle Kanunî döneminde ünlenen sanatçının, nesih, sülüs ve muhakkak yazılarda başarılı yapıtları vardır. Türk müziği ile ilgilenmiş ve tambur çalmıştır. Kırımî, mir Buhari camisi yakınına gömülüdür 1.

Gazi Giray Han II (1554-3.3.1608), Türk hükümdarı, asker, bestekâr, şair, bilgin ve sazendesi. Taht alan I. Devlet Giray Han'ın oğludur. Bora Gazi Giray Han, Kırım hanlarının en büyüklerinden ve 16. yy. Türkiye tarihinin büyük askerlerindendir. Olağanüstü bir klasik öğrenim ve askeri eğitim görmüştür. Birinci sınıf bir şair ve en büyük Türk bestekarlarından biridir. Bilgin ve sanatkârdır.

Saz semaileri ve peşrevleri ile ünü artmış ve günümüzde eserleri hala çalınmaktadır. Osmanlı mecmualarında kendisinden kısaca "Tatar" diye bahsedilir 2.

Ekrem Karadeniz'in "Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları" 3 adlı kitabında bestecisi "Tatar" olarak gösterilen Devrikebir (yürük) Şedaraban Peşrevi, Muhammes (yürük) usulünde Eviç Hûzi Peşrev, Darbeyn (Yürük) Neva Buselik Peşrev ve Muhammes (yürük) Saba Buselik Peşrev'in notaları yer almaktadır.

Hüzzam, Şedd-i Araban, Beyati-Araban, hatta Gülizar, Muhalifi ırak ma kamlarının onun bileşimi olduğu sanılmaktadır. Günümüze 62 eseri gelebilmiştir. Eserlerinden bazıları şunlardır: l) Beyati-Araban Peşrevi,
2) Bevati araban Saz Semaisi.
3) Hüzzam Peşrevi,
4) Hüzzam Saz Semaisi,
5) Mahur Peşrevi
6) Mahur Saz Semaisi (Düyek),
7) Mahur Saz Semaisi (değişmeli)
, 8) Muhalifi Irak Peşrevi
9) Muhalif-i Irak Saz Semaisi,
10) Şedd-i Araban Peşrevi ve
11) Saz Semaisi,
12) Zengüle Peşrevi ve
13) Saz Semaisi,
14) Zirefked Peşrevi ve Saz Semaisi,
16) Arazbar Peşrevi,
17) Gerdani Peşrevi ve
18) Saz Semaisi Gülizar Peşrevi,
20) Hüseyni Peşrevi,
21) Nişabur Peşrevi,
22) Rast Saz Semaisi
Kantemiroğlu notaları arasında Gazi Giray'ın Şûr makamında Hafif Peşrev ve Saz Semaisi de bulunmaktadır. Bu makam günümüzdeki Azeri Türk Müziği'nde kullanılmaktadır 5.

Gazayi mahlasıyla da şiirleri vardır. "Râyete meyl ederiz kaamet-i dil-cû yerine" gazeli Y. Yektay tarafından 1930 yılında Rast makamında bestelenmiştir8

Gazi Giray Han güzel ve canlı şarkılar besteliyor, çeşit çeşit sazları büyük bir başarı ile çalıyordu7 .Yaşadığı yüzyılda bugün dahi kullanabileceğimiz son derece temiz, son derece dinamik, ritmik ve melodik cümleler verilmişti. Bugün onları büyük bir zevkle kullanıyoruz ve Türk Müziğinin ne kadar büyük olduğuna örnekler veriyoruz. Süleymaniye Camii'ne nasıl hayransak, ne kadar eski olursa olsun onun muhteşemliğine, büyük estetik ve dengesine hayranlığımız değişmiyorsa, aynı şekilde Gazi Giray'ın eserleri de takdirimizi toplamaya devam edecektir. Bu eserler derslerde öğrencilere örnek olarak verilecek baş yapıtlardır 9.

Çoban Devlet Giray (?-1629), Mustafa Ahmed adı ile de bilinir. Kırım prensi ve bestekar. 1596'da 2 ay kadar Kırım hanı olan I. Fetih Giray Han'ın oğlu ve Moskova Fatihi Taht alan I. Devlet Giray Han'ın (1551-1577) torunudur. Günümüze gelen eserleri şunlardır: l) Eviç Peşrevi (Darb-l Fetih 4 hane) ve 2)Saz Semaisi, 3) Feth-i Belgrat Peşrevi (Fahte) ve 4) Saz Semaisi, 5) Karcığar Peşrevi (Berefşan), 6) Hüseyni Peşrevi (Evsat, Kevseri'de) 7) Muhalif Peşrevi (Çenber), 8) Rast-ı Sağır Peşrevi (Devr-i Kebir) ve 9) Saz Semaisi, 10) Şehnaz Peşrevi (Çenber) ve 11) Saz Semaisi, 12) Uşşak Peşrevi I (Çenber), 13) Uşşak Peşrevi II (Evsat, 3 hane) ve 14) Saz Semaisi'dir 9.

Ali Ufkî Bey (1610?-1685) Santûrî, bestekâr ve müzikolog. Türk Müziği eserlerini tesbit ederek ilk defa bir nota albümü oluşturmuştur. Kitabında güfteler gibi melodiler de sağdan sola yazılmıştır. Asıl adı Alberto Bobevio Leo-politano Bobowski'dir. 1610 da Lvov'da doğduğu sanılır. IV. Murad döneminde, Kırım Türklerince esir edilip İstanbul'a gönderildiği ve Müslüman olduğu sanılmaktadır10. O zamanki Batı notası ile Türk Musikisine ait yüzlerce saz ve söz eserini yazmıştır. "Mecmü'a-i Saz-ü Söz" adındaki kitabında topladığı bu eserler XV- XVII... Yüzyıla ait yüzlerce Türk Musikisi ürününü unutulmaktan kurtarmıştır. Daha çok halk musikisine ait parçalar yazmıştır. Eserler, makam sırasına göre yazılmıştır. İlk makam Hüseyni'dir. Büyük bir olasılıkla 1640'dan önce Kırımlılarca esir edilip "hezar-fen" (bin hünerli) bir adam olduğu için saraya alınmıştır.

Thadeus Gasztowtt, Ali Ufki Bey'in Türk asıllı olduğu üzerinde durmaktadır (La Pologne et L'Islam, Paris 1907, s. 32). Türk asıllı, yani Lehistan Tatarı olabilir 11.

Abdi Efendi (? - 21.10.1695), Kefeli Derviş Kadı-zade Osman adı ile de bilinir. Türk dinî eserler bestekarı. Kırım'da Kefe'de doğdu. Bursa'da öldü. Deveciler kabristanına gömüldü. Mutî mahlasıyla şiirler söyledi. Bestekâr ve zakir olarak büyük şöhret kazandı. Günümüze ulaşan tek eseri: Uşşak Evsat İlahi: Yüreğime dost derdi vurdu türlü yareler'dir12.

Aşık Ömer (1621-1707). Asıl adı Abdullahoğlu Ömer olan Aşık Ömer. 1621 yılında Kırım'ın Gözleve şehrinde doğmuştur. Medreseye devam etmiş ve yanda bırakmak zorunda kalmıştır. Onbeş yaşından sonra kahvelerde saz çalmaya başladı. Yazdığı şiirleri sazıyla söyledi. Böylece Aşık Ömer olarak her tarafta tanındı. Bir çok saz şairleri ve yırcılar kendisinden ders almak üzere Gözleve'ye akın ettiler 13.

Genç yaşta şöhret kazanan Ömer, bir kaç yıl sonra Dağıstan'a, Azerbaycan'a, İran'a ve Türkiye'ye gitti. Bu memleketlerde sekiz yıldan fazla kaldı. Aşık Ömer'in hangi tarihte Türkiye'ye geldiğini bu gün için bilemiyoruz. Ancak uzun süre kaldığını şiirlerinden çıkarıyoruz 14.

Bestelenen şiirlerinden örnekler vermek gerekirse: Ben sana gönlüm verip de şu cihanda gülmedim (N. Adlim, Karcığar Düyek Şarkı), Can-ü dilden mail oldum bir saçı Leylâ'ya ben (Emin Akan, Rast aksak Şarkı), Elâ gözlerine kurban olduğum (koşma) [S. Kaynak (1895-1961) Hicaz Sofyan Türkü], Ey bâd-ı sabâ sünbül-i reyhanıma değme (N. Pişkin, Hicaz Aksak Şarkı), Ey Çerh-i sitem-ger dil-i nâlâna dokunma (gazel) l) Faik Bey, Nihavent Hafif II. Beste, 2) Medeni Aziz Efendi (1842-1895) Hümayun Türk Aksağı Şarkı, Ey Felek, mecnunuyum Leylâ'yı gözler gözlerim (N. Adlim, Mahur Düyek Şarkı), Şu karşıdan gelen dil ber (Semai) (G. Çeki, Segah Curcuna Şarkı)l5.

Şunu söylemek gerekir ki, Açık Ömer'in yaratıcılığı hakkında ilk bilgiler 1848 yılında Profesör Feliks Dombrovski'nin Petersurg'ta yazılan Asık Ömer isimli makalesinden alındı. Aradan 146 yıl geçtiği halde, bu makalenin önemi devam etmektedir, ilerde yapılacak çalışmalar için tarihi vesikalardan, temel kaynaklardan biri olmaya devam edecektir 16.

Selim Giray Han I (1634-22.12.1705), Kırım hanı Hacı Gazi adı ile de bilinir. 7 padişah devrinde yaşamış 5'i devrinde hanlık yapmıştır. Ana tarafından II. Gazi Giray'ın (1588-1607) torunudur. Selim Giray, dedesinin çeşitli yeteneklerini, bu arada müzik ve bestekârlığını almış, "Selim" mahlası ile şiirler yazmıştır. Bahçesaray'da Selim Giray Han Camii'nde gömülüdür.

Pek çok şair, hattat, bestekâr ve alimi cömertçe himaye etmiştir. Bunların arasında Evliya Çelebi, Hafiz Post, Itrî, Sepetçi-zâde Mehmet Efendi vardır. (Şall Allaahü ale't-tehâmî, Askeri). Şu sabâ Evsat Cumhur İlâhi de onundur:

Kandedir cehl-ile zulmet nefs-i sûbânındandır17.

Gevheri (Kırım, 1650 ?- İstanbul, 1716), Aşık Mustafa adı ile de bilinir. Fuad Köprülü, Gevheri adlı eserinde, kendisine Kastamonu'dan gönderilen bir rivayete yer vermektedir. Bu rivayete göre şairi Kırımlı saydığını söylemektedir. İstanbul'a gelen Selim Giray'a medhiye yazmasının bir dereceye kadar memleketinin Kırım olabileceğini ileri sürmektedir18.

Bestelenmiş şiirleri arasında, Beyaz göğsün bana karşı [S. Kaynak (l895-1961 , Beyati-Araban Curcuna-Düyek Şarkı, Ela gözlü nazlı dilber (Semai) (Dr A. Yavaşça, 1927), Mahur Aksak Şarkı, Ey benim nazlı cananım [A.Çağan(1920-1966), Rast Türk Aksağı Şarkı] sayılabilir19.

Kâmili Efendi (?-6. 2. 1821) Kırımlı Tatar Hafız Ahmed adı ile bilinir. Türk bestekârı. Kırım'dan gelip çocuk yaşlarında Enderun'a alınıp öğrenim gör-dü. Sesinin güzelliği ile adını duyurdu. Hem dini, hem din dışı musikiyi iyi derecede biliyordu 20. En kıdemli kazasker sıfatı ile «reisü'l-ulema » resmi unvanını aldı. Ölümünde Haydarpaşa'ya gömüldü. III. Selim (24.12.1761-28.7. 1808) 'in musiki hocasıdır. III. Selim deha sahibi Türk bestekârlarındandır. 15 makam terkib etmiştir. Günümüze ulaşan 103 eseri vardır 21. Klasik Türk Musiki'nde önemli bir yeri olan III. Selim'in musiki hocası olan Kırımlı Hafiz Ahmed Kâmili Efendi'nin öğrencisinin verdiği bu eserlerdeki katkısı, sanıyorum hiç kimse tarafından yadsınamaz.

Halim Giray (1772-1823) Kırım'da doğmuştur. Vize'de sürgünde iken ölen Şehbaz Giray'ın oğludur. III. Selim döneminde İstanbul'a gelmiş, bir süre sonra Bahadır Giray Han'ın kalgaylığına atanarak Kırım'a gitmiş, sonra tekrar İstanbul'a dönmüştür, İstanbul'da bir süre kaldıktan sonra Çatalca'ya yerleşen Halim Giray, orada 1823 yılında vefat ederek, Ferhat Paşa Camii mezarlığına gömülmüştür. Şarkı ve gazelleri vardır. Eserleri: l) Divan-ı Halim Giray, 2) Gülbün-ı Hanan'dır 22.

Neş'et Molla Bey Giray (1843-1900) Avukat Neyzen Kırimîzâde adı ile de bilinir. Türk bestekârı. Anadolu Kazaskeri Kırımlı-zâde Ahmet Reşit Efendi'nin (ölm. 23. 11. 1863) oğlu ve Kırım Hanları (Giraylar) hanedanınından-dır. Edhem Paşa Türk musikisi repertuarı nota koleksiyonunun en önemli kısmını Paşa'nın ölümünden sonra o satın almıştır. Türk musikisinin hamilerindendi. Fihrist-i Ahlâk ve Kırımî-zâde Mecmuası adlı eseri vardır. Hayli de nota bastırmıştır. Günümüze ulaşan şu iki sarkısı kalmıştır. Hüzzam Yürük Aksak (Gelince bezme mestane, müseddes) ve Nihavent (Neler çekdim zamane dilberinden). Neş'et Molla Bey Türk avukatlarının pîri sayılmaktadır 23.

Leylâ Saz (1850-6. 12. 1936) Türk kadın şarkı bestekârı, şair ve edebiyatçısı. Dedesi ve annesi tarafından Kırımlı'dır. İstanbul'da doğdu. Müzisyenliği, şairliğinden üstündür. Ölümünden üç yıl önce « Saz » soyadını almıştır. Mezarı Edirnekapısı Şehitliği'ndedir. Leylâ Hanım, Arapça, Farsça, Fransızca ve Rumca biliyordu. Doğu ve Batı kültürlerinin içinde yetişti. Dilhayat Kalfa'dan sonra, Türk Musikisi'nin şöhret sahibi ikinci kadın bestekârı oldu. Piyano çaldığı için Batı Musikisi'ne de açıktı. 200 den fazla şarkı besteledi. Bunların notaları yandığı için dörtte biri kadarı günümüze gelebildi. Günümüzdeki eserleri: 46 Şarkı, l Türkü, 5 Marştan ibaret 52 parçadır. 9 defa Hicaz, 7 defa Hicazkâr. 4'er defa Hüzzam, Suzidil, Suzinak makamlarını kullanmıştır. Leyla Hanım'ın eserlerinden olan 5 Marş özellikle bir bayan tarafından meydana getirildiği için önemlidir, l Vatan Marşı (Sen anamızsın vatan), 2 Tararruf Marşı, 3 Hicazkar Milli Marş, 4 Hicaz Marş (Yaslı gittim. Şen geldim, Samih Rifat), 5 Nihavend Nim Sofyan Marş (Düşman çok hile kurdu, 1922) 24.

Orhan Tanrıkulu (22. 2. 1937-19. 3. 1989) Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi orkestra şeflerindendir. Annesi tarafından Kırımlı olan ve Türkiye'nin en büyük sopranolarından Kırım Sudak doğumlu Remziye Alper ile evlenmiş olan Tanrıkulu. Kırım Türk müziğinin nadide parçalarını klasik orkestra için düzenlemek ve bunlardan albümler yapmayı planlıyordu. Ne yazık ki, bunu gerçekleştiremedi. "Karaker atım", "Karşıdan kördüm seni", "Elmas" adlı Kırım halk yırlarını orkestra ve piyano için düzenledi25.

§

Günümüzde Türkiye'de yaşayan ve geniş halk kitleleri tarafından tanınan Kırım kökenli sanatçılar arasında: orkestra Şefi Gürer Aykal, soprano Remziye Alper, Türk Sanat Müziği'nde Nesrin Sipahi ve Sami Aksu, Türk Halk Müziği'nde Yıldız Ayhan. Arabesk adı verilen fakat kendisinin bu ismi kabul etmediği tür'de bestekâr ve yorumcu Orhan Gencebay. Türk Hafif Müziği ya da pop müzikte Erol Büyükburç, Esin Engin, Emel Müftüoğlu, Mithat Körler, Ulvi Kırımlı, Ozan Orhon.

Sinema sanatçıları: Cüneyt Arkın (Fahreddin Cüreklıbatur), Kartal Tibet, Suzan Avcı, Aydan Şener, Zihni Göktay, Meral Konrat, Türkiye'de tanınan yazar Cengiz Dağcı, Afet Ilgaz ve şu anda isimlerin; yazamadığımız ya da henüz öğrenemediğimiz müzisyen ve sanatçılarla birlikte kendi dallarında Türkiye'de tanınmışlar ve birer ekol olmuşlardır.

Gerek Osmanlı döneminde, gerekse Türkiye Cumhuriyeti döneminde Kırım'la olan ilişkiler, göçler, bestekârlar ve eserleri Kırım Tatarları'nın Türkiye'deki müzik hayatına etkilerini gözler önüne sermektedir.

Müzik ve sanat dünyasındaki günümüzdeki isimler ise bu etkinin bitmediğini ve her alanda gelişerek devam ettiğini göstermektedir.

Gelecek günler Kırım ve Türkiye'yi daha da yakınlaştıracaktır.

Sempozyum Bildirisi : (Köstence , 17-20 Kasım 1994) 

Originea Tãtarilor - Locul lor în România şi în lumea Turca / Tatarların Kökeni - Romanya'da ve Türk Dünyasındaki Yeri / (The Origin Of The Tatars - Their Place in Romania and in The Turkish World) - Editura Kriterion Bükreş,1997 sf.257-262

 

1 "Abdullah Kırımî", Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi. Cilt l, İstanbul Inter-

press Basın ve Yayıncılık, 1992

2 Y. Öztuna, « Gazi Giray Han II », Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi, Cilt l, Ankara :

Kültür Bakanlığı Yayınları, 1990.

3 E. Karadeniz, Türk Musikisinin Nazariye ve Esasları, Ankara. Türkiye İş Bankası

Kültür Yayınları, [t.y.], s., 285-609

4 T. Kayan, «Gazi Giray Han ve Müzisyenliği Üzerine Dr. Selahattin İçli ile Bir Emel 

Dergisi, S, 174 (Eylül-Ekim, 1989), s, 27-28.

5 Öztuna, Cilt 2, s. 363.

6 Öztuna, Cilt 2, s. 552.

7 I. H. Ertaylan, Gazi Geray Han, İstanbul: Kırım Türkleri Yardımlaşma Cemiyeti 1958, 

s. 64.

8 Kayan, s. 28.

9 Öztuna, Cilt l. s. 203.

10 «Ali Ufki Bey», Thema Larousse Tematik Ansiklopedi, Cilt 6, [y.y.]. Milliyet 

Gazetecilik A. Ş., 1993-1994.

11 Öztuna, Cilt l, s., 54-55.

12 Öztuna, Cilt l, s. 10.

13 M. Ülküsal, Kırım Türk-Tatarları, İstanbul l980,s. 262- 263.

14 Ş. Elçin, Aşık Ömer, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1987, s, 5.

15 Öztuna, Cilt 2, s. 570. 

16 R. Fazıl, Aşık Umer, Taşkent: Gafur Gulam Adına Edebiyat ve Sanat Neşriyatı 

1990; s. 6.

17 Öztuna, Cilt 2, s. 283.

18 Ş. Elçin, Gevheri Divânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı MIFAD Yayınları 56, 

1984, s., 11-12. Ş. Elçin, Gevheri. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 

821, l987. s. 2.

19 Öztuna, Cilt. 2, s. 552.

20 Öztuna, Cilt l, s. 420. 21 Öztuna, Cilt 2, s. 279.

22 R.Toparlı, M.S. Çöğenli (haz.), Divan-i Halim Giray, Erzurum: Atatürk Üniversitesi 

Fen-Edebiyat Fakültesi Yayını, 1991.

23 Öztuna, Cilt 2, s. 107.

24 Öztuna. Cilt 2, s. 264-267.

25 Z. Karatay, «Orhan Tannkulu», Emel Dergisi, S. 173 (Temmuz-Ağustos, 1989),s. 34. 

 

 

Kırım Düğünleri

"Her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır." Türkçemizin en şumullü bu atasözü de isbat eder ki, her kavmin, her miletin kendine göre örf ve âdetleriyle gelenekleri vardır. Bu örf ve âdetlerle geleneklerden doğan güzellikler de o milletlerin kendi aralarında paylaşılmak suretiyle dışarıya sızdırılmaz. Yani demek istiyoruz ki, milletlerin, kavimlerin, kültürlerin örf ve âdetler ve geleneklerinden husûle gelen iyilik ve kötülügün gerek neticeleri, gerekse maddî ve manevî sorumluluğu münhasıran o zümreye aittir. Dışarıdakiler buna karşı yalniz seyirci olarak kalabilirler.

Meselâ, Anadolu'nun bazı yerlerinde yapılan ve bir hafta devamlı her çesit zevk ve şenlikle geçen düğün günleri aynı zamanda düğün sahiplerini türlü türlü aklî ve nakdî eziyet ve sıkıntılara maruz bırakır. Fakat bu sıkıntı ve eziyetler iki tarafın saadetine münhasır ve matuf olduğu için evlâtlar babalarının pek o kadar yüreğini sızlatmaz. Çünkü onda her iki tarafin ortak mutlulukları gayesi, yani maddî ve manevî bir gaye vardir. Gerçi zenginlerin bu debdebe ve gösteriş ile eşanlamlı eserlerini örnek almak zaruret ve mecburiyeti karşısında kalan bir kısım bîçareler, mahallî örf ve âdetlerle geleneklere aynen riayet etmiş olmak gibi büyük bir mâlî buhran ile neticelenen hakikatler muvacehesinde bir müddet çırpınmaktan kendilerini alamazlar. Lâkin, mahallî örf ve âdetlere riayetle ve çekilen zahmetlerle yapilan masraflar millî geleneklere karışıp gitmiştir. Esasen gaye ve emel evlât mürüvvetini görmekten ibaret değil mi?

Kırım âdetlerinin de pek çokları Anadolu âdetlerini andırmaktadır. Kırım'ın her tarafinda, Kırım Türklerinin milyonerinden en aşağı tabakasına kadar her ferdinde mahallî geleneklere riayet sevgisi vardır. Bu sevgi ve geleneksel saik düğün hazırlıklarına dört-beş ay evvelinden başlamak ihtiyacını hâsıl etmekte ve iki tarafı da oldukça mühim fedakârlıklara katlandırmaktadır.

Düğün zamanları sonbaharın sonlarında başlar. Çünkü o vakte kadar çoğu bahçeci ve tütüncü olan Kırımlılar bahçe işlerini, tütün satışlarını bitirmiş ve kazançlarını ceplerine koymuş olurlar. Düğün mevsiminin gelmesiyle Kırım'ın Turan ırkıyla meskûn şehirlerinde yer yer davul zurna sesleri kulaklarda çınlamaya başlar.

O kadar ki, meselâ 23 bin nüfuslu bir şehir olan ve 17 bini İslâm bulunan Bahçesaray'da bir haftada sekiz-on düğünün birden başladığı ve aynı hafta düğün yapmak üzere hazırlanan diger düğüncülerin de davul, zurna bulamayarak düğünlerini gelecek haftaya erteledikleri görülmüstür. Davulsuzluk ve zurnasizliktan düğünlerin tehir edilmesi de gösteriyor ki, burada geleneklere siki ve degismez bir baglilik vardir. Teferruati her ne olursa olsun esas itibariyle bu gelenek ve âdetlerden millî bir zevk ve derunî bir haz duymamak kâbil degildir.

Mehterhâne-i hakanî takimi saray içinde her gün nöbet vurdugu zamanlarda halkimizda görülen hücum ve büyük ilgi de gösteriyordu ki Turan irkinin eski geleneklerini sürdürmeye ve ihyâya siddetle ihtiyaci vardir ve bu ihtiyaci vazgeçilmez bir gereklilik derecesinde gören Askerî Müze müdürlügünün eski millî âdet ve geleneklerimizi ihyâ ve idâmeye matuf olan önemli icraati sükrana deger.

Gerçi o eski âdet ve gelenekler meyaninda bugün terkedilmesi zarurî hükmünde olanlari da bulunabilir. Fakat millî duygulari oksayacak, Türk'ün gögsünü kabartip sisirecek derecede iftihar etmemiz ve sevinmemiz gerekenleri de bütün bütün unutmus olmak veyahut unutmus gibi görünmek millî ve ananevî duygulardan soyutlanmis olduguna delâlet eder.

Suraya kadar belirttigimiz giris ve mütâlâalardan maksadimiz Turan irkinin yer yer eski duygularina ve eski geleneklerine kuvvetli bir baglilik ile gönül baglamalarina bugün hiç bir engel ve zorlayici mevcut olmadigini irkdaslarimiza anlatmaktir.

Kirim lisaninda toy tabir olunan düğüne bu ülkenin her tarafinda Pazar gününden baslanilmasi eski âdetlerdendir. Bundan evvel yani toy baslamazdan evvel her iki taraf arasinda kararlastirildigi sekilde erkek tarafindan mükellef tepsiler üzerinde türlü türlü nisan hediyeleri, su cümleden kiz için bir kaç kat elbiselik kumaslar, pullu bürümcükler vesair süs esyalari gönderilir ve hediyeler mutlak surette ya Pazartesi veyahut Persembe gecesi bir kaç kisi ile ve fenerler yakilmak suretiyle yollanir. Erkek tarafi bu hediyeleri getirenlere türlü ikramlar ve iltifatlar yagdirir.

Nisan merasimi icra olunduktan sonra artik kendilerini bir manevî bag ile yek digerine bagli kabul eden her iki taraf hazirliklarina devam ve bir an evvel düğün yapilmasina gayret ederler. Bu müddet zarfinda tesadüf eden mübarek günler erkegin kiza ve kiz tarafinin erkege hediyeler göndermesi için vesile bahseder.

düğünden bir hafta evvel agirlik nami altinda erkek tarafindan kiz tarafina ayrica bir çok agir ve çesitli elbiselik kumaslar gelir ve bu meyanda ferâce yasmak, ayna, tarak, mest, pabuç, telli duvak ve saire bulunur ve bunlarin bulunmasi elzemdir. Çünkü âdettir.

Pazar gecesi her iki tarafta sehir delikanlilari toplanarak düğüne davet edeceklerini yazarlar, müdâvimlerin isimlerini kaydederler. Bu is bile tantanali bir sekilde yerine getirilir. ìsimler yazildigi esnada oyunlar tertip edilir, sarkilar söylenilir, yemisler çikarilir.

Pazar günü, her iki tarafta toy baslar; sehir ve köy halki tebrik maksadiyla gelir ve her gelene davullar, zurnalar yol havası çalarlar. Gelenlere son derece i'zaz ve ikram edilir. Öglene kadar herkes dağılır, çalgıcılar dahi gider ve o gün ve gece sükûn ile geçer.

Pazartesi günü sabah erkenden çalgıcılar gelir, ikindiye kadar kız tarafında ve erkek tarafında oyunlar ve çeşitli zevk ve şenlikler îfâ edilir. İkindi vakti kız tarafında gelini perdeye korlar ve gelin perde arkasında Perşembe günü öğlene kadar kalır. Orada arkadaşları ile eğlenir. Bütün Kırım yarımadasında "Aglama Gelin" tabir olunan bir hava vardır ki, bu çalınır çalinmaz gelin ve nezdinde bulunan yaşıtları birbirlerinden ayrılacaklarini ve gelin bilhassa baba evini terkedeceğini düşünerek ağlar. Salı günü, haftanın en ağır ve en zevkli günüdür. Gelinin Salı gecesi başına, Çarşamba gecesi ellerine kınalar konulur. Bu merasim de çalgı ile ve türlü türlü debdebe ve ihtişâm ile yerine getirilir. Kınayı koyanlara ve ona yardım edenlere bol miktarda bahşişler atılır.

Perşembe günü, öğle üzeri erkek tarafindan "kuda" tabir edilen gelin alıcıları gelir. Bunlar son derece büyük bir hürmet ve debdebe ile karşılanır. Kudalar geldikten sonra nikâh kıyılır, kudalara mahsus sofralar kurulur, tatlılar dağıtılır, gül suları serpilir ve müteakiben çalgılar "Çeyiz Havası"nı çalmaya başlar başlamaz çeyiz arabaları kezalık gösterişli bir merasimle yüklenilir ve yola konulur ve sonra gelin arabası kapıya yanaşır. Gelin, sırmalı ve işlemeli göz alıcı perdeler arasından geçerek dört atlı mükellef bir landuna dahil olur, kudalar kendi arabalarıyla onu takib ederler. Gelin arabasına bir çok bahşişlik mendiller, çuralar, bohçalarla, çamaşırlar alınır. Bunlar, gelin arabasını yaya ve atlı olarak durdurmak babayişitligini göstermek itiyadını behemahal yapacak olan delikanlılar içindir. Bu suretle bir saatlik yola sekiz saatte gidildiği vâki' olmuştur.

Hattâ gelin bir şehirden bir şehire, yahut şehirden köye veya köyden şehire getirilirken şimendifer hattına tesadüf edilirse (butka) nöbetçi kulübesinden bir kadının çıkarak yolu kapadığı görülür, bahşiş almadikça Rus karısı demirleri açmaz, arabaların bütün hayvanlarının başları varaklıdır ve çeşitli mendiller ve çeşit çeşit basmalarla süslüdür. Gelen arabaların düğün arabaları olduğu bunlardan ve bilhassa landunun ziynet ve ihtişâmından anlaşılır. Bu minval üzerine bir köye veya bir şehirden diğerine götürülen gelinin gece yarılarında gidilecek yere vâsıl olunduğu görülmüştür.

Yolculuk esnasında çöllerde koşular tertip edilir. Birinci ve ikinci gelenlere bohçalarla hediyeler verilir. Gidilecek yere erişinceye kadar bir çok merasim icra edilir, köy çocuklarına varıncaya kadar bir çok hediyeler ve bahşişler verilir ve dağıtılır. Bu gerçi israftır. Fakat düğün sahibinin şanı ve şöhretidir. Daha doğrusu bir âdet, bir gelenektir.

Düğün haftası erkek tarafında da büyük bir şevk ve zevk ile geçer. Çarşambaya kadar pek çok ziyafetler düzenlenir. Çalgılar mütemadiyen çalar, bazı kimseler de ince çalgıda bulunur. Bunca çalgı üç-dört keman ve klarnet ile bir kaç dâre (def) ve bir-iki borudan ibarettir. Bu âdetâ bir musikî takımını andırır; hattâ bu takımlar Bahçesaray'in Hansarayı Parkı'nda her gün akşam üzerleri -yaz günleri- millî ve Rus havaları çalarak gezinenlerin kulaklarının dinlenmesine ve keyiflenmesine çalışırlardı.

Sadede gelelim: Çarşamba gecesi erkek tarafında delikanlılar toplanır yemekler yenilir, şerbetler içilir ve sonra bahçeye, bahçe müsait değilse geniş sofaya, süslü bir şal serilir ve üzerine süslü bir iskele konulur. Bu güveye mahsustur. Güvey bir don ve bir gömlek ile oraya oturur. Bu esnada kadinlar tamamen oradan ve civarından uzaklaşmışlardır. İki delikanlı güveyin iki tarafına geçerek onu bastan ayağına kadar giyindirirler. Bu sırada çalgılar devamlı olarak çalar ve yanmakta olan bir çok lambalardan baska sekiz-on çocuk güveyin karşısında ayak üzerinde yeşil mumlar ve meşaleler tutarlar. Bu bir millî zevktir. Güvey giyindirildikten sonra sabaha iki saat kalıncaya kadar kızlar bir tarafta, erkekler bir tarafta türlü-çeşitli zevk ve şenlikle vakit geçirirler. Sabaha karşı "Kökibaşı" denilen şahıs köki koyar ve bir hafta müddetle velvelesi olan düğün-dernek şu suretle sona erer.

Düğünden sonra kırk gün kadar gelin süslü elbiselerle pullu bürümcüklerle sabah ve akşam kayınpederiyle kayınvalidesinin elini öpmek mecburiyetindedir. Bu da aile arasinda vücudu elzem bulunan karşılıklı sevgi ve saygı hislerini idâme ettirmeye yönelmiş dinî, edebî, ahlâkî ve Peygamber'in beğeneceği türden bir âdettir.

Makalemizin başında da söylediğimiz vechile Kırım düğünlerini böylece tafsil ve beyan eylemekten maksadımız okuyucularımıza oraların sosyal hayatına ve millî yaşantısına dair bir fikir vermiş olmak içindir.

Anadolu'nun pek çok yerlerinde, şu cümleden Eskişehir ve Konya taraflarında düğünler bu suretle icra edilmektedir. Hattâ bu âdetlerden bir çokları Yenibahçe ve Şehremini taraflarında oturan Kırımlılar tarafından halen uygulanmakta ve yerine getirilmektedir. Çünkü bu belirttiğimiz gibi bir millî âdet ve güzel bir gelenektir. Bu âdetleri yerine getirmeyen bazı yerler olabilir ve bunlardan gereksiz olanlarını terketmekte bir mahzur yoktur. Fakat millî ve ananevî ve hattâ mahallî güzel ve sevilen âdetleri hor görmek ve beğenmemek milliyetçilikten pek uzak bir tavırdır. Geçenlerde şehrimizi [İstanbul'u] tesrîf eden Avusturya İmparatoru Karl Hazretleri'ne yeniçeri bölükbaşıları tarafından yapılan saygi merasimi ve Topkapi Sarayı'nda ìmparator ile ìmparatoriçe Hazretleri'ne alaturka kahveler ikram ve eski zaman isi çubuklar takdim edilmek gibi sırf Türkçe gösterilen misafirperverlik eski Türk geleneklerinin açık birer delili ve şâhididir.

* Arap harflerinden Latin harflerine geçirdiğimiz ve metnin hiç bir şekilde manâ ve bütünlüğüne dokunmaksızın yalnızca günümüz Türkçesine göre sadeleştirdiğimiz bu yazının orijinali İstanbul'da yayınlanan Kırım Mecmuası'nın 4. (1918) sayısının 69.-73. sayfaları arasında derc olunmuştur (Hazırlayanın notu).

Emel Dergisi Sayı: 217. Kasım - Aralık 1996

Yaz.: Çubukçuzade Safvetî Kemal - Haz.: Ayşe GENÇKOL

 

 

Muarririyetten

1977 senesi Taşkentteki Ğafur Ğulam adına edebiyat ve sanat neşriyatı yanındaki kırımtatar edebiyatı bolügi muarebeden soñ, sürgünlikte birinci kere, endi aman-aman unutılıp başlagan zengin ağız yaratıcılığınıñ hazinesinde muim yer tutqan qırımtatar halq yırlarından tertip olungan «Sabanıñ saar vaktında» cıyıntıgını derc etken edi. Bu muim ve hayırlı işni yapuvda bestekârlarımızdan İlyas Bahşış ve Edem Nalbandov buyuk teşebbüs köstergen ediler.

0 zaman nezaret teşkilâtları pek saqt çalışa ve bizlerge atta oz milletimizniñ adını yazmağa bile yasaq ete turğanlar. Şu sebepten cıyıntıq «Qırımtatar halq yırları» degil de, «Sabanıñ saar vaqtında» adınen dünyayuzü körgen edi. Buña baqmadan kitapqa halqımıznıñ meragı buyuk oldı. Cıyıntıq oquyıcılar arasında tez darqalıp ketti.

Niayet, halqımız ana-Vatanına qaytmaq imkânına malik oldı. Bu yalgñız oz toprağımızda yaşamaq ve baş soqmaq içün talda qurmaq degil de, medeniyetimizni, sanatımıznı, butün varlığımıznı ğayrıdan canlandgrmaqceryanı olmaq zarurdır.

Butün bularnen beraber ve oquyıcılarımıznıñ mezkür cıyıntıqqa olgan buyuk istegini, talabını yerine ketirmek içün onı qaytadan derc etmek qararına kelindi.

Cıyıntgqnı tertip etken bestekârlarımız İlyas Bahşışnen Edem Nalbandov kitaptan yer alğan yırlarnıñ tekstlerini bir daa diqqatnen baqıp çıqtılar. Elbet, bir sıra yırlarımıznıñ sözlerine soñundan qoşulgan, olarnıñ em manasını ve emde bediiyligini bozğan ibarelerden temizlemek, halqnıñ asırlar devamında meydanga ketirgen, ğayet qınmetli zenginligini oña lâyıq alında qaytarmaq qolay degil. Bunıñ içün buyukten-buyuk ilmni-tedqiqat işlerini alıp barmaq zarur. Lâkin şimdi bizler bu işlerni yapuvda adjizmiz demege aqqımız yoq. Cıyıntıqnı qaytadan neşirge azırlavda eki belli, esli-başlı bestekârımgz buyuk işler yaptılar. Bundan da başqa kitapnı birinci kere neşirge azırlaganda bu saada teren bilgige ve tecrnbege malik Murtaza Velicanov butün yırlarnıñ tekstlerini közden keçirgen ve buyuk yardımda bulungan edi.

Zanımızca, oquyıcılarımız boyle qıyametli kitapnı azırlap, olarğa taqdim etkenlerniñ kim ekenlerinen meraqlanırlar. Bu sebepten cıyıntıqnıñ soñunda olarnıñ tercimeiallarını beremiz.

Kitapnıñ başında ise, yuqarıda qayd etip keçkenimiz kibi, qırımtatar muzıkasını ve hususan, yırlarını yahşı bilgen medeniyet ve sanat erbabgmgz merhum Murtaza Velicanovnıñ «Qırımtatar halq yırları-nıñ sözleri aqqında» adına keniş maqalesini taqdim etemiz. Makale 1992-1993 seneleri «Yıldız» mecmuasında basılğan edi. Onı neşirge bu saanı yahşı añlağan yazıcımız Riza Fazıl azırladı. Mezkür maqalede 350-ge yaqın qırımtatar halq ygrı talil oluna.

Cıyıntıqnı tertip etkenler Murtaza Velicanovnıñ mezkür maqalesindeki bazı fikir ve hulâsalarını davalı saysalar da, muellifniñ bu tedqiqatı buyuk ilmiy emiyetke malik olganına eminlik bildireler.


Qırımtatar halq yırlarınıñ sözleri aqqında

Malüm ki, qırımtatar avaları pek çoq sanat ustalarınıñ diqqatını ozüne celp etkendirler. Olarnıñ arasında oz milletimiz vekillerinden ğayrı baş-qa halqlarnıñ muzıka medeniyeti saasındaki meşur erbaplarınıñ adları da az degil. Buña misal olaraq rus klassik opera muzıkasınıñ temel qoyıcısı İvan Mihayloviç Glinkanı köstermek mumkün. Ulu marinist-ressam İvan Könstantinoviç Ayvazovskiy ozüniñ sevgen qırımtatar yırlarınıñ maqamlarınen yaqın dostu #Glinkanı tanış ete ve o maqamlar bu ulu kömpozitornıñ diqqatını celp eteler. Bu eki sanat ustasınıñ dostane körüşüvleri neticesinde «Qaleniñ dibinde men taş olayım» yırgnıñ qırım variantı şu buyuk kömpozitornıñ «Ruslan ve Lüdmila» adlı operasında yañgıradı.

Qırımtatar avaları ve yır maqamları diger bir meşur rus kömpozitorı Aleksandr Könstantinoviç Glazunovnıñ da dikısatını celp ete ve milliy «Qaytar-ma» oyun avasınıñ bir qaç variantı, «Ay, çamlar» degen lirik yırnıñ maqamı onıñ icadından yer alğandır.

Belli ermeni kömpozitorı Aleksandr Afanasyeviç Spendiarovnıñ icadiy faaliyetine ait aşagıdaki fakt da diqqatqa lâyıqtır. Qırımda yaşar eken o qırımtatar yırlarını sevip, bir sıra halk yırları-pı ve avalarını notaga alıp, olarnı ğayrıdan işlevge 1ъayret ete. Onıñ tarafından işlenilip yazılğan «Qırım eskizleri» adlı meşur süitası şimdi de oz qıymetini coyğanı yoq.

1910 senesi qırımtata? yırlarından toplanıp çıq-«fılğan bir neşnrni qayd etmek mumkün. Bu belli rus folklorcısı Olesnitskiyniñ «Qırım turkleriniñ yırları» degen biraz hucurca adnen çıqarılğan eki gömlıq kitabıdır.

Sovetdevrindeki muzıka mutehassıslarından qırımgatar halq yırlarına oz emegini sarf etkenler şulardır: professor Çernov («Alim», «Çubuqçı», «Aynenni» kibi yırlar); nam qazangan sanat erbabı A. Milân («Demirciler», «Şu yaltadan taşyukledim»);yu. Lobaçöv («Bir danem Ayşem», «Ozen içi tüzemlik»); A. P. Çehoinıñ qadınınıñ qardaşı Lev Könstantinoviç Knipper (bir qaç «Qaytarma» avası)

Bu işlengen ayrı yırlardan ğayrı 1927 senesi V. Filonenkö ve S. yefetov tarafından tertip etilıen «Qırımtatarlarnıñ yırları» cıyıntığı neşir etildi.

Körümli rus yırcısı A. Könçevskiy de qırımtatar yırlarına buyuk diqqat ayırdı. 0, bu yırlarnı ozündje icra etmeknen sıñgrlanmayıp, «Qırımtatarlarnıñ yırları» adlı cıyıntıgını çıqardı. Bu cıyıntıq rus ve dünya medeniyeti saasında zntsiklopedik derecede keniş bilgili alim, sovet devletimiñ birinci maarif halq kömissarı Anatoliy Vasilyeviç Lunaçarsk.iyniñ taqdirlevine muvafaq oldı A- V. Lunaçarskiy bu cıyıntıqqa acayip bir kiriş sözü yaza. Rus medeniyetiniñ itibarlı vekili tarafından qırımtatar muzıka medeniyetineyuksek qıymet kesildi. Anda o cumleden şoyle yaza:

«Üksek zekâ saibi türk halqı ozünipъ bu pıtagında, berekötli Qırım diyarında, nice-nice halqlarnıñ yolları kesişken ve Şarqnen Ğarpnıñ tesiri qarışqan yarım adada bugünley ozıyun, yımşaq, parlaq ve şanrane bir medeniyet meydanga ketirmemesi mumkün degil edi.

Butün bular eñ ziyade Şarq ve Ğarp maqamlarınıñ nazikane birleşüvinen, ozüiiñ başqa bir pek siyrek halq yırında rastkele bilgen inceliginen ayrette qaldırğan qırımtatar halq yırlarında ayrıca körünmekte».

Zan etsek, muzıka medeniyetiniñ bir sıra körümli erbaplarınıñ qırımtatar yırlarına msragını qozgagan, olarnıñ diqqatını ozüne celp etken küç milliy avalarımıznıñ ancaq A. V. Lunaçarskiy tarafından aqlı surette qayd etilgen bu hususiyetlerdir.

20-nci yıllarnıñ ortasında qırımtatar halq yırlarını toplavnen, olarnıñ sözlerinnñ şive ceetlerinn ogrenüvnen Leningrad ilmiytedqkqin muessiselerinden biriniñ hadimi Olga İvaiovna Şatskaya meşgul olgan edi.

Bu folklorcınıñ ilmiy hız.meti netkcesinde «Qırımtatarlarnıñ yırları» degen cınıpgıq tergip etilip, o rus, fransız, italyan ve nemse tillerinde neşir olundı.

Kırımtotar oyun avalarını fonogehnnka vastasınen yazıp aluv nşnnen 30ncı yıllarnıñortasındaleningradl1,1 yat kömpozitor Viktor Tomяlnn meşğul olgan eli. 0 hususai «Qaytarmay avalarına aGfıca dpqqat anıra );1P.

Qırımtatar yırları grammofonğa, yañılmasam, birinci sefer 1908 senesi Bağçasarayda yazılıp alınğan yedi.

0 yırlarnıñ icrasşda oz çalğı takımınen be-|).|ber bağçasaraylı meşur kemaneci Aşir-usta ve kara-1 uvbazarlı namlı halq yırcısı Halil Appaz iştirak .gken ediler. Söz sırası, menim bilgenime köre, Aijr-,sga halk arasında meşur olğan «Tım-tım» oyun avasış.şъavtorıdır.

Bu yerde men, keçmiş devirde mahsus tasil almağanla-!i,1na baqmadan, ozleriniñ tabiiy istidatları ve gay-;i.-gleri neticesindeyuksek icracılıq mearetine sa-,i1 olğan yırcılarımız ve çalgıcılarımıznıñ ad-|,|rını añmaq isteyim.

Arqaga aylanıp baqar zkenmiz, halq yırlarınıiъ ; |,ayeg usta icracısı, tehnikiy ceetgen icra etilme-i soñderecede murekkep olgan «Tım-tım» avasını bu-ük bir canbazlıqnen icra etken merhum Appaz-ustanı şn söznen añmamaq mumüon degil.

Aynı'bunıñ kibi halk avalarınıñ usta icracımrdan «Ey dilde bitmez bu ah-i vahım» degen acayip halq avasınıñ namlı icracısı Smail Mecit-usta-i1,|ñ ve «Taqsim»ler tsiklına ait soñ derecede nazik şrnk avalarnı icra etüvde ustüne kimseni çıqarmagş meşur kemaneci İzzeddin-ustanıñ adlarıiı da tersi urmetnen talge alamız.

Keçmiş devirdeki bir sıra boyle ustalardan bir ozü-şşъ qırımtatar muzıka medeniyeti saasıida keniş ,;ilgisinen ve milliy çalğı aletlernmiz ol1'an sazda ve '.,111'gırda halq avalarını buyuk bir coşqunlıqnen id-+.ra etken, halq arasında buyuk bir itiramnen santırcı Mamut efendi adıpı alğan - bagçasarailı halq oca-sm Mamut Refatov edi. Buyuksek medeniyetli qorantanıñ putün azaları, hususan kence ogulları kömpozitor Asan ; 'sfatov milliy muzıka medeniyetnmizde belli iz qaldır-çılar.

Bu yerde halq icracılarındai Aluşga raionı Tu-.oq köyünden belli sazcı Kerim ustanıñ da adıiı tqqattan çe-gte qaldırmaq istemeyim. 1921 senesi .çqarıda añşğan Köpçevskiy ozüniñ cıyıntıgı-ka kirsetken bir çoq yırlarnı ondan yazıp alğandır. Kerim-usta halq yırlarınıñ usta icracısı ve na-mlı sazcı olmaqnen birge, ozü de yır toquy edi.

Meselâ, «Gül Asan», «Bilmem olü, bilmem plen, biilmem sağ» kibi bir sıra yırlarnıñ em muzıkası-nıñ, em de sözleriniñ muellifidir.

Bu ustalar ve daa çoq digerleri ozleriniñ halq yara-gıcılıgı saasında çoq yıhlık fedakâr hızmetleri-ieya halqnıñ urmetini qazandı ve ozleri akısında gayet eii hatıra qaldırdılar. Çünki olar ozleriniñ bu hızmetinen kelecek nesiller içün pek çoq halq yırları ve avalargnı saqlap qaldılar. Boyle acanip adamlar, olarnıñ alicenap faaliyeti olmağan olsa, halq yaratıcılıgınıñ pek çoq yırları ve avaları izsiz ğayıp olıp keter ve şimdiki nesillernmñ variye-ti olmaz ediler.

Şusı malüm ki, inqilâptan evel çoq tirajnen ba-sılgan ve halq arasında darqagan mahsus yır cıyın-tıqları yoq edi. Bizge o devirde, yani 1881 senesi İbraim Temirşah-Mırza adlı birisi tarafından tertip etilip, belli türkölog V. Radlovnıñ muarrirligi altında az bir tirajnen neşir etnlgen yekâne bir yır kitapçıgı bel-li.

Bu yerde şunı aytmalı ki, boyle halq ygrları ve ava-larından tertip etilgen cıiıntıqlar ve ihtisaslı kömpozitorlar da bizde yalıñız 20-ncı ve 30-ncı iıl-larda peyda oldılar. 30-ncı yıllarda qırımtatar köm-iozitorları Asan Refatov, yaya Şerfedinov ve İlyas Bah-şış ozleriniñ halq yırlarından tertip etilgen cıyıntıqlarını bastırıp çıqardılar ve o cıyın-tık-lar adamlarda, hususan yaşlarda halq yırlarına, mu-zıka sanatına buyuk meraq dogurdılar, milliy muzıka medeniyetimizniñ inkişafına eyi surette tesir ettiler.

30-ncı yıllarnıñ soñunda şair İbraim Bahşış yazıcıyusuf Bolatayen birlikte qırımtatar yırları cıyıntığını çıqardılar ki, oñayuzge yaqın yır kirgendir.

Aynı şu devirde milliy muzıka medeniyetimizniñ ufugında ozüne buyukümütdoğurğan istidatlı yaş köm-pozigör Abibulla Qavriy peşla oldı. Bu aljaynp istidat gizli teşkilâtta faal iştiraki içün yaqalanıp, gesta-po tarafından vahşiyce oldürildi. Onıñ icadiy asabalıgı mıqdar ceztinden az olsa da, yazıp qaldır-gan yırları ozleriniñ zengin milliy-aenkinen ayrı-lalar ve o iırlar pek çoq muzıka aveskârlarınıñyure-giçden yeraldçar.

Halq yırlarıiı toilav işini qırımtatar muzıka medeniyetiiiñ ihtiyar vekili kö.mpozitor yaya Şerfedinov

devam ettirmekte. (Murtaza ağa Velicanov bu eserni yaz-ğanda yaya Şerfedinov daa sağ edi. R. F.).

Aynı bu işnen kömpozitor İlyas Bahşış da meşğ-ul. Bu saada nisbeten daa yaş kömpozitor Edem Nalbandov ve bir sıra diger yaş muzıka mutehassısları çalışalar. Bulardan hususan ozüniñ ayrıca bir istidatınen ayırılıp turğan Fevzi Aliyev ciddiy işler yapmaqta.

Zan etsem, kırımtatar ezgileriniñ göñüllerni meftun etici dülberligi aqqında ğayet keniş darq-ağan fikir ve bu fikirniñ aqiqat olganı olarnıñ yaek çoq muzıka sanatı erbaplarınıñ diqkatını celp etkenlerinen de tasdiqlana.

Em meşur klassiklerniñ, em de muzıka sanatı ustala-rınıñ kırımtatar muzıka-vokal folklorına şu derece urmetle diqqat ayırğanları bu halq yırları-nıñ şubesizyuksek degerliginden delâlettir.

 

Qırımtatar halq iırlarınıp umumiy közden keçirilüvi

Eminliknen aytmaq mumkün ki, halk yırları qı-rımtatar folklorınıñ mantıq ceetinden de, mıq-dar ceetinden de eñ original ve eñ zengin qısımlarından biridir.

Bu halk yırlarınıñ terkibinde em janr, em milliy kölorit çeşitligi ceetinden, em de insan psihikası-nıñ çeşit soy emotsional taraflarını keniş qaplap alğan mevzu ve süjet zenginligi ceetinden ayrıca diqqatqa lâyıyu pek çoq mıqdarda yırlar olğanı, bunıñ kibi de bir sıra diger medeniyetlerniñ tesiri-nen, em de Qırımnıñ ozüniñ hususiy gabiat şaraiti-nen aşlangan halq yırları ve ezgilerniñ soñ derece zengin çeşitligi olarnı talil etüv saasında pek murek-kep vazifeni ogge süre ki, onıñ ilmiy ceetten esaslı surette çezilmesi ozüñde mahsus ihtisas olmaqnen bir-ge sanatnıñ çeşit saaları boyunca keniş bilgi ve ma-yaümat saibi olmaqnı, halq yırlarınıñ butün taraf-larını temeliiden ogrenmekni talap zte ve aynı zamanda bu saada zemane köntseptsiyasınıñ metodologik printsip-lerinen sş1яlanş, olarga riayet etmek kereksiñ.

Keniş surette ilmiy tedqiqat işleri teşkil etilmesini ve buña çeşit soy mutehassıslarnıñ celp etilmesini talap egken butün bu gayet murekkep vazifeler kömpleksini köz ogöne alaraq, men şunı ayt-maga aşıqam ki, menim halq nırlarınıñ sezleri aqqında bir aveskâr sıfatında yapkan bu qaydlarım ve ortağa sürgen fikirlerim iç bir türlü nasıldır il-miy talil de degil, bu meseleniñ tafsilâtlı bir aks olunuvı da degildir. Boile meselenig men ogüme de qoy-ıp olamayım.

Zaten iç bir vaqıt tedqiq etilmegen bu mesele bo-ünca aşağıda aytacaq butün şeylerim halq yırla-rınıñ sözleri hususında ayrı fikirlerimni ve şu yır-larnı icra etüv boyunca bazı bir qaydlarımnı, tek-liflerimni ortağa sürerek umumen yapılğan bir obzor-dan ğayrı bir şey degildir.

Cumleden bu meselelerden biri qırımtatar vokal ve muzıka folklorşa başqa medeniyetlerniñ tesiri me-selesidir ki, bu mesele uzerinde umumiy bir fikir yoq-tır. Bu hususta men evelâ oz fikirlerimnen paylaşmaq ister edim, lâkin bunda qomşu medeniyetlerniñ biri-birine tesir eterek ozara zenginleşkenleri meselesine toqunmaycagım.

Qırımtatar vokal ve muzıka medeniyeti ozüniñ çoq asırlıq inkişaf ceryanında tek ozüniñ ozpon mil-liy icadg ve tek oña has hususiy çizgiler esabına zen-ginleşmeknen qalmayıp, turk, bulgar, ukrain, rus hal-qlarınıñ yaratıcılığınen de ğıdalanıp, belli de-recede mıqdarca zengince ve keyfiyetçe daa güzelce olıp kelgeni aqqında fikirler esassız degildir. Çünki bnzim esabımızca şu halqlardan folıslorı-mızğa elliden ziyade yır kirgeni bunıñ açıq delili-dir. Bunen birge em yırlarda, em avalarda bir vaqıtta Qırımla zuur etken rum ve genuez medeniyetlerpniñ ele-mentleri saqlanğanını da esaptan çıqarmamaq kerek.

Butün bularga qırgmtatar ygr folklorınıñ zen-ginleşmeskne hız.met etken aşıq-kedaylarnıñ yaratıd-jılığını da qoşmaq lâzim. Oz repertuarına Aşıq-Kerim, Aşık-Ğarib, Aşıq-Umer kibi, tek Qırımda degil, Kavkazda, Türkiyede, butün yaqın Şarqta da me-şur olğan saz şairleriniñ, men der edim milletlerara şairlerniñ icadını qoşmagan iç bir halk yırd-jısı qalmağandır.

Qgrımtatar muzıka medenneti qomşu halqlarngñ medeniyetlerinen rastkelişerek, elbette, olarnıñ tesi-rine qapılmay iç olamaz edi. Lâkin olarnıñ eyi tesi-rinen zenginleşerek ayng vaqıtta, qabul olungan ele-mentleriniñ milliy şekilini deñiştirip, olarga ozüniñ hususiy milliy halq aenkini bergendir. Bu emişşkle şu aşagıdaki misallernen tasdiqlana: «Men

Anamnın bir qızı edim», *Qara-qara qazanlar» kibi yırlarnıñ ukrainlerden, «Em seversiñ, em sevmezsin'» yırı ruslardan, «Ösmam, söyletme meni» ve daa çoq yır-lar turklerden alınganı iç şube doğurmay. Lâkin olar o derece deñiştirilgenler ki, olarnı endi qırımta-tar yırları dep saymamaq iç mumkün degil.

Muzıka folklorınıñ mıkvdar tarafını alacak olsaq, zanımızca beşyuzden ziyade halq yırı ve çoq mıqdarda oyun avaları, türlü merasimlerde, toylarda ve cıyınlarda icra etilgen çeşit soy avalar bar. Olar-nıñ içinde başqa halqlardan alınğan, ya da belli bir derecede olarnıñ tesirini alğan avalarnıñ mıqda-rı 10-12 fayızdan ziyade degildir.

Şunı da aytmak lâzim ki, başqa halqlardan alın-ğan avalardan gayrı, ozümizniñ asıl milliy avaları-mızda da aenk hususiyligi gayet çeşitlidir. Bunıñ sebe-bi zanımızca, Qırım yarım adasınıñ ozüniñ tabiat şaraitiniñ kesen-kes çeşitliginde olsa kerek ki, buña onıñ evelki ealisiniñ etnik çeşitligini, mındaki gayet murekkep sotsial-demografik qarışmalıqnı ve belli olğanı kibi, Qırımnıñ tarihiy keçmişinde mevcut ol1ъan diger çeşit faktorlarnı da qoşmak yer-lidir.

 
Halq yırlarınıñ bazı janrlarınıñ hususiyetleri

Qırımtatar halq yırları hazinesi yır medeniyeti-niñ çeşit janrlarınen baydır ki, olardan eñ keniş darqagan soyları lirik yırlar, epik yırlar, turmuş yırları, çıñlar ve manelerdir. İşte men aşagıda şu halq yırları janrlarınıñ hususiyetleri aqqında oz fikirlerimnen paylaşmaq isteyim.


Lirik yırlar

Halhъ yэrlarından halq arasında eñ keniş darq-aganı lirik iırlarıdır ki, zanımca bu janrga ant yırlar eñ çoq mıqdarnı yani butün yırlarnıñ yarı-sıidan zpяdesini teşkil eteler. Halq tarafından ziyade sevilgen bu janrga ait iırlarda, adeti uzre, nnsan duy-ğularından, onıñ tüşünce ve emotsional coşuvla-rından ibaret butün bir alem aks oluna, em bu duyğu ve tüşünceler esas itnbaren sevgi islerinen baglı olıp, olar insan psih.ikasınıñ butün murekkepligini ve çe-şitligini qavrap alalar.

Bu janrğa ait bir çok yırlarda eñyuksek maqtav ibareleri ile sevilgen qıznıñ ya da qadınnıñ dül-berligi, güzelligi, nazikligi ve insannı meftun etici diger degerlikleri maqtala. Pek siyrek allarda boyle maqtaluv sevilgen yigitke de ait ola. Em sevgi isleri-niñ nazikligini, sıcaqlığını ve göñül ohşayıd-jı diger hususiyetlerini daa ziyade kenişleterek, lirik yırlarnıñ sözleri ozleriniñ dülber epitetlerinen, bediiy añlatuvlarınen, obrazlı metaforalarınen o aşıqlıq duyğularına daa buyuk emotsional quvet be-reler.

Yırlarnıñ sözlerinde o ya da bu duyğunıñ aks olunu-vı ekseri aldayuksek derecede bediiy, aqiqat bir poe-tik şekilini ala.

Bir qaç misal ketireyik. «Elâ közde» degen yırda sevgi isleri yigitniñ oz sevgilisine şoyle muracaa-tınen aks ettirile:

«Ayağıñ bastığı yerden bir avuç Toprağıñ gönder,yuzümi süreyim».

«Akşam olsa» adlı halq yırında da yigitniñ sevgi-si aynı şoyle obrazlı sözlernen aks etile:

«Gül bağçaday körüne Curgen coluñ».

«Taş oglan» yırınıñ şu satırlarına diqqat etiñiz:

«Soldı menim derdimden Bağçamdaki susamlar».

Halq yırlarında pek çok rastkelgen giperbola tar-zında oşatuvlar, obrazlar ozleriniñ söz şekiliniñ mukemmelligi em de tasavur kenişligi ceetinden zaten'yuksek bediiy söz şedevrleri seviyesindedirler:

Mına boyle bir kaç misal:

«Aqan suvlar merekep olsa,

Яzэlmaz menim derdim».

(«Elpf dsdim, be dsdim»)

«Közyaşlarım degirmenler döndürir».

Oduncılir»)

«Menim ai-zarımdan

Avalar bulutlanır».

(«Qarşıda yar atlanır»)

Halq yırlarında işte boyle şiiriy inci numüne-leri az degil. Lirik janrındaki yırlarda, biri-birini sevgen adamlarğa has olğan küncilik duyguları çeşit şekilde aks olunganı da ozüne diqüat celp etmekte.

Meselâ, «İdalı gelin» yırında bu künlev duyğusı zan etsek, pek nazik şekilde ve mukaytlıqnen aks olu-na:

«Ohşadığım o elleri

Ğayrı bir el sıqmasın».

Olmaycaq bir ufak sebepten bile tez kozgalğan bu duyğu ekseri alda şiddetli emotsional taşkınlıq tüsüni alğanına baqmadan, bu misalde sevgilisini tenbiyelev oldıqça nazik, yımşaq surette aks oluna.

«Kelip kirme dost bagına» adlı yırda aynı şu künd-jilik duyğusı tenbiyelev, nasiatlav şekilini ala ve aks alda işniñ soñu yaman ola bilecegi hatırlatıla. Yır-nıñ muellifi oz dostunıñ qaydını çekerek onıñ raqibine şoyle dey:

«Qaş oynatma dost yarına

Qaş tübünde közyaşı bar».

Bazı yırlarda ise bu küncilik duygusı butünley başqa surette, qaba, sert, amansızca qargav şeki-linde aks oluna. «Araba qapıñ» yırında mına ne deni-le:

«Яrem baюqasına baqsa, Saplansın pıçaqlara».

«Gider iseñ» yırında da ayng şoyle acuvsız qarğ-av sözleri aytıla:

«Menden ğayrı yar severseñ,

Eki közüñ kör olsun».

Aceba, nasıl ola sevgen adam ozüniñ sevgilisine boyle facialı taqdir tiley?! Buña ne demek mumkün? Lâkin küncilik kybi şaytan duyğusınıñ qaba, yeñ-ilmez küçü şoyle olsa kerek.

Lâkin bunıñnen birge halq yırlarında tar, egöistik duygungñ aksi olgan altruistik harakterdeki duygu-larga da az yer ayrılmay. Mına misal içün «Üksek mi-nareden» yırında ne denile:

«Men saralmadım,

Eller sarsın toyunca».

Яhut «Çıqtım ğarip yaylasına» degen halq yırından butün bir dörtlükni ketireyik:

«Men giderim, sevdigim, haberiñ olsun,

Malım-mulküm saña emanet olsun.

Taze yar severseñ - mubarek olsun.

Eglen, a sevdigim, bir gün gelirim.»

Köresiñizmi, bu sözlerde ne qadar sıcaklıq, in-saniyetlik, eyilik duyguları bar!

Ebet, halq yırlarında boyle umuminsaniy, aqiqiy gümanistik duygularnen aşlanğan satırlar da az degil ki, bu belli derecede ozünde boyleyuksek eyilik duyğu-ları bulundırğan halqnıñ ahlâqiyyuzüni de köste-re.

Qırımtatar halq lirik yırlarınşъ sezleri husu-san sevgi duyguları ve islerinden kelip çıqqan çeşit soy istek ve arzularını soñ derece nazik ve alicenap şekilde aks etilüvinen ayrılalar. Bunı aşağıdaki misaller yahşı tasdiqlaylar:

«Saat-saatyuzüñi körsem,

Aşqımı zulfiñe orsem».

(«Saat-saat»)

«Sabadan köşküñe kirsem,

Sırma saçlarıñnı orsem».

(«Saba olsa»)

«Nazlı-nazlı, kelyanıma,

Aq elleriñ sar boynuma».

(«Nazlı-nazlı»)

Boyle küçlü insan arzularınıñ coşqun, gürdeli ıntıluvlarınıñ o derece nazikane inceliknen aks olunganına, halq yırlarında ateşli sıcaq sevgi duyğularınıñ acaiip suregge nazik bediiy söz orne-ginen toqulganına suqlanmamaq mumkün degil!

Sevgi muabbet harakterindeki istek ve arzularnıñ, altruistik harakterde eyiliklerniñ çeşit şekiller al-ğan küncilik duyğularınıñ oyle nazikliknen aks olunuvı akısında misallernen bir sırada lirik yırlar-da insan psihikasınıñ peşmanlıq, umüt ve umütsiz-lik, sadıqlıq ve sevgige hiyanetlik, cevapsız sevgi ve asretlik, sağınuv kibi çizgileri em de insan duyguları, fikir ve emotsiyalarınıñ çoq taraflı alemine has pek çoq diger murekkep amelleri de aks oluna.

Bulardan başqa lirik yırlarda qızlarnıñ ve qa-dınlarnıñ dülberligi, güzelligi ve diger hususiyetle-rinden neler, neler aks olunmay!

Mında uzun orme saçlar da, yipek saçlar da, qoqulı zilifler de, qara qaşlar da, mavı közler de, oq kibi kirpikler de, ateşin baqışlar da, mermer yaki inci tişler de, bal dudaqlar da, bulbul sesler de, al yanaqlar da, tıgız köküslr de, tüzgün endam da, ince beller de, selbi boylar da, qardan beyaz qollar da, nazik parmaq-lar da ve daa bilmem neler-neler bar!

Butün bulardan başqa lirik yırlarda tuvğan yerler-niñ dülberligini, tuvğanyurtnıñ tabkat güzellikle-rini aks etüvge de çoq yer ayırıla.

İşte lirik janrındaki halq yırlarınıñ eñ ha-rakterli esas hususiyetleri qısqadan bulardan ibarettir.

 
Çıñlar ve maneler

Qırımtatar yırları ve milliy muzıkası çoq asır-lıq tarihqa malik olıp, olarnıñ tamırları asırlar terenliginden osüp kelmektedir. Lâkin pek çoq eski qadimiy yırlargmız bu küngece yetip kelmegendir. Olarnıñ ekserisi izsiz gayıp olgandır. Buña ise esasen çoq ceetten soiъ derece fanatik ve cail ruha-niyler sebep olgandır. Çünki olar dünyaviy, ayatiy yırlarnıñ, muzıkanıñ duşmanı ediler ve çalğan adam güя ahretke qursagı ustünde yılışıp baracaq, dep çalğı çaluvnı musulman içün zaten bir buyuk günяh etip köstere ediler.

Zanımızca, eñ eski qırımtatar muzıka medeniyeti-niñ qalımtıları belli bir derecede Qırımnıñ çöl tarafında ait yırlarda, çıñlarda, «Noğay beyitleri»nde saklanıp kalğanlar. Şimdi yaşap kelıen yır-larnıñ ve avalarnıñ ise pek çoqu nisbeten yaqın de-virde peyda oldı ve olarnıñ tarihı olsa-olsa eki-uçyuz yıldır.

«Çıñ» janrınıñ esas hususiyetlerinden biri şu ki, olarngñ sual ve cevaptan ibaret ekişer satırlıq beyitleri adetiy halq yırlarında olğanı kibi, belli bir mıqdarda beyitlernen sıñırlanıp, ayrı bir yır şekilini teşkil etmeyler.

Çıñ janrı ozüniñ icra olunuvı ceetinden rus-larnıñ «Çastuşka» janrını añdıra amma, o bir sıra hususiyetleri ile «Çastuşka»dan butünley ayırdı etile. Onıñ eñ esas hususiyeti şu ki, çıñlar ekseri alda, derъal, yani şu yerde uydurılıl icra etile. Meselâ, yigit nasıldır bir sebepten begengen ya da sevgen qızına qa-fiyelengen eki satırlıq çıñnen muracaat ete. Qız da şu yerde uydurıp, qafiyelengen eki satırlıq çıñnen cevap bermek borclı. Meselâ:

Yigit.

Mına selâm aleyküm, men de keldim, alay,

Atımnıñ başın baylamaycibereberdim, alay.

Qız:

Aleyküm selâm, hoş keldiñ, sen ekensiñ, alay,

Bağçalarda qoquğan gül ekensiñ, alay.

Çıñlarnı uydurıp icra etüvniñ improvizatsion harakteri bu janrnı, bu icra usulını bnri-birine çıñlar uydurıp aytuv ustalığı boyunca bir yarışqa çevire.

Çıñlar, adeti uzre, ananeviy cıyınlarda, toylar-da ve bayramlarda icra etile. Toplanıp iş yapılganda, meselâ, tütün tizgende, demetlegende, yemiş cıyganda, kiyiz bastırganda da çıñlar aytıla.

Çıñ janrınıñ mevzuları: sevgi ve muabbetlik, şaqa ve mısqıllav, tapmaca ve onıñ cevabıdır. Ozüniñ daimiy şekil alğan çoktan-çoq beyitleri ile bu janr esasen Qırımnıñ çöl tarafında ve kıs-men orta yolaqta keniş darqağandır.

Çöl tarafta pek keniş darqagan bu populâr janrdan başqa halq yırlarınıñ «Noğay beiitleri» degen daa bir gayet ozgün hususiy çeşiti bar. Zanımca «Noğay

beyitleri» halq ağız yaratıcılığınıñ soñ derece original bir çeşiti ki, onı aqlı surette yır medeniye-timizniñ mustaqil bir janrı demek mumkün.

Bu yırlarnıñ beyitleriniñ terkibi çoq satırlıq olıp, olar hususiy bir şiiriy şekilge malikler. Olar-nı icra etüv usulı tek bu yırlarga has tez-tez aytıluv-nen ayırıla. Olarnıñ mundericesi, ekseri alda, in-sanlarnıñ eksikliklerini külüv, mısqıllav, şaqala-şuv kibiyumoristik, satirik harakter taşıy.

Qırımtatar vokal medeniyetinde «Mane»ler kibi husu-siy bir yır çeşiti de bar ki, olar da halq yaratıcı-lığınıñ mustaqil bir körünişini teşkil eteler. Çıñlar kibi manelerniñ de çoqtan-çoq dörtlikleri (olar adeti uzre dört satırdan ibaret olalar) belli bir yır teksti şekilini almailar. Lâkin bir adamnen icra etilgen «Çıñ»lardan ayırdı olaraq «Mane»ler ekseri alda bir qaç kişi horınen ya da köllektiv surette icra etile.

Manelerniñ eñ hususiy çizgisi şundan ibaret ki, olar asılında bayramlarda, toylarda, cıyınlarda «Ho-ran» oynalğan vaqıtta icra etile.

«Horan» oyunını evelde tek qadınlar oynar edi, şimdi endi qadınlarğa qoşulıp erkekler de horan te-peler.

Manelerniñ pek çoqusınıñ mundericesi lirik harakter taşıy. Meselâ:

Qaya qayaga baqar,

Qayadan seller aqar,

Burma mıyıq turğanda,

Saqallığa kim baqar.

Qayadan endim bugün,

Elimde altın gügüm.

Er kün körgen yaremni

Ne dün kördim, ne bugün.

Halq yırlarınıñ hususiy bir janrı olgan maneler esasen Qırımnıñ yadı boyunda ve qısmen orta yolaqta da darqağandır.

Halq iırlarınıñ bu uç janrı (çıñlpr, noğay beyitleri, maneler) ozleriniñ em icra etilüv usulı-nen, em de diger hususiy çnzgilerinen butün qalğan yır janrlarından kesen-kes ayrılalar. Bunıñ içün de olar muzıka ve yır folklorımızda ayrıca bir yer gütalar.

 
Turmuş yırları

Bu janrğa kirgen yırlarda çeşit harakterdeki turmuş levhaları aks oluna, yaşayışta rastkelgen çeşit soy dra-matik ve tragik vaqialar yer alalar. Bu janrga «Bir danem Ayşem», «Men anamnıñ bir qızı edim», «Er qasapta», «Saba olsa yine divan qurulır» kibi bir çoq yırlar ki-re.

Bu turmuş yırlarında cemiyetke has normal şaraiti-ni bozğan çeşit soy ahlâqsızlıqlar, edepsizlikler qaralana, halknıñ eski adetlerine, diniy hurafatlar-ğa, küfürlikke k-arşı medeniy munasebeti aks oluna. Ayrı yırlarda hususan çeşit soy bahtsızlıqlarğa, aileviy dramalarğa ve facialarğa, bozuqlıqlarğa sebep olgan içkicilik keskin surette karalana. İç-kicilik kibi çirkin adet hususan «Er qasapta» degen halq yırında ayrıca bir qattı nefretnen karalana. Buyuk terbiyeviy ve tesiriy küçke malik bu ygr içkici-likniñ amansız pancasından çoq adamlarnı qurtar-gandır. Şu yırnıñ cenübiy variantından baglama-larınen beraber eki beyitni misal ketirmek isteyim. İçkici aqaynıñ zulumından canı yanğan qadın oña ağlap-ağlap işte şoyle dey:

Çarşı-çarşıdan gezersiñ,

Düştiñdilden-dillere.

Sattıñ saan-savutları,

Verdiñ meyhanelere;

Tükân-tezgâh ketti elden,

Muhtac oldıq ellere.

Çekilmez derde ograttıñ,

Alım olümden beter;

Çekamam derdiñi, sarguş erif,

Çektagim azap yeter.

Meyhaneci bezdi senden,

Öl bulamaz qaçmaya.

Saba olsa çare bulmaz

Meyhanesin açmaya.

Bezmediñmi sarğuş kelip,

Sel-selekiy saçmaya.

Eliñ tutmaz, tiliñ dönmez,

Oldıq beterden beter,

Çekamam derdiñi, sarğuş erif,

Çektigim azap yeter.

Bu yırda aks olunğan azaplı koranta faciası tek cangndan bezgen qadınnıñyurek nidası ve oz vicda-nını coyğan bir erifniñ ahlâqiy ceetten yıqı-luvı degil de, aynı vaqıtga içkicilik kibi yaman aram adetke halq tarafından lâyığınen çıkarılgan qat-tı ukümdir. Yırda aks olunğan ğayet facialı turmuş vaqiası şahsiy bir qorantanıñ ayatından alınsa da, onıñ mundericesiniñ maiyeti belli bir derecede şimdi de oz aktualligini saqlamaqtadır.

Zanımca yır asılında halk akıl-idrakiniñ aks olunuv şekillerinden biridir. Halk aqıl-idraki bu yırlarnı tek bir adamlarnıñ estetik ihtiyacını qa-naatlendirüv içün ya da etraftaki ayatnıñ çeşit taraf-larına ozüniñ munasebetini passiv surette qayd etmek içün meydanğa ketirmey. Bunı biz pek çoq halq yırla-rınıñ belli bir maqsatlı mundericesinde köremiz.

Bizim şu fikirimiz yañlış olmasa kerek ki, halq boyle yırlarnı meydanga ketirir eken, aynı vaqıtta olarğa turmuştaki menfiy adiselernen küreş içün bir silâ dep baqmaqta. Halq evel de yırlarnıñ terbiyeviy emiyetini añlamagandır, olarnı tek bir keyf içün yaratqandır dep olamaymız.

Men oyle belleyim ki, halq oz yırlarından aynı vaqıtga ozüniñ turmuşç şaraitini yahşılaştıruv pro-tsessine de tesir etmek maqsadını kütkendir. Er alda halq yırlarında boyle vazifeni sezmemek, körmemek mumkün degil.

Bu yerde bir ince mesele kelip çıqa: boyle yırlar-nıñ muellifi kim eken, erkeklermi yoqsa qadınlarmı? Pek çoqlar inqilâptan evelki devirde qadınlarnıñ aq-uquqsız vaziyetini köz ogüne alaraq, boyle ica-diy faaliyette qadınlarnıñ iştiraki iç mumkün de-gil, dep esap eteler. Boile fikirniñ esaslı oluvı şu-nıñnen red etile ki, bir çoq iırlarnıñ muellifleri tek qadınlar ola bile. Em, zanımca, olarnıñ bazıları atta istidatlı şairler olğandırlar. Muellifligi qa-dınlarğa ait bir sıra yırlarnıñ sözleri soñ dereceyuksek bediiy seviyede oluvı bunıñ açıq delilidir.


Şaqa yırları

Halq arasında keniş darqağan yırlardan şaqa yırları da belli bir yer tutalar. Bu soy yırlarda tek in-sanlar degil, çeşit ayvanlar ve aşeratlar aqqında da sözyursetile. Bu janrğa «Dev-dev», «Sıçan», «Tomalaç», «Papiyim», «Çal horazım», «Çalbaş Bora» kibi bir sıra yırlar kire.

Şaqa yırlarınıñ keniş darqağanınıñ sebebi, olarnıñ mundericesi ve süjetiniñ şaqa esasında kurulıp, yırnıñ ozü gayet külünçli vaqialar ve vazi-etlernen bağlı olğanındadır. Boyle yırlar er kimde samimiy külkü kozgaylar. Bu yırlar kişilerde güzel keyf, tendürist ruhiy vaziyet peyda olmasına yardım ete-ler ve şunıñ içün de diñleyiciler tarafından buyuk sıcaqlık- ve coşqunlıqnen kabul olunalar.

Meselâ, eñ çoq ygrlanğan «Sıçan» yırında bu kü-çüçik ayvan em «bostancı» ola, em «molla» ola, em «dülger» ola, em «hırsız» ola, em «evlenecek kiyev» ola.

Sıçannıñ evlenecegi, tahta biti (qandalay) oña kızını berecegi, sivri-sinek (яni çirkiyler) taqı-mı toy çalacağı ve, niayet, pirelerniñ «qalqıp oynaycağı» adamlarnıñ o derece oşına kete, o dered-je külkü qozğay ki, er kes qatıp-qatıp qala. Eger tasavurıña serbestlik berseñ, çirkiylerniñ çıyıltı-sını belli bir derecede muzıka aenkine, pirelerniñ ise yengil sıçravlarını oyuncınıñ areketlerine oşatmaycaq bir şey degil. Zan etsem, halq bu şeylerni pekâhşı sezgen.

«Çalbaş Bora» degen diger bir yarı şaqalı yırda deve ayvanınıñ ayrı bir hususiyetleri, sahralarnıñ qum-lıklarında, ustalıqnenyurgen bu ayvannıñ abaysız-lıgı, oñaytsızlığı aks oluna.

Bu şaqa yırları belli bir maqsatnen mahsus keti-rilgenmi, yoqmı bunı aytmaq qıyın. Lâkin ozleri-niñ kederli, qayğılı daqqalarında adamlar oz göñlüni kötermek, qaygısını ve ağır emekniñ zor-luğını az vaqıt olsa da unutmaq içün bu yırlardan faydalanalar. Ebet, şaqa yırlarınıñ boyle vazifesi de şubesizdir.

Malüm ki, evel-ezelden adiy halqnıñ yaşayışı agır olgan, sotsial-iqtisadiy şarait daima murekkep olgan. Şunıñ içün de ağgr şaraitte yaşağan, çalış-qan, azap çekken halqnıñ yırlarında da şu agır ayatnıñ aksini köremiz. Bir çok yırlarnıñ tüşkünlik ruhunda olğanınıñ sebebi de budır.


Halq yırlarınıñ mevzu hususiyetleri

İç şube yoq ki, zr angi yırda, onıñ kölemine, jzn-rına, süjetine, ğayesi ve diger hasiyetlerine baqmadan, insannıñ ruhiy aleminiñ, psihik vaziyetiniñ şahsiy, subъektiv isleriniс ve etraftaki alemniñ obъektiv adiseleriniñ çeşit tarafları aks olunmaqtadır. El-bette, er bir yır bir de bir şeyni aks ete. Zanımca, yırlarnıñ mevzusını, onıñ mundericesini işte şu «bir şey» teşkil etmekte.

Çünki sözlerinde iç bir mana, iç bir mantıq olmag-an, ya da.teksti iç bir manasız, kelişi-güzel rastkelgen sözlerden yahut bir de bir duyğunı, fikirni, tüşünce-ni, vakianı, adiseni aks etmegen, bir de bir şeyge, vaq-iaga munasebet bildirmegen sözlerden ibaret yırnı asıl tasavur etmek de mumkün degil.

Halq yırlarını olarnıñ tematik kurulışını noqtaiy nazardan baqıp çıkacaq olsaq, olarnıñ mevzu çeşitligini esapqa almağanda, butün yırlarnıñ eki esas bolükke bolüngenini sezmemek mumkün degil. Bularnıñ biri yekâne mevzulı yırlar olsa, eknncisi çoq mevzulı yırlardır.

Ekâne, yani bir mevzulı yırlarda, butün satırlar, butün sözler yırnıñ ozegini teşkil etken bir esas mevzu etrafında birleşeler. Bu yırlar ozleriniñ muhkem qurulışınen ve tekstniñ butün qısymlarınıñ oza-ra sıkı bagınen, süjet materialınıñ tam izçenlikle tizilüvinen ya da tasvir olunuvınen ve yırnıñ esas mev-zusına qoyulgan baş fikirniñ inkişaf etüviniñ mantıqıy izçenligi ve yekünlenüvinen ayırılalar.

Bir mevzulı yırlarnıñ bu hususiyetli «Som-sırma-dan» adlı acayip lirik yırnıñ ozek mevzusını şu uç söznen aytmaq mumkün: «Sevdim, ayrıldım, peşman ettim...»

Bu yırnıñ butün qısımları yani dörtlikleri ve baglamaları bir esas mevzu etrafında birleşerek, şu mevzuda qoyulğan esas fikirni şekillendire ve yekün-leyler. 0 esas fpkir iseyuqarıda aytılğan uç sözniñ soñkisinen yani «peşman ettim» ibaresinen ifade oluna. Yırnıñ ahlâüiy ve terbiyeviy emiyeti işte bundadır.

Bu soy yırlar sırasına «Tuna», «Er qasapta», «Bağçadan bir gül qopardım», «Elâ közde», «Ala bilsem» kibi ve diger yırlar kire.

Bularga köre, çoq mevzulı yırlarda er bir dörtlik-niñ mustaqil bir mevzusı ola, bazılarında biri-biri-ne biraz yaqgn mevzular ola, bazılarında ise biri-birin-den butünley başqa mevzular ola.

Meselâ, «Qara qoyun qozusı» adlı çeşit mevzulı yırda, onıñ beş dörtligi arasında iç bir mantık-iy bag yoqtır. Lâkin buña baqmadan, o dörtlikler birlik-te mustaqnl yırnı teşkil eteler.

Onıñ mevzu ceetinden boy-le çeşitli olıp tizilüvi belli dereljede halq yaratıcılıgına hastır. Bu halq yırınıñ deggrnmi yoqsa onıñ zayıf tarafımı, ayt-maq kerek. Er alda, ozleriniñ mevzu qaryaiıqlıtyeA sebebinden olarnıyuksek seviyede bediiy yırlar sırasına qoşmaq şubelidir.


Halq yırları beyitleriniñ terkibiy hususiyetleri

Halq yırlarınıñ tekstleri adeta uzre dört satır-lıq siyrekte bir ise eki ya da uç satırlıq beyitlerden ibaret ola. Bu esas ve mecburiy qısımdan başqa pek çoq igrlarnıiъ söz terk-ibine qoşma olaraq baglama-lardakire.

Yırlarda beyitlernpñ sayısı esasen eki beiitten al-tı beyitkece ola. Tek tipik janrındaki dsstanlarda beiitlerniñ sayaısı daa ziyade ve onlarnen ola bile.

Ekseri yırlarnıiъ beyntleri uç ya da dört beyntten iolret ola. Amma «Nogay beiitleri»niñ, «Çora», «Edige» knbi bazı yırlarnıñ beyitleri alelhusus şekilde olıp. olarda tam belli bir sayıda satırlar, tam belli bpr olçü yoqtır ve olarnıñ kölemi, olçüsi serbesttir.

Yır beyitleriniñ satırlarında ecalarnıñ mıq-darı yırnıyaъ şek^çine köre çeşit-çeşit ola. Meselâ, dört satırlı beyitler çoqusı yedi ya da sekiz ecalı ola:

«Qadife yastığım yoq,

Odama bastığıñ yoq.

Basmaz oldıñ odama,

Evelki dostluğıñ yoq».

«Çıqıpyukseklerden baqma,

Meni ateşlere yaqma.

Sağ yangña güller takma,

Halq içяmde iam olmazmı?!»

Uç satırlı beyitler esasen on bir ecalı ola:

«Berber dükânınıñ aldı erılğan,

Tellerine sarmaşıqlar sarılğan,

Menim yarem maña neçün darılğan...»

Eki satırlı beyitlerde ise ecalarnıñ saysı daa çoq ola bple.

Bir çoq yırlarda beyitlerden soñ aynı bir bağlama tekrarlana. Baglaması çeşit-çeşit olğan yırlar az. Eki ya da dört satırlı beyitleri olğan yırlarnıñ er bi-rinde baglama olmay, amma beyitleri uç satırlı yırlar umumen bağlamasız olmaylar.

Bağlamalar adeti uzre, eki, uçъ, dört, beş satırlı olalar. Siyrekte bir ise bağlamanıñ satırları esas beyitlerniñkinden ziyade ola. «Şu gözleriñ yaqtı me-ni», «Vermem seni yat illere», -vOlaydı» kibi yırlar şu cumledendir.

Şusı meraqlı ki, baglaması olğan yırlar ekseri-etnen yalı bovd şivesnnde rastkele, çöl tarafta ise pek az rastkele. Biznm tarafımızdan közden keçirilgen ve cenüp şivesine ait seksen yırdan qırq uçüniñ baglaması bar. Bu 54 fanıznı teşkil ete. Orta yolaq edebny tiline yetmiş yırdan yigirmisnniñ bağlaması bar (28%). Çöl tarafına ant otuz yırdan ise tek uçünde baglama bar (10%).

Pek siyrekte bir yırnıñ soñunda qoşma olaraq butünley başqa olçüde bir yekünlev beyiti ola. Boyle yekünlev beyiti olgan yırlar «Tuna», «Muşkül emiş», «Küsme, dülber» ve bir qaç diger yırlardır.

Eki ve uç satırlıq beyitlerniñ er bir satırı qafiyelene. Dört satırlı beyitlerde ise birinci, ekinci ve dör-ponci satırlar qafiyelene, uçünci satır ise, baglayıcı sıfagında olıp qafnelenmey. Ayarı yır-larda birnnci satırnen ekinci satır ve uçünci sa-tırnen dörtünci satır qafiyelene. Siyrekte bir ise bi-rincinen uçünci ve ekincinen dörgüncn satırlar kafiyelene. Pek sinrekte bir, yani «Bulamadım», «Söylet-me meni» kibi yırlarda dört satırı da qafiyelene.

Bir çoq yırlarnıñ sözleri çeşit türlü etip, tür-lendirilip yırdana, yani olarnıñ variantları ola. Boy-le yırlarğa «Ösmam», «Şinanay», «Köter qalpaq», «Araba qapı» kibileri aitgir.


Halq yırlarını icra etüvdeki bozuluvlar Yır sözleriniñ bozuluvı

Ük-arıda biz halq yırlarını közden keçirerek esa-sen olarnıñ qısqadan olsa da maqamlarınıñ, ezgile-rnniñ ayrıca güzelligini, çeşitligini, aenk zengin-ligini, tematik ve kömpozitsion hususiyetlerini, söz bay-lığını, sözlerniñ terkibiy tüzülişini qayd ettik, halq yırlarınytyuksek bediiy seviyege malik olgang hususında toqtaldıq.

Lâkkn bundan halk yırlarınıñ er bir tarafları ideal suretge ve bir minsiz, yani olarnıñ sözlerinde iç bir türlü eksiklikler yoq dep esap etmek mumkün degil. Elbet, ayda da leke bar, degenleri kibi, halq yaratıcı-lıgı da nuqsansız degildir.

Butün bu nuqsanlar uzerinde toqtalmayıp, men bu yer-de yalıñız icracılıq ameliyatında rastkelgen bir sıra nuqsanlar hususında oz fikirlerimnen paylaş-maq isteyim. Boyle nuqsanlarga ve yañlışlarğa, eks-ikliklerge tek aveskâr yırcılar degil, icra etken yırlarınptyuksek bediiy seviyesi içün daa ziyade mesu-liyet taşımaga borclı olgan professional ygrcıla-rımız da yol bereler.

Ayrı yırcılarımız tarafından halq yırlarıng icra etüvde yol berilıen nuqsanlar aqqında sözyurse-tir ekenim, men içte olarnıñ icracılıq faaliyetin-de elde etken qazançlarını red etmek istemeyim. Zaten em ayrı yırcılarnıñ em de butün bir bedipy köllek-tivlerniñ bu saada sürgünlik şaraitinde elde etken muvafaqiyetleri içte isbat talap etmegen bir aqiqat-tır.

Halq arasında eñ sevimli yırcılarımızdan biri ygr repertuarı ğayet keniş olğan ve halq yırlarını icra etüvde misilsiz muvafaqiyet qazangan Sabriye Erecepovanıñ icracılıq faaliyeti aqqında bir qaç sıcaq söz aytmaqnı ozümnpñ borcım dep sayam. 0 hususan «Mecbur oldş», «Hasta göñlüm>>, «Küsme, dülberd k.ibi ve bularga beñzer bir sıra diger klassik halq yırlarını icra etüvde ayrıca mukemmellik. el-de etkendir.

Menimce, icra e-pımesi gayet murekkep olgan bu soy yırlarnı Sabriye Erecepova oz istidadıyaen soñ derece naziklikle dhulâlap, olarnıñ icrasını eñyuksek bedkiy seviyege köterdi.

Ebet, icra etken yırlarına bugün sevgâsini,yuregi-

niñ button sıcağını bergen ve bunıñnen eñ talapkâr diñleyicilerniñ bile ihtiyacını qanaatlendirgen yaş icracılar da barlar.

Lâkin elde etilgen qazançlardan quvanç duyğula-rı is eterek, bu saadaki eksikliklerge közyummaq, olar hususında susmaq aqıl işi olmaz zdi. Çünki muvafaq-iyetlerge quvanır ekenmiz, eksiklikler bizni kederlen-dire ve qayğığa daldıra.

Bunı esapqa alaraq, men ozümniñ küçüm, bilgim ve tecribem yetkeni derecede qaydlarımnen çoq yıllar, devirler etrafında yır tekstlerine çeşit sebeplernen kirsetilgen nuqsanlar ve yañlışlarnıñ az bir qısı-mınıñ ogü alıimasına yardımcı olsam, ozümni bahtlı sayar edim.

Zanımca, bundan tek yırnıñ sözlerine degil, ic-racınıñ ozüne de faydası olacağına iç şube yoq.

Ebet, butünley manasız, mantıqsız yır olmay, amma, yırlarnıñ er biri deyuksek bediiy seviyege malik dep olamayım. Yırlarnıñ bazıları peyda olaraq, ozleri-niñ munderice ve süjet zayıflığı, emiyetsizligi sebebinden çoqqa barmay yoq olıp, unutılıp keteler. Di-ger yırlar ozleriniñ belli bir degerligi ve emiyeti saye-sinde çoq vaqıt yaşaylar, daa birleri ise iç de unutıl-may, halqяratэcılığından ozüne şerefli yer ala-

Halq yaratıcılığınıñ altın foidgna kirgen boy-le yırlarnıñ şeref qazanganınıñ sebebn olarnıñ mevzusınıñ aktualliginde, mundericesine qoyulgan eyi duygularnıñ ve maqsatnıñ şu yırga toqulğan ezgilerniñ, maqamlarnıñ nazikligine, coşqun-lıgına, emotsg.onal tesirine teñ kelgeninde, sözler-niñ ve maqamnıñ biri-birine tam uyğun olğanında olsa kerek.

Şimdi, şubesiz, zemane yırlarına keniş yol açmaq kerek ve medeniy ceryannıñ gürdeli adımlağanınıñ ozü bunı talap etmekte. Lâkin bu al iç evelki medeniyet-çiñ şah eserlerini red egmege aq bermey. Aksine mede-niyet ileri ketken sayın keçmiyaşiñ yarlgıcglığını, onıñ mpllny inceliklerini daa teren, daa tofsilâtlı ogrenmek, menimsemek talap oluna. Halq yırlarınıñ eñ eskirgen qıs-mı bile bilgi içün; malü-mat içün muim emiyegke maliktir.

Şu elementar aqiqatnı tekrar qayd etayege iç acet yoq ki, yır asılında tek bir eglenlje, keyf içün yahut boş vaqtınnı to.ldurmaq içün yaratıltъan bnr jair de-gil de, o eñ qadimiy ve sevimli sanat körünişlerinden biridir. Emotsional, estetak ve etik ceetlerden başqa o ğayet muim terbiyeviy emiyetke de maliktir.

Şunıñ içün yırnıñyuksek degerligi er bir pro-fessional yırcıdan onı icra etüvge soñ derece ciddiyliknen, oilanıp yanaşması talap oluna.

Lâkin sır degil ki, ayrı bir halq yırlarınıñ söz-leri em adiy yırcılarnıñ em de professional yırd-jılarnıñ icrasında çeşit soy bozuvlarga, kıyış-tıruvdarga ogratılalar. Bu söz qıyıştıruvlar ise o ya da bu halq yırınıñ acayipyuzüni boza ve bunıñnenyuksek keyfiyetini, degerini eksilteler.

Boyle bozuvlar qaydan kelip çıqalar, aceba? 0 bo-zuvяarnı tekstke kim kirsete ve olar ne içün tüzetil-meiler?

Bu suallerge tam doğru cevap bermek qıyın, ebet. Lâkin sözleri bozulgan halq yırını tüzetmek, ozüniñ asıl algna ketirmek maqsadı qoyulsa, er alda yırlar-ngñ boyle bozuluv sebeplerini tapmaga ıntılmak mum-kün ve kerek.

Bunıñ içün başta şu faktnen razı olmaq kerek ki, yırlaganlar bizde pek çoqlar, lâkin yahşı yırcılar çoq degil, amma aqiqiyyuksek icracılıq usta-lığına malik yırcılar ise pek azяar. Eñ çoq olgan ve «sesim bar, işte yırlayım», dep yırlağanlarnıñ id-jra etüv usulı onı coşqunlıqnenyurekten icra etüv degil de yırnıñ maqamı ve mundericesi ustün-den mesuliyetsizce yengil-elpi keçip ketmektir.

Bir sıra halq yırlarınıñ sözlerine yañlışlıq-lar, bozuvlar kirsetilüvnniñ muim sebeplerinden biri budegilmi, aceba?

Şusı da sır degil ki, yahşı yırcı adiy bnr ygrğa da canlılıq ve coşqunlıq bere bile, osal yırcı ise eñ yahşı yırnıñda dadını çıqarıp olamaz. Bu ise yırngñ keregi kibi icra etilüvinde icracınıñ rolü soñ derece buyuk ve mesuliyetli olganını köstere.

Üksek professional ustalık ve yeterlik derecede ince bediiy sezgirlik saibi olğan aqiqiy ygrcı yırğa oyle bir küç, coşquilıq ve mukemmellik bere bile ki, onı bu derecede atta yır muellifiniñ ozü bi-le tasavur etip olamagandır,

Elbette, belli bir derecede ayrı yıllarda mevcut yañlgşlıqlarnı belki şu yırlarnıñ belı-isiz muel-liflerinnñ ozleri yapqandırlar demek mumkün. Çünki olarnıñ bazıları bir derece bediiy icat istidadına

malik olsalar da, edebiy til ceetinden, til zenginligi ceetinden bilı ileri kerek derecede odmaya bile. Mese-lâ, daa yaqın keçmişçte bizde ozleri cail olsalar da, acayip icadiy istidatqa malik bir sıra kedaylarg-mız bar edi de.

Lâkin er alda halq yırlarınıñ sözlerinde rastkel-gen çeşit soy bozmalarnıñ ve yañlışlarnıñ ekseri al-da sebebi şu yırlarnı oz vaqtında icra etken bir çoq adiy icracılarnıñ bu işke bilmeyip, onıñ sözle-riniñ, mundericesiniñ, mantıq ve manasınıñdoğ-rulıgı ve yañlışlığına emiyet bermeynp, diqqat e'g-meynp, mesuliyetsiz yanaşqanlarındadır.

Şoyle desek de yañlış olmaz ki, yır sözleriniñ bo-zulmalarına ve o bozulmalarnıñ tüzetilmemesine bu me-selenen oğraşqan, halq yırlarını şoyle söz bozmala-rından temizlev ile meşgul olğan iç bir mutehassıs ve bir de bir ilmiy-tedqiqat muessisesi olmaganı ve za-ten boyle işniñ kimse tarafından alınıp barılmaga-nı şarait dogura. Elbet, sürgünlik şaraitaniñ ağ-ırlığı ve imkânsızlığı, halqımıznıñ başsız-töş-siz qaluvı, belli bir resmiy medeniy merkezimizniñ olmayuvı bu vaziyetni daa ziyade murekkepleştire ve agır-laştıra.

Şunıñ içün olsa kerek ki, boyle lâqaydlıq vaziye-ti em çoqtan-çoq toy çalğan çalğıcılarnıñ, em be-diny aveskârlar köllektivleri iştirakçileripnñ ve at-ga professional yırcılarımıznıñ bile icrasında halq yırlarındaki söz bozmaları oz yaşavını devam et-mekteler.

Lâkin boyle söz bozmalarınıñ sebepçileri yalıñız şimdiki icracılar dep añlaşılmasın. Malüm ki, bu nuqsanlarnıñ ekseri qısmı bizge keçmişten «miras» qalgandır.

Er alda şunı da tanımaq lâzim ki, ayrı professio-nal yırcılarımıznıñ diqqatsızlıq etip şu yañ-lışlarnı tekrarlaganları olarnıñ oz usglerinde, yır teksti ustünde ciddpy çalışmaganlarını, icra etken yırlarınıñ keyfiyeti içün diñlgyiciler ogünde, halq ogünde ozleriniñmesuliyetlernnelâqay-llıqnen baqqanlarını köstere.

Buqa baqmadan, radioda çalışqan hadimlerimnz ol-sun, gazeta redaktsiyası hadimleri, yazıcı ve şaprlerpmpz olsun, sanat erbapları ve diger mutehassıslarımıznen birlnkte bu meselenen oğraş-maq yolunı tapa bileler. Urmetli şairimiz Eşref Şemi-zade bu muim meseleni «Lenin bayrağı» gazetasında köterip çıqtı, çoqtan-çoq esaslı misaller ketirip, bir sıra faydalı könkret tevsiyeler, teklifler berdi. Lâkin teessüf ki, bu tevsiye-lerge kulaq asılmay ve olar diqkatsız qalmaqta.

Boyle manası bozulğan yırlardan eñ harakterlisi «Alim, Alim demekten» dep yırlanğan yırdır. Urmetli şairimiz Eşref Şemi-zade bu yırnıñ halq qarama-nı Alim Azamat oğlunen iç alıp berecegi yoq, bu yır bir yigitniñ Alemsultan adlı nişanlısı toy olacaq künü şeerge bazarğa çıkıp, belgisiz gayıp olganı ve yigitniñ buña yanıp huygeni aqqındadır, dep yaza oz maqalesinde. Şairniñ bu fikrinen razılaşmamaq iç de mumkün degil. yani bu yır «Alim» degil de «Alem, Alem demekten» dep yırlanılmalı, çünki Alim dep yır-lansa, onıñ manası, mantıgı butünley bozula ve añla-şılmay.

Mesell, mında: «Alem kelse Frenkten, yaralıyımyurekten», dep yırlanmaq lâzim. Çünki yigit ozüniñ yanığını,yurek yarasını Frenkten yani Frantsiyadan me-şur ekim kelse bile, tüzetip olamaycagını bildir-mek istey. Halq qaramanı Alim ise Frantsiyada bir vaq-ıt bulunmadı ve o andan nasıl kelecek?

Bu yırnıñ bir dörtlüginiñ daa soñki eki satırı şoyle yırlana:

«Alim kendi pek güzel,

Ne çirkin (?!) anası bar?»

Halq oz qaramanı aqqında uydurğan yırında onıñ anası hususında 'boyle ibare qullanması iç mum-kün degil. Zaten dünyada eñ muteber kişi olğan ana-nıñyuksek degerligini boyle alçatuv halq yırlarınıñ ruhunda butünley ya g bir şeydir. Aksine, halq yırların-da ana adeti uzre.yuksek şerefnen, şuretnen, sevginen , añıla.

Eger Şemi-zadeniñ fikrine esaslanacaq olsaq (oyle de olmaq kerek) mesele bam-başqa ola. Sevgilisi-ne yangan oglan toy künü qızını bazarğa yibergen anaga itiraz bildirip:

«Alem kendi pek güzel,

Nice erkin anası bar»,

dey bile. «Nice erkin» ibaresi soñundan bozulıp «ne çirkin» şekilini algandır. (Teessüf ki, boyle ciddiy, esaslı fikir ortaga sürülgen soñra da yır-nıñ kene «#Alim» dep şu bozulğan şekilde icra olunu-vı devam etmekte).

Yır tekstiniñ ustünde ciddiyliknen, akılnen ça-lışılmağanı, yırnıñ sözlerine ust-ustten bakılğ-anı neticesinden bir misal daa. «Çalbaş Bora» yırı-nıñ bir dörtlügi şoile yırlana:

«Sala-sal ettim tayağı,

Çamurdan çıkmaz ayagı.

Er daim saña kaydan alayım

Qara qatqan ayazı».

Dörtlükniñ soñki satırını tek bir qafiye hatırı içün degil de, aytIlğan fikirniñ, mananıñ doğru-lığı içün: «Qara ayaz katqağı» dep yırlanmak ke-rek. «Qara ayaz» degeni qar olmağanda, çamurlı yerni qattırgan ayazdır. Mantıq ceetinden alacaq ol-saq, ayaz qatqan çamurnıñ neticesi degil de, qatq-an çamur yani qatqaqnıñ ozü qara ayaznıñ netice-sidir. Şunıñ içün ibareniñ ozü yani satırnıñ, cumleniñ tizilüvi doğru olması şart.

Yırnıñ sözleriniñ deñişmesine, bozulmasına se-bep olğan bir şey daa ayrı sözlerniñ 'aenkdaşlığı yani biri-birine beñzegenidir. İcracılıq ameliya-tında boyle aenkdaş sözlerni biri-birine deñiştirüv alları çoq ola. Meselâ, «Murat reio yırında «Sınab boğazından aldı bits duman» dep yırlana. Bunı birinci bozğan qırımlı adam Türkiyeniñ Qara deñiz yalı-sındaki Sınab (Sinop) şeeri boğaz (proliv) olmağanı-nı ve deñizcilerniñ tilinde ondaki körfezge (zaliv) ağız denilgenini bilmese kerek.

Üqarıda misal ketirilgen «Nice erkin» «ne çir-kin» ibaresiniñ deñiştirilgeniniñ sebebi de olar-nıñ biri-birinen aenkdaş olğanındadır.

«Aq deñiz kenarında» denilgen yırda bir satırı şoyle yırlana: «Aq deñiz kenarında gezer balıklar». Ne içün balıqlar «gezer», aceba? Belki, «üzer» (яldar) demek kerektir. Bunda da «üzer» -.«gezer» sözleri biri-bi-rinen aenkdaş olganıdır.

Mına bir misal daa. «Murat reis» yırınıñ soñki dörtlüginiñ birinci satırı: «Eñ birinci Ayяda gö-ründi daglar» yerine «On birinci aylarda göründi dağ-lar» dep yırlana ve yırnıñ ozü bile «On birinci ailarda» dep aytıla.

Malüm ki, bu yırda Türkiyeden Qırşğa keleyatqan ve deñizde de furtunağa oğragan tumanda qalgan ge-miniñ, onıñ içindeki adamlarnıñ vaziyeti tarif eti-le. Şubesiz, bu sebepten kederli olgan gemi reisi (kapi-tan) Qırımnıñ Foros yanındaki eñ birinci Ayяsı (mıs) körüngenine sevinip: «Eñ birinci Ayяda görün-di dağlar» dey.

Bu yırnıñ süjet materialına ve ongñ bediiy tas-vir uslübına baqkanda, eminliknen aytmaq mumkün ki, tekstniñyuqarıda kösterilgen mantıq ceetin-den bozuqlığına sözlerniñ muellifi iç qabaatlı de-gildir. Bunı nasıldır bir çalgıcılarnıñ «Usta-ba-şı» sözlerniñ asıl manasına emiyet bermeyip, ozünce bozıp yırlagan olsa kerek. Soñra başqaları onı şoy-le de devam etkendirler. Ve yır bizim künlergece şoşge bozma alda saqlanıp kelgen.

Lâkin «Murat reis» yırında bizim tarafımızdan kösterilgen bozmalarğa hususan ekinci bozmağa iti-raz bildirilmesiniñ er itimalına qarşı aqiqat-nı belıilemek içün şu suallerni ortağa sürer edim:

1. «On birinci aylarda göründd daglar» denile yır-da. Aceba, Qara deñiz kibi qararsız buyuk olmağan bir suv meydanında ufuqta bir de bir qarağa - yalıga rastkelmeyip on bir ay devamında, yani aman-aman bir yıl geminen adaşıpyurmek mumkünmi?

2. Şu qadar vaqıt iç de dağılmay tuman olıp turma-sı asıl mumkünmi?

3. Küçük bir gemideki adamlar içün şu qadar uzaq vaqıtqa qararlaştırılğan mıqdarda zapas aşayt malları ve içmege suv ola bilemi, aceba?

Zan etsem, bu suallerge berilgen cevaplar şu yır-nıñ bizge sözяeri bozulgan tarzda yetip kelgenine iç bir türlü şube qaldırmazlar. Em, doğrusını aytacaq ol-saq, sözleri doğrultılması ve tüzetilmesi tolap etil-gen yırlar bizde az degil.

Halq yırları icra etilgende, ayrı sözleri ya da söz birikmeleri, ayrı ibareler icracınıñ keyfine baqıp, qolay-qolay şuña oşagan başqa bpr söznen ya da ibarenen deñiştirilgen allar çoq ola ki, bu al yır-ngñ mundericesi ve manasınıñ maitıqlıgına çoq zarar ketire ve yırnı boza.

Boyle bozmalardan başqa bir yırnıñ butün bir sa-tırını ve atta dörtlügini başka bir yırğa koşıp yırlanğan allar da ola. «Eki puğu», «Suv aqar tınıq-tınıq», «Aq deñiz yalısında» kibi ve daa diger yırlar buña misal ola bileler. Boyle qoşuvlar çoq mevzulı yırlarda o derece sezilmey amma, bir mevzulı yırlarga kirsetilgen boyle yat satırlar, dörtlükler şu yır-nıñ tüzgün aqışını, manasını bozalar ve umumen mundericesini zayıflata, harap eteler.

Bir sıra halq yırlarınıñ ayrı variantları peyda olmasınıñ muim sebeplerinden biri zan etsem, evelde halqnıñ qolunda basılıp çıqqan yır kitapları-nıñ olmayuvıdır. Eger oyle yır kitapları, yazma conk-ler olğan olsa, olar yırlarnıñ halq arasında bir esas variantınıñ saqlanmasına yardım eter edi. Amma, malüm ki, halk agız yaratıcılıgınıñ butün diger janrları kibi, yırlar da, bir adamdan digerine ve ne-nesilden-nesilge esas itabaren ağızdan keçip kelgendir.

Bu al ise ayrı yırlarnıñ sözlerine ister-istemez çe-şit soy deñişmeler kirsetilmesine eyi şarait doğu-ralar. Eger bu takdirde yırnıñ esas manası ve bediiy seviyesi saqlanılsa, boyle deñişme şu yırnıñ yañı variantı doğmasına sebep ola bile. Butün başqa allar-da ise boyle deñişmeler yırnıñ tek bozuluvgna alıp bara bileler.

Halq ygrlarınıñ icra etüvdeki belli bir bozuluv-lar şu yflarda sıq-sıq rastkelgen ecnebiy sözler-niñ yañlış aytıluvında kelip çgqa. 0 sözler doğru aytılsa, şubesiz, oldıqça keyfiyetli olur edi.

Meselâ, «Adalar sailinde bekleyirim» satırı bazıda «Adalar saibinde» dep yırlana ve yırnıñ manası butün-ley bozula. yahut «Meftünim men» yerine «Medfünim men» dep yırlana ve ilâhri. «Sıçano yırındaki «sivri-sinek saz çalacaq» satırında «sivri sinek» «sivri-senek» dep aytılıp, çirkiy senekke çevirile ve satırnıñ manası butünley bozula.

Boyle yañlışlarnıñ, bozuvlarnıñ da esas sebebi id-jracınıñ yır teksti uzerinde añlı surette ve keregi kibi çalışmaganıdır. Ebet, yırcınıñ başqa ec-nebiy tillerni bilmesi şart degil (bilse, fena olmaz edi, elbet), amma o icra etecek yırında rastkelgen ecnebiy sözlerniñ manasını bilmege, ogrenmege ve olarnı dogru ifade etmege borcludır.

 
Halq yırlarını icra etüvdeki artqaçlıqlar

Hadq yırlarını icra etüv ameliyatında bir menfiy al daa rastkele ki, onı da yırnıñ bozuluvı sırasına kirsetmek lâzimdir. Bu yırlarda sözlerniñ arasına ke-rekse de, kerekmese de «da» yahut «de» ibarelerini qoşıp icra etüvdir. Bu ibareler yırda yalıñız belli bir mana taşısalar, ya da ozünden evel kelgen sözniñ manaca emiyetini küçleştirmek kerek olıp, onıñnen sıqı bağlı olsalar, şu taqdirde qullanıla bileler. Butün başqa allarda bundan çekinmek kerek.

Mına baqıñız, «Som-sırmadan» degen halq ygrın-da bu ibarelerni nasıl çoq qullanalar:

«Som-sırmadan aqtır (da), Esmam,

Seniñ de bilegiñ,

Яlvarsam (da), yalqarsam (da),

Keçmez (de) tilegim...

Neden (de) mail oldım (da) yosmam,

Selbi (de) boyıñ...»

Mında qullanılgan sekiz qoşmadan yalıñız ekisi, yani tarafımızdan ayırıp köstergen soylarımız ozün-den evelki sözlerniñ emtsetini quvetleştirip belli bir mana taşıylar. Qalganları ise iç bir kereksiz yırnıñ güzel tekstini pusürleyler.

Lâkin bu hususta başqa bir fikir de bar ki, onıñ ta-rafdarları şu «da», «de» qoşmaları güя satırnıñ eca-larını tekmillemek içün kerekler dep isbat eteler ve olarnıñ fikirinde bu qoşmalar yırnıñ dülber, aenkli olmasına yardım eteler emiş.

Zan etsem, bu qoşmalarnıñ kereksiz yerde qullanı-luvı yırnıñ güzelligine iç güzellik qoşa bilmez. Ebet, boyle fiyüfniñ ciddiyligine qaniy olmaq qıyın ve bu şubesiz, yañlış fikir. Çünki manasız-lıqnı, mantıqsızlıqnı asılyuksek keyfiyet çizgile-ri demekniñ ozü iç aqılga yatmay.


Singarmonizm qaideleriniñ bozuluvı

Halq yırlarını icra etüvde singarmonizm qaide-leriniñ bozuluvına çoq rastkeline. Bu qanun boyunca sözlerde qalgn sozuqlardan soñ qalın sozuqlar, ind-je sozuqlardan soñ ince sozuqlar kelmek kerek. Bu bir sıra türkiy tillerde olğanı kibi, qırımtatar tiliniñ de oz hususiyetidir. Şube yoq ki, bu kaidege halk yırlarında riayet etilmeli. Amma, bazı icracılar ayrı sözlerde bu qaideniñ bozulmasına yol bereler. Me-selâ, «Daglar dağladı meni» yerine «Dağler dağledi meni» yahut «Qaşları qara» yerine «Qaşleri qare», ya da «Ağlatma meni» yerine «Agletme meni», «Anam» yerine «Anem» dep icra etile.

Ebet, siyrek rastkelgen boyle bozuvlar o derece buyuk hata olmasa da, buña yol berilmese, yahşı olur edi deymiz. Amma «Ne anem var, ne babem var» kibi adden tış bozuluvlarnen iç de razılaşmaq mumkün degil, çünki boyle bozmalar yırnıñ güzelligine ve emotsional tesirine zarar ketireler.

Yır tekstiideki bozmalarnı tüzetüv ya da olarnı saqlap qaluv meselesi

Halk yırlarını icra etüvdeki bozmalarnıñ belli bir qısımını kösterip, olarnı tüzetüv zarurlığı hususında oz fikirimni ortağa sürer ekenim, bazı da şu bozmalarga toqunmayıp, olarnı olğanı kibi qal-dıruv tarafdarları da bulunğanını kayd etmek isteyim.

Olar şuña esaslanalar ki, güя bizler çoq vakıttan berli halk yırlarındaki şu bozmalarnı eşite-eşite olarğa alışıp kalğanmız, olar bizim añımızda peki-şip qalğanlar ve biz olarnı asıl eslemeimkz de. Şu-nıñ içün de, olar tüzetilgen taqdirde bu tüzetüvler alışılıp kalğan tekstler yañıdan bozuv dep qabul etile bilir emiş. Men bu fikirnen iç razı degilim ve bu fikirniñ yañlış olganına eminim. Zanımca, bu fi-kirniñ tarafdarları halqmıznıñ añında soñki zamanda ne derece buyuk teraqqiy deñişmeleryuz ber-genini közden kaçıralar ya da bunı körmek istemeyler. Olar asıl şunı esapqa almaylar ki, keçken devirlerge baqqanda, adamlarnıñ medeniy seviyesi pek znяde osti ve olar şimdi ozleriniñ ruhiy ihtiyaclarını qanaat-lendirüvge ğayetyuksek talaplar qoyalar.

Malüm ki, keçken devirde keniş kütle sanagnıñ in-celiklerine çoq emiyet bermek edi, amma şimdiki adam-larımız ozleriniñ medeniy seviyeleriyukselgeni sebe-binden yırlarnıñ icrasındaki er angi bozmanı ve yañlışnı körmege, eslemege, sezmege iqtidarlılar. Hu-susan bir çoq bilgili oqumış adamlarımız, aliy ma-lümatlı ziyalılarımız, sanat ve medeniyet hadimlerimiz etraftaki ayat adiselerine ve şu cumledön yırlarga da tenqidiy köznen baqmağa ıntılalar.

Şunıñ içün de halqımıznıñ medeniy ayatında mevcut bu buyukten-buyuk musbet yılışuvnı esapqa al-mamaq bağışlanılmaycaq bir yañlışlıq olur edi. Çünki bu halq endi er angi sanat vekmllerindenyuksek keyfiyetli mahsulat talap ete.

Bu meselege tarihiy-medeniy noqtaiy nazardan baqad-jaq olsaq, evelde keniş halq kütlesi esasen cail olgan vaqıtta bir sıra halq yırlarınıñ sözlerine çeşit soy yañlışlar, bozmalar kirsetilmesi içün uyg-un şarait mevcut edi. Şimdi ise, yani halqnıñ mede-niy seviyesiyukselgen devirde halq yırlarından şu boz-malarnı ve qaba yañlışlarnı tüzetmege şarait dogdı. Em imkân olganda, şu yañlışlarnı tüzetüvde ne zarar bar, aceba? Zanımca yırlarnı boyle hırpalanğan alda qaldırmadan köre, boyle eyi iş yapmaq maqsadğa ziyade uyğundır.

Menim noqtaiy nazarımdan (ve menim degil, pek çoqlarnıñ fikrince) yırlarnı şu bozmalardan te-mizlemek şunıñ içün de kerek ve zarur ki, boile bozma-lı ve yañlışlı yırlar radioğa ve grammplastinkaga tüşmesinler.

Buña qorantada, tar dairede, cıyn ve toylarda közyumulsa da, diñleyiciniñ keyfini boza bilecek, açu-vına tiyecek boyle bozmalar köntsert zallarında yañğı-rasa, bunıñnen iç razı olmaq mumkün degil.

Pek çoq vaqıt devamında bir sıra halq yırları-nıñ tekstlerinde bayağı bozmalar ve yañlışlar toplan-ğan ki, olarnı temizlev ve tüzetüv ğayet buyuk ve sebatlı emek talap eter.

Lâkin bu iş ne qadar ağır olmasın, onı eda etmek mumkün dep sayam. Zanımca, bu ağır işte muvafaqiyet elde etüv usullarından biri er bir sözü aqiqiy, doğ-ru olğanına şube dogğan yırnıñ sözlerine tenqidiy köznen baqmaq ve talnl etmektir. Boyle yanaşuvnıñ doğrulığını isbat etmek içün «Suv aqar tınıq-tı-ngq» yırınıñ şimdiki aytılğan sözlerini olğanı kibi ketiremiz:

«Suv aqar tınıq-tınıq,

Aldı meni bir yanıq.

Er kes tatlıyuquda,

Men kezerim uyanıq.

Bazardan aldım kâgıt

Urbalarıñ sarmaga.

Bir uçan quş körmedim

Men yaremni sormağa».

Evelâ bu eki dörtlükniñ şiiriy şekiline diqqat yetmeli. Satırlarngñ olçüsi eki dörtlükte de birdayın yani yedi ecalı olsa da, dörtlüklerniñ umumiy tizilişi çeşit-çeşittir. Birinci dörtlükte 1, 2, 4-nci satır-lar qafiyelenip uçünci satır qafiyesiz qala. Bu şarq şiiriyetinde sıq qullanılgan bir şekildir. Ekinci dörtlükte tek ekinci ve dörtünci satırlar kafiyelene, birinci ve uçünci satırlar qafiyesiz. Bu da şiirlerde adeti uzre kullanılıp kelgen bir şe-kildir.

Lâkin boyle eki çeşit şekilli dörtlükniñ bir yır-da olması adamnı bir kereden sezeklendire ve olarnıñ biri-birinen bağlı olganına şube doğura.

Aqiqaten, bu eki dörtlükni munderice ve mana man-tıgı ceetinden bakacaq olsaq, olarnıñ arasında bir türlü mantıqiy bag olmağanını körmek kıyın degil. Bunıñ daa yahşı añlaşılması içün ekinci dörtlükniñdiger bir variantını ketireyim:

«Baqmadım, yar, sözüñe,

Asret oldımyuzüñe.

Gece-kündüz yanıqtan

Uyqu kirmez közüme».

Bu dörtlüknen birinci dörtlük tek şekil ceetinden degil, munderice ve mana ceetinden de birdayın-lar. Em bu dörtlükteki fikir ozara baglı surette devam yettirile.yuqarıda ketirilgen ekincidörtlükniñ em mana ve em de şekil ceetinden birinci dörtlükke uyğun kelmegeni, onıñ bu yırda yat olmaganını asıl şube qaldırmay. Bu al bir ygrdan diger yırğa bugün bir dörtlükniñ avuştgrılğanınıñ açıq bpr misalidir.

Mına butün bir satırnıñ bir yırdan diger yırğa kirsetüv misali. «Eki puğu» yırınıñ birinci beyiti:

«Eki pugu gece boyu dertleşir,

Otme, pugu, derdim maña yetişir»,

erine:

«Eki puğu bir dereden suv içer,

Ot, puğum, derdim maña yetişir»,

dep yırlana.

Asıl beyitniñ birinci satırınıñ mundericesi ekinci satırnıñ «derdim maña yetişir» degen qısmı-nen butünley aenkdaştır. Amma ekinci beyitniñ bi-rinci satırınıñ «bir dereden suv içer» degen sözleri, ekinci satırnıñ «derdim maña yetişir» degen sözler-nen iç de bağlanmaylar ve bu «suv içüv» meselesi gece kuşu olğan puğuğa asıl has degildir.

Aynı vaqıtta ekinci beyitniñ birinci satırı yat olğanını ve o satır <Eki kiyik bir dereden suv içer» de-gen yırdan alınganını körmemek mumkün degil.

Boylece, sözlerniñ doğrulığı şube dogurgan halk yırlarınıñ tekstlerine tenqidiy köznen baq-ıp talil etüv yolunen olarda nasıl bozmalar ve yañlış-lar olganını belgilemek ve o yañlışlarnı tüzetmek mumkün. Bu maqsadnen halq yırları cıyıntığını tertip etip çıqarmaq maqsadğa uyğundır dep sayam. Bu yapılacaq işni oldıkça yengilleştirir ve şu yırlar-nı icra etüv keyfiyetiniyukseltir edi.


Halq yırlarındaki şive sözlerine munasebet meselesi

Malüm ki, er angi yır sözlerden ve maqamdan ibaret-tir. Em sözleri de, maqamı da yırnıñ ayırılmaz eki qısımıdır. Olar şiir olaraq yahut maqam olaraq ayrı-ayrı yaşay bileler. Amma ygr olmaq içün olar mıtlaqa bir yerge koşulıp, bir butün birlikni teşkil etmek kerekler. Yırnıñ sözleri ise halk tilnnen uzviy surette bağlı ki, yırnıñ mundericesi ve semantik ma-nası ancaq şu til vastasınen ifade etile. Mesele oyle eken, men ozümniñ halq yırlarındaki şive sözlerine munasebetim hususında fikirlerime keçmezden evel, başta qırımtatar tiliniñ filologik hususiyetleri uze-rinde qısqadan toqtalmaq lâzim dep sayam. Çünki bi-zim tilimizde kesen-kes eki şive - çöl tarafı ve yalı boyu şiveleri mevcuttır. Milliy ruhu ve janrları ce-etinden çeşit-çeşit halq yırlarımız ancaq bu şive-lerde ve orta yolaq şivesi dep tanılğan edebiy tilimiz-de meydanğa kelgendirler.

Bu şivelerniñ hususiy morfologik çizgileri fiil-lerde em de esasen sözniñ başında kelgen yañğıravuq ve sağır tutuqlarda sezile. Meselâ: köz-göz, keldi-

geldi, terek-direk, til-dil ve ilâhri. Çöl tarafı yani şimal şivesi içün sözniñ başşda «k», *t», «c» kibi sağır tutuqlar, yalı boyunda yani cenüp şivesinde ise «ç», «d», «yi» kibi yañğıravuq tutuqlar hastgr. «C» arifi şimal şivesine has olsa, cenüp şivesinde ve edebiy tilde onıñ yerine ekseri alda «y» arifi kulla-nıla. Meselâ: cır-yır, curek-ürek, col-öl.

Bundan başqa bir sıra şive sözяeri bar ki, aynı bir şey yahut mana çeşit-çeşit sinonim sözlerinen ifade etile. Meselâ: sıgır-tuvar, suyek-kemik, aytgım-söyle-dim, karadım-baqtım, cuvurdım-çaptım.

Bu misallerden körüngeni kibi, çeşitlik eñ ziyade şimal ve cenüp şiveleri arasındadır. Şunıñ içün tabiiy ki, bu şive hususiyetleri halq yırlarınıñ sözle-rinde de aks olungandır. Ve şunı qayd etmeli ki, bu şivelerniñ er biri biri-birinden belli bir derecede ozüne has garmoniyası ile ya da sözleriniñ hususiy morfo-logik kurulışınen ayırılalar. Bu ceetgen o şiveler-niñ bir de birine ustünlik bermek iç doğru olmaz, çün-ki olarnıñ er biri belli bir leksik baylıqqa ve da-vuş güzelligine maliktir.

Zanımca, halq yırları sözlerniñ şive şekilleri-ne munasebet meselesine çeşit baqışlar peyda olmasına ancaq bu al sebep olğandır.

Bu baqışlardan biriniñ tarafdarları yırlarnıñ icrasında o ya da bu şivege ait sözlerni iç bir türlü deñiştirmeden olğanı kibi saqlanmasını talap ete-ler. yani olar şu şivege has hususiyetleriniñ iç bir tara-fı coyulmağanını isteyler.

Bu baqışqa qarşı olğanlar ise halq ygrları-nıñ sözlerini yekâne bir zemane edebiy til normalarına tabiiy eterek, yır tekstleriniñ umumiileştirilmesi-ni yani birdayın icra etilmesini isteyler. Em boyle umumiyleştirüv tarafdarları oz baqışlarını pro-gressiv dep sayalar, çünki olarnıñ fikrince boyle baqış ogte, kelecekke, istiqbalge dogrultılğandır. Amma şive hususiyetlerini butünley olganı kibi saqlav tarafdarlarınıñ baqışını olar durgunlıq, könser-vatizm dep sayalar, çünki bu baqış artqa, keçmişke qa-ratılgandır. Asılında ise boylemi, yoqmı, lâkin bu gayet nazik ve ainı vaqıtta ğayet ciddiy mesele şimdi-likdaadavalı, munaqaşalı harakter taşımaqta.

Bu eki qarama-qarşı baqıştan gayrı ortaca yer tutqan uçünci bir baqış da bar ki, onıñ torafdarla-rınıñ fikrince edebiy til normasına tekyuqarıda kösterilgen yañğıravuq ve sagır tutuqlarnen baş-lanğan sözler tabiy olmak kerekler. 0 ya da bu şiveniñ hususiy ve tipik çizgilerini aks etken sözler, söz birik-meleri ve fiillerniñ soñları şu şivede olğanı kibi saqlan ılma-l ı,

Olarnıñ aytışınca «curek» yerine «ürek» yahut «geldim» yerine «keldim», ya da «direk» yerine <'terek» dep qullanılsa, boyle deñişüv yırnıñ köloritine ve es-tetik hususiyetine çoq zarar ketirmez, amma cenüp şive-sindeki «gidene baq, gidene» kibi fiil şekili «ketene baq, ketene», yahut «ketkene baq, ketkene» ya da «ketkenge kara, ketkenge» kibi başqa şekilnen deñiştirilse, yır ozüniñ tek kölorit tüsüni coymaqnen qalmay-ıp, aynı zamanda o ozüniñ butün bediiy hususiyetini ve diger qıymetli hasiyetlerini de coyar ve diñleyicige de kerek derecede tesir etip olamaz.

İşte, halq yırlargndaki şive sözlerine munasebet meselesinde qarama-qarşı fikirler menimce bular-dan ibaret.

Başqaca aytqanda, ygrlarda şive şekillerini butünley saqlav tarafdarları esas itibarınen uyken nesilniñ añlavını, baqışını aks eteler. Çünki bu nesil adamları oz şive sözlerine alışıp qalganlar ve o sözlerden estetik keyf alalar. Şunıñ içün bu sözяer ve ibareler olar içün qıymetli dep tanıla. Yır tekstlerini umumiyleştirüv tarafdarları ise şimdnki ve ile-rideki nesillerni keçmişniñ eskirgen sözlerinden ve eski añlamlardan qorçalav oğrunda em de olarga zemane talaplarına cevap bergen yañı bediiy añlam ve baqış aşlav oğrunda qayğırmaqtalar.

Uçünci baqışnıñ tarafdarları ise ortaca yerde turıp, zanımca, uyken nesil vekilleriniñ de, yaş nesil vekilleriniñ de canlarını ağırtmaq istemeyler.

Halq yırlarınıñ kelecekteki taqdiri içün muim emiyeti olğan bu aktual mesele etrafında şekillengen şu qapaqarşılıqlı baqışlar hususında ne aytmaq mumkün, aceba?

Ebet, bu murekkep mesele şubesiz ozüniñ ciddiy su-rette ogrenilmesini talap ete. Men ise tek bu baqışlar hususında ozümniñ şahsiy fikirlerimnen paylaşa bilem.

Zan etsem, meselege, o ya da bu baqışnıñ ustünlik derecesi ilkievelâ ve başlıcasına onıñ azırki aqiqiy ayat adiseleriniñ tek şimdiki basamagını degil de, belli bir derecede onıñ ilerideki inkişaf yolunı da ne derece aks ettire bilgeninen olçenilmeli.

Eger, yır tekstlerini umumiy-leştirüv (unifikatsiya-laştıruv) tarafdarlarınıñ baqışına bu noqtaiy nazardan baqacak olsaq, onı maqsatqa eñ ziyade uygun dep tanımaq mumkün. Buña laqırdı tilimizniñ şimdiki inkişaf basamagı esas ola bile. Çünki halqımıznıñ şive hususiyetleri endi belli bir territoriya-nen baglı olmayuvı, er eki şivege mensüp adamlarnıñ biri-birinen aralaş qarışıp yaşaganı şivelerniñ |biri-birinen qarışıp, ep ziyade umumiyleşüv cerya-iıyuz alğanı em de bazı bir eski şive şekilleriniñ gayıp oluvı belki ileride butün bir şive asıl olma-sına alıp kelir ki, bu umumiy şive edebiy tilimizge soñ derece yakın ola bilir.

Lâkin asılında doğru olğan bu printsipniñ zanımca eñ zayıf tarafı şu ki, şivelerniñ morfologik şekilleriniñ coyuluv ceryanınıñ bu başlanğıç deviri boyle butünley unifikatsiya içün daa yeterlik de-recede qaviy esas olıp olamay.

Bunıñ içün menim fikirimce, laqırdı tilini edebiy til şekillerinen ep daa zenginleştirmek, tek-millemek lâzimdir. Halq yırlarınıñ sözlerini uni-fikatsiyalaştıruv içün zarur esasnı tek buceryan temin ete bile. Zanımca bu ceryan daa çok vaqıt galap eter. |bu baqışnıñ tarafdarları ise ancaq bunı esapqa almaylar.

Şive hususiyetleri butünley saqlav tarafdarları-nıñ baqışı ise menimce maqsatqa o derece uygun olmasa kerek. Çünki edebiy til şekilleriniñ laqır-dı tiline ep znяde qoюuluvı ceryanı çoqtan başla-nıp, ketken sayın ep intensiv surette devam etmekte ki, oiı endi toqtatmaq bir yaqta tursın, çanalatmaq bile mumkün degil. Çünki, birincide, til inkişafınıñ oz qanunları bar ki, oña kimse keder etip olamaz, ekincide, bu ceryan halkımıznıñ biri-bmrinen ep ziyade qarışuvınen em de keniş halq kütlesiniñ me-deniy ve bilgi seviyesi epyukselip barmasınen sıqı bağlıdır.

Umumhalq medeniyetiniñ ep daayukselüvi ile aynı zamanda şubesiz bediiy añlamlar ve estetik normalar da deñişip ve mukemelleşip güracak-ıъgr. Çünki malüm olganı kibi bu şeyler asıl ebediy birdayın katıp qalgan bir dogma degil.

Biz şimdi bile qırımtatar halqınıñ azgrki yaş nesnl vekilleriniñ dadşçda ve ruhiy ihtiyaclarında oldıqça ciddiy deñişmeleriniñ şaatı olmaktamız ki, şive hususiyetlerini butünley saqlav tarafdarları baqışınıñ kelecegi olmağanını bu misal de açık isbat etmekte.

Lâkin olarnıñ bu sebepten kederini biraz olsa da yımşatmaq içün şunı aytmaq mumion ki, halq yırla-rını icra etüvde olarnıñ begengen şive sözleri daa çoq vaqıtqace yañğıraycaqtır. Unifikatsiya ceryanı iç qısqa bir devirde olacaq şey degil.

Ne yapayım? Dogrusını aytqanda, men ozüm de yır-lardaki şive şekillerine ayrıca bir sevgi duyğusı is etem. Lâkin umumhalq, umummedeniyet, sanat meseleleri uzerinde çalışır ekenmiz, şahsiy duygular bir tarafta, real ve obъektiv ayat adiselerine munasebet, yanaюuv baş-qa tarafta turmalı. Başlıcası, birinci yerde akiq-at, meselege ayınıq baquv, añlı yanaşuv turmalı.

Uçünci baqışnı ise ozüniñ könkretsizligi sebe-binden men belli bir emiyetke ve dikısatqa lâyıq dep tangmayım.

İşte, halq yırlarındaki şive sözlerine munasebet meselesi boyunca şekillengen baqışlar hususında me-nim fikirim şulardır.


Qırımtatar halq yırlarınıñ sözleri aqqında

Aşağıda ketirilgen cedvelge 350-ge yaqın halq yırınıñ adları kirsetildi. Olardan 46-sı başqa hal-qlardan keçken yırlardır. Bularnıñ da ekserisi Tür-kiyeden keçken olıp, bir qaçıda Aşıq Umer, Aşıq Ke-rim, Aşıq Ğarip kibi aşıqlarnıñ yırlarıdır. Qalgan yırlar qgrımtatar yır folklorınıñ hazi-nesidir ki, bu sayg asıl da, yırlarımıznıñ tolu ced-veli degildir. Ebet, lırlarnıñ sayısı bundan oldıq-ça çoqtır. ya olarnıñ ne qadarı unutılıp, ğayıp ol-ğandır?!

Eger oz vaqtında halq yırlarını toplav, yazıp aluv işi teşkilâtlandırılğan olsa, ya da nota yazıları bulu-nıp, olar saqlanğan olsa, eminliknen aytmaq mumkün ki, bu raqam bir buçuq - eki kere ziyade olur edi.

Qırımtatar halq yırlarınıñ elimizde olğanla-rınıñ şive ve janr ceetlerinden bolünüvi de buyuk diqqatqa lâyıqtır. Menyukarıda añglğan halq yırını esasen belli olğan uç şive boyunca boldim.

Elbet, şubesiz, yarı-yarığa eksik olgan bu mıkdar

esasında yapılgan klassifikatsiya real akikattan çok uzaq ola bile, çünki aqiqatqa eñ yaqın netice yalıñız butün halq ygrları tbplanılıp, olar iç bir yañlışsız şiveler boyunca bolüngeni taqdirde elde ztile bile.

Menim yapqan klassifikatsiyam boyunca birinci yer-de orta yolaq şivesine ait yırlar (157 yır yani 52 fayız), ekinci yerde yalı boyu şivesine ait yırlar (105 yır yani 34 fayız) ve uçünci yerde çöl tarafı şivesine ait yır-lar (42 yır - 14 fayız).

Bu yerde çöl tarafı yırlarınyuъ azlığınıñ sebebi-nig añlatmaq zarur dep sayam. Maqamları, ezgileri cee-tinden dereceleri hususında fikiryursetip olamayım, lâkin söz baylığı ceetinden çöl tarafı yırları ek-sik olmaq degil, aksine, diger eki şiveden de ustünler dep eminliknen aytabilem.

Çöl tarafı yırlarınıñ bu yerde az olğanınıñ se-bebi şundaki, birinciden, pek çoq mıkvdarda çıñlar ve diger beyitler adetiy mustakil yır şekilini taşıy-lar, ekinciden, mesele o taraf yırlarını yahşı bilme-üvimde ve olarnı az toplaganımdadır. Şubesiz, şimal şivesine ait yırlar oldıqça çoqtır.

Şunı aytmalı ki, halq yırlarını şivesine köre bo-lüklerge bolmek gayet murekkep bir iş. Mında ayrı şi-ve sözlerine baqıp yañlış qarar çıqarıp, hatalarğa yol bere bilesiñ. Bu ise ziyadesinen yalı boyu ve orta yolaq iırlarına aiggir.

Belli ki, şive formaları kesen-kes belli bir territo-riyanen çerçivelenmey. Meselâ, orta yolaqnıñ bazı şe-killeri yalı boyunıñ bazı yerlerinde de qullanıla, yalı boyunıñ şekilleri ise orta yolaqnıñ künbatı ve kün-doguş qısımlarında qullanılalar. Meselâ, sözler-niñ morfologik tizilişi ceetinden «Mecbur oldım», «Elif dedim, be dedim», «Bu geceler» kibi ve bir sıra diger yırlarnı bu şivelerniñ er ekisine de ait etmek mumkün.

Şunı qayd etmeli ki, ozümniñ halq yırlarınıñ sözleri aqqında bu yazılarımda men meseleniñ tek oz añlayışım ve iqtidarım yete bilgen tarafları husu-sında sözyursetgim ve onıñ daa murekkep taraflarına toqunmadım.

Halq yırları ozleriniñ em vokal, zm muzıka, em be-diiyet, em ğaye, em janr ve diger aspektleri ile bir adam-nıñ, atta eñyuksek ihtisaslı adamnıñ elinden keled-jek şey degil.

Daa ğayet az ogrenilıen bu mesele hususında menim bu fikirlerime kelgende ise, doğrusını aytsam, olarda me-seleniñ degil ki, butün tarafı qaplanıp alınmak, atta onıñ ozüm toqungan tarafları bile kerek dered-jede aydınlatılmagandır. '

Яzэlarımnıñ esas mevzusından biraz çetke çıksam da, şu aşagıdaki meselege diqqat celp etmek ister edim.

Malüm ki, oldıqça zengin kırımtatar halq avaları hazinesinde ayrıca diqqatqa lâyıq olğan ve ozle-riniñ çeşit muzıkal hususiyetleri ile butün-butün bir tsikllarnı teşkil etken gayet original maqamlar bar. Bular tantanalı harakterdeki «Dolu»lar, teren lirik şe-kildeki «Taqsimoler, toy ve diger turmuş merasimleri-ne ait «Peşraf»lar olıp, olar bizde hususiy ve ozgün bir muzıkal formanı teşkil etmekteler.

Elbet, olarnıñ pek çoqları izsiz gaygp olsalar kerek. Lâkin pek az olsa da, olarnıñ belli bir kısımı, oz ayatınıñ soñki basamagında bulungan bir qaç ih-' tiyar'halq çalgıcıarınıñ zeininde saqlanıp qal-ğandır.

Şunıñ içün bizim muzıka medeniyeti boyunca mute-hassıslarımıznı ğayıp olıp ketmekte olgan bu soy maqamlarnı notağa yazıp aluv meselesinde aşıqtır-maq ister edim.

İşte, menim halq yırları ve olarnıñ sözleri aq-qında aytacaq fikirlerim bu qadarlıq.

Яzэq ki, qırımtatar yırları ozlerine soñ dered-je buyuk dikısat celp etkenlerine baqmadan, halq yırlarınıñ tarihiy inkişaf yolu ilmiy ceetten daa keregi kibi ogrenilgeni yoq.

Halq yırlarınıñ maqamları belli bir derecede işlenilgen olsa da, olarngñ sözleri, tekstleri kimseni meraqlandırmadı.

Belli şairnmiz Eşref Şemi-zadeniñ bu mevzuga bagışlangan tafsilâtlı ve ğayet faydalı maqalesin-den başqa bu aqta bir şey yazılmadı, demek mumkün. Bu vakıtqace halq yırlarınıñ yalıñız sözleri olğa-nı kibi yazılıp alınuvnen kifayetlenildi. yazılıp alıngan yır tekstlerine ise iç bir türlü tenqidiy köznen yanaşılmadı ve o tekstler ilmiy noqtaiy nazar-dan işlenilmedi.

Menim bu mesele boyunca asılında bir aveskârlıq şekilini taşıgan bu fikirlerim tek menim halq yır-

larına olgan sevgimden degil, olarnıñ sezlerike kerek derecede diqqat ayırılmaganına yazıqsınğanımdan kelip çıkqandırlar. Eñ acınıqlısı şu ki, boyle diqqatsızlıq neticesinde halq yırlarından bir çoqunıñ sözleri bozulganı bu acayip yırlarnıñyuksek keyfiyetini, yahut bediiy seviyesini bagışlanıl-maz derecede eksilteler.

İşte şu sebepten men bu gayet muim mesele boyunca oz fikirlerimni ortağa sürmege cesaretlendim. Lâ-kin bu yazılarıma asıl tam manada bir ilmiy iş dep baqmayım ve esasen ilmiy suregge talil etilmesi ta-lap olungan bu meselege medeniy cemaatçılıknıñ diqkatını celp etmek isteyim. Buña ise ne derece nail olğanımnı sayğılı oquyıcılar bilsinler.

Aşagıda Murtaza Velicanovnıñ halq ygrları-nıñ sözderini şiveler boyunca bolüv cedveli berile. Bu cedvelde 350-ge yaqın halq yırınıñ adları ve olarnıñ angi bir şivege ait olğanı yahut kaydan alın-ğanı mahsus ariflernen kösterile.

.