Muzik Kutusu << Geri Dön

Abhazlar ve Geleneksel Müzikleriyle İlgili Üç Yazı [ Alaşara, Aylık Dergi - Nisan 1995 ]


Abhazlar ve Geleneksel Müzikleriyle İlgili Üç Yazı

Murat Papşu

I ABHAZLAR (ABAZALAR)

Abhazlar kendilerine Apsuva, ülkelerine de Apsnı, yani ‘canlar ülkesi’ adını verirler. Türkiye’de genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da bu halkın iki grubu ayrı ayrı ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ (Abazin) olarak adlandırılır. 14. ve 15. yüzyıllarda Abhazların bir kısmı Kafkas dağlarını geçip Kuzey Kafkasya’ya, Kuban ve Kuma nehirleri boyuna yerleşmiştir. Tapanta veya Bashağ olarak olarak adlandırılan bu grubu, 17. yüzyıl başlarında Aşharuva (’dağlı’) adı verilen soydaşları izledi. Onlar da Abhazya’nın dağlık bölgelerinden inerek Kuzey Kafkasya’ya yerleştiler. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayan bu grup ‘Abazin’, tarihi anavatanları Abhazya’da yaşayanlar ise ‘Abhaz’ olarak adlandırılır. Her iki grubun yaşadığı Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde Abaza adı böyle bir ayrım içermez. Ancak son yıllarda ‘Abhaz’ da ayrım yapılmadan ‘Abaza’ yerine kullanılmaya başlamıştır. Abhazlar (Abazalar) Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak ‘Çerkes’ tanımına dahil edilirler.

Abhazlar (Abazalar) tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri Abhazya’da yaşayan Kafkasya’nın yerli halkıdır. Dil ve köken olarak Çerkeslerle (Adığe) akrabadırlar. Türkiye’de Abhazlar (Abazalar) yoğun olarak İzmit, Adapazarı, Düzce, Bolu, Bilecik, Bursa (İnegöl), Eskişehir, Kayseri (Pınarbaşı), Sivas (Şarkışla), Adana (Tufanbeyli), Yozgat, Çorum, Amasya ve Samsun’a bağlı köylerde yaşarlar.

19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde 40-50 bin Abhaz-Abaza yaşıyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda ve daha sonra Abhazya’da yaşanan (1866 ve 1877) ayaklanmalara bağlı olarak çoğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Abhazya’da 120 bin, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abhaz-Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş Abhaz köyleri vardır. Türkiye’de ise yaklaşık 100-150 bin Abhaz vadır. Mısır, Ürdün ve Suriye’de de Abazalar yaşamaktadır.

Eski Abhazların geleneksel uğraşı tarım, otlak hayvancılığı, arıcılık ve avdı. Tipik yerleşim bahçe, bostan, bağ v.b. ile çevrili, birbirinden uzak, çiftlik tipi yerleşimlerdi. 19. yüzyılda Abhazlar, genellikle aynı soydan kişilerin oluşturduğu mahallelerden (ahabla) meydana gelen köy toplulukları (akıta) halinde yaşarlardı. Eski konutları yuvarlak ya da dörtgen şeklinde, saz çatılı örme evlerdi. Sonradan, yerden sütunlarla kaldırılmış, çok odalı, tahta kaplı eğimli çatısı olan ahşap evler (akuaskâ) yapmaya başladılar. Akuaskânın ön cephesinde ağaç oymalarla süslenmiş geniş bir veranda uzanırdı. Abhazların bugünkü köy evleri genellikle iki katlı, çok odalı, taş veya tuğla evlerdir.

Abhazlar arasında Bizans aracılığıyla 4. yüzyılda Hıristiyanlık, Osmanlılar aracılığıyla da 16. yüzyıldan itibaren Müslümanlık yayıldı, bu dinlerin inançları pagan inançlarla kaynaştı. Abhazlar bugün de iki dinli bir halktır. Abhazya’daki Abhazların çoğu Hıristiyan, bir kısmı da Müslümandır. Kuzey Kafkasya’da, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde yaşayanların ise tamamı Müslümandır. Ancak hiçbir din Abhazların toplumsal yaşamına tamamen nüfuz etmemiştir. Toplamsal yaşamı ve kuralları kâbz denilen Abhaz gelenekleri, örf-adet hukuku belirler. Eski çoktanrılı inançların izleri bugün de görülmektedir. Her soyun kendi koruyucu tanrısı ve kendisine ait anıha denilen kutsal korusu vardı. En üst tanrı Ançüa, av tanrısı Ajüeypş, yıldırım tanrısı Afı vd. ile ilgili inançlar, tek tanrılı dinlerin inançlarıyla birlikte yakın zamanlara kadar korunuyordu.

Feodal toplum yapısı 19.yüzyılda büyük ölçüde korunuyordu. Üst feodal kesimi prensler (tavad) ve asilzadeler (aamsta) oluşturuyordu. Serfler de kendi aralarında üç kategoriye ayrılıyordu: anhayü, amatsurazku ve agırvua (veya ahuyü). Üst feodal kesimle serfler arasında aşnakuma denilen bir ara sınıf bulunuyordu. En alt sınıfı ise köleler (ahaşala) ve azatlar oluşturuyordu.

Abhazların geleneksel aile yapısı da ataerkil özellikler taşır. Her Abhaz, kökleri yüzyıllar öncesine uzanan bir soya (ajüla) mensuptur. Sayıları binlere ulaşsa bile aynı soya mensup olan ve aynı soy adını taşıyan herkes birbiriyle akraba sayılır ve aralarında evlenme yasağı vardır. Bu yasağa anne tarafından akrabalar da dahildir. Komşuluk ve akrabalık dayanışması, konukseverlik, kan davası, yaşlılara saygı geleneksel Abhaz yaşamında önemli yer tutar. Yaşlılar bugün de ailede ve toplumda özel bir saygı görürler. Bu, Abhazların uzun ömürlülüğünün sosyal nedenlerinden biri sayılır.

Abhazların etno-psikolojik yapısı büyük ölçüde, bireyin toplumla ve doğayla ilişkisini düzenleyen geleneksel Apsuvara (Abhazlık) normlarıyla biçimlenmiştir. Ortaçağ Avrupa şövalyelerinin seçkin davranış biçimini anımsatan, incelikle işlenmiş davranış-görgü normları Apsuvara’nın ayrılmaz parçasıdır. Abhazların günlük yaşamdaki davranışları bugün de biraz seramonik özellikler taşır.

Murat Papşu Atlas, Mart 2003

II
ABHAZ HALK ÇALGILARI

Meri Haşba, müzikbilimci

Der. ve Çev.: Murat Papşu

TELLİ ÇALGILAR

Aphartsa

Aphartsa Abhazların eski iki telli, yaylı ulusal çal­gısıdır. Günümüze kadar hemen hemen ilk şekliyle ko­runmuştur. Çeşitli zamanlarda Abhazların yaşantısını anlatan bazı yazarların (1) ifadeleri dışında aphartsa, ar­dında hiçbir yazılı belge bırakmamıştır ve bu çalgı yavaş yavaş halkın kullanımından çıkmıştır.

18. yüzyılın sonunda aphartsa henüz bütün Ab­hazya'da yaygın olarak kullanılıyordu. Dal,

Tsabal, Abjua ve Bzıb'ta, ülkenin her yöresinde bu çalgı eşliğinde daha çok epik-kahramanlık özelliği taşıyan şarkılar söy­leniyordu. Günlük yaşama o kadar yerleşmişti ki hemen her evde duvara asılı bir ap­hartsa görmek mümkündü. Asmak için çal­gının sapına küçük yuvarlak bir delik açılıyordu.

Bugün aphartsaya en çok Gudauta Abhazları arasında rastlanıyor. Kaldahuara, Cırhua, Othara ve Lıhnı köy­lerindeki şarkı ve halk oyunları ekiplerinde aphartsa ça­lanlar bulunuyor.

Bu çalgı Oçamçira bölgesinde daha az yaygındır. 1963’te bu bölgedeki köylerde aphartsası olan ve çalabilen sadece iki kişi bulabildik.

Sohum ve Gagra'da aphartsaya artık çok nadir rastlanmaktadır; Gal'de ise bugün artık bu çalgıyı unutulmuş saymak gerekir.

Aphartsanın bu bölgelerde kaybolmasının nedeni, buradaki köylerde bunu çalan Abhazların 1877-1878 Osmanlı-Rus Sa­vaşı'nda tamamen Türkiye'ye göç etmiş olmasıdır. Gal böl­gesinde Abhaz aphartsasının yerini Gürcü çongurisi almıştır.

Ayümaa

Bütün Abhaz çalgıları içinde en fazla türü olan te1li-pizzikato (2) çalgılardır. Bunlar ayümaa, ahımaa, açamgur ve apandurdur.

Ayümaa köşeli bir arptir ve artık kullanılmamaktadır. Halk tipi son örneği A.A. Miller tarafından Leningrad Et­nografya Müzesi için 1900’lerin başında Açandara köyünden Halil Çiçba'dan elde edilmiştir. Bu çalgı şimdi Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu ayümaanın asıl sahibi olan Halil'in ba­bası Kobluh Çiçba, iktidardaki son Abhaz prensinin saray mü­zisyeniydi.

Ayümaa ıhlamur ağacından, bükülerek gövde üzerine otur­tulmuş bir yay biçimindedir. Gövde, içi oyulmuş yarı silindir şeklindedir. Üst taraftan ağaç bir kapakla kapatılmıştır. Ka­pak gövdeye küçük deri şeritler aracılığıyla sabitlenmiştir. Ka­pak üzerinde, 14 küçük yuvarlak delik açılmış ağaç bir çıta bulunur. Bu deliklerden, uçları düğümlenmiş teller geçirilir ve teller, bu deliklere çakılan küçük ağaç çubuklarla tutturulur. Yay üzerine, sol tarafa, ayar yaparken telleri germek için ağaç burgular yerleştirilmiştir. Ayümaanın telleri at yelesindendir, yönleri çaprazdır. Tellere paralel olarak her iki tarafta da, yay ile gövde arasına ağaçtan destek çubukları yerleştirilmiştir. Ayümaanın düzeni V.V. Ahobadze tarafından Svanların benzer çalgısı çanginin düzeniyle karşılaştırılarak yeniden ya­pılmıştır. V. Ahobadze'ye göre ayümaanın telleri İyon per­desinin basamaklarına göre dü­zenlenmiştir. Fakat biz Abhaz halk çal­gısı ayümaanın tellerinin İyon perdesinin basamaklarına göre düzenlenmiş olduğu kanısında değiliz.

Ayümaanın nasıl bir düzeni olduğu sorusuna cevap vermekte zorlanıyoruz. Çünkü tınısı hakkında hiçbir ipucu vermeyen çok kısıtlı bil­giye sahibiz ve esas aldığımız tek halk tipi örnek çok kötü durumda. (Göv­de kapağı kırılmış, telleri kopmuş).

Ayümaa esas olarak eşlik eden (ak­kompanent) bir çalgıdır. A. Miller, ayü­maa eşliğinde tarihi ve savaş şar­kılarının söylendiğini yazıyor. (3)

Ayümaa sağ dize konularak çalınır. Her iki elin işaret ve orta parmak uçlarıyla yuvarlak hareketlerle teller çekilip bırakılarak çalınır; sol elle alt ok­tav, sağ elle üst oktav kullanılır.

Çalgının adının kökeni Abhazcadır; "iki saplı" anlamına gelir.

Ahımaa

Eski arplar telli-pizzikato çalgılardır ve Kafkasya'da da, özellikle Abhazya'da kullanılmıştır. Ne yazık ki bu çalgının Abhaz tipi halk örneği günümüze ka­dar korunmamıştır. Lıhnı köyünden Elıf Kobahiya'nın (120 yaşında) tarifiyle İ.E. Kortua onu yeniden çizmiş ve bu çizime göre Hacarat Ladariya ta­rafından yeniden yapılmıştır. Yeniden yapılan bu ahımaa Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Çerçevesi trapez şeklindedir. Ortasından da­yanak kirişlerine dikey olarak ağaç bir lata geçer. Bunun altına da gövde yer­leştirilir. Çerçevenin küçük dayanak kirişinin uzunluğu 530 cm., büyüğünün 915 cm, boyu ise 520 cm'dir. Gövde, ağaç kapakla kapatılmış düz bir kutu görünümündedir. Gövdenin uzunluğu 210, eni 130 cm'dir.

Üst gövde kapağının üzerinde çapı 1 cm. olan küçük delikler bulunur. Göv­de üzerindeki latada ve çerçevenin yan taraflarında tellerin tutturulduğu kü­çük ağaç çubuklar (burgular) çakılıdır. Orijinalinde teller aslında at kılındandır, fakat şimdi metal teller kul­lanılmaktadır. Teller her iki tarafta da­yanak kirişlerine paraleldir. (Her iki tarafta 14'er tane). Sağ tarafta teller kalınperdeyi, sağ tarafta ise yüksek per­deyi oluşturur. Ahımaa, dar tarafı çalanın tarafında olacak şekilde dizlerin üzerine konur, her iki elin parmaklarıyla tel­lere dokunularak çalınırdı.

Bu çalgının kökeni hakkında İ.A. Acincal'ın kaydettiği bir efsaneye göre ‘ahımaa’, acıyı ifade etmek için bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Kazayla oğlunu öl­düren bir baba, küçükken çocuğu yı­kadıkları teknenin üzerine at kılları germiş. Teknenin bir ucu, yıkarken çocuğun başını koyması için geniş yapılmış. Bu­nun üzerinde de üç sap varmış. Bu yüzden bu çalgıya da "üç saplı" an­lamına gelen ahımaa adını vermişler. Zamanla bu alet gelişerek eşkenar trapez biçiminde bir çerçevenin or­tasına oturtulmuş ve rezonatör olarak kullanılmaya başlanmış.

Kafkasya'da bu çalgılara Gür­cistan'da (santur), Ermenistan'da (ka­non santur) ve Azerbaycan'da rast­lanır. Hepsi birbirine benzer ve dışarıdan alınmadır. Bunların güneyden geldiği tahmin edilmektedir. Çalgının bu tipinin Kuzey Kafkasya' da olmaması, sa­dece Güney Kafkasya'da bulunması ve benzeri çalgıların eski za­manlarda Ön Asya ülkelerinde çok yaygın olmasına dayanarak böyle bir tahminde bulunulabilir.

Açamgur

Diğer çalgılarla birlikte dört telli - pizzikato bir çalgı olan açamgur da Ab­hazya'da geniş bir alana yayılmıştı.

Açamgurun alttan kesik armut bi­çimindeki gövdesi ince uzun bir sap şeklinde devam ederek helezon bir kıvrımla sona erer. Gövdenin üzeri ince ağaç kapakla ka­patılmıştır. Gövde kapağının üzerine birçok küçük, yuvarlak ses deliği açıl­mıştır. At kılından dört tel, bir uç­larından deri parçasıyla gövdeye tut­turulmuştur. Diğer uçlarından ise, üç tanesi baş kısmının sapla birleştiği yerdeki deliklerden geçirilerek başın yan taraflarına çakılmış (ikisi bir ta­rafta, üçüncüsü karşıda), ağaç çubuklara sarılmıştır. Kısa olan dör­düncü tel de aynı şekilde, sapın hemen hemen ortasındaki bir de­likten geçirilerek yanda bulunan çubuğa sarılmıştır. Tellerin altındaki göv­de kapağının üzerinde dört kertikli yüksek bir eşik bulunur.

Tellerin düzeni farklıdır ve çalınan parçanın perdesine bağlıdır. Açamgur kısa tele göre akort edilir. Teller bi­rinciden kısa olana doğru derece derece incelir.

Açamgur oturarak çalınır. Boynu yukarı gelecek şekilde tu­tulur ve gövde sağ bacağa da­yanır. Açamgur, tellerine boynun göv­deyle birleştiği yerden vurularak çalınır; bu da ayrı bir tarafta duran kısa tele gerek kalmadan çalmaya ya­rar.

N. Canaşiya'nın (4) bildirdiğine göre, erkek çocuğun ilk kez kesilen tır­nakları erkek çalgısı aphartsanın, kız çocuğunkiler ise açamgurun içine atı­lırdı. Gerçekten de açamgur ça­lanlar istisnasız kadınlardır ve ge­nellikle çaldıklarına söyledikleri şarkıyla eşlik ederler.

Açamgur esas olarak eşlik eden (akkompanent) bir çalgıdır. Boğulan birinin ruhunu bulma gibi ayinlerde, ölüyü gömdükten sonra yapılan ye­mekli törenlerde, hastanın ba­şucunda geceyi geçirme sırasında ça­lınırdı.

Açamgur Abhazların müzik ya­şamına öylesine yerleşmiştir ki Ab­hazya'da açamgur grubu olmayan hiçbir ekip yoktur. Son zamanlarda Abhazların kullandığı çalgılar arasına Gürcü telli-pizzikato çalgısı pandur da girmiştir. Abhazların apandur olarak adlandırdığı bu üç telli çalgı, dış görünüş olarak açam­gura benzer. Ancak apandurun göv­desi daha geniştir ve sapında birkaç perde vardır.

ÜFLEMELİ ÇALGII.AR

Her türlü bitki sapı ve kabuğu (ba­zen delikli), düdük ve flüt tipi çalgılar bu türe girer. Eski zamanlarda bun­lardan savaşta veya avda işaret ver­mek için yararlanılırdı. Bugün de Ab­hazya'da çobanların çeşitli bitkiler yar­dımıyla basit melodiler çaldıklarını görmek mümkündür.

Çeşitli otlar, yapraklar ve parmaklar kullanarak ses çıkarma, üflemeli dilli çalgıların temelini oluşturmuştur. Çal­ma sırasında dilcik titreşerek deliği açar kapatır. Bu periyodik titreşim ha­vaya iletilir ve ses çıkar.

Açarpın

Günümüzde, üflemeli çalgılar içinde müzik aleti olarak korunan sadece açarpın kalmıştır. Uzunlamasına tek bir gövdeden ibaret olan bir tür flüt­tür. Geçmişte Abhazlar arasında bu çalgının yaygın olduğuna dair birçok bilgiyi etnografların çalışmalarında bu­luyoruz.

Abhazya Devlet Müzesi'nde üç Ab­haz açarpını sergilenmektedir. (Resim 52). Hepsi aşağıya doğru daralmaktadır. Her birinin uç tarafında üçer ses deliği vardır. Dış ke­narları, baş tarafta biraz in­celtilmiştir. Abhaz açarpını her iki tarafı açık, ters koni kesitli, içi boş bir borudur. Üzerinde üç, seyrek olarak da altı ses de­liği (uç tarafında) vardır. Ba­zılarında bu deliklerin karşı tarafında, hemen hemen ba­şa yakın küçük, dört köşeli bir delik daha bulunur. Bu açar­pınlardan birinсisini örnek alırsak, uzunluğu ortalama 710 mm.dir. Borunun çapı başta 20, sonda ise 18 mm.dir. Boru kanalının çapı ise başta 18, sonda 9 mm.dir. Dış çe­perinin kalınlığı başta 1, sonda ise 4 mm.dir. Baştan ilk ses deliğine kadar olan mesafe 519, ilk ve ikinci ses deliklerinin arası 56, ikinci ve üçüncü delikler arası 61, üçüncü delikten sona kadar 67 mm'dir. Ses deliklerinin çapı: birinci 7, ikinci 5, üçüncü 4 mm.dir.

Açarpın şemsiye benzeri bitkilerin sapından, genellikle de açarpın denilen bir ağaçtan (Lat. merac1eum) yapılırdı. Çalgının adı da buradan gelmektedir. Ağustos-eylül aylarında (Yılın bu mevsimi bitkinin, en iyi ses için kullanılabilecek şekilde kuru olduğu zamandır) çobanlar yüksek yerlerde bu çalıdan, gövdenin biraz uzağından 7 el boyu uzunlukta bir dal keserlerdi. Dalın halka kısmı borunun ucuyla denk düşecek şekilde kesilirdi. Dal ne kadar kuru olursa ses o kadar berrak olurdu. Baş kısmı bıçakla dış tarafından yontularak temizlenir, gövde üzerinde, en alt ucunda ses delikleri için birbirinden 3 parmak mesafede işaretler konurdu. Daha sonra kızgın çiviyle veya kömürle yakılarak oyulur, sonra da kurutulurdu. Eğer açarpın istenilen ölçülerde olmuşsa, kururken daralmaması için içi­ne küçük bir çubuk yerleştirilirdi.

Sonraları açarpın mürver ağacından (Abh. atıp; Lat. sambucus nigra) veya yabani havuçtan (Abh. ahış, Lat. dav­rus carota) yapılmaya başlandı. Kabak sapından, ceviz veya hurma dallarından da açarpın yapılırdı. Önce düzgün bir dal kesilir, içinin temizlenmesi için hafif hafif vurulur. Bu işlemden sonra içi bütün olarak çıkar. Bu gövdenin üzerinde iki veya üç yuvarlak ses deliği açılır ve açarpın gibi üflemeli müzik aleti olarak kul­lanılır.

Açarpın kılıf içinde korunurdu. Dağ­larda kılıf yerine tüfeğin namlusunun içi­ne de konurdu. Evde ise yatay ola­rak duvara asılırdı. Üzerinde çatlama gibi bazı zararlar görülse bile açarpın atılmazdı. Bu durumda açarpının üzerine, ku­ruduktan sonra hiç fark edilmeyen keçi bağırsağı geçirilir ve bunun üzerine ses delikleri açılırdı.

Kullanmadan önce açarpın, bo­rusunun içine 2-3 kez su dökülerek ıs­latılır. Uzunlamasına tutularak ve her iki elin parmaklarıyla sırayla iki ses deliğini kapatarak çalınır. İlk ses deliği sol elin par­maklarıyla, üçüncüsü sağ elin, ikincisi ise hem sol hem de sağ elin parmaklarıyla kapatılır. Çalma sırasında açarpının başı ağzın sol köşesinde, dudakların arasında tutulur. Deliğin bir yarısı üst dudakla, diğer yarısı da dille kapatılır. Çalma sırasında çalgıcının kendisi de alçak burdo ses çıkarır, bu şekilde iki seslilik elde edilir.

Açarpın gelişmiş bir çoban kavalıdır. Onunla en başta pas­toral yaşam tarzıyla ilgili me­lodiler çalınır. Abhaz halk şarkılarını ilk derleyenlerden biri olan K.V. Kavan'ın belirttiğine göre açarpın "sadece eğlence aracı değil, çobanların elinde bir silahtır." Gerçekten Abhaz çobanlar, avuasırhüıga ("koyuna ot ye­dirten") adı ve­rilen özel bir melodiyle sabahları keçileri ve koyunları otlağa ça­ğırırlardı. Özel şarkılarla at sü­rüsünün içinden iki yaşındakiler, üç yaşındakiler v.d. ayrılırdı.

"Ritsa Gölü Şarkısı"nda açarpın çalarak gölde boğulan bir sürü geri ça­ğrılır. Efsaneye göre, gölden her gece beyaz bir koç çıkar ve damızlık bir koyunla çiftleşir. Çobanın hiç sesini çıkarmaması gerekir; aksi takdirde koç göle atlar, arkasından da bütün sürü... Bir gün çobanın yerine sürüye bakmak için küçük kardeşi gelir. Koçu görünce şaş­kınlıktan bağırır. Koç suya atlar, ardından da bütün sürü onu izler. Ağa­beyi bunu öğrenince gölün kenarına oturur, açarpın çalmaya baş­lar. Sürü yavaş yavaş sudan çık­ar. Fakat kardeşi kendini tutamaz ve bu kez sevinçten ba­ğırır. Koç yeniden suya atlar ve yine bütün sürü onu izler. Bunun üzerine büyük kardeş yamçısına sarınır ve kendini bir tepeden göle atar.

Abhazlar sürü yayılırken açarpın çalmanın hayvanların daha çok ye­melerini ve daha çok süt vermelerini sağlayacağına inanırlardı. (“Sürüyü besleme şarkısı”). Büyük olasılıkla bu gelenek, müziğin kötü ruhlara karşı koruyucu gücü olduğu inancıyla bağ­lantılıydı. Açarpının melodilerine bü­yülü bir anlam yüklenir ve hasta ço­banın bunlarla ıstırabını hissetmeyeceğine, bu melodilerin kötü ruhları kovacağına inanılırdı. Bir efsaneye göre, Mulpıyecua kayalarda asılı kalan kardeşi Şar­pıyecua'nın uyumaması için bütün gece açarpın çalardı. (“Kayalık Şarkısı”).

Açarpın boğulan veya kayalıktan düşen birinin ruhunu bulma tö­reninde de çalınırdı. Abhazlar, bo­ğulanın birinin cesedini ararken, nehir kıyısı boyunca yürüyerek açarpın ça­larlardı. Cesedin bulunduğu yerde açarpın susarmış. Aynı şekilde Ka­raçaylar da sıbızga çalarak boğulanın cesedini ararlar.

Abhazların kullandığı üflemeli dilli çalgılardan diğer ikisi de aşamşıg ve abıktır. Köken olarak daha eski olan abıktır. Bunlar genellikle ceviz ağacından yapılan, 370 mm.'ye kadar uzunlukta, koni biçiminde borulardır. Baş tarafına tek parça, kertikli bir dil­cik yerleştirilmiştir.Yapraksız kabak sapı da dilli üflemeli çalgı olarak kul­lanılıyordu. Dilcik burada, baş tarafta bir yarık biçimindedir. Aşağıya doğru gövde üzerinde 3 ses deliği vardır. Bu çalgı akabak huçı, yani ‘kabak sapı’ olarak adlandırılır. Kabak sapından aşamşıg da yapılır. Bu da dilli bir çalgıdır, fakat dil bunda biraz farklıdır; baş tarafında borunun çeperi П biçiminde kesilmiştir. Dilin içeri kaçmaması için içine bir ot yer­leştirilir. Boru kalın ve 300- 350 mm. uzunluktadır. Üst kısmı, yani baş ta­rafı açıktır, altı ise kapalıdır. Borunun alt tarafında iki ses deliği vardır.

Üflemeli çalgılar içinde ayrı bir grup oluşturan tür, çalanın gövdenin üst­teki dar ucuna dayadığı dudaklarını gererek ve titreştirerek ses çıkardığı çalgı türüdür. Bu çalgı türüne, Ab­hazların uzunluğu 1 metreden fazla, ba­kırdan dövülerek yapılmış geniş ağızlı borusu abık da girer. Bu çalgı artık kul­lanılmıyor, fakat görenlerin ha­tırladığına göre 19. yüzyılın ikinci ya­rısında, son Abhaz kralının iktidar zamanında sarayda kullanılıyormuş. Gal (Samurzakan) bölgesinde bu bo­rular 20. yüzyılın başında işaret aleti olarak kullanılıyordu. Abık dini amaç­lar için de kullanılıyordu. Cırhua kö­yünden Damey Dzkuya'nın anlattığına göre, köyün tapınağındaki din adamı birini lanetleyeceği zaman abık ça­lıyordu. Böylece abıkın sesi lanet yük­lü, büyülü bir özellik kazanıyordu. Ya da bir hırsızlık olduğunda, bir şey kaybolduğunda mağdur bunu din adamına bildiriyordu; o da kutsal tapınağa çıkıyor ve abık çalıyordu. Diğer köylerden sesi duyan herkes hırsızlık olduğunu anlıyordu.

VURMALI ÇALGILAR

Vurmalı çalgıların kökeni insanlığın en eski çağlarına kadar uzan­maktadır. Vurmalı çalgının en basit prototipi insan vücududur. Abhazlar da bugün şarkılara ve özellikle oyun­lara eşlik ederken el çırparak veya telli çalgıların kenarına vurarak tempo tu­tarlar. Tempo hızlandığında melodinin ritmini otururken masaya vurarak tutarlar. Oyunu izleyenler sık sık bıçağın sapıyla, başka bir şeyle tempo tutabilirler. Tempo tutmak için bu şekilde ses çıkarmaya ana­peynka, yani ‘el vur­ma’ denir. İnsanların benzeri ‘ses üretme’ gayretleri zamanla vurmalı çalgıları ortaya çıkarmıştır. Ab­hazların korudukları bu çalgılardan biri açardır (veya açats). Bu­gün bu alet artık dansa veya şarkıya eşlik etmek için değil, sadece atların eğitiminde kullanılır. Terbiyeci açarı sağ elinde tutar ve zaman za­man atın kuyruk sokumuna vurur. At korkudan kuyruğunu kısar ve sal­lamaz.

Bu alet 500 mm. uzunluktadır ve kuru fındık sopasından yapılır. Bir ucundan ortasına kadar ikiye yarılır. Uçlar, vurulduğunda bir araya ge­lecek ve ses çıkaracak kadar bir­birinden ayrılır.

Abhazların kullandığı ritim alet­lerinden biri de değişik türleri bu­lunan akapkaptır. Gu­dauta bölgesinde oyunlar sırasında açıj kullanılır. Bu, kalın ve yontulmuş bir ağaç çarkın üzerine oturtulmuş, dikdörtgen şeklinde ce­viz çerçevedir. Çerçevenin enine, çar­ka dikey olarak ve ona temas eden bir lata geçirilir. Latanın bir ucu sı­kıca tutturulur, diğer ucu ise boş­ bırakılır.

Açıj

Oçamçira'nın Cigerda köyünden 80 yaşındaki Teba Şarmat'ın an­lattığına göre, eskiden oyun sırasında el çırpılır, fakat bu zor du­yulduğu için ağuçmakakua denilen, sallandığı zaman birbirine vurarak oyunun ritmine uygun ses çı­karan düz ağaç plakalar kul­lanılırmış. Tarife göre ağuç­makakua, Çerkeslerin kullandığı phaçıçtan başka bir şey değildir.

Açandara köyünden Lıt Kuarçaliya, kaybolan bir Abhaz vurmalı çalgısı ainkagâyı tarif ediyor. 1964'de bulunan orijinal ainkagâ kü­rek biçiminde, incir ağacından ya­pılmış, biri dar, yuvarlak bir sapla biten 12 plakadan oluşuyor. Bu plakalar sapın iki tarafına açılmış de­liklerden geçirilen deri bir sicimle bir­birine bağlanıyor.

Ainkâga

Esas plakanın uzunluğu 417, sapın uzunluğu 188, üst köşesinin eni 20, alt köşesinin eni 33, sap dışında pla­kaların uzunluğu 223, sapta eni 123, ucunun yarıçapı 45, kalınlığı 2, üst köşeden deliklere kadar mesafesi 13 mm'dir.

Ainkagâ çalınırken sapından tu­tulur ve elin sert veya yumuşak ha­reketleriyle ritmik vuruşlar yapılır. Ainkagâ oyunlara eşlik etmek için ça­lınırdı. Abhazların inançlarına göre, bu tür aletlerin yardımıyla gürültü çı­karılarak kötü ruhlar kovulurdu. Bunların koruyucu gücünü artırmak için üzerleri süslenirdi. Tempo tutmaya ve ses çıkarmaya yarayan aletler en eski ve ilkel vurmalı çalgılar olarak kabul edilebilir. Bu türden, başka bir alet de akakankılcua veya arasa kılcuadır. Bu, şimdi çocukların eğ­lence aracı olan bir çift cevizdir. İki cevizin içinden uçları bağlanmış bir ip geçirilir. İp her iki elle tutularak periyodik olarak gerilip bırakılır ve ce­vizlerin birbirine çarpması sağlanır.

Cevizden, bazen de fındıktan ya­pılan başka bir alet de ağırğındır. İçi dolu kurumuş cevizin ya da fın­dığın içinden çapraz olarak ip ge­çirilir. Akakan kılcua gibi ip gerip bı­rakılarak çalınır; ‘ğır’ ya da ‘vır’a benzer bir ses çıkardığı için adına ağırğın ya da avırvır denmiştir.

Abhazların ağırğın-avırvır, akakan kılcua v.b. aletleri şimdi çocukların oyun­cağı durumundadır. Fakat ilk ortaya çık­tıklarında ilkel "müzik aletleri" olarak kul­lanıldıkları kesindir.

Sesin kaynağı bizzat kendisi olan say­dığımız bu aletler dışında, gerilmiş deriye vurularak ses çıkarılan bir vurmalı çalgı grubu daha vardır. Bunlara genel olarak adaul denir. Adaul tek taraflı trampet biçiminde bir işaret aracıdır.

 Adaul

Bükülerek birleştirilmiş tahta bir kas­nağın üzerine keçi derisi geçirilerek ya­pılır. Deri önceden suda bekletilir, sonra güneşte kurutulur. Ağaç kasnak üzerinde delikler vardır. Adaul kaşık biçiminde sopalarla çalınır.

Bugün Abhazya'da dans müzikleri çalınırken iki taraflı, ağaç kasnaklı davul kullanılır. (5) Derisi dana ya da ko­yun derisindendir ve bir tarafındaki deri diğerinden oldukça kalındır. Deri, ipler yardımıyla gerilir. Kasnak genellikle kır­mızıya boyanır. Ölçüleri farklı olabilir. (Örn. eni 300- 400 mm., çapı 340- 500 mm.) Her iki elin parmaklarıyla ve avuç içleriyle çalınır. Bu tür davullar Ab­hazya'daki çeşitli halk oyunları ekip­lerinde geniş ölçüde kullanılmaktadır.

Abhaz halk çalgıları, Çerkeslerin benzeri çalgılarıyla karşılaştırıldığında gerek dış görünüş, gerekse işlevsel benzerlikleri bu halkların genetik akrabalıklarını da doğ­rulamaktadır. Abhaz ve Çerkeslerin çal­gılarındaki bu benzerlik, prototipleri bile olsa bu çalgıların çok eski zamanlarda, en azından Abhaz-Çerkes halklarının fark­lılaşmasından önce ortaya çıktığını dü­şünmemize dayanak sağlamaktadır. Çal­gıların ilk dönemlerdeki adlarının bugün halkın belleğinde korunuyor olması da bu düşünceyi destekliyor.

Dipnotlar:

(l) A. Miller; İz poyezdki po Abhazii v 1907 g. (1907 Abhazya Gezisinden); "Ma­teriali po etnografıi Rossii", Cilt II, St.Petersburg Küt., 1910, s. 70.

(2) Pizzikato - Tellerin parmakla çekilip bırakılmasıyla çalınan çalgılar.

(3) Bu materyal Gürcistan SSC Bilimler Akademisi Dilbilim Enstitüsü Fonetik Laboratuvarı’nda 485 numara ile ko­runmaktadır.

(4) N.S. Canaşiya; Abhazski kult i bıt. Stati po etnografii Abhazii (Abhaz Kültü ve Yaşam Tarzı. Abhazya Etnografyası Hak­kında Makaleler). Sohum 1960, s.109.

(5) “Atlas muzıkalnıh instrumentov na­rodov SSSR” (SSCB Halkları Çalgıları At­lası). Moskova 1963, s. 99.

Diğer Kafkas halklarının çalgıları, küçük farklılıklarla birlikte görünüş ve işlev olarak Abhaz halk çalgılarıyla hemen he­men aynıdır. Ancak günümüzde hem Abhazlarda, hem de diğer Kafkas halklarında en çok kullanılan ve artık "ulusal" sayılabilecek müzik aleti "mızıka" olarak bilinen armonika veya giderek onun yerini almaya başlayan akordeondur. Ayrıca “garmon”, “bayan” gibi akor­deon benzeri çalgılar da kullanılmaktadır.

DİĞER KAFKAS HALKLARINDAKİ BENZER ÇALGILAR


ABHAZ

ÇERKES

OSET

KARAÇAY-BALKAR

DİĞER

aphartsa

şıçepşın hamlaç pşınekab

fandır

kıl kobuz cia

çonguri (Gür.)

ayümaa

pşınetarku

dıuadastanon fandır
daha fandur
(Digor)

 

çangi (Svan)

ahımaa

 

 

 

santur (Gür.)
kanon/santur
(Erm.)

açamgur

apepşıne

 

 

panduri (Gür.)

açarpın aşamşıg
kıjkıj (Abazin)

kamıl
sırın
nakıra
bjami

uadınz

sıbızga

çaban salamuli (Acara)
ueno salamuli
(Tuş ve Pşav)

ainkâga

phaçıç

kartsganak

hars

çriala (Gür.)

adaul

şotırp

 

 

 

amazırkan (amırzakan)

pşıne

 

 

 

Kaynak: Alaşara, Aylık Dergi, Haziran 1995, Sayı 3. (Meri Haşba’nın “Abhazskiye narodnıye muzıkalnıye instrumentı” (Sohum 1979) adlı eseri kaynak olarak kullanılmıştır.)

III
ABHAZ KAHRAMANLIK ŞARKILARI

Meri Haşba, müzikbilimci
Çeviren:  Murat Papşu

Abhaz halkı sayısız şarkıdan oluşan bir hazineyi belleğinde saklamaktadır. Ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılan bu şarkılar halkın ulusal zenginliğini oluşturmaktadır. Abhaz halkının yaşamının ayrılmaz parçası olan şarkılar, büyük bir ustalıkla onun manevi güzelliğini, psikolojisini, dünya görüşünü, yaşam biçimini ve karakterini gözler önüne seriyor. “Abhazların her yaşamsal olay için söylenmiş özel bir şarkısı vardır” diye yazıyor N.S. Canaşiya.

P.S. Uvarov, N. Albov, K.F. Gan, A. Miller ve Romen Pollan da Abhazların müzikal halkbiliminin özgünlüğüne dikkat çekiyor. 1928’de Abhazya’da bulunduğu sırada her yöreyi dolaşan Maksim Gorki Abhazların yaşam biçimiyle, gelenekleriyle, şarkılarıyla ve oyunlarıyla tanıştı. Gördüklerinin etkisiyle şunları yazıyordu: “Bütün Avrupa’yı, Amerika’yı dolaştım, birçok halkın şarkılarını dinledim, ancak böylesine coşkulu ve insanı saran şarkılar hiç duymadım. Çok güzel, harika şarkılar...”

Abhaz halk şarkıları, Abhazya topraklarında yaşayan diğer halkların müzikal folkloruyla sıkı bağları olmasına karşın özgün tarzını, ulusal karakterini belirleyen ve yüzyıllar öncesinden gelen özelliklerini korudu.

Abhaz halk şarkıları yüksek anlatım gücü olan resitatif, vokal melodi sentezi özelliği taşır. Abhaz halk melodilerinin uyumlu, ağır ve hüzünlü temposu doğal olarak anlatımı güçlü bir şekle dönüşür. Halk şarkılarının melodileri canlı insan konuşmasına yakın vokal ve resitatif tonlama zenginliği içinde toplar; bu da Abhaz halk melodilerinin çizgilerinden biridir.

Abhaz halk şarkılarına genellikle tek bir cümleden oluşan, veciz sözlü metinler eşlik eder. Bu cümleleri çevirisi yapılamayan sözler, nidalar izler ve şarkının heyecan düzeyini ayarlar. Şarkı içeriğinin ayrıntılı açıklaması ise şarkıcı/anlatıcının anlatımında verilir.

Abhazların müzikal folklorunda avov, azar, atlarçora, dzivov, atsunuh gibi eski pagan kültürüne ilişkin relikt (fosil) şarkılar korunmuştur. Bunların stilistik özellikleri ve işlevsel görevleri, Abhazların müzikal folklorunda şarkıların milat öncesinden beri gelişmiş formlara sahip olduğunu gösteriyor. Daha geç dönem melodik yapılar ise gelişmişlikleri ve karmaşıklıkları ile ayrılıyor.

Abhaz halk müziği, törensel, tarihsel üretim ilişkileri ve sosyal ilişkilerle ilgili şarkılar içerir. Nart Destanı’nda ve halk kahramanları hakkındaki birçok şarkıda işlenen kahramanlık teması müzikal folklorda da özel bir yer tutar. Abhazların kahramanlık konularına eğilimi tarihi geçmişleriyle, çetin yaşam koşullarıyla, halkın ulusal karakterini belirleyen yüksek ahlaki değerlerle ve parlak, özgün müzik sanatı ile açıklanıyor.

Abhazya, coğrafi konumu ve ılımlı iklimiyle eskiden beri Yunanlılar, Romalılar, İskitler, Bizanslılar, Araplar ve Türkler gibi birçok istilacıyı kendine çekiyordu. Yabancı işgalcilerle yapılan sonu gelmez savaşlar Abhazların yurtseverlik duygusunu besledi ve halkın belleğinde en iyi insani nitelikler atfedilen bir halk kahramanını Afırhatsa’yı doğurdu. Kahramanlık şarkıları savaşta yiğitlik göstermeleri için savaşçılara ilham veriyordu.

Avcı şarkıları da kahramanlık şarkıları türüne girmektedir. Geçit vermez ormanlar, aşılmaz kayalıklar, sarp dağ boğazları, delice akan ırmaklar, çağlayanların baş döndürücü yüksekliği Abhaz avcısının dayanma gücü ve cesaret kazanmasına yardımcı oluyordu.

“Abhazların karakteristik ulusal özelliklerinden biri de alamıs (vicdan) kavramıdır. Avcı genç bir sülüne küçük halkının gücünü atfedip onunla “kim kimi çekecek” diye mücadeleye girdiğinde kazanan sülün olabilir, avcıyı kendi tarafına çekebilir, elbette Abhaz’ın kalbinde alamıs varsa… İki yüz öküz bile onu yerinden oynatamaz.” M. Lakırba

K. Gan “Abhazların ahlaki değerleri yüksektir, anne ve babalarına büyük saygı gösterirler” diye yazıyor. Geleneklere göre Abhaz kadınının insanlara duygularını göstermesi, çocuklarının ve kocasının ardından ağlaması ayıptır. İlginçtir ki Abhazların müzikal folklorunda ninniler ve ağıtlar dışında kadın şarkıları yoktur. Bütün bunlar toplu olarak kahramanlık şarkılarının baskın yerini, anlatım araçları olarak özelliklerini, melodi ve armoni dilinin yoğunluğunu belirliyordu.

Abhaz müzikal folklorunda kahramanlık edebiyatının en eski örneklerinden biri Nart Destanı’dır. Nart Destanı’nın ana teması halkın özgürlük ve bağımsızlık savaşıdır. Epik konulu halk müziğinde en göze çarpan figür, insanlara mutluluk taşıyan savaş tanrısı güçlü Abrıskil’dır; hakkında bir şarkı vardır. Abrıskil Abhaz Promethesidir, akıl gücünün ve adaletin sembolüdür.

Abhazların müzikal folklorunda kahramanlık edebiyatının bir sonraki aşaması tarihi-kahramanlık türü ile ilgilidir. Bu şarkılar Abhaz halk kahramanları Pşkiaç-ipa Mança, Danakay, İnapha, Kiagua, Mıstaf Çolakua ve Hacarat Kiahba ile ilgilidir. Bu şarkılarda halkın koruyuculuğunu yapan, cesur, güçlü iradeli insanların özgürlük düşkünü karakteri konu edilir. Çok sık olarak bu şarkılarda ölmüş kahramanların yiğitlikleri övülür. Burada, yalnız konularda değil, müzikal anlatım araçlarında da halk ağıtı türü ile bağlantı görüyoruz. Kahramanlar kahramanı Afırhatsa’nın yaşamını aphartsa[1] eşliğinde söylenen bir dizi “yaralı şarkısı” (ahura aşüa) anlatır. “Yaralı şarkısı” genellikle ağır yaralananlar tarafından savaş meydanında söylenirdi. Vatanına karşı kutsal görevini hakkıyla yerine getirdikten sonra Afırhatsa da dudaklarında bir şarkıyla yaşama veda ediyordu.

Abhazların müzikal folklorunu derleyen N. Kavaç, “Kalplerinde ve zihinlerinde kendiliğinden doğan şarkıları söylerken ölen, hastanın başucunda hüzünlü şarkılar söyleyen bu insanlar en derin saygıya değer, kahraman insanlardır’’ diye yazıyor.

Şarkıların melodik çizgisi için karakteristik olan, yüksek ses perdesinde tutunma çabasıdır. Bu şarkıya dramatizm ve tını coşkusu katan karakteristik ses titreşimi yaratır. Melodik çizginin, yükselen dörtlü (kuartet) çıkışlarla birleşen iniş hareketi, şarkılara kahramanlık ve özgürlük havası verir. Kahramanlık şarkılarının çoksesliliğinin karakteristik türü, burdon ve kompleks türü ikisesliliktir. Şarkıların perde düzeni son derece berraktır, bu tür şarkıların karakteristik makamı miksolidik ve frigiktir[2].

Halk şarkısı geleneğini yaşlı kuşağın temsilcileri korumaktadır. Çalışmaktan arta kalan zamanlarında toplanarak şarkı söylerken çokseslilik içerisinde mükemmel bir ahengi ve ustalığı yakalamaktadırlar.

Şarkılar ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa geçiyor ve zamanla değişiyor; bazen de başka bir şarkıya ekleniyor ve sonuçta şarkılar, yazarı sadece halk olan manzum yapıtlara dönüşüyor.



[1] Aphartsa: İki telli, yaylı Abhaz ulusal çalgısı.

[2] Miksolidik ve frigik: Lidyalıların ve Friglerin müzik tarzıyla ilgili.

 

Kaynak: Alaşara, Aylık Dergi, Sayı 1, Nisan 1995, İstanbul. (“Kavkaz”, Kültür-Aktüelite Dergisi’nden çevrilmiştir. 1.1993, Vladikafkas, Kuzey Osetya, RF).