Muzik Kutusu << Geri Dön

REBETİKA II

1996


Hazırlayan: Muammer KETENCOĞLU
Katkıda Bulunanlar: Hasan SALTIK, Müfide PEKİN,
Sevim ÇETİN, Aris ÇOKONA, Can GÜNTEKİN
Yapım: KALAN MÜZİK
Grafik: reference
Tasarım: İhsan EROĞLU




01. To ferece (Ferace)
05. To prosfiğaki ( Zavallı Mülteci)
07. Trava Spango (Çek Arabanı)
13. Tha spaso kupes (Kadehleri Kıracağım)
14. I bira tu Pikinu (Pikinos'un birası)
17. Ithela nartho to vradhi (Geceleyin gelmek istiyordum)
19 Arabas perna (Araba geçiyor)
20 Khasapikos ap'ta Tatavla (Kurtuluş'tan kasap havası)

 
ŞARKILARA DAİR BİRKAÇ SÖZ
Eli, güzel bir kadındı doğrusu
Simsiyah saçları vardı
Onu öldürmek gerek
Çünkü kocasını ve çocuklarını terk etti
Çanlar çalındığında herkes kiliseye
giderken
O ağa sofralarına giderdi
Eli Eli Eli!
Seni kimse istemiyor
Çünkü senin dudakların öpülmüş,
ısırılmış.

Liman Şehri İzmir coğrafi konumu gereği, dolayısıyla ekonomik hareketliliğinden ötürü sayısız halkın birbirini tanıyıp alış-veriş ettiği, etkileştiği, kaynaştığı bir dostluk, bir hoşgörü mekanı olmuştur. Benzeri koşullar İstanbul için de söz konusu olsa da kanımca İzmir'in başkente uzak oluşu daha sivil, daha zorlamasız bir etnik çeşitlilik ortaya çıkarmış.
Beylikler döneminden 1920'li yıllara dek Anadolu'nun hemen her yöresinde özellikle de İzmir'de doğal bir yanyanalık içinde yaşayan Türk ve Rum toplumları ulusçuluk akımlarının çok da eski olmadığını göz önüne alırsak dinsel hoşgörüye dayanan sıcak bir dostluk duygusu içinde yaşadılar. Din değiştirmeler, karşılıklı evlenmeler, kültürel etkileşimler ve burada konu edineceğimiz müzikal köken birliği başkalarından daha çok bu iki halkın yanyanalığını zamanla iç içe kılmıştır. İşte bu noktadan sonra ortaya çıkan Anadolu kültürünün Türk ve Rum bileşenlerine ayrılabilmesi hem olanaksızlaşmakta hem de anlamsız bir girişim gözükmektedir.
Rebetiko müziğinin en önemli iki kaynağından birinin Anadolu, yani İzmir ve İstanbul kökenli Rum türküleri olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda İzmir Rum türkülerinin evrimine baktığımızda, ancak 1850'lere dek gidebiliyoruz.
İzmir'deki müzik geleneğinin zenginliğine göndermelerde bulunan bir çok kitabın yanı sıra ilk kez 1875'da araştırmacı Bourgould Doucouray İzmir'den 30 türkü derleyip yayınladı ve kitabın girişine şöyle yazdı: "Sokaklarında bu denli çok laterna görebileceğiniz bir şehir zannediyorum yoktur." Rum toplumunun alt katmanlarının yaşamı algılayış biçimini, sıkıntılarını anlatan ve aynı açıdan Pire'deki "Manga" alt kültürünün serkeş şarkılarıyla paralellik gösteren halk türküleri meydanlarda ve sokaklarda doğallık içinde çalınıp söylenirdi. İşte bu şarkılar, asıl olarak Yunanistan'da son halini alan Rebetiko müziğinin öncül formu olan İzmir ekolünün ilk örnekleridir. İlk kayıt örnekleri 1900'lerin başında yapılabilen bu şarkılar keman ya da klasik kemençe, ud, santur ya da kanun ve bir çok vurmalı çalgı (darbuka, def, kaşık) ile icra edilirdi. Yine 1850'lerden 1930'lara dek İzmir ve Selanik'de gördüğümüz amane kahvelerinin (kafe aman) çokluğu, profesyonel İzmir müzik geleneğinin oluşup yerleşmesinde yaşamsal derecede önemli olmuştur. Bu küçük mekanlarda sıcak ya da alkollü içecekler içilirken, bir yandan da büyük olasılıkla bir kadın şarkıcıya, andığımız enstrümanlardan oluşan bir grubun eşlik ettiği programlar düzenli olarak sergilenirdi.

İzmirli Rum müzisyenler hem Türk müziğine yakın oldukları, hem de aynı zamanda batı müziğini iyi bildikleri için yaratıcılıkları ve yorumları çok çeşitlilik gösterir. Gazellerle tıpatıp aynı olan amanelerden çiftetellilere, taşra Rum türkülerinden estudiantin denen çalgı (gitar, mandolin, mandola) ve vokal gruplarınca söylenen İtalyan melodilerini andıran şarkılara dek bir çok müzikal etkiyi bir arada buluruz bu şarkılarda. Genel olarak Türk müziğinde kullanılan temel makamlar ortaktır ve adları bile değişmemiştir. Ancak Rum müzisyenler bu makamların inicilik ve ya çıkıcılık kurallarına zaman zaman uymazlar, şarkı içinde makam değişikliği yapabilirler ya da yeni makamlar yeni diziler bulabilirler. Çalış usluplarına baktığımızda; özellikle keman ustalarında yerleşik Türk müziği tavrını, Romen çingenelerin senkop ve kaydırmalarını ve batı Avrupalı kemancıların ses elde etme tekniklerinin bir karışımını buluruz.
Öteki çalgıların çalınış tavrı genel olarak Türk müzisyenlerinkinden farklı değildir.
1922 sonrasında Yunanistan'ın her yanından çadırlardan, barakalardan yükselen bu çoğunlukla acılı şarkılarda şüphe yok ki Anadolu'da birlikte yaşanan diğer etnik grupların izleri son derece açıktır. Ermeni kızları, Yahudi çocuklar, feraceli gelinler, türlü nidalar, meraklılar ve sevdalılar.
Dönemin İstanbul'una baktığımızda, burada diğer bölgelerden açıkça ayırt edilebilen bir Rum halk müziği geleneği olduğunu belirtmek gerekir. Ancak nedense geleneksel İstanbul Rum müziğine dair kayıtlardan pek azı bugüne ulaşabilmiştir. Ayrıca geleneksel müzik bestelere İzmir'deki kadar yansımamıştır. İzmir tarzı çalgılarının yanı sıra İstanbul şarkıları kayıtlarında klarnet ve ksilafona rastlıyoruz.
Elinizdeki taş plak derlemesinde 1910'la 1930 yılları arasında çoğu İzmir, İstanbul ve Yunanistan'da yapılmış kayıtları bir arada bulacaksınız. Bunların büyük çoğunluğu Anadolu'dan götürdükleri müzik birikimini notaya dökerek bugün tüm dünyanın beğeniyle karşıladığı Rebetiko müziğinin gelişimine olmazsa almaz derecede katkıda bulunmuş İzmirli ve İstanbullu Rum bestecilerin şarkılarından oldukça zorlanarak seçilmiştir.
Teknolojinin taş plaktan kulağımıza taşıdığı bu tınılar, bu anlaşılan ya da anlaşılamayan sözcükler kuşkusuz sürüyle çağrışım yaratacak dinlendiğinde. Çağrışımlarımızdan birkaçını sayarak yazımızı noktalayalım:
- Benzerliğe indirgenemeyecek bir teklik ve zenginlik,
- Biz de Anadoluluyuz,
- Bizi unutmayın,
- Bir elimizde zafer kazananın hıncı, diğerinde kaybedenin cezası,
- Hiçbir bombanın yok edemeyeceği, notalardan oluşmuş bir gözünü sevdiğim köprü.
1 Mayıs 1996 Muammer KETENCOĞLU