Muzik Kutusu << Geri Dön

Koçani'nin Nağmeleri



Cumhuriyet Dergi

"Koçani'nin Nağmeleri"

Yeryüzünün müzik kültürü Roman müzisyenlere ne çok şey borçludur! Hani şu yanlarına günlük hayatta pek yanaşmadığımız, aşağıladığımız, yaşam tarzlarına alayla baktığımız Romanlar'ın, nedense düğün derneklerde onlarsız edemediğimiz çalgıcılarına…
Romanlarda müzik içgüdüsel bir tutkudur. Çin'den, Hindistan'dan, İspanya'ya dek yaşadıkları tüm bölgelerin geleneksel ve popüler müzik birikimlerini doğrudan etkilemişlerdir. Bunun yanı sıra sürekli yer değiştirmeye dayalı yaşam biçimleri içinde her zaman birlikte yaşadıkları halkların şarkılarını ustaca yorumlamışlar, aktarmışlar, beraberlerinde taşımışlar pek çok müzik geleneğini birbiriyle kaynaştırmışlar ve tabii ki Roman ruhunun acı ve neşenin uçlarında gezinen tutkulu tadını da bu şarkılara yedirmişlerdir. Çünkü; hem para kazanmak zorundaydılar, hem de müziğe derin bir tutkuyla bağlıydılar.
Geçtiğimiz günlerde "Yeni Dünya Müzik"in dinleyicilere kazandırdığı Makedon Roman nefesli çalgılar topluluğu "Koçani Orkestar", Makedonya'da Romanlar'ın yaşadığı her yerleşim yerinde rastlayabileceğimiz pek çok benzerinin en kalabalığı ve en iyisi… Topluluk iki trompet, üç bariton, klarnet, saksafon, akerdeon ve tapan denilen davuldan oluşuyor. Topluluğun dağarcığına baktığımızda, o zengin mozayiğini buluyorsunuz karşımızda. Romanlara özgü ve dansını genç kızların yaptığı ''Coçek'' (Köçek)ezgileri, Sırp havaları, çoğu aksak ritimli Bulgar-Türk ve Makedon ezgileri ve bazı Roman dansları…Kendi kimliklerini korumanın yanısıra eşsiz Roman yaratıcılığının gücüyle, farklı kaynaklardan gelen bu temalar aynı zamanda saf Roman müziği kılınmışlardır. Koçani Orkestrası'nın yöneticisi Naat Veliov ustalıkla çaldığı trompeti askerlikte öğrenmiş. Düzenlemelerinin çoğunu kendi yaptığı parçaların hemen hepsini, kendiden önceki müzisyen kuşağından duyup, kavramış.
Koçani tarzı, bakır nefesli topluluklarına Türkiye'den Romanya'ya dek uzanan Balkan coğrafyasında, Hırvatistan ve Slovenya dışında hemen her yerde rastlamak mümkün. Toplulukların kaç çalgıdan ya da hangi çalgılardan oluşacağına dair kesin kurallar yok. Ancak önceleri Koçani Orkestrası'ndan daha küçük, dört-beş kişilik gruplar daha yaygındı.
Yaklaşık 150 yıldır Balkanlarda bilinen bu küçük gruplar, kendilerinden önceki şenlik takımlarına göre, pek çok üstünlüğe sahipler. Bakır nefeslilerin teknik olanaklarının fazlalığı ve volümlerinin yüksekliği, sınırlı da olsa çokseslilik olanağı ve bandonun toplu tınısındaki çoşku unsuru yakın zamana dek düğün ve eğlenceler için başka rakip aratmadı.
Bakır nefesli çalgı takımlarının kaynağı için pek çok araştırmacı ve müzikolog gibi şef Naat Veliov da, Osmanlı Saray Bando ve Okulu Mızıka- i Hümayun'un kurulması sonrasında yaygınlaşan şehir bandolarına göndermede bulunuyor. Mızıka-i Hümayun'un kurulduğu ve çok beğenilen ilk konserini verdiği 1829'dan sonra bazı büyük Osmanlı şehirlerinde, bizi ilgilendiren yanıyla da: Selanik ve Üsküp'te şehir bandoları oluşturuldu.
Hem müziğe daha yatkın olması, hem de zurnanın yüzyıllardan beri geleneksel çalgısı olmasıyla bağlantılı olarak bu bandolar özellikle Romanlarca çok sevildiler. Ancak bu tür orkestraların kurulması çalgıların bulunabilme olanaklarıyla da bağlantılıydı. Ayrıca Osmanlı şehir bandolarının Batılı besteciler tarafından yazılmış marşlarından oluşan sınırlı repertuarı başta çalanlar için sıkıcı olduğundan bandoların büyük olasılıkla eski mehter marşlarını hatta bazı yerel eğlence melodilerini de çalması Roman müzisyenleri epeyce özendirmiştir. 19. yüzyılın ortalarında çoğu Osmanlı'ya ait olan Balkan topraklarında doğan bu küçük orkestralar, belirtilen bu nedenlerle zamanla vazgeçilmez hale geldi.
20. yüzyılın başında yaygınlaşan kantolar sayesinde de bu tarz gruplar İstanbul'da da çoğaldı. Aynı yıllarda klarnet ve akerdeon da bu nefesli çalgı takımlarının değişmez unsurları oldu. Öyle ki Roman müzisyenler arasında zurna gitgide daha az tercih edilir hale geldi. Türkiye'de 1930'lardan sonra Halkevleri'nin öncülüğünde hız kazanan çalgı eğitimi kısa zamanda -Ege ve Trakya başta olmak üzere- şehir bandolarını ortaya çıkardı. En az Romanlar kadar, Roman olmayanların da yer aldığı bu bandolardan pek çok küçük düğün orkestrası çıktı. Türk müzisyenlerin oldukça geç keşfettikleri, benzersiz trompet ustası Ergün Şenlendirici gibi ne müzisyenler yetişti kimbilir…
Günümüzde elektronik müziğin dayanılmaz hafifliği(!) altında ezilen, Koçani tarzı topluluklar tesadüfi de olsa Batı'nın yoğun ilgi artışı sayesinde Sırbistan'da, Romanya'da, özellikle de Makedonya'daki Romanlar arasında yeniden yaygınlaştılar.
(Batıda artan bu ilginin neden ve sonucu olarak Goran Bregoviç'ce yabancılaştırıcı ölçüde sömürüldüğünü düşündüğümü de eklemeliyim.)
"Eğlence ne kadar devam ederse, biz de o kadar seve seve çalmaya devam ederiz" diyen Naat Veliov'un Koçanisi'nin canlı performansını kayıt stüdyosunun soğuk, yalıtılmış koşullarında ve karşılarında dans eden olmadan da bu kadar başarılı ortaya koyabilmesi şaşırtıcıdır. Ve onların stüdyonun bu koşullarında ortaya çıkardıkları performansı, sahnede ne kadar arttırdıklarını da hayal edebilmek güç.
Dünyanın milliyetçilik duygusunu hiç tanımayan halkı belki de Romanlardır. Dolayısıyla Koçani Orkestrası'nın Makedonya'dan ve Bulgaristan'dan aldığı aksak ritimleri, Sırplardan aldığı hız ve sertliği, Anadolu'dan gelen melodi ve taksimleri harmanlamış, tek tek bir aranjmana dönüştürmüştür; büyüleyici, insana coşku aşılayan bir aranjmana… Belki bir gün yıllar önce usta Ergün Şenlendirici ile Balıkpazarı'nda tesadüfen karşılaştıklarında olduğu gibi bavul ticareti yapmak için değil, o özel nağmelerini kulaklarımıza üflemek için geliverirler İstanbul'a….

Muammer KETENCOĞLU