<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Röportajlar &#8211; Muammer Ketencoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.muammerketencoglu.com/category/roportajlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muammerketencoglu.com</link>
	<description>Akordeon Ustası, Araştırmacı, Halk Müziği Toplayıcısı ve Şarkıcı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Oct 2019 22:22:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.2.5</generator>

<image>
	<url>https://mlldkvqwhqys.i.optimole.com/-ffNICPEZTA/w:32/h:32/q:auto/http://www.muammerketencoglu.com/wp-content/uploads/2019/09/cropped-muammer-ketencoglu-logos.png</url>
	<title>Röportajlar &#8211; Muammer Ketencoğlu</title>
	<link>http://www.muammerketencoglu.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gezgin Hayatım Somut Bir Ürüne Dönüştü</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/gezgin-hayatim-somut-bir-urune-donustu/</link>
				<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 19:51:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=4247</guid>
				<description><![CDATA[Bir define avcısı gibi farklı coğrafya ve etnik gruplardan müzikler derleyen Muammer Ketencoğlu, &#8216;İzmir Hatırası&#8217;ndan iki yıl sonra yeni albümü &#8216;Gezgin&#8217;le geldi. Derlemeleri demlenmeye bırakan Ketencoğlu, bu kez kendi besteleriyle çıkıyor karşımıza. &#8216;Gezgin hayatımın somut ürünü&#8217; dediği albümde sanatçı, rebetiko&#8217;dan sirto&#8217;ya, Rus şehir müziklerinden Çingene müziğine uzanan bir seyahat vaat ediyor dinleyicilerine.İlk defa kendi bestelerinizi [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[<p>Bir define avcısı gibi farklı coğrafya ve etnik gruplardan müzikler derleyen Muammer Ketencoğlu, &#8216;İzmir Hatırası&#8217;ndan iki yıl sonra yeni albümü &#8216;Gezgin&#8217;le geldi. Derlemeleri demlenmeye bırakan Ketencoğlu, bu kez kendi besteleriyle çıkıyor karşımıza. &#8216;Gezgin hayatımın somut ürünü&#8217; dediği albümde sanatçı, rebetiko&#8217;dan sirto&#8217;ya, Rus şehir müziklerinden Çingene müziğine uzanan bir seyahat vaat ediyor dinleyicilerine.İlk defa kendi bestelerinizi dinleyici ile buluşturdunuz. &#8216;Gezgin&#8217;, önceki albümlerinizden farklı bir yerde duruyor mu, yoksa onların devamı sayılabilir mi?</p>
<p>Aslında benim yaptıklarımın devamı diyebiliriz. Bugüne kadar geleneksel müzikle ilgili ne yaptıysam onun öznel bir devamı. Beslendiğim geleneklerden bende kalanları duyarlılığımla birleştirerek oluşturduğum bir albüm bu. Aslında dinleyen insanlardan &#8216;daha modern bir şey bekliyorduk ama adeta senin bugüne kadar yaptıklarının bir özeti&#8217; gibi tepkiler aldım.<br />
Farklı coğrafyaların geleneksel müziğini günümüze taşırken modernlik bu ezgilere ne kadar sızıyor?<br />
Bir tarafta saf geleneksel müziğin katıksız örnekleri yine asıl sahiplerinden, halktan kaydettiğim gibi derliyorum. Hem Türk geleneksel müziğinden hem de dünya geleneksel müziğinden öğrendiklerimi sunuyorum. 21. yüzyılda yaşayan müzisyenler olarak saf geleneği bugün üretemeyiz.</p>
<p>Gezgin&#8217;de hangi coğrafyaların tınılarına doğru bir gezinti var?<br />
Albümde iki tane sözlü, on iki tane enstrümantal ve bir tane de taksim eser var. Bu ezgilerde en başta Türk müziği temaları yer alıyor. Gül Kokusu, bestesi bana sözleri eşime ait bir parça var; Rumeli ezgilerini taşıyor. İstanbul Sirtosu, adı üstünde form olarak bir sirto; bir belgesel için yapmıştık. Anadolu müziğinden sonra en çok ilgilendiğim müzik türü Yunan müziği. Ta Helidonia parçası da, Gül Kokusu&#8217;nun Yunancası zaten. Arkadaşım George Kordellas parçayı çok beğendi ve söz yazmak istedi. Türkçe sözlü bir rebetiko olan &#8216;Hani Benim Mor Menekşem&#8217; de albümde yer alıyor. Türk-Yunan bağlantılı kabul edilebilecek &#8216;İç Acısı&#8217;nı Cengiz Onural&#8217;la birlikte yaptık. Cengiz beni otobüs durağına bırakıyordu. Mırıldanırken birbirimizi tamamladık ve bu parça ortaya çıktı. Baboçka Valsi, Rus şehir müziğine gönderme; Köstence Özlemi de Romanya&#8217;daki çağdaş Çingene müziğine bir örnek sayılabilir. Kısacası, 25 senedir müzikal düzeyde gerçekleştirdiğim gezgin hayatım bu CD&#8217;de somut bir ürüne dönüştü.</p>
<p>Siz her ülkenin müziğine kulak kesiliyor musunuz?<br />
Dünya kocaman, bırakın dinlemediğim ülke müziklerini dinlediğim birçok ülke müziğinin de hemen hemen hiç bilmediğim bölgeleri var. Geleneksel müzik çok büyük bir okyanus. Tabii geçmişle kıyaslanınca bugün internet sayesinde çok daha fazla bilgiye ulaşabiliyorum.<br />
Konsere gittiğiniz zaman Balkanlar&#8217;da sizi kendi sanatçıları olarak mı kabul ediyorlar?<br />
Eskiden İrlanda müziği çalardık, bugün de başka ülkelerden çalıyorum. Ama Balkanlar benim esas uzmanlık alanım ve gittiğim her yerden çok olumlu tepkiler alıyorum. Yunanlı bir dinleyicim benimle konuşmaya başlayınca mutlaka Yunanca konuşuyor. Oysa ben Yunanca, &#8220;Yunanca bilmiyorum sadece şarkı söylemeyi biliyorum&#8221; diyebiliyorum. Arnavut bir akordeon hocamız var, benim için &#8220;Arnavut müziği çaldığı zaman bir Arnavut, Bulgar müziği çaldığı zaman bir Bulgar, Makedon müziği çaldığı zaman bir Makedon&#8221; tanımlamasında bulunmuştu. Benim için çok gururlandırıcı bir ifadeydi. Tutkuyla bağlandığım müzikleri dinleyicilere sevdirmek, dinleyenlere o otantikliği çağrıştırmak çok özel ve güzeldi benim için. Konserlerde de bütün Balkanlar&#8217;dan çok olumlu tepkiler alıyorum.<br />
2002&#8217;de Teoman&#8217;la sahne aldıktan sonra rockçılar sizi dinlemeye başladı mı?<br />
Valla onu ölçemiyorum ama çok bir şey değişmedi gibi geliyor bana. Gençler çok sıcak karşıladı ama sonuçta ben orada Teoman&#8217;ın müziğini çaldım. Bizim mücadelemiz eski yıllarda çok yavaş geliyordu; şimdi internet teknolojisi ve medyanın belli kesimlerinde yaptığımız işe değer veren insanlar, dinleyici kitlemizi artırdı. www.muammerketencoglu.com adresinden dinleyenlerle yazışıyorum. Biz protokol sanatçısı değiliz, ulaşılabilen sanatçılarız.</p>
<p>Dizi müzikleri de sizi yeni bir kitle ile tanıştırdı&#8230;<br />
Dizi müziklerine katkım oldu, insanlar akordeon sesine aşina oldu. Elveda Rumeli dizisinin bu konuda ciddi katkısı olduğunu hissediyorum.<br />
20 yıldır oluşturduğunuz bir kütüphaneniz var. Bu kütüphaneden kimler faydalanabiliyor?<br />
En başta benim ürettiklerimle seyirciye yansıyor. Ben arşivimdeki bilgilerimi repertuvarımla dinleyiciye ulaştırıyorum. Yalnızca albümlerle değil radyo programım sayesinde de dinleyicilerime bu bilgileri ulaştırıyorum. Her çarşamba &#8216;Tuna&#8217;nın Beri Yanı&#8217; diye Açık Radyo&#8217;da program yapıyorum. Ama fizikî olarak kütüphaneme kimseyi dokundurmam.<br />
Kederli Akordeon diye bir parçanız var. Akordeonunuz genelde kederli midir yoksa neşeli mi?<br />
Günden güne değişir. Akordeon ağır bir çalgı, performansı korumak için bol bol egzersiz yapmak gerekiyor. Egzersiz yaparken de elleri açmak için hızlı temalar çalmak gerekiyor. Ama keyfi çaldığımda o günkü ruh halime göre çalıyorum.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>HALKLARIN MÜZİĞİ BENİM TOTEMİMDİR-Kilizman Postası</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/halklarin-muzigi-benim-totemimdir-kilizman-postasi/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:31:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3359</guid>
				<description><![CDATA[&#160;Arslan Sayman İzmir’in yetiştirdiği en önemli değerlerden biri olan, uluslar arası üne sahip akordeon sanatçımız Muammer Ketencoğlu ile müzik serüvenin başlangıcı, dünya müzikleri, İzmir ve Tire üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Özellikle Yunanistan, Balkanlar başta olmak üzere yakın coğrafyamız müziğinin tutkulu izleyicisi, toplayıcısı, derleyicisi&#160; ve dinlettiricisi Ketencoğlu’nun geçtiğimiz dönemde Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan son albümü [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;Arslan Sayman</p>



<p>İzmir’in yetiştirdiği en önemli değerlerden biri olan, uluslar arası üne sahip akordeon sanatçımız Muammer Ketencoğlu ile müzik serüvenin başlangıcı, dünya müzikleri, İzmir ve Tire üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>



<p>Özellikle Yunanistan, Balkanlar başta olmak üzere yakın coğrafyamız müziğinin tutkulu izleyicisi, toplayıcısı, derleyicisi&nbsp; ve dinlettiricisi Ketencoğlu’nun geçtiğimiz dönemde Kalan Müzik etiketiyle yayımlanan son albümü “Gezgin”i konuştuk.</p>



<p>Kilizman Postası: Muammer Ketencoğlu, Tire’de yaşadığın evi ve o evin bahçesindeki urgan çarkının, o çarkın çıkarttığı seslerin arasında geçen çocukluğunu bize anlatır mısın?</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: Babamın mesleği olan urgancılık benim hayatta kalmamı ve iyi bir hayat sürmemi sağlayan etkendir. Bu nedenle önemlidir. Evimiz ekonomik anlamda o çarkın dönüşüyle hayat bulurdu. Evimize gelmiştin hatırlarsın, geniş bir kapıdan bahçeye girilirdi. Evde üstü kapalı ve açık olmak üzere iki uzun koridor vardı. Üstü kapalı bölümde babam urgan yapardı, terminolojik olarak söylersek ‘urgan işlerdi’. Üstü açık olan alansa annemin çiçek ve sebze bahçesiydi. Hala da öyle… Hayvan sever bir ailede büyüdüm. Hiç çekinmeden söyleyebilirim, hayvanları bazen insanlardan daha fazla sevdim. Çocukluğum çok güzel geçti. Sevilen ve dışarıyla ilişkileri güçlü bir çocuktum.</p>



<p>Kilizman Postası: Müzik serüvenin çok küçük yaşlarda başlıyor, gelelim müziğe…</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: Müzik çocukluğumun başında hayatımın merkezine yerleşti. Dayım benim hayatımın en önemli figürlerinden biridir. Kendisi vefat edinceye kadar Tire belediye bandosunun şefiydi ve bir trompet ustasıydı. Trompetle alaturka müzik yapıldığını entelektüellerimiz 90’lı yıllarda keşfettiler. Ben o tınıları 70’lerin başında dayımın trompetimden dinlerdim. Dayım önce bana eski bir bateri takımı aldı. Ardından bana bir akordeon getirdi ve hayatımın ondan sonraki safhası başladı diyebilirim. İlk çalıştığım ezgi de doğru armoniyi tesadüfen bulduğum ‘hav hav benim cici köpeğim’dir. Tire’de çocukluğumun yarısı tütün tarlasında geçerdi. Babamın urgan işinin yanında tütün tarlamız vardı ve yazları tarlaya gider orada kurulan çardak evlerde yaşardık. Gündüzleri vakit geçmek bilmezdi. Ama akordeonum olduktan sonra her şey değişti. Tarlanın bir köşesine çekilir, akordeonumla çalışır, dururdum. Sonrasında okuduğum okullarda müziğin temelleri ile ilgili daha ciddi çalışmalar, araştırmalar yaptım ve daha çok çalıştım. Önceleri akordeon ve org ardından piyano ile çalışmaya başladım.</p>



<p>Kilizman Postası: Müziğe tutkuyla bağlanma dönemin de o zaman başlamış olmalı. Peki senin müziğe bu denli sevgi beslemeni sağlayan neydi?</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: Tek bir sözcükle yanıt verebilirim… Açlık. Ben müzikle gerçek iletişim kurmaya başladığımda ve alanımı geleneksel müzikle yani insanın derdini, tasasını, sevincini ve bin türlü duygusunu en yalın şekilde anlattığı halk müziğini benimsediğim andan itibaren karşıma koskocaman bir dünya çıktı. O dünyayı kucaklamak istedim ama kollarım ancak yakın coğrafyayı sarabildi. Benim yolculuğum böyle başladı ve bu yolculuk öznel bir yolculuktu. Ben beni çağıran siren sesleri nereden geliyorsa o sese kulak verdim, o yolu izledim.</p>



<p>Kilizman Postası: Muammer sen aynı zamanda bir etno-müzikolog olarak da anılıyorsun ve yakın coğrafyanın en duyulmamış seslerini, ezgilerini bizlere taşıyor, dinletiyorsun. Özellikle Yunan ve Balkan müziğini bir arkeolog gibi kazıyorsun…</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: (Gülerek)… Şunu düzeltmeliyim, ben yakın coğrafyayı değil, her tarafı kazarak işe başladım. Açlık demiştim ya! İşte o açlık beni her yeri kazmaya yöneltti. Yaratıcılığımın temellerini de aslında bu açlık ve buna bağlı saldırganlık belirledi. Yaparken en mutlu olacağım, icrasından büyük haz duyacağım tarzı seçmem için bu gerekliydi aslında. Fakat bu araştırmalar, etrafa saldırmalar sonunda kendime en uygun giysiyi bulduğumu düşünüyorum. Balkan müziği ve rebetiko benim en sevdiğim ve çalmaktan mutlu olduğum müzikler.</p>



<p>Kilizman Postası: Peki bunlara yönelmenin temellerinden bahsedelim, öyle bir araştırmanın sonucunda çıkmış olamazlar değil mi?</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: Tabii ki hayır. En başta çocukluğumun radyoları var. Çok fazla radyo dinleyen bir çocuktum. Bir kanal yakaladığımda da takılır kalırdım. Tire’de yaşayan bir çocuğun balkan radyolarını dinlemesi ve o tınılara takılıp kalması doğal. İçgüdüsel olarak o kanallarda kalırdım. Yunancanın dili ve müziği beni çok etkilerdi, dinler dururdum. Sonrasında müzik öğretmenime bir 45’lik plak armağan edildi. Öğretmenim bana bu plağı dinlettiğinde büyülenmiştim. O plak beni çok etkilemiş ve geleceğe dair karalarımı belirlemiştir. Stelios Kazancidis’in yaptığı o plakta Yunan müziğiyle özdeşleştim. Sonrasında o serüvenin devamı geldi. Hatta o serüven öyle bir yere gitti ki yıllar yıllar sonra Yunan televizyonlarından birinde Kazancidis’in anıldığı bir programa konuk edildim ve Kazancidis’in o plakta söylediği parçayı ben söyleyip, çaldım. Büyük bir beğeni de topladı.</p>



<p>Kilizman Postası: Son albümün olan “Gezgin” adıyla da senin müzik evrenini ve serüvenini çok iyi anlatıyor değil mi?</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: Kesinlikle, “Gezgin” ismi beni çok iyi özetleyen bir isim. Kendimi bu ismi seçtiğim için takdir ediyorum açıkçası. Ben bir gezgin olarak tüm dünya müziğini kucaklamak istemiştim. Ama bu mümkün değildi. O nedenle bir daralma gerekliydi. Anadolu, Kafkasya, Balkanlar, Orta Asya coğrafyasında karar kıldım. “Gezgin” albümü benim Yunan, Balkan ve Anadolu müzikleriyle bağlantılı olarak, o geleneklerden öğrendiklerimi yine o geleneklerin içindeki formları da kullanarak kendimden bir şeyler ekleyip dinleyicimle paylaşmamdan ibaret.</p>



<p>Kilizman Postası: Senin yaptığın aslında yerelliğin zenginliğini ortaya çıkartan dürüst bir emeğin ürünü değil mi?</p>



<p>Muammer Ketencoğlu: Çok teşekkür ederim. Bunu bir övgü olarak alıyorum. Yerelliğin zenginliğini ilk keşfeden ben değilim. Benden önce keşfedip bunu büyük bir pazara ve para kaynağına dönüştüren çok insan var. Geleneksel müzikten beslendiğini söyleyen ama o müziği çirkinleştirerek, orijininden kopararak dinleyici kazanmayı hedefleyen bir akım var ve bu akım o müziğin köklerini de bozuyor. Ben bu işin kökenine inerek müzik yapmayı seviyorum. Şöyle söylemeliyim, evimin bir odasında oturarak Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Bulgaristan’ın sapa bir köyü ya da Kuzey Yunanistan’da dağlık bir köyden derlenmiş müzikleri dinliyorum. O müziğin kökenlerine saygı duyarak, bozmamaya çalışarak ve değerini bilerek müzik yapıyorum. Çünkü ben halk müziğine taparım, halkların müziği benim taptığım bir totemdir. O nedenle sevgim saf, katışıksızdır. Benim gezginliğim yüzeysel değildir. Takarım dalgıç tüplerimi ve o müzik denizinin derinliklerine inerim.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Türkülerle bir Anadolu portresi çiziyoruz-Evrensel</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/turkulerle-bir-anadolu-portresi-ciziyoruz-evrensel/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:24:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3357</guid>
				<description><![CDATA[Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu, Anadoludan Kadın Ağzı Türküler ile müzikseverlerle bugün Cemal Reşit Rey Konser Salonunda buluşacak. Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu, Anadoludan Kadın Ağzı Türküler ile müzikseverlerle bugün Cemal Reşit Rey Konser Salonunda buluşacak. Muammer Ketencoğlu, uzun süredir kurduğu bir düş olarak tanımladığı bu projeyle, Anadoluda kadınlarca yakılmış türküleri 17 kadın [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<h2>Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu, Anadoludan Kadın Ağzı Türküler ile müzikseverlerle bugün Cemal Reşit Rey Konser Salonunda buluşacak.</h2>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>

Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu, Anadoludan Kadın Ağzı Türküler ile müzikseverlerle bugün Cemal Reşit Rey Konser Salonunda buluşacak. Muammer Ketencoğlu, uzun süredir kurduğu bir düş olarak tanımladığı bu projeyle, Anadoluda kadınlarca yakılmış türküleri 17 kadın sesini bir araya getirerek farklı renkleri de sembolik olarak dinleyiciye ulaştırıyor. Anadolunun çeşitli yörelerinden kına havaları, ninniler ve hüzünlü türkülerle birlikte kaşıklar ve zillerle söylenen düğün havaları ile izleyiciyi müziğe doyuran topluluğa, konuk sanatçı olarak Şuşan Kalataş, Ermenice Tak Danein türküsüyle, Fransız vurmalı çalgılar ustası Georges Andres de halay parçalarıyla eşlik edecek. Ketencoğlu ile Kadın Ağzı Türküler projesini konuştuk.&nbsp;</p>



<p><em>Uzun süredir kurduğunuz bir düş olduğunu söylüyorsunuz. Anadolu Kadın Ağzı Türküleri projesi nasıl ortaya çıktı?</em><br>Öncelikle bu konuyu zaman zaman düşünürdüm; bir halk müziği tutkunu, araştırmacısı, icracısı olarak. Türküler de kadınlara, erkeklere ait türküler diye ayrılıyor. En azından birçok türkü için bu ayrımı yapabilirim. Bir erkeğin ağzından yazıldığı bellidir, bir kadının ağzından yazıldığı bellidir.<br>Ama genellikle bunlara dikkat edilmeden icra edilir. Erkekler kadın türküleri söylerler, kadınlar erkek türküleri söylerler. Düşünülür ki bütün türküler, hem kadınlar tarafından hem erkekler tarafından söylenebilir. Bunun yanlışlığını zaman zaman fark ederdim. Keşke yalnızca kadınların söylediği türküleri birileri toplasa diye düşünürdüm.&nbsp;<br>Bir buçuk sene önce düşüncelerim olgunlaştı ve çoğunluğu Ruhi Su Dostlar Korosunun kadın koristleri olmak üzere 17 kadından oluşan bir koro oluştu. Tabii öncelikle ben büyük bir tarama yaptım. Başta TRT repertuvarı olmak üzere başka yöresel kaynaklardan halk müziğine katkıda bulunmuş kadın icracılardan, kadın halk müziği sanatçılarından yardım ve öneriler aldım. Kadınların söylediği türküleri sistematik olarak bir araya topladım. Ankara Gazi Eğitim Fakültesinde bir çalışma yapılmış, Kadın Ağzı Türkülerimiz diye. Ayfer Yılmaz adında bir akademisyenin kitabından yararlandık. O temel repertuvar elimizin altında. Arkasından da akordeona uygun türküleri seçtim arasından. Çünkü her çalgı ile her türküyü icra edemiyorsunuz.&nbsp;<br>Bu ikinci elemeden sonra biz çalışmalara başladık. İlk konserimizi, Şubat 2006da yaptık. Dünya Emekçi Kadınlar Gününde birçok televizyon kanalında programlara katıldık. Arkasından oyun atölyesi, ve 8 Martta bir televizyon kanalında uzunca bir konser verdik. Öncelikle koro, Anadolunun her yöresinden kadın ağzı türküler seslendiriyor.&nbsp;<br>Ağırlıklı olarak Türkçe olmakla birlikte Ermenice, Rumca ve Kürtçe türkülerimiz var. Bu konserde de sembolik olarak birer tane var. Kürtçe kına türkümüz var. Rumca türkümüzün başlığı; Dövme beni anne. Şöyle özetlersek sözlerini: Dövme beni anacığım, sen ne kadar ısrar edersen et, sopanla, kamçınla ne kadar döversen döv, ben kalaycının oğluyla evleneceğim. Ermenice türkümüz Tak danein, evde kalmış kızın türküsü. Alıp götüreydiler diye çevirdiler Türkçeye. Türkünün bir yerinde, olmayan müstakbel görümcesine ayağını öpsem diye sesleniyor.&nbsp;<br>Çeşitli formlarda türküler seslendiriyoruz. Kadınların ağzından yazılmış uzun havalar var; tabii kına türküleri, ninniler, sevdalılarına yazdıkları duygusal ya da mizahi türküler, bol bol eğlenceli türküler. Kızlar aynı zamanda türkülerde kaşık ve zil çalıyor, halay parçalarında zılgıt çalıyor. Bir Anadolu portresi çizmeye çalışıyoruz bir buçuk saat içerisinde. Her yöreden, alabildiğince değişik formlardan türkü örneklerimiz var. Bir çeşit türkülerin aynasında Anadolu kadınının, bireysel ve toplumsal kültürünü bir şekilde sembolik düzeyde ortaya koyan bir bakış sergilemeye çalışacağız.</p>



<p><em>Ruhi Su Dostlar Korosu kadın koristlerine nasıl ulaştınız?</em><br>Zaten Ruhi Su Dostlar Korosu ile yıllardan beri çok konser yaptık beraber, işbirliği içindeydik. Hepsi arkadaşlarımızdı. İlan verip korist toparlamak yerine, çok işlevsel bir düşünceydi onlarla konuşmak&#8230; Çok heyecanlandılar hepsi. Arkasından başka arkadaşlarımız katıldı, eşim de katıldı. Herkes gönüllü olarak, çok büyük bir sevgiyle geliyor. Her pazar yapıyoruz çalışmalarımızı. Kimse kimseyi zorlamıyor. Kimi çocuklarını bırakıyor, kimi kocasını bırakıyor. Yapılan iş benim açımdan oldukça değerli. Çok emek taşıyor. Bazı türkülerde, küçük iki sesli denemeler yaptım. Asıl olarak naturel seslendiriyoruz, tek sesli seslendiriyoruz. Sahnede kendi aramızda yapılan bir toplantı havasını yaşatmaya çalışıyoruz. Hem doğal, kendiliğindenlik taşıyan sıcak bir atmosfer hem de asla başı bozuk değil, derli toplu, disiplinli bir koro.</p>



<p><em>Ne zaman oluştu kadın sesleri korosu? Bir de proje İstanbul ile mi sınırlı kalacak, yoksa albüme dönüşecek mi?&nbsp;</em><br>Bir buçuk yıldır, yaz tatili hariç her pazar hanımlar aksatmadan geliyorlar.&nbsp;<br>Bu projenin devamı, ne kadar sahip çıkıldığına bağlı. Büyük bir proje. 17 tane insan, bir yerden bir yere hareket etmek bile organizasyon gerektiren bir şey. Bu konserin başarısı benim için çok önemli, ayrıca ileride bu türküleri, iyi bir seçimle Anadoluyu olabildiği kadar açıklayan bir portre oluşturarak bir albüm yapmaya niyetliyim. Anadoluda bu tip konserler vermek en çok arzu edilen şey, ideal. Bırakın 17 kişilik kadın korosu topluluğunu, diğer topluluklarla da&#8230; Balkan müziği yaptığımız Balkan Yolculuğu topluluğuyla, zeybek, Ege müziği çaldığımız Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğuyla; ki bunlar görece olarak küçük projeler&#8230; Az müzisyenin olduğu, hareket kabiliyeti yüksek projeler. Bunlarla bile Anadoluda çok zor müzik yapıyoruz.&nbsp;<br>Dolayısıyla bu projenin devamı ve bir şekilde Anadolu insanına mal olması, tamamen ne kadar sahip çıkıldığına bağlı. En başta kadınlar, artık eskisi gibi değil. Kadınların büyük gücü olduğunu düşünüyorum ben. Hepimizi ilgilendiren bir proje, fakat en başta kadınları ilendiren bir proje. Kadın kurumlarının, örgütlerinin sahip çıkması gereken bir proje. Umuyorum düşündüklerimiz gerçekleşir. Anadoludaki kadınlara da sıradan insana da -sadece İstanbulda yaşayanlara değil- bu projeyi ulaştırabiliriz.</p>



<p><em>Neden kadınlarla ilgili bir proje?</em><br>Dünyanın yarısı kadınlardan oluşuyor.</p>



<p><em>Bu iyi bir cevap ama yeterince açıklayıcı değil.</em><br>Ben halk müziğinde özelleşmiş çalışmaları seviyorum. Albüm düzeyinde, konser düzeyinde; oradan buradan konsept altında yapılmış çalışmalardan hoşlanmıyorum. Ya bir bölgesellik ya da konusal teması açısından bir bütünlük taşısın istiyorum yaptığım çalışmalar. Balkan grubumuzla Balkan müziği çalıyoruz, Zeybek topluluğuyla Ege müziği çalıyoruz. Kadınlar benim için ilgi çekici bir konu. Kadın ağzı türkülerin kendine has duyarlılıkları beni çok etkiliyor. Kadınların söylemesindeki sıcaklık, türküleri yakarken sözlerindeki sıcaklık beni doğrudan etkiliyor. En başta kendim için yaptım bu projeyi. Belki günün birinde erkeklerin söylediği türküleri düşüneceğim, onları bir araya getireceğim. Bu tip özelleşmiş konuları seviyorum ben. Kadınlar hayatımızın, dünyanın anlamı. Belki el atılmadığı için ele almayı istediğim ilk konulardan biriydi.</p>



<p><em>Türkülerde geleneğe saygılı olduğunuzu söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?</em><br>Olabildiği kadar aslına sadık seslendiriyoruz. Bir tarafıyla ben akordeon çalıyorum. Anadolunun pek çok bölgesinde halk müziğinde olmayan bir saz. Ben bir şekilde akordeonu bu bölgelerdeki müziğe de -tabii uygun makamlar için geçerli bu- sokmaya çalışıyorum. Derleyici, toparlayıcı ve çağdaş bir bakışım da var. Benim için birincil olan, türkünün asıl dokusunu korumak. Geleneğe saygıdan kastım bu. Bazı türküler için ikinci sesler yazdım. Onu yaparken de türkünün asıl dokusunu yok etmeyecek kadar müdahale ettim. (İstanbul/EVRENSEL)<br>www.muammerketencoglu.com<br></p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p><strong>Kadınların eğlence kültürü bilinmiyor</strong></p>



<p>Dünyanın her yerindeki kadınlar acılar yaşıyor, özellikle Anadoluda yaşayan kadına , acıları yaşamak ve katlanmak düşüyor. Bu yüzden en fazla yaktığı parçalar ağıtlar. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?<br>Tam olarak sana katılmıyorum. Hayatın acıdan veya neşeden ibaret olduğunu düşünmüyorum. Bütün insanlar çok zor zamanlar yaşıyorlar. Kadınlar daha çok yaşıyor zor zamanları hayatlarında. Herkesin olduğu gibi kadınların da deşarja, hayata başka türlü bakacak bir mantaliteye de ihtiyaçları var. O tip bir araştırma yapmadım, türkülerin kaçta kaçı ayrılığa dair, ağıt, kaçta kaçının hüzünlü konuları var&#8230; Kadınların eğlence hayatlarını, kendi sıkıntılarını bir şekli ile dengelemek için kendi aralarında planlı olarak ya da planlı olmadan yaptıkları eğlenceleri az biliyoruz.&nbsp;<br>Repertuvarımızda ikisi de var. Eğlenceli türkülerimiz de çok, hüzünlü türkülerimiz de çok. Konulara uzaktan bakıyoruz ve belki bizim tarihsel nedenlerimizden eksi noktalar daha çok, bizi etkilediği için. Bu kültürün hüzünden, acıdan, sıkıntıdan ibaret olduğunu düşünüyoruz. Yıllar ve günler bence öyle geçmiyor. Herkesin kocası ölüyor, oğlu ölüyor, askere sevgilisi gönderiliyor, üzülüyor. Fakat günler tam olarak bunları hatırlayarak, sürekli bunlara üzülerek geçmiyor bence. Başka tarafları da var hayatın.&nbsp;<br>Ama en başta söylediğinde haklısın; dünyanın her tarafında, evrensel bir gerçek ki kadın, hayatın yükünü erkeğe göre çok daha fazla taşıyor. O tartışılmaz. Hatta şunu da söyleyebilirim; bu taşıdığı yük oranında ürettiklerine biz ulaşamıyoruz. Anadoluda kaç göç yüzünden, İslamın kadına yaklaşımı yüzünden kadınlar, türkülerini söyleyemiyorlar. Türk halk müziğindeki en büyük problem, kadınlardan türkü derlemek. Olması gerekenden çok azına ulaşabiliyoruz malzeme olarak. Bir tarafı da bu olayın. Daha çok, herhalde Doğu toplumlarına özgü bir durum bu. Kadınların kendi aralarında zengin bir türkü söyleme, eğlence kültürü olduğuna da inanıyorum.&nbsp;<br>Eşim Deniz bir hikaye anlattı. Çocukluğunda gördüğü, kadınlar arası nişan öncesi yapılan bir eğlence&#8230; Kadınlar bellerine yaşmak ya da başörtülerini bağlayarak kenarını biraz oyup çay bardağı ve kaşığı yerleştirip, çıkıp ortaya oynuyor. Kendi aralarında eğleniyorlar. Böyle baktığımızda, hayatı mümkün olduğu kadar çok yönlü kavramaya çalışıp repertuvarı olabildiğince dengeli dağıtmaya çalıştım.<br>Anita Kazeroğlu

</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Muammer Ketencoglu ile İstanbul’da Rebetiko Üzerine Söyleşi</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/muammer-ketencoglu-ile-istanbulda-rebetiko-uzerine-soylesi/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:21:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3355</guid>
				<description><![CDATA[“Yunan yeraltı şarkıları İstanbul sokaklarında” Cavit Ergün, ITU (MIAM), 2006 Vassilis Tsitsanis’in şarkısındaki gibi bulutlu bir pazar olmasa da, bol bulutlu bir çarşamba günü buluştuk Muammer Ketencoğlu ile. Alan çalışması olarak seçtiğim İstanbul’da Rebetiko konusu ile ilgili kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdim. 10 seneyi aşkın bir süredir yaptığı radyo programının mekanı Açık Radyo’da, Tuna’nın Beri Yanı [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>“Yunan yeraltı şarkıları İstanbul sokaklarında”</strong></p>



<p><strong>Cavit Ergün</strong>, ITU (MIAM), 2006</p>



<figure class="wp-block-image"><img src="https://merichrd.files.wordpress.com/2007/03/mk.jpg?w=570" alt="mk.jpg"/></figure>



<p><strong>Vassilis Tsitsanis’in şarkısındaki gibi bulutlu bir pazar olmasa da, bol bulutlu bir çarşamba günü buluştuk Muammer Ketencoğlu ile. Alan çalışması olarak seçtiğim İstanbul’da Rebetiko konusu ile ilgili kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdim. 10 seneyi aşkın bir süredir yaptığı radyo programının mekanı Açık Radyo’da, Tuna’nın Beri Yanı bittikten “20” dakika sonra söyleşiye başladık.</strong></p>



<p><strong>Son birkaç yıl içinde Rebetiko müziğinin Türkiye’de daha fazla dinlendiğini ve sevildiğini düşünüyor musunuz? Tabii bu soruyu sorarken ticari amaçları olan dans müzikleri ve popüler Yunan şarkılarını değil muzikal anlamda yapılan ciddi çalışmaları kastediyorum.</strong></p>



<p>Son birkaç sene değil belki de son 15 sene içinde çok ciddi bir ivme olduğunu düşünüyor ve rebetikonun çok gecikmiş de olsa hakettiği ilgiyi bulmaya başladığını görüyorum. Burnumuzun dibinde olan ve çok büyük oranda Anadolu müziğinden ögeler barındıran bu komşu kültürün müziğini neden 90’lardan önce keşfedemedik? Kısaca bunun nedenlerine değinmek lazım. Mübadeleden sonra uzun süre Yunanistan’daki müzisyenler, Anadolu müziğini çeşitli şekillerde işlediler ya da hatalı hatasız anımsadıkları ezgileri plaklara kaydettiler. Bu kayıtlar Metaksas zamanındaki bazı yasaklamaları saymazsak çok büyük ilgiyle karşılandı. 1950’lerden sonra tüm dünyada Amerikan müziğinin baskınlaşmasıyla bağlantılı olarak Yunanistan’da da Rebetiko yavaş yavaş unutulmaya başladı. Her döneme çok kolay uyabilen Tsitsanis’in müziğinin dışında gerçek Rebetiko ustaları zor sahne bulmaya başladı. Türkiye’ye baktığımız zaman da buradaki Rum nüfus her geçen gün azalmaktaydı. Devlet politikaları nedeniyle bu iki ülke kültürel olarak hiçbir zaman yakın olamadığı için, hem Yunanistan’daki müzisyenler Türk müziğinden kopmuşlar hem de buradaki müzisyenler orada yapılan çalışmalardan haberdar olamamışlar. Yunanistan’da 70’lerden sonra rebetiko müziğinin yeniden canlanması ise Türkiye’ye yansımamış.</p>



<p>Türkiye’de 1987’de ilk gösteriminde yasaklanmış olan ancak sonra bir şekilde tekrar izleyicisiyle buluşan ve büyük yankılar uyandıran Rembetiko filminin Türk dinleyicisinin bu müziğe ısınmasında çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. 1985’lerden önce Rebetiko dinleyen entellektüellerin son derece az olduğu düşünülürse esas süreci bu filmin başlattığı söylenebilir. İnsanımız, kökleri burada olan bu müziği 70-80 sene bilmeden yaşamış. Kültürel köprüler yok olmaya yüz tutmuş.</p>



<p>Tam da o günlerde, yani 80’li yılların sonlarında benim bu müziğe ilgim arttı. Plak toplamaya, rembetiko klasiklerini edinmeye ve çeşitli mekanlarda icra etmeye başladım. Aynı zamanda Yunanca’dan yaptırdığım tercümelerle bu müziğin arka planını öğrenmeye çalıştım. 90’lardan itibaren rebetikoyu irdeleyen konferanslar, müzikli dinletiler gerçekleştirmeye başladım. 93’de ilk albümüm Sevdalı Kıyılar’da birkaç tane Rebetiko örneğine yer verdim. Arkasından Türkiye’de ilk defa yapılmış olan Rebetika ve Rebetika II seçkilerini hazırladım.</p>



<p><strong>Peki Rebetiko’nun tam da Türkiye’de sevilmeye başladığı zamanlarda Yunanistan’daki durumu neydi? Vamvakaris, Tsitsanis’in yaşadığı dönemlerdekine göre daha az mı dinleniyordu?</strong></p>



<p>O dönemlerdeki gibi hiçbir zaman olamaz tabi ama 90’larda bahsettiğimiz filmin de etkisiyle Rebetiko’ya bir ilgi artışı oldu. 90’lardan başlayarak şu ana kadar yapılmış en ciddi Rebetiko kolleksiyonu Panagiotis Kunadis tarafından yayınlandı. 80’den fazla sayıda bir cd kolleksiyonuydu bu.</p>



<p><strong>Bir müziğin canlanmasında bu kadar önemli bir rol aldığı için Rembetiko filminin başarısından da söz etmek gerekir sanırım.</strong></p>



<p>Kesinlikle doğru. 93 yılında hatırlıyorum, ilk defa İstanbul’a bir Rebetiko topluluğu gelmişti, Beyoğlu’nda Tribünal diye bir yerde 4-5 gün aralıksız sahne aldılar. Ve kendilerine gösterilen ilgi büyüktü.</p>



<p><strong>Bir çok yerde sayısız konserler, dinletiler ve söyleşiler verdiniz. Çaldığınız yerlerde sizi dinlemeye gelenler daha çok kimlerdi ?</strong><br>Kabaca söyleyecek olursak; her türlü düşünceye açık, önyargıdan uzak gençler, bu komşu müziğe bir şekilde ilgi duyan aydınlar, Yunanistan’la herhangi bir şekilde bir bağlantısı olan ve burada yaşayan ya da gelip giden ve sayıca çok az olduğuna inandığım Rumlar.</p>



<p><strong>Bu kültürün yakın tarihini anlatmaya devam edelim isterseniz.</strong></p>



<p>İstanbul’daki Rebetiko dinleyicilerle ilgili ikinci önemli bir olgu ise şu: 94 yılında Taksim’deki Eski Yeşil adlı başka bir mekanda, Rembetiko filminin yönetmeninin eşi Thesia Panagiotu tarafından getirtilen ve bence İstanbul’un gördüğü en keyifli Rebetiko grubu iki ayrı zaman diliminde konserler verdi. Sonraki çalışmalarından anımsayacağımız Vassiliki Papageorgiou o grubun şarkıcısıydı. Bu dinletiler dizisi Türkiye’de neyin gerçek Rebetiko olduğunu, neyin daha avam sirtaki müziği olduğunu göstermesi açısından önemliydi.</p>



<p>Bu arada biz de 96’dan itibaren daha etkin olarak konserler vermeye başladık. 98 yılında “Kompania Ketencoğlu” devri başladı. Buzukici Orhan Osman’la çalışmaya başladık. Vokallerde Stelyo Berber ve Ivi Dermancı vardı. Bu ekiple 2002’ye kadar yurtiçinde ve yurtdışında pek çok konser verdik. 2002’den itibaren Orhan’ın da kendi müziğini yapmaya karar vermesiyle beraber biz de buzukili Pire usulü müzik icra etmeyi bıraktık. Böylece “Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu” ortaya çıktı. Zeybek aslında Ege’nin iki tarafını birleştiren çok önemli bir kavram. Çünkü Yunanistan ve Türkiye dışında hiçbir ülkede zeybek müziği ve dansı yok. O anlamda iki kültür açısından zeybek formunun kasaba yada çiftetelliye göre daha belirleyici olduğunu düşünüyorum. Ve o tarihten itibaren Zeybek Topluluğu ile çalışmaya başladık.</p>



<p><strong>Peki o noktada müziğinizde buzukinin olmamasının bir eksikliği hissedildi mi?</strong></p>



<p>Hayır çünkü repertuarı baştan aşağı değiştirdik. İlk dönem Rembetiko müziğine yani İzmir tarzı rebetikoya ve yine Ege’den Türkçe ve Rumca halk türküleri ve zeybeklere yöneldik. Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu’nun tınısı bambaşka ve bence iki kültürünbütünleşmesine daha yatkın bir hale geldi.</p>



<p><strong>Ana enstrümanınız akordeon olmasaydı, hangi enstrümanı çalmak isterdiniz?</strong></p>



<p>Herhalde keman çalmak isterdim. Kemanın insan duygularını anlatmakta çok güçlü olduğuna inanıyorum. Rebetiko müziğinde ve Yunan halk müziğinde de çok büyük kemancılar yetişmiştir. Keman çok kuvvetli ve bir o kadar hisli bir çalgı.</p>



<p><strong>Tabii rembetiko açısından bakarsak ayrılmaz olan ikili akordion ve buzuki.</strong></p>



<p>1940’lardan sonrası için bu doğrudur. Keman daha çok bir renk sazı olarak zaman zaman kullanılmıştır.</p>



<p><strong>Birkaç sene önce, Yunanistan’da gerçekleşen Tsitsanis günlerinde çaldınız, bu festival hakkında bilgi alabilir miyim?</strong></p>



<p>Bu festival Tsitsanis’in öldüğü 1985’ten beri her sene düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Biz 2002’de katıldık. Tsitsanis’in doğduğu Trikala şehrinde gerçekleşti. Yorgos Stefanakis adında yaşayan usta bir buzukiciyle beraber çaldık. Ağırlıklı olarak Tsitsanis şarkıları vardı repertuarımızda. Çok çeşitli yerlerden sanatçıların katılımı oldu. İsveç’ten Rebetiko yapan bir topluluk bile vardı.</p>



<p><strong>Yunanistan’da rebetiko müziğini eğlence ortamında değil de usta müzisyenlerin yer aldığı konser ya da dinletilerde dinlemek mümkün mü ?</strong><br>Aslında bazı kavramları yeniden tanımlamaya ihtiyacımız var. Rebetiko müziği aslında bir konser salonu müziği değildir. Bu müziğin içinde de eğlence, içki, dans vardır. Ancak 1950’lere 60’lara kadar bunun belli bir seviyesi ve adabı vardı. Sonradan bu seviye, eğlence kültürü ön plana geçince zarar gördü. Tabii gerçekten Rebetiko müziğinin yapıldığı mekanlarda, eğer doğru bir izleyici topluluğu varsa, hem müzik dinlemeyi hem de eğlenmeyi bir arada kolaylıkla başarabiliyor Yunanlılar. Müzikle eğlenceyi doğru dengelediğiniz zaman iyi bir şey çıkıyor ortaya. Ben de kendi adıma bu tür müziği icra ederken, insanların ellerini kavuşturup klasik müzik dinler gibi dinlemelerinden rahatsız oluyorum. Çünkü bu müzik, halk müziği kökenli, insanların dinlerken özdeşleştiği, kendilerinden birşeyler kattıkları, katmayı dileyecekleri bir müzik. Dinleyecilerin adabına uygun şekilde tempo tuttukları hatta mekan uygunsa dansettikleri ortamların en güzel ortamlar olduklarını düşünüyorum.</p>



<p><strong>Son olarak, ülke müzikleri ve dünya müziği adıyla anılan iki ayrı kavram var. Gerçi bu kavramlarla ilgili görüşlerinizi az çok biliyoruz ama, gene de burada kısaca değinebilirseniz sevinirim.</strong><br>Geleneksel müziğin köklerini, icra biçimlerini doğrudan ve sansürsüz olarak algılamayı seçen bir müzisyenim. Dünya müziği olarak kabul gören müziklerinse temel olarak ticari kaygılardan ortaya çıktığını düşünüyorum. Artık dünyanın neresine giderseniz gidin, hep aynı sound’u duyuyorsunuz. Bu sound, geleneksel müziğin zenginliği alınarak, batılının kulağına hitap edecek şekilde global bir yaklaşımla sunuluyor. Böylece dünya müziği de, popüler müziğin kulvarında yer almaya başlıyor. Bunu söylerken herkes kendi müziğini yapsın, sınırlarını aşmasın demiyorum, tam tersine sınır kavramı bana çok uzak bir kavram. Farklı geleneklerden gelen müzisyenlerin biraraya gelerek ortaklaşa çalışmaları kimi zaman çok yaratıcı sonuçlar doğurabiliyor. Bu yüzden “world music” etiketi altında çıkan bazı müzikler beni de ilgilendiriyor tabii ama birçoğunu da kitsch bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca elektronik müziğin geleneksel müzikte kullanılmasından büyük rahatsızlık duyuyorum doğrusu. Bu tür çalışmalarda geleneğe saygının herşeyden üstün olması gerekir.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Geleneksel müziğin sularında    bir avcı ve toplayıcı-Evrensel gazetesi</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/geleneksel-muzigin-sularinda-bir-avci-ve-toplayici-evrensel-gazetesi/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3353</guid>
				<description><![CDATA[Muammer Ketencoğlu, Ege&#8217;nin iki yakasının müziğini icra ederek ve dünyanın hemen her yerindeki halkların geleneksel müziklerini araştırarak ülkemiz müzikal birikimlerine katkı sunmayı sürdürüyor. Ketencoğlu halkların müzikleri ile ilgili yaptığı araştırmaları &#8220;Eski insanlar gibi avcılık ve toplayıcılık yapıyorum&#8221; sözleriyle özetliyor. Ketencoğlu&#8217;yla Rebetiko, geleneksel müzik ile ilgili araştırmaları ve projeleri üzerine söyleştik.&#160;Balkanlar, Ege&#8217;nin iki yakası, Doğu Akdeniz, [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>

Muammer Ketencoğlu, Ege&#8217;nin iki yakasının müziğini icra ederek ve dünyanın hemen her yerindeki halkların geleneksel müziklerini araştırarak ülkemiz müzikal birikimlerine katkı sunmayı sürdürüyor. Ketencoğlu halkların müzikleri ile ilgili yaptığı araştırmaları &#8220;Eski insanlar gibi avcılık ve toplayıcılık yapıyorum&#8221; sözleriyle özetliyor. Ketencoğlu&#8217;yla Rebetiko, geleneksel müzik ile ilgili araştırmaları ve projeleri üzerine söyleştik.&nbsp;<em>Balkanlar, Ege&#8217;nin iki yakası, Doğu Akdeniz, Kafkaslar, Anadolu başta olma üzere geleneksel müzik icra ediyorsunuz. Nedir bu seçimin nedeni</em>? Bunu iki yörüngede ifade edebilirim. Bunlardan birincisi dünyanın her tarafından geleneksel müziklerle ilgili araştırmalar yayınlar, radyo programları dinletiler, gerektiğinde konferanslar biçiminde çalışmalar yapıyorum. Bunun içine Kanada&#8217;da yaşayan İnuidlerden -eskimoların Kanada&#8217;daki akrabaları-, Moğolistan&#8217;dan İrlanda&#8217;ya kadar dünyanın her yerinden geleneksel müzikle ilgili çalışmalar yürütüyorum. Tabii bu müzik türlerinin hepsini icra etmem mümkün değil, akeordeonun girmediği yerler var dünyanın birçok bölgesine giren bir enstrüman olmasına karşın. Yörüngemizin ikincisi ve dar olanına geçelim. En iyi bildiğimi, en çok sevdiğimi ve en iyi yapabildiğimi seçmem gerekiyordu zaman içinde. 1990&#8217;lara kadar halk türküleri ile ilgili araştırma serüvenimde benim kendi kimliğimi bulma mücadelemdi. Kürkçü dükkânına döndüm tabiri caizse. Başka dükkânlarda da dolaşıyoruz ama benim kürkçü dükkânım Yunan ve Balkan ezgileri genel olarak.&nbsp;<em>Tire&#8217;de doğmuşsunuz. Doğduğunuz yerin bunda etkisi var mı</em>? Tabii doğduğum yerin bununla direkt bağlantısı var. Ben insanın yaşadığı coğrafyanın müziğini daha rahat yapabileceğini düşünüyorum. Hakkari&#8217;de yaşasaydım o coğrafyanın müziğini yapardım. Kuzey Irak&#8217;taki Kürt radyolarını dinleyecektim. Örneğin 37 yaşımda değil de 10 yaşında duyacaktım Garabeta Haco&#8217;nun müziğini.&nbsp;<em>Başka ne gibi nedenlere bağlayabiliriz yaptığınız müzik tercihlerinizi</em>? Rebetiko&#8217;nun temaları Anadolu temalarına çok yakın. Derinliği, hüznü ve aslında batılı müzikal formlarla karşılaştırdığımızda oldukça karmaşık anlatım biçimleri. En kolay algılayabildiğim özdeşleşebildiğim türdür. Müzik bir özdeşleşme biçimidir zaten. Yaptığım müziğin içine girmek istiyorum. Sözüne notasına takılmadan suyun akması gibi müzik yapmak istiyorum. Yıllar içinde verdiğim mücadelenin de anlamı bu zaten. En kolay akabildiğim Balkan müziği ve Yunan müziği alanı.&nbsp;<em>Bahsettiğiniz gibi konferanslara, panellere katılıyorsunuz. Radyo programları yapıyorsunuz. Hepsinde de geleneksel müziği ana temanız yapıyorsunuz. Bunu yaparken neyi amaçlıyorsunuz</em>? En başta geleneği tanıtmak, sevdirmek ve kazandırmak benim amacım. Müzisyenlerin kullandığı genel bir tabir vardır. &#8216;Başlangıçta müzik vardı&#8217; diyoruz. Benim yaptığım müzikte de geleneğe duyduğum çok büyük bir saygı vardır. Sadece bununla da sınırlı değil bütün insanlığın geleneğine saygıdır bunun anlamı. Anadolu, Balkan ya da sevdiğim müziklerin geleneğine değil bütün halkların geleneğine beslediğim bir saygıdır bu. İnsanlara da ulaşabildiğim kadar radyoda veya söyleşilerde geleneğin güzelliğini geleneğin derinliğini ve bu kültür mirasına sahip çıkılması gerektiğini anlatıyorum. Seçtiğim alan açısından bunu müzikle anlatmayı tercih ediyorum. Yeryüzünün tüm halklarının geçmişlerine sahip çıkmak gibi amaç güdüyorum. Hiçbir halkı birbirinden ayırmadan ulaşabildiğimiz müzikal tarihlerine sahip çıkmak gerektiğini düşünüyorum.&nbsp;<em>Nasıl bir metod kullanıyorsunuz</em>? Bir espri ile ifade edersem &#8220;Avcılık ve toplayıcılık&#8221; yapıyorum. İyi bir toplayıcı olmaya çalışıyorum. Hem iyi seçmeye hem de boşluk bırakmamaya gayret ediyorum. Teknolojiyi kullanarak dünyanın her tarafında üretilen halk müziğine ulaşmaya çalışıyorum. Radyo arşivlerine girmek, özel koleksiyonlara ulaşmak dükkânlarda bulunmayan birtakım kurumlarca özel olarak hazırlanmış çalışmalara ulaşmak eski plaklara, Balkanlar&#8217;da yapılmış eski plaklara -ki en çok yararlandığım bu eski 45&#8217;liklerdir- ulaşmaya çalışıyorum. Zaten marketlerde bu denli kaliteli malzemelere ulaşamıyorsunuz. Her şey o kadar deforme olmuş ki. Türlü türlü kaynaklardan zengin bir koleksiyona ulaştım bugün. İnterneti de olabildiğince kullanıyorum. Mesela Moldova Radyosu&#8217;ndan bu şekilde bir dostum oldu. Moldova Radyosu&#8217;ndan çok özel kayıtlar yapıp yolluyor bana. Bu tip olanakları da değerlendiriyorum.&nbsp;<em>Rebetiko diğer taraftan eğlence sekörünün de bir malzemesi olarak kullanılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz</em>? Eğlence sektörünün kullandığı gerçek Rebetiko değildir olamaz da. Sanayi haline gelmiş seviyesiz yerlere düşmedi gerçek Rebetiko. O tür yerlerde görülenler çoğu Yunanlı&#8217;nın bile artık fazla dinlemediği çok kalitesiz şarkılarla gerçekleştirilen şeyler. Yunanistan&#8217;da satmayan şarkıcılar Türkiye&#8217;de birdenbire hit oldu. Bu aslında birbirimizi tanımamızdan kaynaklıdır. Müzik tüketicimizin bu bu konuya da &#8216;sığ&#8217; bakmasıdır. Gerçek Rebetiko Yunanistan&#8217;da da Türkiye&#8217;de de daha özel yerlerde yapılıyor, özel bir dinleyicisi var. Tabii hemen ekleyelim Rebetiko eğlenceyi de içeren bir türdür. Ellerinizi kavuşturup Rebetiko dinleyemezsiniz. Kasap Havası dinlerken yerinizde oturumazsınız. Ben konserlerimde bunun bir klasik müziği dinletisi olmadığını, kendimizi rahat bırakmamız gerektiğini daha en başından belirtiyorum.&nbsp;<em>Yine bahsi geçen yoz eğlence mekânlarında bir de meşhur &#8216;tabak kırma&#8217; olayı var. Böyle bir gelen var mıdır</em>? Tabak kırma geleneği 1950&#8217;lerden sonra Rebetiko&#8217;nun zenginlerin gittiği mekânlarda söylenmesine başlamasıyla oluşmuştur. Şehir müziği dediğimiz Laika&#8217;nın çalındığı yerlerde ne yapacağını şaşıran zengin kesimin yaptığı bir iştir tabak kırma. Yunanistan&#8217;da bunun yasaklandığını zannediyorum. Bizim zenginlerimiz de ne yapacaklarını şaşırıyorlar demek ki.&nbsp;<em>Bir konserde Ruhi Su Dostlar Korosu&#8217;na eşlik ettiniz. Genel olarak farklı müzisyenlerle çalışmalar yapıyor musunuz</em>? Farklı müzisyenlerle farklı işler yapmak her zaman dikkat ettiğim bir konudur. Bu benim ufkumu geliştiriyor. Yeni bir şey üretmiş oluyoruz. Belli sınırların içine hapsolmamış oluyorum. Pek çok açıdan farklı müzik icra eden insanlara her zaman açığımdır.&nbsp;<em>Kumpanya Ketencoğlu diye bir grubunuz var</em>&#8230; Evet, çalışmalarımız sürüyor. Beş kişilik bir grubumuz var. İvi Dermancı, Stelyo Berber, Rahmi Göçmen ve İskeçe&#8217;den buzuki ustası Hasan Oval&#8217;dan oluşan beş kişilik bir grubumuz var. Bir de Balkan müziklerini genel olarak yaptığımız bir grup var. &#8216;Bir Balkan Yolculuğu&#8217; adını taşıyor bu grup. 1 Mart&#8217;ta Bursa&#8217;da bu grupla bir konser vereceğiz.&nbsp;<em>Yurtdışında çalışmalarınız sürüyor mu? Yakınlarda bir proje içinde olacak mısınız</em>? &#8220;Karanfilin moruna&#8221; adlı albüm üzerinden kurduğumuz bir ilişki sonucu 7-8-9 Mart&#8217;ta üç konserimiz olacak. Paris&#8217;te yapılacak &#8220;Orient Express&#8221; adlı uluslararası bir projedir bu. Bizim dışımızda Yunanistan&#8217;dan, Ermenistan&#8217;dan ve Macaristan&#8217;dan üç ayrı grup var. 7 ve 8 Mart&#8217;ta her grup kendi müziğini yapacak. 9 Mart ise beraber çalıp söyleceğiz. Ortak bir repertuvar belirleyip aynı sahneyi alacağız. Biz tabii Anadolu&#8217;dan bir repertuvar hazırlıyoruz.&nbsp;<em>Yeni albüm hazırlığı var mı</em>? Bir sorun olmazsa 2003 yılında Rumeli şarkılarından oluşan bir albüm yapmayı düşünüyorum. Bir kısmını Türkiye&#8217;den müzisyen arkadaşlarla bir kısmını da Maleşevski adında Makedon nefesli çalgılar topluluğuyla yapmayı planlıyorum. Pek bilinmeyen Rumeli Türküleri&#8217;nden oluşturuyoruz repertuvarı.&nbsp;

</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Muammer Ketencoğlu ile Doyum Döküm Bir Sohbet</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/muammer-ketencoglu-ile-doyum-dokum-bir-sohbet/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:12:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3350</guid>
				<description><![CDATA[Tunçel Gülsoy12 Kasım 2001- Açık Dergi Biri size kim olduğunuzu, yaşamınızın gayesinin ne olduğunu sorsaydı ve yarım dosya kağıdı bir yazıyla cevap vermeniz gerekse idi neler yazardınız. Gün geldi, mahkemede yargılanan bir sanığın kısacık savunmasında ben tüm bir insanı gördüm. Bakın o kişi kendini nasıl anlatıyordu: “Hayatımı üniversite yıllarından itibaren müzik yaparak ve dünyanın ayırt [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p><a href="http://acikradyo.com.tr/kisi/tuncel-gulsoy">Tunçel Gülsoy</a>12 Kasım 2001- Açık Dergi</p>



<p>Biri size kim olduğunuzu, yaşamınızın gayesinin ne olduğunu sorsaydı ve yarım dosya kağıdı bir yazıyla cevap vermeniz gerekse idi neler yazardınız. Gün geldi, mahkemede yargılanan bir sanığın kısacık savunmasında ben tüm bir insanı gördüm. Bakın o kişi kendini nasıl anlatıyordu:</p>



<p>“Hayatımı üniversite yıllarından itibaren müzik yaparak ve dünyanın ayırt etmeksizin her yöresinden halk müzikleri üzerine bilgi toplayıp çeşitli söyleşi, radyo programları ve konserler vasıtasıyla topluma aktararak kazanıyorum.</p>



<p>Her zaman, hiçbir ulusu, hiçbir halkı bir diğerinden ayırmadan dünyanın bugüne devrettiği halk müziğini mirasını gerisindeki bilgi birikimiyle birlikte aktarmaya çalıştım.</p>



<p>“Tuna’nın Beri Yanı”adlı radyo programında da aynı şekilde Mağolistan’dan Latin Amerika’ya, Uygun Türkleri’nin klasik müziğinden Karadağ halk türklerine kadar dünyanın çeşitli halklarının geleneksel müziklerini gene gerisindeki bilgi birikiminin oluşum nedenleriyle birlikte, yıllardan beri sunuyorum.</p>



<p>Programımda yakın coğrafyaların müziği benim için son derece önemli. Çünkü bu müzik, doğal olarak, Anadolu ile daha yakın bir etkileşim içinde. Bu çerçeve içinde, Ermeni folklorü de beni ilgilendiriyor.</p>



<p>Sözkonusu dava dosyasında zikredilen programımda, Muş’ta yaşamış ve folklörlerinin zenginliğiyle öne çıkan Ermeni toplumunun türkülerini dinletmiş ve bu türkülerin gerisindeki kültür birikimini, öne çıkan karakteristiklerini, çeşitli konukların da yardımıyla anlatmıştım.</p>



<p>Bir sanatçı olarak, iddianamede değinildiği gibi, halkları bölmeye değil; türkülerin yardımıyla onların kendilerini birbirlerine çok daha yakın hissetmelerine vesile olmam gerektiğini düşünüyorum. Halkları birbirine kaynaştırmanın bir sanatçı sorumluluğu olduğuna inanıyorum.</p>



<p>Bu sözlerin sahibi Muammer Ketencoğlunu 94.9 Açık Radyoda yaptığı programlardan, çeşitli konserlerinden ve değişik albümlerinden tanıyordum. Bu savunmayı da radyonun bir toplantısında sevgili Şerif Erol onun aleyhinde açılan davayla ilgili olarak beraat ettiğini anlatırken duydum. O anda bir insanı tanıyorum diyebilmenin onun kendi kendini anlatmasını dinlemeden ne derece zor olabileceğini düşündüm. Aslında hoş bir tesadüf olarak aynı günün sabahı yaptığımız telefon konuşmasında Muammer ile okul dergimiz için yapacağımız sohbetin mekanını da Açık Radyo olarak seçmiştik. Güzel bir Ekim günü bir birimize açıldık:</p>



<p>Bir 20 Ocak 1964 günü İzmir’in Tire ilçesinde doğdum. Duyguları ile yaşayan bir insanım, çok fazla hesap kitap bilmem. Doğru söylüyorsunuz, hem kova hem de oğlak burcuyum, inatçı bir tarafım var ama bu inatçılığımı yaptığım müziğe yabancılaşmamak, müziğimin tavrından ödün vermemek için kullandım. Kimse istemlerim dışında yaşamıma yön veremedi. Bugüne kadar inadım işe yaradı ki, çok şükür ayaktayız. Türkiyede birçok başına buyruk ve bireyselleşmeye çalışan insan tecrübesizliklerinden ve toplumun onların başını ezmesinden dolayı bu isteklerini gerçekleştiremiyorlar. Ama ben şanslıydım, ayakta kalabildim. Kendi çabam olsun, tesadüfler olsun, bir çok şey benim yapmak istediğim şeyleri destekledi.</p>



<p>Dayım Ali Rıza Su’da yaşamımdaki şanslardan biri oldu. Müzisyendi, ölünceye kadar Tire belediye bandosu şefi olarak çalıştı. Çocukluğumda ilk çaldığım enstruman davuldu ama bana ilk akordeonumu dayım verdi, henüz 7 yaşındaydım. Bu akordeon bir zamanların Halk Evlerinin kapatılması sırasında dayımın eline düşmüş bir enstrumandı.</p>



<p>Gözleri doğuştan görmüyordu, ama onları kapatmak için kullandığı koyu renk gözlüklerle bir müzisyenden çok bir pilota benzediğini düşündüm. Kahve teklifime “lütfen bol sütlü olsun” diye cevap verdi. Vakit geç olmaya başlamıştı, bir şeyler atıştırma teklifimi onu evde bekleyen çok hoş bir yemek olduğunu söyleyerek geri çevirdi, biz de sütlü kahve ile yetinerek Açık Radyo’nun son derece hareketli ortamında başka dünyalara yelken açtık:</p>



<p>Ben doğuştan beri göremiyorum. Aslında görmeyişimi de bir şans olarak kabul ediyorum. Görmeyişim beni öncelikle duygularıyla yaşayan bir insan yaptı. İçimde olan şeyler beni çok etkiliyor, içimde hissettiğim şeyler yaşamımda öne çıkıyor. Duyduğum şeylerin peşinden gittim.</p>



<p>Cumhuriyetin ilk döneminde 20 bin nüfuslu Tire’de tam 3 tane bando varmış. CHP bandosu, DP bandosu, ve Halk Evleri bandosu. Bu üç bando arasında güzel bir rekabet yaşanırmış. 1940’ların başında Tire’ye yahudi asıllı bir müzisyen gelmiş. Halk ona papaz anlamında despot derdi. Bando hocası o imiş. Birçok insana değişik enstrümanları çalmayı o öğretmiş. O adamın Tire insanları üzerinde derin bir etkisi olmuş. İkinci dünya savaşında Almanya’dan kaçan, Çek asıllı bir yahudi müzisyendi. Tire’de yaşarken Türkçe de öğrenmişti. Çocukluğumda ben ondan ders almadım ama sesini hala hatırlıyorum. Şimdi halk evleri kapandı, Tire’deki müzik hayatının da o parlak devri bitti. Gene bir bando var ama ufak bir bando. Tire tarihsel açıdan önemli bir yer. Aydınoğulları beyliğinin başkenti. Birçok kervansaray, türbe, tarihi bina var. Hala korumaya çalıştığımız çok güzel bir doğası var. Zeytinyağlı yemek ve ot kültürü var. Mübadele sonrası Girit’ten birçok insan buraya gelmiş. Zaten Tire’nin çevresinde de birçok Rum köyü var. Tütün, pamuk, tarım yapılırdı ama şimdi bunlar bir bir yok oluyor, yerlerini fabrikalar alıyor. Annem ben çocukken tütüncülük yapardı.</p>



<p>Biz sohbet ederken Açık Radyoya gerek prodüksiyon, gerek de canlı yayın için bir çok insan girip çıkıyordu. Onu gören bir çok dostu yanımıza gelip konuşmamıza katıldı, sık sık konuşmamız bölünüyordu ama bu arada onun ne derce sevilen ve populer bir insan olduğunu da yakından izleme fırsatım oldu, bir yandan da onun yaşamının gerilerine gittik geldik:</p>



<p>İlkokulu İzmir Bornova körler okulunda okudum. 1977-80 arasıydı, üzerimde çok iz bıraktı. Körler okulunda okuyabilmek çok büyük bir şans. Özellikle kör olan kızlar aileleri tarafından okullara da yollanmıyorlar ve eğitimsiz kalıyorlar. İzmir’den sonra Antep’teki bir körler okuluna devam ettim. Her iki okulda da çok iyi müzik öğretmenlerim oldu. İlkokul müzik öğretmenim Bayram Şimşek’ten enstrüman bilgimin temellerini aldım ve müzik teorisinin ana hatlarını ondan öğrendim. Okula başlamadan önce akordeon çalıyordum, okulda da org ve bateri çaldım, şarkı söyledim. Bateri için dışardan bir hoca bulduk. Sevgili Uğur abi bana öğretti. Ortaokula ise Gaziantep’te devam ettim, orada da Naim Çavuş adlı aslen İskeçe göçmeni bir müzik hocam oldu. Aramızda çok sıcak bir ilişki oldu. Bana piyano çalmayı öğretti, üç sene beraber çalıştık. Yatılıydık. O nöbetçi öğretmen olduğu akşamlar bize piyano çalardı, sohbet ederdik. Mikis Teodorakis ve Yorgo Dallaras’ı ilk kez ondan öğrendim. Ama seslerini duymam için yılların geçmesi gerekti. Fakat 1996’da Teodorakis’le iki ayrı konserde sahneyi paylaşma onurunu yaşadım.</p>



<p>Bu sözleri söylerken gururlandığını hissettim, kısa bir an sessizleşti, Teodarikis sohbetimizin ortasından bir yıldız kayması gibi gelip geçmişti, sonra tekrar Antep günlerine döndük.</p>



<p>Antep kebabını düşündüğünüz gibi doyum-döküm yiyemedim. Çok ekonomik sıkıntım vardı. Sınırlı bütçem vardı. Doyum-döküm sınırsız demektir. Evet, şu anda doyum-döküm bir sohbet yapıyoruz. Bu yazımızın başlığı doyum döküm bir sohbet olabilir.</p>



<p>Gerçekten de doyum döküm konuşmaya başlamıştık. Onun orta okuldan sonra liseye tekrar Tireye döndüğünü, Naim Çavuşla bağlantısının kopmadığını, 1997 de vefat edinceye kadar Muammere yoğun bir şekilde elektirik vermeye devam ettiğini öğrendim.</p>



<p>&#8220;Tire’de okuduğum lise körler için özel bir okul değildi. Bazı şeyler çok zor, bazı şeyler de çok kolay oldu. Çalışma yöntemleri zordu ama ben dışadönük bir insandım. Az bir çabayla gerekenleri yapabilirdim. Kısa zamanda tanındım. Tire’de bir düğün orkerstrasında da org çalıyordum. Herşeyi çalıyorduk. ‘Autumn Leaves’ ve ‘You Mean Everything To Me’ yi çalar üstüne Ümit Besen’le devam ederdik. Bir yandan da bol bol kitap okudum. Okudum derken, insanlar bana bu kitapları okuyordu demek istiyorum. Birçok edebiyat, felsefe, sosyoloji konusunda kitabı bu şekilde tanıdım. Bir yandan da düğünlerde avam şarkılar söylemeye devam ediyordum.</p>



<p>Lise ve sonrası benim için zor oldu. Dört yıl beni hüzünlendiren bir aşkım oldu. Sınıf arkadaşıma aşık oldum ama o olmadı. ‘Malum’&#8230; lütfen aynen bu şekilde yazın. Ama hayatın devam etmesi gerekiyordu ben de devam ettim. İçimdeki coşkuyu saklamaya çalıştım ama bir taraftan da aşk hüznü benim enerjimi tüketiyordu. Şansıma okulda piyano da vardı onu çalıyordum. Düğün orkestrasında da çaldığım için Tire de çok tanınıyordum. Bir yandan da politik düşüncelerimden dolayı sivrildim. 1982-83 yıllarında Türkiye Sosyalist İşçi Partisi bağlantım oldu. Orada yıllarca devam edecek dostluklarım oldu.”</p>



<p>Hava epey kararmıştı, o istemediği için ben de bir şeyler atıştıramıyordum ama sonunda ağzındaki baklayı daha doğrusu bamyayı çıkarttı. Meğer o gün annesi kendisini ziyarete gelmiş ve kendi elceğiziyle oğulcuğuna yemek pişirmişmiş.</p>



<p>&#8220;Bu gece yemekte bamya var, annemin zeytinyağlı bamyası. Birşey yemeyeyim, annem çok sevdiğim için bamya yaptı, evde onu yiyeceğim. Aslında yalnız yaşıyorum ve bekarım. Neden yalnız yaşadığımı tam olarak bilmiyorum. Belki de yakın zamana kadar çok anarşist düşüncelerim olduğundan böyle yanlız kaldım. Hani ne derler, tencere kapağını bu sefer bulamadı. Evet, yaptığım işlerden dolayı saygı görüyorum. Ama Eşber Yağmurderelinin dediği gib,i herkes yaptığımız işe ve kişiliğimize saygı duyuyor ama ötesi gelmiyor işte&#8230; Bu konuda göremeyen bir insan olamanın bir şanssızlık olduğunu düşünüyorum. Hele hanımlar için bu daha da büyük bir şanssızlık.”</p>



<p>Halbuki ben onun gibi güzel akerdiyon çalan bir insanın fareli köyün kavalcısı gibi bir çok tatlı kızı yarattığı büyülü sihirle kendi dünyasına çekeceğini düşünüyordum. O ise daha fazla bu konunun üstünde durmadan yaşam öyküsünü benimle bölüşmeye devam etti:</p>



<p>“Bir insanın beklentilerini aşağıda tutması her zaman faydalıdır. Çok beklenti, çok hayal kırıklığı yaratır. Ben hiç yüksek beklenti eğiliminde olmadım.</p>



<p>Boğaziçi üniversitesi psikoloji bölümü benim birinci tercihimdi. Girmeyi ummuyordum ama 1983’de kazandım, girdim.</p>



<p>Okulda iki genel çizgi vardı. Bir grup benim gibi taşradan gelen veya istanbullu olup da sol kültüre göre yaşayan ve hayata yeni arayışlarla bakan insanlar. Ben bu çevredendim. O yüzden de orta kantine giderdim. Bir başka grup da, günlük yaşamları ve ilgileri ile kent soylu olanlardı. Bunlara karşı da bir ön yargım yoktu. Bir taraftan okul devam etti ama ben okul dışı bir çok şeyle ilgilendim. Okulda kötü bir öğrenciydim. Müzik kulübüne de üye oldum. Ama bu kulüpte tekil bir çalışma yaptım. Sabiha Çelik ile bir konser verdim. İsmi ‘Bir Gün Bir Irmak’tı. Burda ırmak ,nehirin anlamının dışında, aynı zamanda şarkı söylemek anlamındadır. Politik çalışmalarım da devam ediyordu, okul yönetimiyle iyi ilişkim yoktu. O zamanlar Yunan müziğine çok ilgi duyuyordum ve çalıyordum. Okulun yöneticileri o zamanlar bizim buzukilerimizi ve müzik kasetlerimizi elimizden almıştı. Niye mi? Türkiye’de bir çok şey için bu soruyu soramıyoruz ki&#8230; 1984te bir okul konserimiz direkten dönmüştü çünkü repertuarımıda 4 tane Rumca Teodorakis parçası vardı. Okul vakfı bu 4 şarkıyı repertuvardan çıkartmamızı istemişti. Ama 23 şubat 2001’de Boğaziçinde, kendi grubum Company Ketencioğlu’yla Mezunlar Derneği aktivitesi olarak konser yaptık. 17 yıl sonra tamamen Rumca bir repertuvarla aynı sahnede çaldık. Demek ki birşeyler değişmiş&#8230;”</p>



<p>Muammer Ketencoğlu Boğaziçini bitirmemiş ama 1995 yılına kadar okulun çevresinde kalmış. Kendi ifadesine göre Boğaziçi ve ortamı onu adam etmiş, müzisyen kimliğini oluşturmasını sağlamış. Kütüphanenin audio visual bölümünde dinlediği çeşitli halk müziği albümlerden etkilenmiş. Önce çağdaş Yunan müziği olan Laika ile başlayan ilgi zaman içerisinde Rebetika ve diğer Balkan müziklerine de yönelmiş. Sohbetimizin bu bölümünde çalışmalarını destekliyen bir çok arkadaşını anmak istedi:</p>



<p>Mehmet İnhan, Cüneyt Cebenoyan, Nihat Kenter, Oktay Demirer, Firdevs Tatlı, Sefa Şimşek, Mehmet Aktaş, Cengiz Onursal, Dilek Gürel, Murat Demiraydın, Cem ve Aysun Timuroğlu. Tüm bu kişiler beni bir insan olarak sevdiler, destek oldular. Çalışmalarıma, araştırmalarıma yardımcı oldular. Yaptığım şeyleri yapmama fırsat verdiler, özendirdiler. Onları okuldaki yurttan, orta kantinden, değişik kulüplerden tanıyordum. Fiziki olarak da okulu bitirmememe rağmen uzun yıllar Boğaziçinde yaşadım,. Bölümüme ısınamadım. Tekrar aşık oldum ve karşılık göremediğim için çok mutsuz oldum. An geldi ciddi olarak hiçbirşeye devam etmek istemedim. Ama bir gün aşkım bitti, sonra yeniden dengelerimi, değer yargılarımı, politik düşüncelerimi oluşturdum. Hayata büyümüş bir insan olarak yeniden başladım. Bu kötü günlerimde Yorgo Dalaras’ın sesi bana ışık oldu, kurtarıcı oldu. Daha doğrusu müzik ve Dallaras demem lazım. Mario Levi’nin geçmişte benimle yapmış olduğu bir röportajda söylemiştim. O kötü günlerimde müziksiz kalacağım ve Dallaras’ı bir daha dinleyemeyeceğim diye öbür tarafa gidemedim.”</p>



<p>Muammerin çıktığı müzikal yolculuğun ilk durağı kendisine neyin uygun olduğunu, neyle özdeşleşebildiğini araştırmak olmuş. Bir çok dünya müziklerini araştırmış. Bu aramanın neticesine ancak adım adım yaklaşılabileceğini de vurguladı. Yunan ve Balkan müziklerine olan yakınlığını ise çocukluk yıllarında radyodan çok dinlemiş olmasına bağlıyor. Onların bıraktığı izlerin seçtiği yolda çok etkisi olduğunu düşünüyor. Sonunda şimdi yaptığı müzikte karar kılmış olmakla beraber tüm dünya müziklerine açık olduğunu vurguluyor.</p>



<p>Tabi eninde sonunda bir konuda uzmanlaşmak lazım. Benim farkım, ben yaptığım işten yani müzikten para da kazanmak zorundaydım. Birçok yoldan geçtim. Düğün salonlarında çaldım, salaş meyhanelerde çaldım. Bazen sıçrama oluyor, düğünlerde çalıyordum. Ama hep boğaziçi ortamında kaldım. Evim de okula yakın bir pansiyondu. Banyomu birinci yurtta yapıyordum. Ama kimse suyumuzu niye kullandın demedi.</p>



<p>Muammer çantasını açtı bana iki CD ve bir broşür verdi. Broşürden onun okuldan sonraki çalışmalarını öğrendim. Eski ve yeni Rumca şarkılardan oluşan ilk albümü ‘Sevdalı Kıyılar’ Kalan Müzik tarafından 1993 te yayınlanmış. Bunu 1994 ve 1996 da yayınlanan iki Rebetika seçkisi ve 1995 de yayınlana Klezmer Müziği seçkisi takip etmiş. Adım adım onun seçtiği tür ve müzikle insanlar buluşmuşlar. Kaset çalışmalarını konserler takip etmiş. 1993 den beri ‘Yeryüzünün Yedi Rengi’ adıyla bir çok müzisyeni bir araya getiren her yıl yeni repertuarla yenilenen konserler düzenliyor. Muammer yaptıkları müziği sözle de ifade etti:</p>



<p>Balkan Müziği yapıyoruz. ‘Balkan müziği nedir?’ diye soruyorsun. Müzik denen şeyi dinlemek lazım, onu sözcüklerle anlatmak zor. Ama Balkan Müziği denen şey de zaten tek tip bir müzik değil. Çok çeşitleri var, çok dönemleri var, içinde çok değişik akımlar var. Belli bir standart yok. Ama hepsinin arasında ortak bir payda ararsanız, açık ve yalın bir müzik olduğunu görürsünüz. Veya belki de biz Balkan Müziğinden böyle bir elektrik alıyoruz. Mesela Afganistan müzik geleneği salonlarda gelişmiştir. Yüksek bir sanat müziğidir. Kaideleri, ölçüleri vardır. Birçok başka müzikte de bu tip ciddiyet ve oturaklı tavır vardır. Balkan müziğinde ise hüzün de, coşku da, heyecan da, mutluluk da çok dolaysız olarak anlatılır. Hani nasıl anlatsam ki, bu müzik hafif esirik bir müziktir. Bu müziğin doğasında bir çakırkeyiflilik vardır. Ben hayatın duygu bölümüne çok önem veren bir insan olarak, Balkan müziğinin bu yönünü seviyorum.</p>



<p>Muammer in 1980 den beri topladığı plak koleksiyonu eski Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla birlikte Istanbula gelen plaklarla daha da zenginleşmiş. Bu birikimin sonucu olarak da 4 tane çok güzel eleştiri alan antoloji hazırlamış ve kaset olarak yayınlanmış. 1997’ten sonra Balkan ve Yunan müziği konserleri yapmaya başlamış, yurtiçinde ve yurtdışında birçok konser vermiş. 2000 yılında ise Ege ve Trakya müziklerine duyduğu ilginin ilk somut yansıması olarak ifade ettiği albümü ‘Karanfilin Moruna’ tamamlanmış. Bu çalışmayı Cengiz Onursal ile yaptığını ve içine sinen bir çalışma olduğunu anlattı. Albümün kapağında yazılı şu cümleler onun kafasındaki düşünceleri çok hoş biçimde bizlere aktarıyor:</p>



<p>“Uzun zamandır radyo ve televizyonlarda duyamadığımız, o her biri paha biçilmez değerdeki türküleri, benim ve müzisyen dostlarımın yeteneklerinin elverdiği özen ve halk müziği sağduyusuyla sizlere sunabilmenin çoşku ve mutluluğunu yaşıyorum. Bu çalışmada otantizmin ille de bağlama takımıyla icra demek olmadığını, ya da halk müziğine yeni yaklaşımların kolaycı bilgisayar destekli altyapılar anlamına gelmediğini gösterme iddiasını taşıyorum.”</p>



<p>Muammerin bugünlerde yayınlanan albümünün adı ise “Ayde Mori”. Bu çalışma Balkanlardaki değişik müziklerin renklerini yansıtan bir albüm. Bulgaristan, Kosova, Yunanistan, Makedonya, Bosna, Romanya, ve Arnavutluğu kapsıyor, içlerinde bir tane de Türkçe parça var. Bu albümün kapağında yer alan sözler de bence Muammerin duygularını çok güzel ifade ediyordu:</p>



<p>&#8220;Az gittim, uz gittim, geçtiğim yerlerden türküler topladım. Bir gün öyle bir yere geldim ki kokusu başka bir yere bırakmadı beni. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladık. Başta yabancıydık birbirimize, sonra dostlarım oldu her biri. Dağlarla özdeş Balkan yurdundan türlü çiçekler derledik ve bunları türlü yerlere taşıdık. O büyüleyici kokuyu başkaları da duysun diye&#8230;&#8221;</p>



<p>Bu albüm aynı zamanda Muammerin gelecekte yapmayı düşündüğü çalışmaların da bir önsözü oluyormuş ve Balkanlardaki Türk halk türküleri üzerine de bir albüm yapmak istedğini bu vesileyle öğrenmiş oldum.</p>



<p>Hava iyice kararmıştı, bir ara annesi telefon etti. Bamyanın kokusu sanki telefondan çıktı geldi. Onu bu lezzetten daha fazla ayıramıyacağımı hissettim, son bölüme geçtik:</p>



<p>&#8220;Duygularımla yaşamaya devam edeceğim. Müzikte bulunduğum noktayı sık sık analiz edip nasıl aşacağımı sürekli olarak araştırmaya devam edeceğim. Ve en önemlisi akordeonumu taşıyabildiğim kadar sırtımda taşıyacağım.</p>



<p>Zaman zaman konferanslar ve sohbetli dinletiler de yapıyorum ama öğretmen olmak için yeterince sabırlı değilim. Ben eşit ilişkileri seviyorum. Birşeyler alabildiğim yerde birşeyler vermek istiyorum. Bu zamanla da ilgili birşey belki ileride değişirim. Gençler için de bir kaç söz söylemek isterim tabi.</p>



<p>Hayatta gördüklerinizden çok duyduğunuz şeylere önem verin. Kendinize bir tutku yaratın, tutkularınızı kendi çabalarınızla oluşturun. Basit de olsa bir tutkunuz olsun. Tutkusuz bir hayat düşünemiyorum.&#8221;</p>



<p>Beni bamyaya davet etmedin ama dedim, çok şaşırdı, utandı, ne olur gel dedi. Ona benim de zeytinyağlı bamyaya bayıldığımı söyledim. Zaten o gece benim kısmetimde evde bekliyen bir zeytinyağlı fasulye vardı. Radyodan çıktık, kol kola yürüdük, onu bir taksiye bindirip gönderirken hakkında yazacağım yazının nasıl bitmesi gerektiğini düşündüm. Bence Muammer Ketencoğlunun kim olduğunu merak edenlere en iyi yanıt onun hakime verdiği dilekçenin son cümlesinde mevcuttu</p>



<p>Söyleşilerimde hep kullandığım bir cümleyi yinelemek isterim: Türküleri gerçekten yüreğiyle dinleyen insan, adam öldüremez.”</p>



<p>Hoşçakal Türküleri yüreğiyle dinleyen dost, artık ben de bir başka dinleyeceğim onları</p>



<p>(BÜMED dergisinde yayınlanmıştır)</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Tali Yollardan Yolculuk</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/tali-yollardan-yolculuk/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3348</guid>
				<description><![CDATA[Tali yollardan yolculukHakan Güler&#8221;Balkan Yolculuğu&#8221; adıyla düzenlenen konserler serisinden hareketle, Muammer Ketencioğlu Brenna Maccrimmon, Sumru Ağıryürüyen ve Cevdet Erek, &#8220;Ayde Mori-Haydi Kızlar&#8221; adlı bir albüm çıkardılar. Albümde geleneksel Balkan ezgilerinden örnekler sunuluyor. Albümün repertuvarı, kullanılan enstrümanlar, vokal tekniği ve son dönemlerdeki müzikal akımlar ile ilgili Muammer Ketencioğlu ile görüştük.Albümün repertuvarını oluştururken ne gibi ölçütler kullandınız?Öncelikle [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Tali yollardan yolculukHakan Güler&#8221;Balkan Yolculuğu&#8221; adıyla düzenlenen konserler serisinden hareketle, Muammer Ketencioğlu Brenna Maccrimmon, Sumru Ağıryürüyen ve Cevdet Erek, &#8220;Ayde Mori-Haydi Kızlar&#8221; adlı bir albüm çıkardılar. Albümde geleneksel Balkan ezgilerinden örnekler sunuluyor. Albümün repertuvarı, kullanılan enstrümanlar, vokal tekniği ve son dönemlerdeki müzikal akımlar ile ilgili Muammer Ketencioğlu ile görüştük.<em>Albümün repertuvarını oluştururken ne gibi ölçütler kullandınız?</em>Öncelikle Balkanlar&#8217;ı temsil eden bir çalışma arzuladık. Çünkü albüme vesile olan konserler, dört senedir yoğunluklu olarak &#8220;Balkan Yolculuğu&#8221; ismiyle geçti. Hatta grubun ismi de öyle kaldı. Eğer bu, bir yolculuksa, bir çevre yolu, transit yol olmasın, pek çok tali yol olsun istedik. Gerek dil, gerek coğrafya açısından farklı örneklerin bulunmasına dikkat ettik. İkinci ölçütümüz ise, grup elemanlarının yetenekleri ve grubun saundu, sınırlarıydı. Zaman içerisinde grubun saundu oluştuğu için repertuvarın da buna uygun olması gerekiyordu. Ayrıca bu şarkıları sevmemiz gerekiyordu. Sevdiğimiz yüzlerce şarkı arasından, grup üyeleri olarak bir araya gelip demokratik bir yöntemle önerilerimizi sunduk, bu doğrultuda şarkıların avantajları ve dezavantajlarını da düşünerek repertuvarı belirledik. <em>Kullandığınız enstrümanlar bağlamında, dinleyiciler müziğinizde otantik Balkan müziğinin özelliklerini bulabilir mi?</em>Bir dereceye kadar. Ölçütleri sıralarken, sözünü ettiğimiz sınırlardan kastettiğimiz buydu. Örneğin Balkanlar&#8217;ın her tarafında hemen hemen gayda çalınır. Ancak grubumuzda ve Türkiye&#8217;de Balkan gaydası çalan müzisyen bulmamız mümkün değildi. Ama mandolin, akordeon, tambura ve darbuka ya da bendir Balkanlar&#8217;ın hemen hemen her tarafında kullanılıyor. Olabildiğince Balkan portresini tamamlayabilmek için destek almaya çalıştık. Örneğin grupta klarnet çalan elemanımız yoktu. Üç ayrı sanatçıdan destek aldık. Ayrıca pan flüt ve kontrbasın kullanımında da sanatçı arkadaşlarımız bizden yardımlarını esirgemediler. Albümdeki şarkıların önemli bir kısmı kırsal şarkılardı. Her ne kadar akordeon son yüz senedir Balkan müziğine girmiş olsa da, kırsal alandaki şarkılarda da başat duruma geldi, klarnetle birlikte. <em>Kırsal alanda yaşam bulan otantik Balkan ezgilerine ulaşmak konusunda güçlükler yaşıyor musunuz?</em>Çok fazla problemimiz olmuyor bu konuda. Ben ve Brenna, uzlanmaz toplayıcılarız. Hatta mesleğimi sorduklarında, şakacıktan bir cevap vermek istiyorsam &#8220;Avcı ve toplayıcıyım&#8221; diyorum. Bu tamamen merakla ilgili bir şey. Çok özel kaynaklara ulaşabiliyorum. İnternet vasıtasıyla lokal müzisyenlerin kayıtlarına ulaşıyorum. Balkan ülkelerinin radyo ve televizyonlarındaki kayıtlara ulaşmak çok zor değil, oraya gidildiği koşulda. <em>Balkan müziğindeki vokal tekniğiyle ilgili bir ayrıntıyı sormak istiyorum. Rumeli türkülerinde örneğin zurnayla &#8220;dem tutma&#8221; söz konusu. Albümdeki kimi eserlerde vokalde de benzer bir kullanıma rastlıyoruz. Albümü vokal tekniği açısından değerlendirir misiniz?</em>Balkanlar&#8217;ın herhangi bir bölgesindeki geleneksel müziklerde bir çalgı dem tutarken, ikinci çalgı ise melodiyi seslendiriyor. Vokallerde de dem vokal ve melodik vokal tekniği yaygındır. Bu toplumsal şartların yüzyıllardan beri, Slav kültürü içerisinde oluşturduğu olmazsa olmaz, geleneksel bir görünümdür. Balkanlar&#8217;ın kırsal yapısında özellikle Slav kültüründe kadınların şarkı söyleme geleneği daha baskın. Genellikle erkek çalar, kadın söyler. Sırplarda da Makedonlarda da, Bulgarlarda da böyle bir görünümle karşılaşılır. Buna karşın Güney Arnavutluk geleneğinde de, en az iki sesli, üç sesli şarkı söyleme geleneği vardır. Ancak burada Müslümanlığın etkisiyle erkek grupların daha baskın olduğu görülür. Kadın ve erkeklerin birlikte vokaline pek rastlanmaz. <em>Son dönemlerde, ülke müziklerinde ve otantik öğelerin modernize edilmesine dayalı olan &#8220;world music&#8221;e yönelik yoğun bir ilgi söz konusu. Siz bu olguları nasıl değerlendiriyorsunuz?</em>Öncelikle ülke müzikleriyle world music kavramlarını birbirinden ayırmak gerekiyor. World music, birinci olarak senin sözünü ettiğin müzikteki tıkanmışlıkla bağlantılı olarak &#8220;müzikal sömürü&#8221; esasına dayanıyor. Bu tarzda, geleneğe derin bir saygı duyulduğunu düşünmüyorum. Her zaman için daha göz boyayıcı, daha egzotik bir görüntüye sahiptirler. Bu tarzda da, dikkat çekici çalışmalar vardır elbette. Gerçekte meseleye çok değer veren müzisyenler, tamamen müzikal bir konseptle, birbirine uzakmış gibi görünen öğeyi, özel bir bireşimle bir araya getirebiliyorlar, çok hoş şeyler üretilebiliyor. Çeşitli ülke müziklerinin, çeşitli geleneksel müziklerin birbirleriyle kaynaştırılması konusundaki denemelere karşı olduğumu söylemiyorum. Ancak bunun bir moda, ticari bir yönseme olarak kullanıldığında, seçim konusunda çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum. Dünya müziği çerçevesinde yapılmış pek çok çalışma, benim için evime alınmaya değmez. Ülke müzikleri konusu apayrı bir konu. Sıradan bir müzik dinleyicisi, herhangi bir ülkenin geleneksel müzik cd&#8217;si ile, geleneksel müziklerin kompütür yaklaşımlarla düzenlendiği cd&#8217;leri aynı kefeye koyabiliyor. Bunlar birbirinden farklıdır. Teknolojinin gelişimi nasıl kullanıldığına bağlı olarak, insanların yararına ya da zararına olabiliyor. Teknolojinin gelişmesi, dünyanın her tarafında geleneksel müzik prodüksiyonlarının artmasına yol açtı. Maliyetler düştü, bu tarz müzik yapan grupların, çeşitli nedenlerle devletler tarafından desteklenmesi söz konusu oldu. Sonuç olarak bizim önümüze, yirmi otuz yıl öncesine göre, çok daha saf bir geleneksel müzik koleksiyonu çıkıyor.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Karanfilin Moruna</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/karanfilin-moruna/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:10:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3346</guid>
				<description><![CDATA[CUMHURİYETDERGİ Ege ve Balkan müziğinden, Sevdalı Kıyılar&#8221; ve &#8220;Kumpanya Ketencoğlu&#8221;ndan tanıdığımız Muammer Ketencoğlu, yeni albümü &#8220;Karanfilin Moruna&#8221; ile bizi &#8220;daha çok aşk temalı, şehir kokusu olan&#8221; zeybeklerle buluşturdu. Ketencoğlu, &#8220;Öncelikle halklann değil coğrafyalann müziği olduğuna inanıyorum. Dil ve din öğeleri, müziğe, tabii ki pek çok değişken ekliyor, ama dilden önce yöre&#8221; diyor&#8230; malarımlatanıdılar. Bunakarşınözellikle Ege [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>CUMHURİYETDERGİ Ege ve Balkan müziğinden, Sevdalı Kıyılar&#8221; ve &#8220;Kumpanya Ketencoğlu&#8221;ndan tanıdığımız Muammer Ketencoğlu, yeni albümü &#8220;Karanfilin Moruna&#8221; ile bizi &#8220;daha çok aşk temalı, şehir kokusu olan&#8221; zeybeklerle buluşturdu. Ketencoğlu, &#8220;Öncelikle halklann değil coğrafyalann müziği olduğuna inanıyorum. Dil ve din öğeleri, müziğe, tabii ki pek çok değişken ekliyor, ama dilden önce yöre&#8221; diyor&#8230; malarımlatanıdılar. Bunakarşınözellikle Ege ve Trakya folkloruyla hiçbir zaman bağlantımı koparmadım. Uzun biraraştırma sürecinden sonra hem çalgıma hem de sesime en uygun şarkılan seçip bir zeybek albümü noktasına geldim. Çalgıma uygun deditn; bu çok önemli. Çünkü, akordeon zeybek geleneğinde olmayan bir çalgı. Zeybek havalarını akordeonla ilkbençalmışoldum. TRT Repertuvarı, annemden duyup hatırladığim zeybekler, özellikle bana esin veren Germencikli Ahmet Doğan ve Saadettin Doğan; bunlar, babaoğul ve Ege&#8217;de tanıdığım en büyük zurna ustaları. Onlannkasetlerinidinledim; albümde onlann sesini duyuramadığım için üzgünüm doğrusu. Teknik nedenlerle onlara ulaşamadım. Yine de oldukça başarılı davul zurna üstatlan geldiler Menemen&#8217;den, iki parça onlarçaldılar. Benim için albümde davul zurna ile çalınmış zeybeğin heybetli duygusunu insanlarla paylaşmak çok önemliydi. Davul zurnanın dışında, albümde geriye on parça kaliyor. Dokuzunda en az benim kadar emeği olan Çengiz Onural imzası var. Düzenlemeleri birlıkteyaptık. Birparçada da yakından tanıdığımız Mehmet Erenlerkatılıyoralbüme; oda benim için çok büyük bir onur. Ankara&#8217;dan alınan o türküyü tesadüfen bir radyo kaydından Mehmet Erenler&#8217;in sesinden duydum ve hocaya telefon edip &#8220;Bu türküyü, sizin sesinizden albüme almak istiyorum&#8221; dedim ve o da bunu gayet olumlu karşıladı. Hem Menemenli müzisyenlerin hem Mehmet Erenler&#8217; in sazı ve sesi hem de bizim CengizOnural ile yarattığımız kendi soundumuzaslındabirçeşitlilik,renklilik, mozaik ortaya çıkardı. Zeybek rebetikoyu, rebetiko zeybeği nasıl etkiledi? Ben halklann değil coğrafyalann müziği olduğuna inanıyorum. Dil ve din öğeleri, tabii ki pek çok değişken ekliyor müziğe; ama dilden önce yöre&#8230; Doğu Anadolu&#8217;da Kürt, Ermeni ve Azeri müziğinin iç içeliği, Batı Anadolu&#8217;da Ege, Rum ve Türk halk müziklerinin iç içeliğine denk düşüyor. Ege&#8217;de, 1920&#8217;lere kadar Türklerle Rumlann iç içe yaşadığım, sosyal çalkantılarda kaderbirliği içinde olduklarını biliyoruz. Çakıcı Mehmet Efe, nasıl Türklertarafından seviliyorsa, aynı zamanda Rum köylerinin de onu pek sevdiğini, Çakıcı Mehmet Efe&#8217;yedair bir değil pek çok Rumca türkü yakıldığını biliyoruz. Bunlar arşivimde kayıtlı.SakızAdası&#8217;ndabaşkatürlüsöyleniyor; ama öyle bir müzik ortaya çıkmış ki, bu müzik paylaşılmış ve sıklıkla Rumcasında da Çakıcı&#8217;dan bahsediliyor. Albümün çıkış noktası da &#8220;halklann değil coğrafyalann müziği&#8221; olduğuna inanmam. Bir yandan Türkçe Ege zeybekleri ile büyüdüm, onları çok sevdim. Diğer yandan zamanın ve tesadüflerin getirdiği yer, beni belki Türk müziğinden çok daha fazla hâkim olduğum Yunan müziği gerçeği ile karşılaştırdı. Zeybek karakteristiklerinin bulunduğu, dünya coğrafyasındaki tek bölge Ege ve çevresı. Albümde deyazdım; Türkiye&#8217;de yalnız Ege&#8217;de zeybek olduğu düşünülür; oysa Ankara&#8217;dan Giresun&#8217;a, Bolu&#8217;ya, Kastamonu&#8217;ya, Konya, Eskişehir, Bilecik&#8217;e kadar Anadolu&#8217;nun Karanfilin moruna AYDAN ÖZ &#8220;Dünyanınbütünbölgelerindeyapılan müziklere kendimi açık hissediyorum; fakat çok özel durumlar dışında, yine en çok kendi coğrafyamda ve komşu coğrafyalardayapılan müziği daha iyi özümseyebileceğimi vedahaiyisonuçlarçıkarabileceğimi hissediyorum&#8221; diyor Muammer Ketencoğlu. &#8220;Sevdalı Kıyılar&#8221; ve &#8220;Kumpanya Ketencoğlu&#8221; ile bizlere taşıdığı müzikal zenginl iğe ve duruluğa yeni bir renk ekledi: &#8220;Karanfilin Moruna&#8221; yada&#8221;Anadolu Zeybekleri&#8221;. Ncdcn zeybekler? Seçtiğımızmüzıktürüniinyaşadığımız yöre ile doğrudan bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Çocukluğum Ege&#8217;de geçmeseydi, bayram sabahları Iznıir Radyosu&#8217;ndan duyduğum davul zurna sesi ilgimi çekmeseydi; örneğin lzmir&#8217;de değil de Adıyaman&#8217;da yaşasaydım, o zamanlar Diyarbakır Bölge Radyosu&#8217;nda bayram sabahları ne çalınırsa ona fit olacaktım. Yaşanan yörenin çok önemli bir vesile olduğunu söylemeye çalışıyorum. Adıyaman&#8217;da yaşasaydım, Yunan, Bulgar, Yugoslavradyolannıdadinleyemeyecektim. Nasıl ki, Balkan ve Yunan müziği konusunda yaptığım çalışmaların kökeninde, çocukluğumdadinlediğımradyolarveçeşitli tesadüfler varsa, zeybekler de adım adım, yaşadığım yöreden de kaynaklanarakiçimegırdiler. Annemınçocukluğumdasöylediğı zeybekleri, araştırmalarımve en son albümü yapma aşamasırida ona tekrarsöyleterek hatırladım. TRTrepertuvarının zeybek ile ilgili herkösesini taradım. Türkiye&#8217;de çeşitli yöreleri hissetmemle ilgili sıralama yaparsak, mutlakabirinci sıra Ege, belki de Trakya olacak. Çünkü, Ege ve Trakya folkloru birbiriy le pek çok ortak özellik taşıyor. Gelclim albümün özelliklerine&#8230; Görece bir kavram ama, her geleneksel müziğin kendi sağduyusu var. Geleneksel müzikler üzerine çalışan bir insan, bu sağduyuyuyitirdiğizaman,bilerekyadabilmeyerek o duy gudan kopuyor vey a ortay a, başarısızyadafazlasıylaticari,dolayısıyla duygu boy utu zay ıfbir şey çıkıyor. Zeybekler, benim çalarken en çok mutlu olduğunıalanlardanbiriydiveyıllardırTürkçe müzik söylemememle öne çıktım.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Önce kollarını açacaksın</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/once-kollarini-acacaksin/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:07:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3344</guid>
				<description><![CDATA[İSTANBUL &#8211; &#8220;1951&#8217;de Tire&#8217;nin müzik atmosferi çok zenginmiş 50&#8217;lerde üç tane bando olduğunu söylerdi dayım. Cumhuriyet Halk Partisi Bandosu, Halk Evi Bandosu ve Belediye Bandosu. Benim akordeonum Halkevi binasının kapatılması sırasında alelacele kaçırılmış bir akordeon. Annem babam tütüncülük yapıyordu. Sazdan çardaklar yapılır yazları, orada yaşanıyor. Ben gündüzleri çardakta kendi elimin bulduğu yolla başladım çalmaya.&#8221;Türkiye&#8217;de yıllardır [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>İSTANBUL &#8211; &#8220;1951&#8217;de Tire&#8217;nin müzik atmosferi çok zenginmiş 50&#8217;lerde üç tane bando olduğunu söylerdi dayım. Cumhuriyet Halk Partisi Bandosu, Halk Evi Bandosu ve Belediye Bandosu. Benim akordeonum Halkevi binasının kapatılması sırasında alelacele kaçırılmış bir akordeon. Annem babam tütüncülük yapıyordu. Sazdan çardaklar yapılır yazları, orada yaşanıyor. Ben gündüzleri çardakta kendi elimin bulduğu yolla başladım çalmaya.&#8221;<br />Türkiye&#8217;de yıllardır Balkan müzikleri, rembetiko denince akla gelen ilk isim <br />olan Muammer Ketencoğlu, son albümü<br />&#8216;Karanfilin Moruna&#8217;da Ege zeybeklerine yer vermiş. Sıcak, durgun ve görkemli yaz öğlelerinde, tütün yapraklarına seslenen akordeon, şimdi zeybeklere eşlik ediyor.<br />Nasıl bir ortamda doğdunuz? Ailenizin de müzikle ilişkisi var mı? <br />İzmir, Tire&#8217;de doğdum. Annemin çok güzel bir sesi var. Ama özellikle dayımdan bahsetmeliyim. Ölünceye dek Tire Belediye Bandosu şefi olarak çalıştı ve askerde öğrendiği trompeti bırakmayıp ilerletti. <br />Trompet caz enstüramanı olarak bilinir ama dayım trompetle çok güzel makam çalardı. Taksimler yapardı. Kısa zamanda Aydın&#8217;ın ve İzmir&#8217;in seçkin trompetçilerinden biri oldu. Dayım bana Trakya&#8217;da ve Balkanlar&#8217;da yaygın olan askılı davulun üzerinde zil ve trampetten oluşan, üç parçalık basit bir bateri takımı getirmişti. <br />Akordeon direk vücutla temas eden ender enstrumanlardan biri. Adeta sarılarak çalıyorsunuz&#8230; <br />Doğru, akordeon yakın temasla çalınan bir enstrüman. Aynı zamanda nefes alan bir çalgı. Körük sistemiyle çalıyor çünkü. Ne kadar hava verirseniz o kadar karşılık verir. Hüznünüzü de neşenizi de çok net bir şekilde hiç bir tereddüde yer bırakmaksızın akordeonla ifade edersiniz. Aletinize hâkim olduğunuz oranda tabii. <br />Balkan ve Yunan müziğiyle ilgilenmeniz nasıl oldu?<br />Körler okulları çok az Türkiye&#8217;de. Bu yüzden ortaokulu Gaziantep&#8217;de okudum. İlk girdiğim derste konuşmasıyla, sesini kullanma becerisiyle insanı baştan aşağı işgal eden, etkisi altına alan bir insanla tanıştım. Naim Cavuş&#8217;tu bu öğretmenimin adı. 1944&#8217;de Yunanistan&#8217;da doğmuş. O benim için gençlik döneminde karizmatik özelliği olan örnek aldığım bir insandı. Piyano çalardı aynı zamanda. İlk kez ondan duydum ben Dalaras&#8217;ın, Thedorakis&#8217;in ismini. Liseden sonra üniversite eğitimi almak için<br />İstanbul&#8217;a Boğaziçi Üniversitesi&#8217;ne geldim. Psikoloji bölümünde okudum. Üniversitenin kütüphanesinin plak arşivinden dünyanın çeşitli ülkelerinin müziklerini dinledim.<br />Tireli yaşlılarla sohbet<br />&#8216;Karanfilin Moruna&#8217;nın öncesinde bir araştırma döneminiz oldu mu?<br />97&#8217;de çocukluğumdan beri annemin bana söylediği eski zeybekleri annemin sesinden banda aldım. Arkasından Tire&#8217;nin yaşlılarıyla toplandık, hem zeybeklerle ilgili anılarını hem de Tire ve çevresinde söylenen meşhur zeybek havalarını dinledik. Kaydettik. Radyodaki sanatçı arkadaşlarımın yardımıyla TRT repertuvarına girdim. Aslında akordeon zeybek geleneğinde olmayan bir çalgı. Benim ruhuma ve akordeona uygun şarkıları bulduk. <br />Biraz da zeybek kültüründen bahseder misiniz?<br />Zeybekliğin temelinde haksızlığa uğrama mantığı var. Ya bir kan davasıdır, ya jandarmayla bir problem olmuştur, kız kaçırma meselesidir. Bir şekilde dağa çıkmıştır. Ama dağa çıkmayı yüzde yüz sosyal nedenlere dayandırmak doğru değil, bu bireysel nedenleri göz ardı etmek olur.<br />Zeybek oyunu da ilginç. Belli kuralları yok bildiğimiz kadarıyla. Doğaçlama bir oyun&#8230;<br />Zeybek tek kişilik bir oyun. Grup olarak oynanan bir oyun değil. Ege&#8217;de bağlama ya da davul-zurna eşliğinde herkes tek tek oynuyor. Herkes kendi zeybeğini oynar. Gelenekten devraldığını kendi vücudunun verdiği duyguyla birleştiriyorsun. Davulcu ve dansçı arasında çok yakın bir ilişki<br />var zeybek oyununda. Davulcu mutlaka dansçıyı izlemek zorunda. Ayak davulla beraber iner ya da kalkar yerden.</p>
]]></content:encoded>
										</item>
		<item>
		<title>Yeryüzünün renkleri</title>
		<link>http://www.muammerketencoglu.com/yeryuzunun-renkleri/</link>
				<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 18:01:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[Muammer Ketencoğlu]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muammerketencoglu.com/?p=3342</guid>
				<description><![CDATA[Balkan müziğini yorumlayan ve arşiv oluşturan Muammer Ketencoğlu, &#8220;Dünyanın pekçok yöresinden özellikle Balkanlar&#8217;dan türlü renkleri topladıklarımı kendi olanak ve sınırlarım çerçevesinde insanoğluyla paylaşmaya çalışıyorum&#8221; diyor. Gözleri görmeyen Ketencoğlu müziğin dilini en etkili barış mesajı olarak tanımlıyor. Muammer Ketencoğlu, 1986 yılına kadar popüler müzikle uğraştı. 1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü&#8217;nde başladığı eğitim sırasında değişik ülkelerin [&#8230;]]]></description>
								<content:encoded><![CDATA[
<p>Balkan müziğini yorumlayan ve arşiv oluşturan Muammer Ketencoğlu, &#8220;Dünyanın pekçok yöresinden özellikle Balkanlar&#8217;dan türlü renkleri topladıklarımı kendi olanak ve sınırlarım çerçevesinde insanoğluyla paylaşmaya çalışıyorum&#8221; diyor. Gözleri görmeyen Ketencoğlu müziğin dilini en etkili barış mesajı olarak tanımlıyor.<br /><br />Muammer Ketencoğlu, 1986 yılına kadar popüler müzikle uğraştı. 1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü&#8217;nde başladığı eğitim sırasında değişik ülkelerin halk müziğine ilgi duydu. Başlangıçta Çağdaş Yunan Müziği (laika) ve Rebetika ile başlayan bu ilgi, yıllar içinde genişleyerek Balkan müziği ağırlıklı bir temele dayandı. Özellikle 1989&#8217;dan sonra folklor araştırmaları üzerine yoğunlaştı. Akademik nitelikli olmaktan çok, dikkatli bir araştırmacı duyarlılığıyla yürüttüğü bu çalışmalarla hem kendi repertuvarını zenginleştirdi, hem de dünyanın dört bir yanından müzik ve belge içeren çok kapsamlı bir arşiv yarattı.</p>



<p>Eski ve yeni Rumca şarkılardan oluşan ilk albümü, &#8220;Sevdalı Kıyılar&#8221; (Latremmena Akroyalia). 1993 yılında, hazırladığı iki Rebetika seçkisi ise 1994 ve 1996 yıllarında yayınlandı. Ayrıca köklerini geleneksel Doğu Avrupa Yahudi müziğinden alan &#8220;Klezmer Müziğinin Öncüleri&#8221; başlıklı seçkisi 1995&#8217;te ulaştı dinleyicilerine. Halen Kalan Müzik&#8217;in yapımını üstlendiği &#8220;Halklardan Ezgiler&#8221; kaset dizisinin sorumluluğunu yürütüyor. Çoğunlukla, Ketencoğlu seçmelerinden oluşan dizi, belli bir ülke veya bölgenin geleneksel müziğini tanıtmayı amaçlıyor. Muammer Ketencoğlu, 1993 yılından bu yana Hür FM, Mavi Radyo gibi birçok özel radyoda çalıştı. Şu anda Çarşamba günleri Açık Radyo&#8217;da 13.30&#8217;te başlayan &#8220;Tuna&#8217;nın Beri Yanı&#8221; programında Balkan müziği sunuyor. <br />Müziğin alabildiğine ticarileştiği günümüzde, müzisyenin seçtiği türün, öncelikle kendi zihinsel beklentilerine denk düşmesi gerektiğine inanan Muammer Ketencoğlu&#8217;nun, her zaman severek yorumladığı müzik, Yunan ve Balkan Müziği. 1993&#8217;ten başlayarak &#8220;Yeryüzünün Yedi Rengi&#8221; adıyla, birçok müzisyeni bir araya getiren ve her yıl yeni bir repertuvarla yinelenen, konserler düzenleyen Muammer Ketencoğlu ile Balkan müziği üzerine konuştuk:</p>



<p><strong><em>Balkan müziği diye bir kavramdan söz edebilir miyiz? </em></strong><br />Kuşkusuz söz edilebilir. Özellikle geleneksel müziklerde halklardan çok, etkileşim ve coğrafyanın belirleyici olduğunu düşündüğüm için, Karadeniz kıyılarından, Çek topraklarına dek uzanan coğrafya içinde onu diğer bölgelerden ayıran bir Balkan müziği gerçeğinden net olarak söz edebiliriz. Balkan müziği dediğimiz olgunun temelinde, Slav, Anadolu, Yunan, Arnavut ve Rumen müzik geleneklerinin, Balkanlar&#8217;ın her bölgesinde değişiklik gösteren çeşitli etkileşim dereceleriyle ortaya çıkan kültürel ve müzikal karışım yatmaktadır. <br />Kırsal müzik, bölgelere göre ciddi değişiklikler gösterir. Oysa şehirlerde ortaya çıkan müzik geleneğinde Balkanlılık olarak adlandıracağımız ortak ritmik ve melodik yapılara rastlanır. Ortaklık demek tüm Balkan coğrafyasına yayılan homojen bir müzik geleneği demek değildir kuşkusuz. Bölgelere özgü değişikliklerle birlikte ritmik, makamsal ve üslup açısından bir akrabalıktan bahsediyorum yalnızca. Ritmler çoğunlukla canlıdır ve dünyanın hiçbir yerinde burada olduğu kadar asimetrik (aksak) ritim yoktur. Ayrıca bizdeki uzun hava geleneğini çağrıştıran makamsal ama serbest icra edilen şarkılara &#8211; örneğin Romanya&#8217;da Doina&#8217;lar &#8211; sıkça rastlanır. Melodiler doğdukları kaynağın çeşitliliği ile bağlantılı renklilik gösterir. Köy müzik geleneklerinin dışında genel olarak Balkan ve Anadolu müziğinin akraba müzik gelenekleri olduğunu söyleyebiliriz.</p>



<p><strong><em>Balkan müziği ile ilgilenmenizin kökeninde ne gibi etkiler var? </em></strong><br />Öncelikle çocukluğumda, İzmir&#8217;de yaşamam, Yunan ve Balkan radyo istasyonlarını dinlememe imkan veriyordu ve Balkan ezgilerini inanılmaz derecede büyüleyici buluyordum. Bu ilgim sürmekle birlikte kaynak problemi yaşadığım için üniversite yıllarına dek beslenemedi. Bu yıllarda Balkan müziği de dahil olmak üzere dünyanın kaynak bulabildiğim her köşesinin halk müzikleriyle önyargısız bir yakınlaşma sürecine girdim. Latin Amerika&#8217;dan Moğolistan&#8217;a dek el yordamıyla da olsa insanlığın bugüne kadar yarattığı halk müziği birikimini kaba hatlarıyla kavramaya çalıştım. Yıllardır daha az ilgi gösterdiğim akordeonu bir daha bırakmamacasına kucaklamamla da bağlantılı olarak, kürkçü dükkânına, çocukluğumda beni sarmalayan o büyülü dünyaya dönüverdim. Ama dünyanın tüm coğrafyalarının müziklerine kapılarımı hiçbir zaman kapatmadım. Çünkü müzisyen olarak beni en çok mutlu eden alanı bulmak zorundaydım. Ve bugün Balkan müziği ile ilgili oldukça kayda değer bir koleksiyona sahibim.</p>



<p><strong><em>Türk ve Balkan müziği arasında nasıl bir etkileşim var? </em></strong><br />Özellikle Türk sözcüğü yerine Anadolu sözcüğünü kullanmak istiyorum. Çünkü Türk müziği diye adlandıracağımız müzik de birçok etkileşimin ürünü, saf değil. Ayrıca etkileşimlerde Anadolu müziğinin merkezinde yer almasını da kabul etmiyorum. Oranları tam olarak tartamasak da etkilerin karşılıklı olduğunu düşünüyorum. <br />Anadolu müziği ile en yoğun etkileşime Yunan müziği girmiş. Anadolu&#8217;da yaşayan bir buçuk milyon Rum, yüzyıllardan beri paylaşılan ortaklıkları, Anadolu&#8217;nun katıksız renklerini mübadele yıllarında Yunanistan&#8217;a götürmüşler. Bulgaristan&#8217;la görece olarak daha az etkileşim söz konusu. Çünkü Bulgaristan yakın bir zamana dek kırsal ve kapalı kimliğini korumuş. Yine de Bulgaristan ve Makedonya Türkleri, Türkiye Trakyası&#8217;nın şarkılarındaki makamsal ve üslup özellikleriyle açıkça görebileceğimiz köprüler kurmuşlar. <br />Bulgaristan&#8217;ın Pirin bölgesi ve Makedonya halk şarkılarında ve özellikle de şehir müziğinde Anadolu makamlarını sıklıkla bulurken, Türkiye Trakyası&#8217;ndaki şarkılarda da hem ritmlerde hem de melodilerde Slav ve Arnavut rengini bulabiliriz. <br />Makedonya şehirlerinde Osmanlı fasıl geleneğinden etkilenen &#8216;çalgiya&#8217; tarzından da söz etmek gerekir. Arnavutluk&#8217;un kuzeyi ve Kosova bölgeleri de Anadolu müziği ile yoğun bir etkileşim içine girmiştir. Melodik yapılardaki benzerliklerin yanı sıra, Batı müziğinde bulunmayan koma seslerin Anadolu müziğinde görüldüğü gibi hemen hemen aynen kullanılır. Yine Osmanlı zamanında Arnavut müzik geleneğine adapte edilerek çalınan sazdan ve bir çeşit cura diyebileceğimiz çifteliden (çift telliden gelir) de bahsetmeliyiz. Aynı şekilde Bosna&#8217;da &#8220;Sevdalinka&#8221; dediğimiz aşk şarkılarına saz eşlik eder. <br />Makamsal benzerlikler olmakla birlikte Sırp, Rumen, Hırvat ve Macar müzik geleneklerinde Anadolu etkisini biraz daha zor buluruz. Bütün bu etkilerin karşılıklı olarak Balkan coğrafyasında yayılmasında göçer Romanların son derece ciddi bir katkısı olduğunu da ısrarla belirtmeliyim.</p>



<p><strong><em>Türk müziğinde olmayıp da Balkan müziğinde olan farklı öğeler var mı? </em></strong><br />Elbette. Balkan müziği, Anadolu müziğinin bir çeşit devamı değil. Hem şehir hem de özellikle köy müziği geleneğinde bölgeden bölgeye değişiklik gösteren kendine özgülük ve zenginliklerle doludur. Sofya yakınındaki Şop dağı, Güney Arnavutluk, Makedonya köylerinde yaşayan çok seslilikle Anadolu müziğini bağdaştırmak oldukça güçtür. Hatta müzik gelenekleri hem birbirleriyle hem de Anadolu müziği ile ilgisizdir. <br />Bunun dışında genel olarak Balkan toplumlarına baktığımızda, müziğin Anadolu&#8217;da olduğundan çok daha yerleşik, çok daha özümsenmiş ve günlük hayatın içine girmiş olduğunu görüyoruz. Coğrafi alanın küçüklüğüne göre son derece zengin ve köklü bir müzik geleneği ortaya çıkmıştır. Zaman içinde; örneğin, Bulgaristan Trakyası köy şarkılarında, Hıristiyanlık öncesi Pagan izlere açıkça rastlanır. Özellikle Balkan toplumlarının yaşadığı sosyalist süreç hem yaşayan halk müziğinin toplanıp korunması hem de devralınan birikim üzerine yeni bir halk müziği geleneği inşa edilmesi açısından büyük kazanımlar sağlamıştır.</p>



<p><strong><em>Balkan müziğine Türkiye&#8217;de ilgi var mı? </em></strong><br />Son on beş yirmi yıldır Batı&#8217;da üçüncü dünyanın halk müziğine karşı çok yoğun bir ilgi var. Bulgaristan başta olmak üzere, Balkan müziği ile ilgili seviyeli ve kalıcı ürünler ortaya çıkarma çabasını görüyoruz. <br />Yani bir yandan elektronik çalgı ve efektlerle Avrupalı kulağına uydurulmuş sözde folklor çalışmalarıyla, dünyanın en olmadık köşesinden gelen halk müziği birikimini, alabildiğince saflığı ve donanımıyla CD&#8217;lerde yan yana bulabiliyoruz. Ülkemizde ilk başta, temelde ticari bir kaygının yattığını söylemeliyiz. Bregoviç&#8217;in müziğinin Balkan müziği temel kavramından çok, Sırp, Makedon ve Romanların müziğini temsil ettiğini söylemek yerinde olur. <br />Bregoviç&#8217;in yaptığı müzik dışında, eğer para kokusu alan pop sanatçılarının birden hücum edip çalıp çırptığı şarkıları saymazsak, bu konuya ciddi bir ilginin varlığından söz etmek güç. Yeniden belirtmeliyim ki Bregoviç Türkiye&#8217;de sevilmese belki bu röportaj yayımlanmazdı.</p>



<p><strong><em>Şu anda ne gibi projelerle uğraşıyorsunuz? </em></strong><br />&#8220;Yeryüzünün Yedi Rengi&#8221; topluluğu ile nadiren verdiğim konserler, Sumru Balıkçıoğlu ile yaptığım ikili çalışmalar ve bu ikiliye sevgili Brena ve Cevdet&#8217;in eklenmesiyle oluşan Balkan müziği grubunun çalışmaları ve Şükriye Tutkun&#8217;la verdiğimiz konserler dışında iki aşamalı ve iki albümlü bir projeyle ilgileniyorum. Bunlar zeybeklerden ve Rumeli türkülerinden oluşacak iki ayrı albüm. Önce çalgıma, sesime ve duygularıma uygun zeybeklerden oluşturacağım albüm var sırada. Albümü sevgili Cengiz Onural&#8217;la birlikte kurgulayıp hazırlıyoruz. <br />Müziğinizle ne anlatmak istiyorsunuz? <br />Kendimi anlatmak istiyorum. Müzikal anlamda dünyanın pek çok yöresinde gezinerek topladığım türlü renkleri özellikle de Balkanlardan topladıklarımı kendi olanak ve sınırlarım çerçevesinde insanoğluyla paylaşmaya çalışıyorum. Müziğin kendi diliyle insanın içinde yarattığım sıcacık duyguları, sözcüklerle ve zorlama görkemli müzikal portrelerle yollanacak barış mesajlarından daha üstün ve kendime daha yakın görüyorum. </p>



<p><strong>AYDE MORİ<br /></strong>Muammer: Az gittim, uz gittim, geçtiğim yerlerden türküler topladım. Bir gün öyle bir yere geldim ki, kokusu başka bir yere bırakmadı beni. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladık. Başta yabancıydık birbirimize, sonra dostlarım oldu her biri. Dağlarla özdeş Balkan yurdundan türlü çiçekler derledik ve bunları türlü yerlere taşıdık. O büyüleyici kokuyu başkaları da duysun diye&#8230; Dört kişi yola koyulduk. Az gittik, uz gittik&#8230;<br />Muammer, çocukken politik bilinçlenmesi dahil pek çok şeyi Balkan radyolarını dinleyerek öğrendi, müziklerindense büyülendi. Çeşitli koşuşmalar sonrasında yine kürkçü dükkanı, akordeonuna döndü. Önce Sumru&#8217;yla, sonra ötekilerle buluştu.</p>



<p><strong>Brenna:</strong> Kuşkusuz müzik evrensel bir dil. Ama bu yalnızca bir başlangıç. Evinizde rahat rahat otururken, müzik sizi alıp nerelere götürmez ki. Gönülden gönüle gezinir. Onunla başkalarının neşesini, kederini tanırız, başkaları da bizimkini. Bize eskileri, tarihi anlatır; kah herkesin kabul ettiği, kah üzerinde tartıştığı basit gerçekleri, zor gerçeklikleri dillendirir. Bizimle gülün, bizimle ağlayın, bizimle söyleyin, bizimle dans edin&#8230; Aydemori!<br />Brenna, Balkan müziğiyle 1984&#8217;te tanıştı ve yaşadığı Toronto&#8217;da Makedon ve Türk folklor gruplarıyla çalıp söyledi. Türkiye&#8217;de kaldığı sürede, hem Muammer, Sumru ve Cevdet&#8217;le söyledi, hem de Selim Seslerle birlikte Karşılama adlı grubu kurdu. En son projesi eski İstanbul müziği çalıp söyleyen Amerikalı müzisyenlerden oluşan bir grup olan Orkestra Keyif&#8230;</p>



<p><strong>Sumru:</strong> Dilini bilmediğin şarkılar dinlemek, üstelik bir de utanmadan onları çalıp söylemek&#8230; Tıpkı başka dünyalara yolculuk etmek gibi&#8230; Sumru, latincesi sterna hirundo; çatal kuyruklu bir deniz kırlangıcı. Bacakları kısa olduğundan hızlı yürüyemez. Kutup sumrusu her yıl üşenmeden kalkıp bir kutuptan öbürüne göç eder; yolda dünyanın sesini, nefesini dinler.<br />Cev: Muammer Abi, bir ara birlikte çalmıştık, hatırladm mı?<br />Cev, 1991&#8217;den itibaren Nekropsi&#8217;de davul çaldı; 1997&#8217;de kendi rızasıyla kaçırılarak grupta vurmalıları teslim aldı.<br />01 JARNANA 02.14<br />02 GRABİLE.YANANEMORİ 03.39<br />03 ULUN FLOGERES 02.12<br />04 RAZBOLESETSARE SÜLEYMAN 01.56<br />05 EDİYE 04.05<br />06 MİLO Mİ E MAGDE 02.54<br />07 SARAKA İNİMAME 06.07<br />08 RADİLE 03.34<br />09 SERASPLAKAL STAR BEL DEDO 02.33<br />10 KEREM EYLE 03.04<br />11 ÇOBANKAT 05.44<br />12 AYDE VİNO PİYAM 03.27<br />13 VALE POPULARE 02.28<br />14 TRİ Mİ ZVEZDO 02.23<br />TOPLAM 46.51</p>



<p>JARNANA (Arnavutluk) 02.14</p>



<p>A S&#8217;ME JEP NJE UJE BALLUKE E PRERE<br />MESETETAJAPTRENDAFİLMEERE<br />JARNANA, JARNANE JARNANA MOJTEKEQEN E<br />O ME DOREN TENDE MOJ BALLUKE E PRERE<br />DORA MU NDODHE ZENE TRENDAFİL ME ERE<br />ME TE TU NDODHE ZENE MOJ BALLUKE E PRERE ME UNAZEN TENDE TRENDAFİL ME ERE<br />SU VERİR MİSİN BANA, KAHKÜLLÜM? <br />NEYLE VEREYİM, MİS KOKULU GÜLÜM? <br />YARNANA YARNANE YARNANA KAHKÜLLÜME <br />ELİNLE VERSEN, KAHKÜLLÜM YA ELİM DOLU OLURSA, MİS KOKULU GÜLÜM? <br />YA ELİN DOLU OLURSA, GÜZEL KAHKÜLLÜM? YÜZÜĞÜNLE VERİRİM, MİS KOKULU GÜLÜM</p>



<p>Biz bu türküyü Brenna&#8217;dan öğrendik, o da etnomüzikolog Jane Sugarman&#8217;dan, Sugarman ise Makedonya&#8217;da Arnavutça konuşan halktan.</p>



<p>GRABİLE YA, NANE MORİ (Makedonya) 03.39</p>



<p>GRABİLE YA, NANE MORİ, <br />SMİLYANA DEVOYKA, <br />GRABİLE YA, NANE MORİ, <br />DO DEVET VOYVODİ, <br />ODVEDE YA, NANE MORİ, <br />VO GORA ZELENA. <br />PROVİKNA SE, NANE MORİ, <br />SMİLYANA DEVOYKA: <br />&#8220;BOY Mİ BİYE, NANE MORİ, <br />DO DEVET YUNAKA, <br />KOY ME YUNAK, NANE MORİ, <br />MENE KYE ME ZEME?&#8221; PROVİKNASE, <br />NANE MORİ, TOY GYURGİ SUGARE: <br />&#8220;YAS LE KYE TE ZEMAM, SMİLYO, <br />ZA MLADA NEVESTA!&#8221;</p>



<p>SMİLYANA KIZI KAÇIRDILAR, <br />ASİLERİN DOKUZ ŞEFİ KAÇIRDI ONU <br />YEŞİL ORMANA GÖTÜRDÜLER <br />SMİLYANA KIZ SESLENDİ: <br />&#8220;DOKUZ YİĞİT KAVGA EDİYOR <br />HANGİSİ BENİ ALACAK?&#8221; <br />GYURGİ SUGARE SESLENDİ; <br />&#8220;SMİLYO, SEN BENİM KARIM OLACAKSIN!&#8221;<br />Makedonya ve Bulgaristan&#8217;da dansın nabzı 11/8 atıyor. Vokal tarzı ise Makedonya&#8217;nın köy armonilerinden bugüne miras. Gyurgi Sugare, İlinden ayaklanmasına katılan bir öğretmen. Bitola yöresindeki Osmanlı karşıtı direnişe önderlik etti, 1906&#8217;da öldürüldü.</p>



<p>LALUN FLOGERES / KAVALLAR ÇALIYOR (Yunanistan) 02.12<br />Singathistos dansı (çömelmeli dans). Yunanistan&#8217;ın Trakya bölgesinde bir düğün yeri. Kızlar, erkekler bu hareketli ritme ayak uydurup karşılıklı dans etmektedir.</p>



<p>RAZBOLESE TSARE SÜLEYMAN (Bosna) 01.56<br />RAZBOLESE TSARE SULEYMANE AMAN<br />AMAN SÜLEYMAN<br />U BİYELO GRADU TSARİ GRADU* AMAN<br />AMAN TSARE GRADU<br />Pİ TAOGA SİNE İBRAHİME AMAN<br />AMAN İBRAHİM<br />YELTİ JAO BABO UMRİYETİ AMAN<br />AMAN UMRİYETİ</p>



<p>NİYE MENİ JAO UMRİYETİ SİNE AMAN <br />AMAN UMRİYETİ<br />VEÇ Mİ JAO VYERNU LUBU OSTAVİTİ AMAN <br />AMAN OSTAVİTİ</p>



<p>HASTALANIR SULTAN SÜLEYMAN<br />AMAN SÜLEYMAN<br />BEYAZ ŞEHİRDE, İSTANBUL&#8217;DA AMAN<br />SORAR OĞLU İBRAHİM<br />AMAN İBRAHİM<br />ÜZÜLÜR MÜSÜN BABA ÖLECEĞİNE<br />AMAN ÖLECEĞİNE<br />ÜZÜLMEM OĞLUM ÖLECEĞİME<br />AMAN ÖLECEĞİME<br />ÜZÜLÜRÜM SADIK ZEVCEMİ BIRAKACAĞIMA<br />AMAN BIRAKACAĞIMA<br />*Tsari gradu: Çar (Sultan) şehri, yani İstanbul.<br />Ünlü Sırp şarkıcı Predrag Gojkovic June&#8217;nin 45&#8217;liğinden öğrendiğimiz bu parçada da olduğu gibi, tarihsel etkileşimlerden ötürü Bosna kent müziğinde Osmanlı etkisi sık görülüyor.</p>



<p>EDİYE (Makedonya) 04.05<br />NE Mİ Sİ SE NASPALA<br />KUZUM BELA EDİYE<br />TRİ VEÇERİ BEZ MENE<br />NA ÇETViRTA YAS DOYDOV<br />KUZUM BELA EDİYE<br />TEBEDOMANEDAYDOV<br />YASTENÂYDOVZADVRATA<br />KUZUM BELA EDİYE<br />İ MENE ME KUNEŞE<br />NE Mİ FIRLAY İFTİRA<br />ÇAZİM, GLAVO PİYANA<br />YAS SUM BİLO KOD MAYKE<br />S ULYE SUM POLEVALA<br />ÇAZİM, GLAVO PİYANA<br />BELE RUKE SUM JARİLA</p>



<p>UYKUSUZ KALDIN, AK KUZUM EDİYE<br />BENSİZÜÇGECE<br />DÖRDÜNCÜ GECE DÖNDÜM, AK KUZUM EDİYE<br />AMA YOKTUN EVDE<br />BİR KAPININ ARDINDA BULDUM SENİ<br />AK KUZUM EDİYE<br />BEDDUA EDİYORDUN BANA<br />SAKIN İFTİRA ATMA BANA, ÇAZİM, SENİ AYYAŞ<br />ANAMIN EVİNDEYDİM<br />ÜSTÜME YAĞ DÖKÜLDÜ, ÇAZİM, SENİ AYYAŞ</p>



<p>YANDI GÜZEL ELLERİM</p>



<p>Anlaşılacağı gibi Ediye, Hediye-, Çazim de Kazım.<br />Makedonya ve Kosova&#8217;da söylenen bir türkü. Brenna<br />şarkıyı Sföaili Vebiya&#8217;nın kayıtlarından öğrendi.</p>



<p>MİLO Mİ E MAGOE (Bulgaristan) 02.54<br />MİLOMİEMAGDELEDRAGOMİE<br />PROSTOM MELA BELA MAGDENO MOME MORİ<br />UVAS DA DOYDAM<br />UVÂS DA DOYDAM MAGDE<br />PROSTOM MELA BELA MAGDENO MOME MORİ<br />NA STOL DA SEDNAM<br />NASTOL DA SEDNAM MAGDE<br />PROSTOM MELA BELA MAGDENO MOME MORİ<br />TEBE DA GLEDAM<br />DA TE İSPİŞA MAGDE<br />PROSTOM MELA BELA MAGDENO MOME MORİ<br />NA TEBE KNİGA</p>



<p>SEVİNİYORUM, MUTLU OLUYORUM<br />SENİ GİDİ SEVİMLİ, GÜZEL MAGDE<br />SİZE GELDİĞİMDE<br />SİZE GELEYİM<br />SENİ GİDİ SEVİMLİ, GÜZEL MAGDE<br />KARŞINA OTURAYIM<br />KARŞINA OTURAYIM<br />SENİ GİDİ SEVİMLİ GÜZEL MAGDE<br />SANA BAKAYIM<br />RESMİNİ ÇİZEYİM<br />SENİ GİDİ SEVİMLİ GÜZEL MAGDE<br />U&#8217;AfiİD A DCCHAİMİ<br />Pirin bölgesinden, Makedon köy polifonisi ve<br />geleneksel 9/8 eşliğinde, fotoğraf makinesi icat<br />olmadan önce çizilmiş bir sevgili portresi.</p>



<p>SARAKA İNİMA ME (Romanya) 06.07<br />SÂRAKÂ İNİMA ME<br />İAR ÎNCEPE-AMÂ DURE<br />HAİ HAİ İNİMÂ HAİ<br />LA MULTE RELE MÂ DAİ<br />SARAKA İNİMA ME<br />FOST-AM LA DOFTÛR CU-İE<br />POTİCA RE SU Ml-0 ZİS<br />CÂ LEACUR&#8217;İ LA İNİ MA NUS<br />LA İNİMA ESTİ-UN LEAC<br />CETERAŞİOMULDRAG</p>



<p>ZAVALLI KALBİM BENİM<br />İŞTE YİNE SIZLIYOR<br />HAY HAY KALBİM HAY<br />BENİ DERİNDEN YARALIYORSUN<br />ZAVALLI KALBİM BENİM<br />BU ACIYLA DOKTORLARA GİTTİM<br />DOKTORLAR KEDERİME<br />BİR ÇARE BULAMADI<br />KALBİMİN SIZISINI ANCAK<br />KEMANIN SESİ VE DOSTLARIM HAFİFLETİYOR<br />Transilvanya, Maramureş&#8217;ten çok sevilen, bizim de<br />çok sevdiğimiz bir şarkı: Fiorentina Satmari&#8217;nin<br />söylediği albümden öğrendik.</p>



<p>SE RASPLAKAL STAR BEL DEDO (Makedonya) 02.33<br />SE RASPLAKAL STAR BEL DEDO<br />ŞTO OSTAREL İ POBELEL<br />NE E VEKYE ZA LYUBENYE<br />GO DO GLEDA BABA NEDA<br />İ NA DEDO TİFKO DUMA<br />MILÇİ DEDO NE Mİ PLAÇİ<br />NELI BEVME İ NİYA MLADİ<br />SE LYUBEVME SE GIRLEVME<br />SE NASMEYAL STAR BEL DEDO<br />Sİ PREGIRNAL BABA NEDA<br />Sİ YA BAKNAL BABA NEDA</p>



<p>KOCA DEDE SIZLANIYORDU<br />YAŞLANDI DA SAÇLARINA AK DÜŞTÜ DİYE,<br />ARTIK SEVİLECEK YANI KALMIŞ MIYDI? <br />NEDA NİNE GÖRDÜ ONU<br />HOŞ SÖZLERLE GÖNLÜNÜ AVUTTU<br />SUS BE DEDE, AĞLAMA<br />BİZ DE GENÇ DEĞİL MİYDİK BİR ZAMANLAR SEVİŞİRDİK, BİRBİRİMİZE SARILIRDIK<br />KOCA DEDENİN YÜZÜ GÜLDÜ<br />NEDA NİNE&#8217;YE SARILDI BİR GÜZEL ÖPTÜ</p>



<p>Ve dede ermiş muradına. Brenna türküyü, ünlü<br />Makedon şârkıcf Aleksandr Sariyevski&#8217;nin Toronto&#8217;da<br />1970&#8217;lerde yaptığı kayıttan öğrendi.</p>



<p>RADİLE (Yunanistan) 03.34<br />TSALİA Kİ ANGATHİA PATİSA RADİLE<br />OS PU NA S&#8217;AGAPİSO RADİLE<br />KE TORA PU S&#8217;AĞAPİSA RADİLE<br />MU LENE NA S&#8217;AFİSO RADİLE<br />KENURYA AĞAPİ AĞAPİSA RADİLE<br />PALYA DEN ASTOHİETE RADİLE<br />PALİOS BLOKOS ME SEVETE RADİLE<br />KENURYOS DEN T&#8217;ARNİETE RADİLE</p>



<p>ÇALILARA DİKENLERE BASTIM RADİLE<br />SENİ SEVİNCEYE KADAR RADİLE<br />VE ŞİMDİ Kİ SENİ SEVDİM RADİLE<br />SENİ BIRAKMAMI SÖYLERLER RADİLE<br />YENİ BİRİNE SEVDALANDIM RADİLE<br />ESKİSİNDEN DE VAZGEÇMEM RADİLE<br />ESKİSİ BANA SAYGI DUYAR RADİLE<br />YENİSİ DE BENİ REDDETMEZ RADİLE</p>



<p>Muammer bu şarkıyı, etnomüzikolog Yorgos<br />Melikis&#8217;in,Yunanistan&#8217;ın Doğu Rumeli bölgesinden<br />otantik kayıtları içeren albümünden öğrendi. Şarkı<br />Brenna&#8217;ya, Makedonya&#8217;da söylenen &#8220;Pavle mi ple&#8230;&#8221;&#8216;yl<br />hatırlatıyor.</p>



<p>KEREM EYLE (Eski Yugoslavya) 03.04<br />GEL YANIMA GEL<br />AMAN AMAN YAVAŞ YAVAŞ<br />AH KEREM EYLE, KEREM EYLE<br />PEK NAZ ETME<br />OF, CANIM SIKMA, CANIM SIKMA<br />AH İNCİTME<br />ERMENİKA KAÇ BANA<br />FEDA OLSUN CAN SANA<br />GİTME CEVAHİR MISIR&#8217;A<br />AŞIK OLDUM BEN SANA</p>



<p>Çok bilinmeyen bir türkü olduğunu düşünüyorduk,<br />ama Romanya&#8217;da da, Midilli&#8217;de de karşımıza<br />çıkıverdi&#8230; Şarkıyı Roman şarkıcı Husnija&#8217;nın yaptığı kayıttan öğrendik.</p>



<p>ÇOBANKAT (Arnavutluk) 05.44<br />ÇOBANKAT MOJ QE ŞKOJNE ZALLİT<br />MOJ ÇOBANKAT<br />SHKOJNE E TJERRİN PER DJEMTE MALİT<br />MOJ ÇOBANKAT E</p>



<p>0 LİRİ LİRİ PER DJEMTE E MALİT E<br />DJEMTE MOJ ME YLLE TE KUQ MES BALLİT E<br />0 MOJ ÇOBANKAT E<br />OMOJTEMİRATE</p>



<p>TİRRMOTERMOJTETJERRİM<br />TU BEJME RROBA TRİMAVE<br />TİRRE TRASHE 0 MOS E TİRR HOLLE MOJ</p>



<p>PER TRİMAT QE FLEJNE NE DEBORE<br />0 MOJ NE DEBORE</p>



<p>NEHİRDEN GELEN ÇOBAN KIZLAR<br />KAZAK ÖRERLER DAĞLARDAKİ ERKEKLERİ İÇİN<br />ÖZGÜRLÜK DİYE HAYKIRIRLAR<br />ALINLARINDA AL YILDIZ TAŞIYAN ERKEKLERİ İÇİN<br />ÖRELİM KARDEŞİM, ÖRELİM KAZAKLARI<br />İNCE DEĞİL DAHA KALIN ÖRELİM,<br />ÜŞÜMESİN KARDA ERKEKLERİMİZ</p>



<p>Güney Arnavutluk türkülerinin armonilerini çok çarpıcı<br />buluyoruz. Tıpkı Tösk lehçesinde söylenmiş bu<br />pentatönik türkü gibi&#8230;</p>



<p>AYDE VİNO PİYAM (Makedonya) 03.27<br />AYDE VİNO PİYAM, NEPARA GO PİYAM <br />AYDE NA RAKİYA, MOŞNE SUM MERAKLİYA</p>



<p>AYDE KOYNÇE YAVAM, KOYNÇE ACAMİYA <br />AYDE YAS GO TERAM, DOMA DE VODİ</p>



<p>AYDE TOY ME VODİ, NA MOMİNİ PORTİ<br />AYDE PUSTİ PORTİ, BEYA ZATVORENİ</p>



<p>AYDE NE SUM PİLE, PORTİ DA PRELETAM <br />AYDE NE SUM ZMİYA, ZDOLA DA SE PROYDAM</p>



<p>ŞARAP İÇERİM ÖYLESİNE<br />ASLINDA RAKININ TİRYAKİSİYİM<br />BİR ATIM VAR, TOY BİR AT<br />BİNERİM EVE GİTMEK İÇİN<br />BENİ GENÇ DİLBERİN KAPISINA GÖTÜRDÜ<br />AMA KIRILASI KAPILAR SIMSIKI KİLİTLİ<br />KUŞ DEĞİLİM, ÜZERİNDEN UÇAYIM<br />YILAN DEĞİLİM, ALTINDAN SÜRÜNEYİM<br />Demek, rakı ve şarap denince, atlar bile 7/8&#8217;lik ritimle koyuluyor yola. Bu şarkının Makedonya&#8217;da ve Bulgaristan&#8217;ın Pirin bölgesinde söylenen çeşitli versiyonları var. Şerefe!</p>



<p>VALE POPULARE (Arnavutluk) 02.28<br />Aslında sözlü bir Kuzey Arnavutluk türküsünden<br />uyarlanmış bir dans ezgisi. Kosova&#8217;da da biliniyor.<br />Bu versiyonu eski Yugoslavya baskısı bir 45&#8217;likten<br />öğrendik.</p>



<p>TRİ Mİ ZVEZDO (Bulgaristan) 02.23<br />TRİ Mİ ZVEZDO<br />NAY RANO GREYAT</p>



<p>P&#8217;RVA GREYO<br />DOLE POD SELO</p>



<p>VTORA GREYO<br />NASRETNASELO<br />TRETA GREYO<br />GORENATSELO<br />ÜÇ YILDIZ PARLIYOR<br />İLKİ KÖYÜN ALTINDA PARLIYOR<br />İKİNCİSİ KÖYÜN ORTASINDA PARLIYOR<br />ÜÇÜNCÜSÜ KÖYÜN ÜSTÜNDE PARLIYOR</p>



<p>Bulgaristan&#8217;ın Şop Bölgesi&#8217;nde hasat zamanı.<br />Kadınlar biraz soluklanmak için işe ara verdiklerinde,<br />esen rüzgara karşı türkü söyleyip köyün üç yakışıklı<br />delikanlısına selam yolluyorlar. Biz de türküye sesimizi<br />katıp yaşamımızdaki tüm yıldızlara selam ederiz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
										</item>
	</channel>
</rss>
