Muzik Kutusu << Geri Dön

Çerkes Müziği ve Oyunları [ Ahmet Rasim ]


Ahmet Rasim

Çerkes Müziği ve Oyunları

Küçük iken konağa gidip günlerce kaldığımız olurdu. İşte bu müsarefet müddeti esnasında bazı geceler pek hoş geçerdi. Büyük hanım Çerkes, valide Çerkes, küçük hanım Çerkes kızı, baş kalfa Çerkes, maiyetindeki beş altı halayığın beşi altısı da Çerkes... Biz konak heyetinden sayılırdık. Büyük hanım beni evladı gibi severdi, hatta yanında yatırırdı. Validemi de pek ziyade severdi. Vaktiyle kendi halayığı olduğu halde onun küçüklüğünde hakkında göstermiş olduğu şefkat ve atifeti büyüklüğünde de ibazal ederdi. Bu sebeple beş on gün alıkoyardı.
Karşı karşıya geldiler mi Çerkesçe konuşurlardı. O zamanlar ben de epey söyler, anlardım. Gece olurdu ki başka misafirler de olurdu. Fakat ekseriye Çerkes olan hatırı sayılır misafirlerin bulunduğu gecelerde yatsıdan sonra eğlence tertip olunurdu.

Konak bir tek ayvazı müstesna olmak üzere kâmilen mütteki, musali idi. Yatsı kılındıktan sonra mevsimine göre kâh geniş uzun, yer yer endam aynaları, konsollar ile süslü baştan aşağıya kadar hasır döşeli ayak keçeleri ile yollu köşeleri divan sedirleri, sedirlerin yanları canfes, kadife ipek çuha, erkân minderleri ile çevrili tavanına üç takım onbeş mumlu avizeler asılı, merdivene giden medhali gayet kıymetdar kumaşlardan yapılmış büyük işlemeli perdelerle kapanmış divanhanede yahut kapısı bu divanhaneye açılan ve adına o zaman büyük oda denilen cidden büyük pencereleri en ağır muhteşem perdelerle, rafları yüksek kıymette Saksonya vazoları kaplar, kâselerle göz alıcı olan keza uzun kısa minderli yere türlü türlü halılar döşenmiş.. ta ortasına her tarafı parıl parıl parlayan tablalı iri vaktiyle epeyce yakılmış tepeleme dolu bir mangal konmuş öd ağacı anber gibi kokulu buharlarıyle bir cennete köşesine döndürülmüş salonda toplanılır, anlatılırdı.

Bilhassa Çerkes oyunları bu eğlencenin tertibinin esasını teşkil ederdi. O vaktin terbiyesi iktizası büyükler söyler, küçükler dinler sorulmayınca cevap verilmez, izin verilmeyince söze başlanmaz olduğu için Çerkesçe konuşmalara isnat edilen bir çuval ceviz boşanıyor zan edilir, mubalaasından eser bulunmazdı. Zaten Türkçeleri gayet lâtif az çetrefil hale getiren Çerkesçe burda bir takım beliğ dalgacıklar ile işidilirdi.

Bu eğlencede yegâne müzik aleti armonik idi. Baş kalfa sırma işlemeli koyu mor kadife ile örtülü âleti getirir , beraberinde kızlar da içeri girip divan dururlar, büyük hanım mesela :

...Gel misal... sen çal... Hüsnüdil ile Aşkibar da oynasınlar!

Emrini verir vermez baş kalfa kemâli tazim ile geri çekilerek armoniği Hüsnü misale uzatır o da böyle büyük bir iltifata mazhariyetinden dolayı evvelâ etek öperek kalfanın elinden alarak çalmaya başlar, ötekiler oynarlardı.

Fakat badihava değil, büyük hanım beğendi mi Valideye göz işareti yapar, çalgıcıya oynayanlara ihsan çıkardı.

Çerkes müziği hakkında edindiğim malûmata nazaran bu müzik üç çeşit aletle çalınır. Bu âletlerden biri (phapşıne) dirki millidir. Kendileri imal ederler. Kemençe nevindendir. Bu saz ciddi ağır başlı eğlencelerde, erkek meclislerinde çalınır. Çalınma esnasında meclisde bulunanların hemen cümlesi bir ağızdan eski ve tarihi muharebe kasideleri söyler. Böyle bir aletle havai şeyler söylenmez. Cihada kahramanlığa ait tarihi manzumler okunur. Hatta diyorlar ki ahfat ve mecliste hazır bulunan zatlar bu menkıbeler ile iftihar ederler. Bütün gün harp etmiş yahut sair işlerde yorulmuş bir Çerkes phapşıne ile yorgunluğunu unutur. Bu meclisler ekseriye haçeş denilen ve umereya mahsus olan selamlık dairelerinde kurulur.

Bu alet, hiçbir zaman kâr yahut umumun zevki ve neşesi için değildir. Ancak Çerkeslerin kendi merakının ve milli hislerinin tatmini içindir.

Düğünlerde ve sair hususi eğlencelerde de hemen istimal edilmez. Yalnız muharebede yaralı düşenleri gece sabaha kadar uyutmamak adetlerinden olduğu için, yaralının uyanık bulunması için çalındığı vakidir.

İkincisi kamıl denilen naya benzer bir alettir ki geçim vasıtası olmak üzere öğrenilir. Maruf ve asil Çerkesler hiçbir zaman bu aleti öğrenmezler.

Kamıl Çerkeslerde Nesaşe denilen büyük ziyafetlerde ve buna benzer toplantılarda çalınır. Düğün sahibi zat haysiyeti ve mali kudreti nisbetinde yapacağı düğün için öteden beriden kamılapşe denilen namlı sanatkarlar celp ederek bir orkestra teşkil eder. Mayestro mevkiine geçer, faslı idare eder. Agvade denilen ikinci sınıf artistler de kendilerine mahsus ufak tahtalardan yapılmış bir aletle tempo vurular, çalarlar.

Bu tafsilatı veren zat diyor ki çıkan sada (Çerkes olduğum için söylemiyorum) bir garp orkestrası kadar his ve zevki tatmine kafidir.

Üçüncüsü vurıspşıne yani armonikadır. Bu alet doğrudan doğruya kızlara mahsustur. Erkeklerden çalan varsa da nadirdir. Hususi eğlencelerde, aile ve şahsi düğünlerde çalınır. Çerkeslerde hemen hemen bilaistisna her kız çalabilir.

Vurıspşıne armonik iki nevidir. Bu bir sıra perdeli ve sesi adeta piyanoya benzer. Buna pşınephenj derler. Birincisinden daha mükemmel fakat çalınması daha güçtür.

Çerkes oyunları iki yahut daha ziyade kişi tarafından oynanır. Bunların envaı pek çoktur. Bunlardan Çerkesçe Kafe denilen, alafranganın Valsına, Haguçe denilen Sotise, Zehuge Kadrile, Vigi Polkaya, Şeşen denilen de Balt envaındandır.

Bunlardan başka bir çok şekil ve tarzda yapılan oyunlar varsa da ne tarifi, ne de mukabilini bulmak mümkündür. Çerkesler oyunlarında en ziyade ayak parmak uçlarında meharet göstermeye çalışırlar.

Vigi denilen oyuna pek çok şahıslar iştirak edebilir. Onun için Polkaya benzettim.