Muzik Kutusu << Geri Dön

İzmir ve Çevresi Rum Halk Müziğine Genel Bir Bakış [21 Nisan 2003 ]


21 Nisan 2003

İzmir ve Çevresi Rum Halk Müziğine
Genel Bir Bakış

"Gül yapraklarından hep elbiseler yaparım.
Giyip geçerim, kalbini çalmak için.
Sana sesleniyorum, dinle
Bir kağıt al, yaz.

Karar verdim kuşum, sen de karar ver
İki kalp bir olsun,
Tek vücut, tek ruh

Aman gel aman
Sevdalim aman

Altınları sana vereyim, tatlı ve kara gözlüm"


Şarkıcı, araştırmacı Domna Samiu'nun derlediği en sevilen İzmir türkülerinden biri.

Rumlar, şehirlerin en güzeli dedikleri İzmir ve çevresinin yerleşik en eski halkıdır. Denizcilikte olduğu kadar, tarımda ve özellikle şarap üretiminde son derece ustaydılar.

14. yüzyılda Osmanlı egemenliğinin kesin olarak yerleşmesinden sonra yaşanan yeniden biçimlenme, 17. yüzyıldan başlayarak azınlıklara karşı uygulanan görece yumuşak tutumla birlikte, Küçük Asya ve İzmir'in eskiden olduğu gibi bir refah şehri ve çekim merkezi olmasını sağladı.

İzmir ve çevresi, depremler, 1770 Osmanlı-Rus savaşı, 1821-1829 Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında yaşanan yoğun baskılar, Girit Savaşı gibi sayısız felakete karşın, İç Ege ve Ege adalarındaki, daha mutlu bir hayat yaşamak isteyenlerce göçe uğradı. Daha mutlu bir hayat beklentisi, şimdiki gibi boş bir hayal değildi de doğrusu. 20. yüzyılın başında, dillerin kucaklaştığı, zamanın en zengin kültür ve eğlence hayatının sürdüğü, gerçek bir kozmopolit şehir olan, tarım, eğitim ve mimaride zamanın en gelişmiş seviyesindeki kırsal bölgeler, Aydın, Manisa ve özellikle de Erythrea organize bir uygarlığın iki yüzünü temsil ediyorlardı.

İzmir ve çevresi Rum folkloruyla ilgili literatüre baktığımızda , Türkçe'de bölge adı olarak tam karşılığı bulunmayan Erythrea'nın oldukça baskın olduğunu görüyoruz. Çeşme, Alaçatı, Urla, Seferihisar ve Karaburun'u kapsayan Erythrea 1910'lara dek tarımda en yeni üretim tekniklerini kullanan zengin bir tarım toplumu olmakla birlikte, yanı başındaki İzmir'de olup biten kültürel ve günlük hayata dair yenilikleri de izleyen çağdaş bir görünümdeydi. İç Ege'yi de kapsayan Küçük Asya coğrafyası içinde sayıca en çok türkü ve dans, Yunanistan'da, Erythrea göçmenlerinden toplanmıştır.

Erithrea yöresinden Alaçata (Alaçatı) ve Sivrisarri'den ( Sivrihisar) bir aşk şarkısı olan "Passas"(Paşa) , Makedonya'da da Kalamatianos Sirto'su olarak ayni melodi fakat farklı sözlerle söyleniyor :

PAŞA
İstanbul'da paşa olaydım, of aman, yandım aman
Ya da polis İzmir'de - hey dost hey, bir çift söz eyle
Kızlara zabit olaydım, of aman yandım aman,
Yukarı mahallede - hey dost hey, bir çift söz eyle.

Ah bir hakim olaydım, of aman, yandım doldur şarabı,
Güzele takılaydım, hey dost hey, şarabım nerde?
Kızların en güzelini, of aman yandım, doldur şarabı
Gayri hiç bırakmasaydım, hey dost hey, şarabım nerde?

Berbata çıkmış adım, of aman yandım, doldur şarabı,
Bilmem neden berbatım, hey dost hey, çık paraları
Güzel sevdim diye mi, of aman yandım, doldur şarabı,
Çapkın derler sevdalım, hey dost hey, çık paraları

1907'den başlayarak pek çok etnomüzikolog gerek doğrudan Erythrea'dan, gerekse Yunanistan'a göçmüş Erythrea göçmenlerinden pek çok türkü ve dans melodisi kaydetmiş, notaya almıştır.

Ege adalarından Erythrea'ya gerçekleşen göçlerden ve adaların coğrafi yakınlığı dolayısıyla, bölgenin müzik kültürü, Ege'nin genel karakteristiğinin görece dışında olarak adalardaki müzik kültürüyle yakın akrabadır.

Bundan ötürü Ege adalarında olduğu gibi, şarkılara, özellikle de dans havalarına keman ve santur eşlik eder. Ayak figürlerinin baskın olduğu balo, dansçıların birbirine mendillerle tutunarak oynadıkları ağır sirto, eller serbest olarak neşeli, ada havaları tarzında oynanan hızlı bir sirto alestika, ağır ya da hızlı kasap havaları, yüz yüze oynanan karşılamalar ve kuşkusuz zeybekler bölgenin başlıca dans repertuarını oluşturur.

Keman ve santurdan daha da yaygın olarak, şarkılara tümbeki ya da tumbi dedikleri, bildiğimiz dümbelek ya da tava ( tavades) eşlik eder. Hatta izleyicileri eğlendirmek için maskaraların da sık sık getirildiği büyük şenliklerde tepsi de ritm sazı olarak kullanılırdı. Toprak dümbelekler genellikle Erythrea'da yapılır, zaman zaman da Menemen'den getirtilirdi.

Bölgede konu ve form itibariyle pek çok çeşit şarkı bulunur; eski sınır boyu şarkıları -Akritika- , bilinen temalarda uzun hikayeli şarkılar, düğün şarkıları, ağıtlar, ninniler, çocuklar için tekerlemeler, aşk şarkıları ve dini takvimle bağlantılı şarkılar.Bir Alaçatı "Ballo" su olan "Ela na se Filiso" ( Gel Seni Bir Öpeyim) şarkısına eşlik eden dansta, herkes tapsi ya da tümbelekle bu şarkının ritmine katılır, bütün gece süren eğlence boyunca dans edilirdi. "Apokries" karnavalının favori şarkısı olan "Ela Na se Filiso" nun sözleri de dansı gibi cilvelidir:

GEL SENİ BİR ÖPEYİM
Kim ola bu güzel kız, giriverdi oyuna,
Güneş de gülümsedi işveli endamına,

Gel seni bir öpeyim,
Öpüver sen de beni
Şahit olsun el alem,
Şahit ol sende e mi?

Şarkılar okuyayım sana güzel meleğim,
O incecik belini yüzükten geçireyim.

Çıkıver pencereye,
Aman görmesin anan,
Mercanköşkün su ister,
Versene maşrapanlan.

Çapkın çapkın salınma, açılma pupa yelken,
Sırçadandır yüreğim, kırılır orta yerden.

Gel seni bir öpeyim,
Kaç git hemen ardından,
Komşular göremesin
Yandığını sevdamdan.

Uzun boylu narin bey,
Tatlı esintim benim.
Alem bilir aşkını
Kostak yürü çelebim.

Sen ballı üzüm olsan
Ben olayım salkımın,
Sen öp beni dudaktan
Ben o gül yanaktan.

Bu arada çocukken annemden duyduğum ninninin, Erythrea göçmeni Kleoniki Dzuanaku'nun (bölgenin müziğini günümüze taşıyan en son amatör müzisyendir, dümbeleği ve sesi ile pek çok kaydı bulunmaktadır) sesinden kaydedilmiş bir ninninin sözleri dışında tamamen aynı olduğunu fark ettiğimde içimin ısındığını belirtmeden geçemeyeceğim:

NİNNİ
Bebeğimin babası kartal, anası yıldız,
Bebeğimi doğurmuş bir güvercin kız.

Ninni bebeğim uyu
Uyku insin gözüne.

Ninni yiğidime, gül kokuluma,
Anası vermiş bebeğimi bir sepet gül içinde,
Kralın kapısına koymuş fesleğenler içinde
Kralın üç güzel kızı oyalar işlerlermiş,
Birisi gökyüzünü, birisi ay dedeyi,
En küçüğü de benim minik yiğidimi.
Ninni güzel bebeğime,
Nurlar insin ellerine.

Uyusun da büyüsün bebeğim,
Getirsinler ayağına,
Girit'in zeytinyağıyla,
İstanbul'un papatyasını.

Bebeğim uyuyuversin,
Dişleri de çıkıversin.

Erythrea şarkılarında mitoloji ve Pagan öğelerine oldukça sık rastlanır. Kadınlar arasında bir araya gelme nedenine bağlı olarak emprovize mani söyleme geleneği vardı. Ayrıca lembi denen geleneğe göre gençler geniş bir salıncağa oturarak ileri geri, sağa sola, sallanırken aşk şarkıları söylerlerdi.

"Burada hiçbir ton baskın değildir. Burada duyulan tüm dünyanın sesleridir." A. Sikelianos

İzmir türküleri ile ilgili ilk ciddi çalışma 1870'de yapılmıştır. Toplanan elli kadar türkünün kimi Erythrea ya da Aydın'dan İzmir'e geçmişse de büyük kısmı köklü bir şehrin, oturaklı havasını ve kültürel tamamlanmışlığını gösteren karakterdedir.

Ayni sözlerin değişik melodilerle söylendiği "An Pethano Riksete me" ( Ölürsem Derin Sulara Atın Beni) adlı şarkı, Fransız Ducoudray'in İzmir'de bulunduğu yıllara ait gözlemlerinde sözünü ettiği bir şarkı olup Hicaz makamının yaygın ölçülerine sahiptir:

ÖLÜRSEM DERİN SULARA ATIN
Ölürsem derin sulara atın beni - rumba,
Rumba, rumba, rumbala
Bedenim kayık olsun, ellerim kürek,
Rumba, rumba, rumbala,
Anlayamam nedendir bana derman ararsın,
Rumba, rumba, rumbala,
Tabiplerden bulmaz derman bu yürek
Rumba....


Bildiğimiz Osmanlı sazları eşliğinde söylenen ve gelecekte bütün Yunanistan'ı fetheden rebetiko şarkılarının öncülü olan, bu eski İzmir türküleri, bir yanıyla Erythrea'da olduğu gibi neşeli, kaygısız ada özelliklerini gösterirken, diğer yanıyla amaneleri ve dokunaklı Anadolu duyarlılığını içeren ikili bir nitelik taşır.

1920'den önce yüzbinlerce Rum'un yaşadığı bu renkli şehir hayatında aklımıza gelen ve gelmeyen her ayrıntı bir aradadır. Bu yıllarda İzmir'de pek çok profesyonel müzik grubu bulunmaktaydı. İç Ege'den taşınmış köy türküleriyle, şehirli kimliği baskın sanatlı şarkılar, büyüklük, dekor ve sattıkları içki türlerine göre adları değişen mekanlarda akşamüstlerinden başlayarak çalınıp söylenirdi.

20. yüzyıl başında belki de İstanbul'dan daha yaygın olarak görülen Estudiantin grupları vardı. Pek çok mandolin ve gitardan oluşan Estudiantin grupları daha çok Avrupa'da o günlerde sevilen şarkı ya da melodileri çalarlar ya da benzeri etkileri taşıyan popüler Rumca şarkılar seslendirirlerdi. Zaman zaman halk melodileri kaydetmiş olsalar da genel olarak bu grupların seçkinci beğeniyi temsil ettiğini söyleyebiliriz. Özetle yüzyıl başında İzmir'de çingene müzisyenlerin de çoktan yerlerini aldığı, hayal edilmesi kolay olmayan çok zengin bir eğlence hayatı ve gelişmiş bir müzik kültürü söz konusuydu. Rebetiko müziğinde ve geleneksel Rum müziği literatüründe İzmir havaları (Zmirneiko) hem geniş bir şarkı ve ezgi dağarcığı önümüze sermekte hem de Küçük Asya Rumlarının eskiden yaşadıkları mutlu günleri iç geçirerek anıp, özlemlerini haykırdıkları bir nostaljiyi sembolize etmektedir.

Yine Erythrea'dan mizahi bir halk türküsü: EKS'EFTA KALOGRİES ( Altı, Yedi Rahibe)

ALTI, YEDİ RAHİBE
Altı, yedi rahibeyle
Beş, altı papaz karısı
Gitmişler tarlaya çapa yapmaya,
Ayrık otlarını ayıklamaya,
Varmışlar Şifalı Ilıcalara,
Varmışlar ki - kömür gözlüm edalım,
- haydi bir daha dringa!

Demişler bir yüzelim,
Ilık şifalı sularda,
Fora etmişler cüppeleri,
Atmışlar gömlekleri,
- haydi bir daha, dringa!
Bir biri arkasından
Çatal kaşlı güzeller,
Dalmışlar mı sulara
Ördekler gibi limanda.

İşte orada yüzerken,
Sularda serinlerken,
- haydi bir daha dringa!
Uzaktan görünmüş papaz efendi
Hep kaçmış keyifleri,
- Ah papaz efendi, bağışla bizi,
Söyleme kimseye kabahatimizi
- haydi bir daha dringa!
-gel alalım ortamıza seni,
gel seç beğendiğini,
al en işvelimizi,
seç en güzelimizi.
-haydi bir daha dringa!

İç Ege'ye genel olarak baktığımızda yapılan incelemelerin daha az olmasına karşın Ege'nin karakteristiği olan zeybek havalarının kıyılara göre çok daha belirleyici hatta hakim olduğunu söylemek hiç de zor değildir.

Aydın, Manisa ve Uşak'ta hem sayıları daha az olan, hem de İzmir geleneğinden doğal nedenlerle daha uzak düşen Rumlar, hayatın her alanında Türklerle çok daha yoğun etkileşime girdiler. Türkler ve Rumlar yine büyük ölçüde birlikte yarattıkları Ege'nin müziğini, zeybek havalarını kucakladılar. Herkesin kendi zeybek havalarının yanı sıra kimi zeybekler hem Türkçe hem Rumca söylendi. Bazı eski zeybek havaları Rumca sözler yazılarak Zmirneiko literatürüne girdi.

İzmir'in Kavakları gibi çok bilinen örnekleri bir kenara bırakırsak, örneğin "ben susadım, su isterim" sözleriyle başlayan Aydın zeybeği "emathapos i se mangas" adıyla en sevilen İzmir şarkıları arasına girmiş, bugün bile sevilerek icra edilmektedir.

Şimdi iki halkı birbirinden koparan, anımsanması dehşet verici, unutulması güç olayların üzerinden seksen yıl geçmişken Ege müziği, Yunanistan'da, Türkiye'de olduğundan daha canlı. Ege köylerinden, rebetikoya, oradan günümüz Yunan şehir müziğine ve en modern icralara yelken açmış zeybek havaları.

Yeni İzmir'de, yeni Efes'te, yeni Foça'da, yeni Halikarnas'ta, yeni Menemen'de ve tabi ki yeni Erythrea'da onlarca yıldır faaliyet gösteren göçmen dernekleri gitgide kirlenen hayata karşın Ege dans ve şarkılarını sahnelerde çalıp söylemeye devam ediyorlar.

1910 yılına ait çok söylenen bir şarkı:

THEN THE THELO PİA ( Artık Seni İstemiyorum)
Bana o kadar çektirdin ki,
Artık seni istemiyorum.
İçimi kemirdin, ruhumu kararttın,
Artık seni istemiyorum.

Artık inadına dayanamıyorum,
Tatlı bakışlarına kapılmıyorum,
Daldan dala konuyorum, başkasını seviyorum,
Şunu da iyice kafana koy ki,
Artık seni istemiyorum!

Bensiz olamazmışsın diye haberler yollama,
Artık seni istemiyorum.
İntiharlara kalkışırmışsın diye beni korkutma,
Artık seni istemiyorum

Sen git başkalarına nazlan,
Artık seni istemiyorum.
Yaşasan da ölsen de bir artık bana,
Artık seni istemiyorum.

Neden herkese beni istediğini söylüyorsun?
Artık seni istemiyorum.
Bensiz yaşayamazmışsın diye haberler yolluyorsun?
Artık seni istemiyorum.

Taş plaklardan temizlenmiş kayıtlar, şarkıcı ve önemli araştırmacı, annesi Bayındır göçmeni Domna Samiu'nun (ben ona anacığım -manula mu- derim, o da bana agoraki mu -oğulcuğum- der) bize kazandırdıkları ve Likeon Helenidon gibi folklör kurumlarının çalışmaları çoktandır cd marketlerde dinleyicisi ile buluşuyor ve eminim, bazı gençler uduyla eski Anadolu türküleri söyleyen Andonis Anagnostu'nun (1919-1985) sesiyle köklerini arıyorlar ve bazı kadınlar çocuklarını annemin bana söylediği ninniyle uyutuyorlar.

Muammer KETENCOĞLU
(Şarkı sözlerini Yunanca'dan Türkçe'ye çeviren: Müfide Pekin)