Muzik Kutusu << Geri Dön

REBETİKA

1994


Araştırma ve Metinler: Serdar Sönmez ve Muammer Ketencoğlu
Arşiv: Muammer Ketencoğlu, Hasan Saltık
Yapım: Kalan Müzik Ltd. Hasan Saltık 




01. IME PREZAKIAS-TSIFTE TELLI
05. GAZELİ NEVA SABAH
07. HOROS DERVISHHIKOS
08. TIS KSENITYAS O PONOS
14. OPIOS ORFANEPSE MIKROS
17. İ XENİTİA "GURBET"
18. I BAĞLAMADES "BAĞLAMALAR"

 

Birkaç Söz (Albüm kapağından)
Elinizdeki albümün ortaya çıkmasına iki temel dürtü neden oldu; öfke ve paylaşma isteği. Kültürün her alanına egemen olan düzeysizleşme ve sorumsuzluk, Yunanistan kaynaklı şarkılar da dahil olmak üzere her türlü müziğe "para kokulu" damgasını vurmakta. Bu yüzden sınırlar ve olanaklar ölçüsünde bir şeyler yapılması gerektiğini düşündüm.
Ayrıca yıllardır hayatımı dolduran bu şarkılardan küçücük de olsa bir demeti sizlere sunarak moda olanı reddedip, yanıbaşımızdaki zenginlikten kalıcı kırıntılar aktarabileceğim iddiasını taşımak istedim.
Kuşkusuz bilinmeyen bir dilde şarkı söylemenin yaratabileceği bazı telaffuz hataları ve bir takım müzikal hatalar sözkonusu olabilir, ancak paylaşma isteği hataların verdiği rahatsızlıktan çok daha güçlü.
En başta beni yüreklendiren ve bu çalışmaya benden çok emeği geçen sevgili Cengiz'e teşekkürlerimi sunmalıyım. Ardından kendimi kötü hissettiğim birçok kez bana destek olup stüdyoya gitme gücü veren sevgili arkadaşıma ve küçücüğünden en önemlisine katkıda bulunan onlarca se.vgili dosta en içtenlikli teşekkürlerimi yollamalıyım. Tabi bu kağıdı elinde tutan sizlere de...

Bu çalışma, tarih ve müziğin içiçeliğini, "Mübadele" öncesi ve sonrası yaşananların nasıl müziğe yansıdığını vurgulamak için yapılmıştır. Kalan Müzik Yapım'ın tarihsel ve etnik müzik araştırmaları farklı yapımlarla devam edecektir. 1994.


REBETİKAYA AİT BİRKAÇ DEĞİNME

Büyük toplumsal yıkımlar yalnızca acı, önyargı, düşmanlık ve tüyler ürpertici anılar mı yaratırlar? Hayır! Bir de şarkılar kalır geriye, şarkılar taşınır bir yerden ötekine; yükte hafif pahada ağır. İşte 1922 olayları sonrasında yaşanan mübadele yıllarında Kapadokya'dan İzmir'e dek türlü kentlerde yaşayan yüz binlerce Rum, (Anavatan) demelerine karşın bir türlü kaynaşamadıkları Yunanistan'a taşındılar gemi gemi. Gemilerde şarkılardan başka şeye yer yoktu. Göztepeliyi, Alaçatılıyı öven şarkılardan başka...
Mübadeleden başlayarak Küçük Asya Rumlarının adeta istek dışı bir çığlıkmış gibi patlayan haykırışları (şarkıları) Yunanistan'ın dört bir yanından yükseldi. Anadolu'dan getirdikleri çalgılar eşliğinde acılarını aktarıyorlar, anılarını yad ediyorlardı. İşte bu vakit Küçük Asya Rumlarıyla pratikte benzeri yazgıları paylaşan marjinal Pireli Mangaların kaçınılmaz kucaklaşma vaktidir. Yarattığı hesapsız acıya karşın bugün tutkuyla dinlediğimiz Rebetiko şarkılarını işte bu yıllara ve tarihsel kucaklaşmaya borçluyuz. İzmir türkülerinin duygululuğu ve canlılığıyla Mangaların haşhaşa, mertliğe ve ironiye dair naif türküleri (ki buzuki, bağlama ve gitarla çalıp söylerlerdi bu türküleri) kopmazcasına birbirine sokulmuştur artık. Hatta belki de Pireli Rebetlerin dik başlı ve alaycı yaşam tarzları bu şarkılara geleneksel Anadolu türkülerinin hafif iç gıcıklayıcı tavrından daha fazla etki bırakmıştır.
Daha sonra dillerde dolaşan şarkılar, sayısız kayda değer besteci, konuların renklenişi, 60'lardan sonra unutuluş ve bugün torunların bu şarkılara yeniden sahip çıkışı...
Elinizdeki seçki Rebetiko müziğine giriş niteliği taşır. Tek tek her biri antolojilere girmiş bu şarkıların büyük kısmı Anadolu ya da İzmir tarzı dediğimiz ekolü temsil eder. Buna karşın Tsitsanis gibi besteciler Payumcis ve Ninu gibi şarkıcılar da gözden uzak tutulmamış.
Elinizde bir Rebetiko damlacığı tutuyorsunuz şu anda. O bir damlacık olduğu gibi tadının damağınızda kalacağını şimdiden duyumsar gibiyim.

Muammer KETENCOĞLU 18.02.1994

Rebetler... Şimdi çoğunun gittikleri
yer bile belli olmayan komşularımız
toprakları yok ki bol olsun diyelim.

İzmir'den kopup Paşalimanı'na, Hiotika'ya yığılanlar...
Afyon savaşının cephe kaçakları, ayrıca Bergama, Ayvalık, Bornova, Soğukkuyu Rumları...
Yıllarca işsiz, aşsız gezdiler... Bu tarafta "Rum gavuru", oralarda da "Türk tohumu" diye hor görüldüler...
Yunanistan'ın nüfusu, onların göçüyle üçte bir oranında artmış, birkaç hafta içinde sekiz buçuk milyona çıkmıştı. Yıllarca sefaletle kol kola dolaştılar... Umutsuzluktan, hepsinden çok da gurbet acısından, vatan özleminden kendilerini içkiye, serkeşliğe, uyuşturucuya ve müziğe verdiler... Anılarını, hasretlerini türkü edip yaktılar. İşte bu müzik türüne "rembetika" yahut "rebetika" deniyor.
Dinlerken, gözünüzün önünde canlandırın bu insanların yaşadıklarını... Düşünün bakalım, sırtınızda ölüm korkusu, denkler nasıl toplanır, bürüm çarşaflara tıkılır her şey... Çoluk çocuk nasıl ağlaşır salya sümük... Avluda unutulmuş bez bebek, ocakta bırakılmış börülce, doğup büyüdüğün ev bir daha ele geçirmek bir yana dünya gözüyle görememek pahasına nasıl yitirilir... Arnavut kaldırımı sokaklar boyunca nasıl sağa sola koşturulur.
Nasıl bir hayatın müziği bu dinlediğiniz? Düşünün!
Bugün artık onlardan geriye kalan, İzmir'in, Atina'nın o insanı çıldırtan gürültüsü, bir de dükkan önlerinde, sahaf raflarında tozlu topraklı, çizik cızırtılı taş plaklar oldu...
Buğulu bir sesle hüzün söyleyen, belki, gözlerde iki damla yaş bırakan, eski Rum şarkıları...

Serdar SÖNMEZ
Ocak 1991, İstanbul